Salı, Temmuz 17, 2012

Pazara gitmek mi? 2.Bölüm


Hemen hemen her haftasonu Eray gider babaannesinin Beykoz’da ki köyüne.Orayı o kadar çok sever ki..Akşam dönüşümüz işkence olur bizim için.Ortalığı ayağa kaldırır geri dönmemek için.Bahçe sular,toprağı kazar,dedesiyle mutlaka birşeyler eker...Gerçekten de çocuğumu toprak mutlu ediyor olmalı

Bu hafta cumartesi çalıştığım için pazar evde kalıp temizlik yapacaktım Eray’da babasıyla köye gidecekti.
Fakat kayınvalidem aradı Ayla bana yardıma gel dedi.Çok da anlarım ya o işlerden dedim,olsun gel sana yapacak illa ki bir iş bulunur dedi.Annemi de aldık vardık köye.Hem İstanbul hem de İstanbul dışı..

Oooo gerçektende iş çok.Fasulyeler,biberler toplanacak onlardan turşu kurulacak.Erikler toplanacak erik şurubu yapılacak,yaprak toplanıp bidonlara basılacak....Vira Bismillah diyerek işe başladık ama önce bahçeyi bir gezelim.

Armutlar bu sene çok güzel,bir tane aşırdım söylemesi ayıp lakin biraz daha olmalı


Bu sene bahçede en çok olan meyva elma.Geçen sene çok olmamıştı.Bu sene o kadar çok ki.
  

Bir Karadenizliler Töngel deriz.Bu sene geçen seneye oranla daha az.Sebebi bilinmiyor lakin çok merak ediliyor:)


Ben bahçede ayva ağacı olduğunu bile bilmiyordum annemi gezdirirken bende öğrenmiş oldum.Aaa şu ayvaya ne kadar benziyor di mi? Kayınvalidem der ki; Ayla ayva zaten o:)


Kara erikler.Kırmızı eriklerin kökü kurutularak şurup yapıldı:)Dut ağacı,incir ağacı da var gittiğimizde annem pepino dikti.


Geçen sene domateslere ve salatalıklara hastalık gelmişti.Çok az vardı,bize kısmet olmadı.Bu sene kayınvalidemler çocuğu gibi baktı domateslere ve mükafatını aldılar.Bu yaz Eray hemen hemen hiç marketten salatalık yemedi,salatalıklar köyden geldi.Domatesler bu yıl o kadar çok ki(maşallah diyelim)Henüz kızarmadı.Kızarınca kendileriyle bizzat ilgileneceğim galiba konserve olacaklar.Onlar adına üzgünüm...


Cherry domatesler


Bahçede hem çarliston hem de sivri biber var.


İki senedir neredeyse hiç başka yerden taze fasulye almadık.Haftalık olarak bahçeden girer mutfağımıza. Eray'ın en sevdiği yemeklerden biridir.O yüzden geçen yaz kayınvalidemle buzluğa attık.Kışın bile Eray taze fasulye yedi.Yazın haftada bir öğün mutlaka yer aynen pazıyı yediği gibi.Kabaklarda çoktur,Eray'a mücver yapılır.Bahçedeki diğer sebzeler;kabak,pazı,semizotu,lahana,marul, taze soğan...


Geçen senenin patlıcanları harikaydı ama kayınvalidemler yanlış dikmiş bu sene,dolmalık patlıcan çıkınca şaşırdık:) Olsun patlıcanların bu dombalak halini de çok sevdim


Tatataatammm bu seneki süpriz patatesler.Bu patateslerin bir özelliği de tontalak efendi kendi tontik elleriyle dikti.Deneme amaçlı sadece dört kök dikildi sonrada nefesler tutuldu.Sonuç başarılı.Seneye daha fazla ekilecek.Bu patatesler de yine Eray'a rezerve edildi.Patatesli omlet yapılıyor,haşlanıyor bu bahçe var ya en çok tontalağıma yarıyor.


Saçaklı Mısırlar.Kendileriyle bizzat ben ilgileneceğim onlarla ilgili hain planlarım var


Biraz da fındık var.Nanelerde bahçeden.Seriyorum evin gölge bir yerine yavaş yavaş kuruyor..Avuçlarımla ufaladıktan sonra ince elekten geçiyorum.


Sonra başladık işe.Bibeler,fasulyeler toplandı.


Turşular kuruldu, fasulye-biber karışık.Küçük olan benim.Herhalde tüm gün bedava çalışacak değildim:) Bende turşu kurmayı birşey zannederdim o kadar basit ki.


Erikler biz gelmeden toplanmıştı,kaynatıldı süzgeçlerden geçirildi,kavanozlara koyuldu.Bilmem söylememe gerek var mı?Kayınvalidem de pişer bana da düşer elbette ki...Yapraklar da toplanıp kışa hazır hale getirildi:)


Sonra parlak bir fikir geldi aklıma kariyer planlamamı yaptım:)15 gün sonra işsizler ordusuna katılacağım ya, bahçede de bazı mahsuller çok... Demem o ki bir tezgah kurup tontalağımla pazarcılık mı yapsam. Kayınvalidem ben utanırım asla yapamam öyle şeyler dedi de 'çaya çorbaya doldur torbaya lemonnnnn 1 milyon demekte ne var...

Not:Tontalak efendi öyle ehl-i keyiftir ki bahçeyi sularken tabure ile geziyor.Taburesini koyup totosunu yerleştiriyor.Sonra da offf çok yoruldum diyor.

Pazartesi, Temmuz 16, 2012

Buz Devri 4-Kıtalar Ayrılıyor


Geçen hafta televizyon seyreden küçük bey Buz Devri 4 görünce beni sinemaya götür annecim dedi. O hafta program çok dolu olduğu için cumartesi iş çıkışı gidebildik. Mısırlarımızı aldık girdik içeriye ben yanlış filme mi girdim diye sağa-sola bir baktım saat 19,00 matinesi olduğu içindi galiba sadece iki üç çocuk vardı diğerleri hepsi büyüktü.Ben tabi biraz gerginim ya çok ses yaparda çevreyi rahatsız ederse diye..

Fragmanlar dönerken hadi arabalar başlasın dedi ben de arabalar filmi değil Eray’cım bu başka bir film dediğim zaman bir çığlık koptu 'banane ben arabaları seyredeceğim' dedi.Dur bakalım biraz seyredelim arabalar gelecek mi diye sakinleştirdim ama bir yandan da böyle bir şey başıma geleceğini düşünmediğimden B planım olmadığı için müteessirdim.Allah’ım ben ne yapacağım dedim durdum kesinlikle Erol’un dilinden kurtulamayacaktım o çeneyi gece boyu çekmek zorundaydım.(Ayla durmaz demişti çünkü)

Film hızlı başladı,Eray’ın dikkatini çekti.Komik sahnelerde öyle bir kahkaha attı ki yahu bu çocuğun anası nerede der gibi sağa-sola bakışlar fırlattım.Ohh kimse Eray’la ilgilenmiyordu,herkes filme konsantre olmuştu neyse ki.Eray’cım şiştttt biraz sessiz güler misin insanlar rahatsız olabilir dediğimde 'ama çok komik annecim'dedi.İlk 10-15 dakika Eray’dan huzursuzluğa dair bir atak beklediğim için gergindim ama çocuğum ayakkabılarını çıkarmış, ayaklarını yukarıya toplamış ağa pozisyonunda mısırı yiyerek çok güzel film seyredince ben de kendimi filmin kollarına bıraktım.


Şahsen Buz devrini daha önce seyretmediğime çok pişman oldum.O kadar sevdim ki. Sevgi, dostluk, ergen sorunları çok güzel anlatıyor.Seslendirme harikaydı.Bizler için kült olan espriler havada kalmayacak şekilde sahnelere yerleştirilmişti.Nereye karpuz kesecektik, enişte oturmaya mı geldik. Ergen şeftaliye ise bayıldım,babasıyla tartıştığı bölümde bende bir ebeveyn olmamdan mı kaynaklı bilmem ayyy demeden kendimi alamadım.

Ara olunca tamam konsantresi bozuldu asla seyretmez dedim lakin son 10 dakikaya gelene kadar bir sorun çıkarmadı.Sonuçta filmi bitirebildik,çok eğlendik..Herkese kesinlikle tavsiye ederim.

Filmden çıkınca uyuduğu için ertesi güne kaldı filme dair kritiğimiz.Benim Eray’a ait hayallerimden biridir bu Bir filme,tiyatroya, müzikale gittiğimizde çıkışta kol kola girip seyrettiğimiz şeye dair kritik yapmak, düşüncelerimizi paylaşmak.Daha küçük olduğu için ben yönlendirdim.Filmde neler vardı Eray babanda merak ediyor dedim mesela.

Çocuğumun aklında kalan sahnelerden birkaç kesitler..Gız babasıyla kavga etti, dağlar(buzulllar aslında) yıkıldı.Maymun mamutu bağladı.Annesini babası kurtaramadı gızı kurtardı yani çocuğun aklında kalan hep action sahneleri .Ahh bu erkeklerin hepsi mi aynı.Sonra anneannesine anlattı filmi lakin anlatmaya başlaması çok komikti,çok güldüm

Bir mamut vardı annanecim..Mamutun gızı vardı o da mamuttu..Mamutun garısı vardı o da mamuttu:) Ahh bu mamutlar hepsi mi aynı.

Sonuç olarak Eray’cım sence film nasıldı dedim son olarak. Dedi ki;

Film çok düzeldi annecim ama çok türültürüydü(gürültü).Yorumda son nokta işte ben buna derim...

Bir dahaki film kritiğimize kadar efendim kendinize iyi bakın

Buz Devri 4-Kıtalar Ayrılıyor: 14/07/2012 19,00
Cevahir Sinema Salonu

İlk sinema  http://hanimignesi.blogspot.com/2011/08/oglum-seni-annen-nerede-dogurdu-ilk.html

Cumartesi, Temmuz 14, 2012

Boleyn Kızı

Philippa Gregory
Çevirmen:Canan Sakarya
Sayfa:820
Artemis Yayınları

Hani bazen soru sorarlar ve aklına ilk gelen kelimeyi söyle derler ya işte Boleyn kızı dese birisi aklıma sadece entrika gelir. Kitap baştan sona kadar entrika ile dolu.Tarihi bir
Roman.Tudor hanedanından Kral VIII.Henry dönemini anlatıyor.

İki kız kardeş yani Mary Boleyn ve Anne Boleyn...Gece ile gündüz, artı ile eksi, siyah ile beyaz gibi birbirlerine taban tabana zıt karakter.Anne hırslı, zeki ,asi,hırsı uğruna her türlü kötülüğü yapan,kendi fikirleri olan, reformist bir kadın.Mary ise saf, diğerlerine göre daha temiz,kendi fikirleri ile değil ailesinin fikirleri ile hareket eden,kendi dışında başlarını da düşünebilen biri....Tek ortak noktaları her ikisinin de ailenin piyonları olması. Yani ailenin hırsları uğruna kraldan bir oğlan çocuk doğurmak için sermaye edilmeleri.

Kitap tanıtımında bir kralın aşkı için birbiriyle savaşan iki kızkardeşin hikayesi dese de Mary mücadele edebilecek biri değil aslında.Daha çok Anne’in hırsları ve kraliçe olmak için mücadelesini anlatıyor.Bu mücadele için ne fedakarlıklar(!)yapıyor.

‘Çünkü onun için cehennemin kapılarına gidip geri geldim.Tahmin daha edemezsin.

Kral VIII.Henry'nin tek amacı kendinden sonra tahta geçebilecek bir erkek çocuğunun olması.Bu amaç uğruna dini ve hukuku kendine uyarlayabilen biri.Eşi kraliçe Catherine'in analık hakkından kesilip( anneannem öyle derdi)bir daha çocuğu olmayacağını öğrendiğinde kralın 25 yıllık geçmişlerini tek kalemde sildiği bölümleri acı içinde okudum.Kral VIII.Henry’nin Anglikan kilisesini kurmasının temelinde işte bu evliliğin geçersiz kılınması var.

Anne’in kraliçe olduktan sonra da hırsı,öfkesi hiç dinmiyor.Herkesin bir dönemi vardır ya onunda lale devri sona eriyor.O bölümlerde kitap daha da akıcı hale geldi.Anne'in son dönemleri çok iç burkuyor.Ama annaanem okusa aynen şöyle derdi 'Eee napcan hemşire etme bulma dünyası işte...

Bu kitap bazı insanları ahlaki deformasyon ve çarpık ilişkiler açısından rahatsız edebilir.Bazı bölümlerde yok artık demeden edemedim hatta tiksindim.Bunun dışında 820 sayfanın nasıl aktığını anlamıyorsunuz kitabın dili sade,akıcı ve yalın. Serinin diğer kitaplarını da okuyacağım merak ettim.

Not:Dün akşam Erol'la filmini seyrettim.Kitaptan çok farklı bölümler var,yavan geldi bana yarıda bıraktım. Herzaman derim kitabın yeri çok başka.

Olasılıksız

Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor.Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?

Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?

Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz.Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..

Önce Adam Faver'in Empati kitabını okumuştum sonra Olasılıksızı..Bu kitabına da hayran kaldım.Nasıl bir kurgudur bu demeden edemedir.Diğer kitaba nazaran daha fazla hareket vardı bu kitapta ve çok sevdim..

"Satranç hayat gibidir.Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazıları ise sonunda.Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek."

Yazar: Adam Fawer
Çevirmen:Şirin Yener
Sayfa:475
April Yayıncılık

Cuma, Temmuz 13, 2012

Hedefe Kilitlenme

Dikkat! Masada bir centilmen var:)

Akşam yemekten sonra bir akşam kahve dünyasına gittik.Eray beyler mönüyü aldı,bir süre göz gezdirdi ben dondurma yicem dedi sonra döndü babaannesine.Babaannecim sen çilekli mi yersin sonra aklına birden başka bir şey gelmiş gibi durakladı....Sen çilek sever misin babaannecim. Babaannesi severim dedi.O zaman sen çilekli dondurma ye ben beyaz yicem dedi.Babaanne ben kahve içmek istiyorum ama dediği zaman peki iç o zaman diye izin verdi. Garsona döndü ben dondurma yicem babaannecim kahve içcek. Garson onun hareketlerini gördükçe neredeyse karşısında küçük bir prens varmış gibi reverans yapacaktı ya neyse.Sonra hay hay küçük bey dedi arkasını döndüğü an gülmeye başladı.Dondurma gelene kadar ise tontalak bahçede koşmaya başladı.

Damla sakızlı Türk kahvemi tam höpürdetirken Erol yabancılarla sürekli iletişim halinde olan Eray’a bakarak çocuğumuzun tek kötü huyu bu dedi.Az daha kayınvalidemin yüzüne püskürtüyordum kahveyi.Tek kötü huy mu dedim bilerek tek kelimesini vurgulayarak.Evet dedi başka çocuğumuzun ne kötü huyu var ki...Düşündüm kuzguna yavrusu şahin görünürmüş diyen kişi kesinlikle Erol gibi bir babayı görerek etmiştir bu sözü.

Tontalak yabancılarla çok çabuk iletişime geçiyor ve ailecek bu bizi rahatsız ediyor.Mini mini bebekken bile böyleydi.Başkalarının çocuğu yabancı birini görünce ya da kucağına alınca basardı çığlığı bizimki boğum boğum parmaklarını açıp kapayarak yabancılara gel gel gel yapardı.Parklarda bir an olsun bile başka tarafa bu yüzden çeviremiyorum kafamı.Hani hiç tanımadığı biri gel gidelim derse bana 'göle göle annecim' der gider vallahi.Anlatıyoruz ama.....Neyse demek ki anlaması için biraz daha zamanı var.


Dondurması gelince oturdu sandalyeye hem dondurmasını yiyor hem de kime laf atabilirim diye çevreyi gözetliyor.Bingo tam yanı başımızda telefonundan bir an olsun gözünü ayırmayan kadına laf atıyor.

1.Aşama –Tanışma

Ablacımmmm,ablacımmmm (önce şirin ses tonuyla kendisinin farkedilmesini sağlıyor.Kadın geç de olsa kendisine seslenildiği anlıyor)

-Efendim canım, bana mı seslenmişten sen ayyyy

1.Aşama başarıyla tamamlandı


2.Aşama-Muhabbete bodoslama dalma
-Ablacım sen neden sigara içiyorsun
-Bi bi bil memm(kadın ne cevap vereceğini şaşırdığı için kekeliyor)
-neden (sonuçta bilmem bir cevap değil tontalağın nazarında)
-Tamam bir daha içmeyeceğim ( cevabı yok ki o yüzden kaçma metodunu kullanıyor kadın ama bir yandan içmeyeceğim derken sıkı bir nefes çekiyor içene)
-ama hala içiyorsun:)

Söyledikleri ile hareketlerinin çeliştiğini anlayan kadın hemen sigarayı söndürmek zorunda kalıyor bak artık içmiyorum diyerek sigaranın zararları hakkında koyu bir sohbete dalıyorlar

2.Aşama başarıyla tamamlandı

Artık ben kalkayım diyen kadını gören tontalak hemen 3.Aşamayı devreye sokuyor,zaman yok

3.Aşama-Oyalama

-Tanıştığımıza memnun oldum ben gidiyorum
-Araban var mı ablacım
-var
-ne renk
-beyaz
-babamın arabası da beyaz
-hadi bye byee
-göle göle ablacım....

3.Aşama başarıyla sonuçlandı.

4.Aşama-Hedefe Kilitlenme

-Ablacımmmmmmmmmmm

Kadın arkasına dönüp bakıyor

Bir gün bize gel:)

4.Aşama henüz sonuçlanmadı

Not:Babasının bir özelliğini tıpkı Eray’da almış.Yani hergün ev misafirlerle dolup taşsın istiyor. Eğer bize gelecek kimse yok ise işte görüldüğü gibi parklardan,kahve evinden toplama çalışıyor...

Not:Dün akşam eve gelince babaannesini bana şikayet etti.Babaannem beni parka götürmedi annecim ne kadar ayıp di mi:)Yok ayıp değil sadece yorgundur diyebildim.Bu aralar ben eve gelince hemen şikayete başlıyor..Babannecim beni banyo ettirmedi annecim, bana dondurma vermedi annecim,bana gızdı annecim....Besle kargayı oysun gözünü kayınvalidecim... Diyorum ya çocuğumun huyları bu aralar çok değişti çok...

Perşembe, Temmuz 12, 2012

Mutasyon


Tontalağımın en sevdiğim yeridir tatlı dili.Öyle tatlı öyle ballıdır ki...Evimize gelenlerde bayılıyor onun bu özelliğine.Ne bilim su versem dedeştürler annecim...Annecim parka gidebilir miyim? Annecim seni seviyorum..Annecim, babacım hojjgeldiniz..Annecim sen çok datlısın(tatlısın)..Annecim balsın bal(sarılıyor bu arada) Bu çorba çok düzel olmuş, annecim sana yardım dapayım.Yani hep rica, minnet,takdir cümleleri

Bir haftadır lakin rüzgar yön değiştirdi.Eray’ın üslubu inanılmaz bir değişime uğradı..Ha birde çok sinirli...Bir gün bir şey almasına izin vermedim öfkelendi elini yumruk yaparak bir daha böyle yaparsan senin kafanı kırarım dedi.Dondum kaldım resmen.Bana kal gelecek kadar şaşırdığımda hemen gözlerim Erol’u arar.Yine öyle yaptım artık nasıl bir yüz ifadesiyle Erol’a baktıysam fırladı yerinden resmen.Sen kime dedin o lafı diye kükredi.Güzel güzel de cevap veriyor tontalak 'anneciğime' dedi.Sakın bir daha annenle öyle konuşma eğer tekrarı olursa demeye kalmadan dedi ki tontalak

-Bana ceza verirsen senin kafanı kırarım babacım:)

Evet tabiki ceza aldı.Bu arada Erol’la diktörtgen masa toplantısı yapıp taktiğimizi belirledik. Bu lafı bir daha duyduğumuzda kucağımıza alıp sakin sakin konuşmaya,anlatmaya karar verdik.İlkinde hazırlıksız yakalanmıştık.Allahım bir daha duymayım dedim ama maalesef iki gün sonra tekrarladı aynı cümleyi..Senin kafanı kırarım...Babası bilgisayar kullanıyordu hemen kalktı yerinden dizine oturttu,boğazını temizledi öhömm öhömmm ve cümleye giriş yaptı

-Eray’cım güzel oğlum hiç annelerin kafaları kırılır mı?
-Peki babacım kimlerin kırılır..

Dakika 1 gol 1 tabiki golü ağalara tontalak gönderdi.Erol beyler öyle sabırla laf anlatacak adam değildir.Daha ilk cümlede hezimeti uğradı ya Ayla benim biraz işim var sen devam et diyerek pası bana attı.Anlatmaya çalıştım da bu lafı şimdilik unutmayacak galiba ..

Not:Babası eve geldiğinde Eray’la güreşir,gıdıklar oyunlar oynar.Normalde Eray bu oyunları çok sever.Dedim ya bu aralar sinirli diye oyun esnasında sıkılan tontalak dedi ki ‘yeter be adam’ Allahım bana oğlumun tatlı dilini geri ver:) Ha bu arada bu bir geçiş dönemidir di mi?

Fotoğraf ilk doğumgününden zaman hızla akıyor az kaldı doğumgününe,hala düşünüyorum ne yapayım diye..

Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Babam gibi


Bir müddet öylece baktım..Sadece küçük adamıma aslında hiçbirşey göründüğü gibi değil biliyor musun demek istedim.Demedim.Nasılsa biraz daha büyüyünce idrak edecekti bazı şeyleri,belki de kabul bile edecek...

Her zaman ki gibi küçük adamım oyuncaklarını dağıtmıştı salona..Bir süre sonra artık dayanamayıp ‘kim bunları toplayacak diye söylendim.Hiç tereddüt etmeden ‘babam’ dedi. Baban mı? Baban senin hizmetçin mi diye sordum?Sen dağıttın tabii ki sen toplayacaksın. Hayır dedi babam toplayacak çünkü benim babam güçlü dedi(ellerini yumruk yaptı o ara) Çok mu güçlü dedim.Evet benim babam çok güçlü canavarları döver:)Aaaaa dedim sanki şaşırmış gibi.

Bu arada kaşındım hem de tatlı tatlı kaşındım...Bazı şeyleri merak ettiğimden yani küçük adamımın gözünden nasıl göründüğümü öğrenmek için can attığımdan acayip bir kaşındım.. Peki sence ben güçlü müyüm? Yahu usulen iki dakika düşün be oğlum pat diye hayır güçlü değilsin dedi.Bir çocuk gibi alınganlık yaparak nedenmiş o neden güçlü değilmişim dedim.Sıkı durun zira ben sıkı durmadım ters düz etti bu çocuk beni. Çünkü sen çok KÜÇÜKSÜN dedi(boyumu kasetti).İşte o an demek istedim yani hiçbirşey göründüğü gibi değil evladım demek istemeyi.Sadece sana katılmıyorum en az baban kadar hatta daha fazla güçlüğüm dedim.

Saate baktım zamanı gelmiş yani şu an itiraf zamanı...Çok fazla bu konulara girmeyi sevmesem de ben bu ülkenin kadınlarının fiziksel, psikolojik yani birçok anlamda çok güçlü olduklarını biliyorum. Hem çevremden gözlemliyorum hem de ben şahsen bizzat kendim yaşıyorum.

Gözlemlediklerimin diğer insanların özeline girmesinden ötürü es geçip bilgim dahilimde kendi özelime üsturuplu bir şekilde dalıyorum.

Ev işlerinde ve çocuk bakımında yardımcı olan bir eşim olmasına rağmen hiçbir zaman işler fity fity bölüşülmez terazin ağırlığı hep benim tarafımdadır.Sabahtan aynı anda çıkıp akşam aynı anda eve dönmemize rağmen o hep pert durumdadır.Çok yoruldum der bir şey söylendiğinde.Hafızanı tazelemeye gönüllü olmak istiyorum der işte tüm gün çalıştığımı hatırlatırım.Lakin cevap hazırdır.Benim işim çok yorucu ama..Bunu ölçen bir alet bile var evimizde yani olmalı eşim bunu ölçebildiğine göre..

Kadın kişisi hep düşünmek zorundadır. Yarına ne yemek yapılacak,çocuk ne yiyecek diye..Eşim hep boşver hallederiz der nedense. Akşam baba erikleri kütletirken haftasonuna misafir gelecek dolmada sarmalı.Çocuk hasta mesela ya... Telefon tuşlarına baba kişisi bastığı anda alev aldığı için anne hastaneyi arayıp randevu almalı, tüm gece vardiyasız biçimde ateşli minik erkeğin başında nöbet de tutmalı. Ertesi gün işten izin alıp koştura koştura çocuğu doktora götürmeli.

Adamlar bu konularda zinhar rahatsız edilmemeli .Malum her başarılı erkeğin arkasında bir kadın var safsatası.Doktordan koştur işe gel işleri topla aa unutmadan ilaçlar da alınmalı.Çocuğun gidebileceği okulları araştır,randevu al ve eşinle görüşmeye git, temizlik yap, misafir ağırla,çocuğun sandaleti olmuyor koş sandalet al yahu demin cebimdeydi bu alışveriş listesi de nerede.Sıralansa dünya kadar konu var aslında..

Belki de bu yüzden şaşırdım küçük adamımın sen güçlü değilsin demesini:)Bu ülkenin kadınları gibi bende güçlüyüm aslında sadece babasının 1,90 luk boyu karşısında 1,60 lık annesini görünce çocuğumun biraz nasıl demeli aklı karışıyor o kadar...Yani olay şimdilik bundan ibaret.O da öğrenecek gerçeği zamanla nasılsa:)

Not: Tontalağım,minik adamımın bu aralar replikleri şöyle:Babam gibi yicem babam gibi büyücem, babam gibi güçlü olcam, babam gibi işe gitcem......İnşallah oğlum baban gibi dürüst ve ahlaklı olursun...Haa bir de bazı şeyler göründüğü gibi değildir bunu sakın unutma

Salı, Temmuz 10, 2012

Resim


Resmin içindeyken her köşeyi her kıvrımı net göremezsin,bazı şeyler flulaşır ...Bakış açın daralır ya da şöyle diyeyim o resmin rengi, dağı,taşı yeşili,teması kısaca en önemli unsurlarından biri olduğun için objektifliğini yitirirsin.

Evin oğlunun da yaşadığı galiba buna benzer bir şeydi. Resim de anlatılan neydi peki....Evine gelen arkadaşlarıyla oyun oynayan bir çocuğun hikayesi vardı.Tema ise paylaşma ile gelen mutluluk.....Daha evine gelmeden arkadaşları arkakaşlarımla uyuncaklarımı baylaşcam demişti zaten annesine.Paylaştı da...Öyle güzel oyunlar oynadılar ki dört erkek arkadaş... Yalnız oynarken biraz da ses yaptılar.Anneler rahatsız olsa da mutluluklarını gördükçe ses etmediler bir akşam boyu kah sohbet edip kah resmi seyrettiler..Babalar mı hayat onlara güzel.. Herzaman ki gibi terasta oturmuşlar dünyadan bihaberler...

Evin oğlunun bir ara çişi geldi.Belli uzun zamandan beri tutuyordu çünkü resmin içinden çıkmak istemiyordu.Daha fazla dayanamayıp resmin içinden dışarıya doğru bir adım attı ve penceresi genişledi, görüşü ise berraklaştı. Merdivenlerden inerken aaaa annecim ne kadar türültü yapıyorlar de mi dedi. Biraz yapıyorlar dedi annesi.Tuvaletini yaparken çok rahatsız olup aaaa çok türültü yapıyosunuz susun be bile dedi.Merdivenleri çıkarken öfkesi katmerlendi.İki eli belinde odaya dalıp resmin içindeki arkadaşlarına bağırdı.... Yeter be çok türültü yapıyosunuz susun ...Sesini duyuramadı...Sonra vazgeçti bağırmaktan resmin içindeki yerini aldı.

Görüş ise tekrar flulaştı..

Cuma, Temmuz 06, 2012

Ama haksızlık bu

Her akşam babayla parka gidiyor tontalak kah bisiklet sürüyor(yani çalışıyor sürmek tam olarak doğru değil)kah arkadaş bulup onlarla takılıyor.Parktan gelince de el ayak yıkanıp bir tane dondurma yemesine izin veriliyor bir süre televizyon izleyince doğru uykuya..

Dün akşam parktan dönünce çok huysuzdu çünkü oyuna doymadı.Bu sebepten ellerini yıkamak,üstünü değiştirmek istemedi,çok ağladı.Ellerini yıkamak için ikna etmeye çalıştım ee çalışırken biraz da poh pohladım.Kucağıma aldım,sırtını sıvazladım gel bebeğim birlikte ellerimizi yıkayalım dedim sonra dudağımı ısırıp sustum.Pardon hem sustum hem tırstım. İnşallah cümle içinde geçen bebeğim lafını yani tontalağın en hassas olduğu lafı Eray duymamıştır dedim.Peki bu mümkün mü? Banyonun önünde kucağımdayken gözlerimin içine kırgın bir şekilde baktı ve dedi ki

Bana bir daha bebeğim dersen sana gızarım

Bebeğim lafını bir daha kullanmamak konusunda dikkatli olacağıma söz verdim:) başka ne yapayım.Eskiden bebeklik resimlerine bakarken bebeğin kendi olmadığı konusunda itiraz ederdi.Ben bebek olmadım diye bas bas bağırırdı şu aralar ise ben bebek oldum ama büyüdüm diyor bu bizim için büyük bir gelişme...


Bu aralar herşeye bir çözümü var tontalağımın lakin çözümü irdelediğimizde sonuç hep aynı yani fayda,kar ibresi hep tontalağın üzerinde..Pazartesi akşamı babaanne bize yatıya geldi.Uyku saati gelince annecim babaannecim yerede yatcak dedi, evdeki herşeyle o kadar ilgili ki bu arada.Salondaki koltuğu açacağım Eray’cım babaannen orada yatacak dedim.Sonra buldum dedi elini şıklattı.Babaanne sordu ne buldun.

Babaannecim sen babacımla yat buyada...Eeee diye soruyor babaane.Ben annecimle odada yatarım.

Acaba oyy fedakar oğlum benim babaannesi korkmasın diye babasını feda mı etti demeliyim yoksa çakal bu çocuk ya annesiyle koyun koyuna yatmak için fırsatını mı buldu demeyelim inanın hiç bilemedim.

Geçen hafta misafirler geldi bize arkadaş telefonundan çocuklara oyun açmış oynuyorlar ay pardon sen oynayacaksın ben oynayacaksın diye tartışıyorlar.Tartışma büyüyünce arkadaş telefonu ellerinden çekti kavga edeceksiniz hiçbirinize vermiyorum dedi. Tontalak devreye girdi arkadaşına döndü dedi ki.

Ben fefefonu(telefon)seninle baylaşabilirim,sen diye sordu. Arkadaşı da ben de paylaşırım dedikten sonra tontalak efendi dedi ki o zaman önce ben oynayayım sen sıranı bekle:) Diyorum ya ibre hep tontalağın üzerinde...

Bir de bu aralar hayatın adil olmadığını düşünüyor tontalak ve bu galiba acı veriyor oğluma Annanemizi uğurladık Samsun’a hoş bu ayrı bir konu aslında.Samsun’da ki selden ötürü dayımız kaybetti çoğu şeyini... Allah’a şükür sağlıkları sıhhatleri yerinde.Bu kötü günlerinde kardeşlerinin yanında olmak istedi attık annanemizi otobüse.Eray ise otobüs delisi o da çok binmek istedi annanesiyle birlikte.Otobüs hareket ediyor binemiyor ya babası Eray’ı zor tuttu,çok debelendi.Babasından kurtulamayan tontalak en sonunda bağırdı

Ama haksızlık bu, haksızlık bu, haksızlık bu.... Sesi çatallaşana kadar bağırdı...

Oğlum annen beylik lafları hiç beceremedi sadece şunu söyleyebilir sana hayat hiçbir zaman hiç kimseye adil olmadı ki..Evet kabul edene kadar acı veriyor insana.Geçmişe omzunun üzerinden dönüp baktığında umutlarını,hayallerini gördüğünde sakın üzülme.Her zaman hayat planladığın gibi gitmeyebilir.Karar ver ne olursa olsun karar ver... Bir yol ayrımına geldiğinde ister sağdan git ister soldan inan bana ortada durup öylece beklemekten daha iyidir.Hani klişe bir laf vardır ya en kötü karar kararsızlıktan iyidir...Ha bir de hayallerinin peşinden mutlaka git,hayallerin gerçekleşmese bile en azından denedim dersin...

Pazartesi, Temmuz 02, 2012

Sezon açıldı

Şekil 1.3.5.7

Efendim epeydir faaliyet yayınlamadığımızın farkındayım o yüzden şeytanın bacağını kıralım bu hafta yayınlayalım dedik. Gerekli malzemeleri sayıyorum. Gözler, yapıştırıcı, kağıt,rulo,suluboya, magnet, buzdolabı, yaratıcı bir çocuk,meşgul bir anne,çay bardaklarını hazırlamak için gözlerinizle sayamayacağınız kadar misafir, bir toka ve tabiki amaç....

Faaliyeti hazırlamak için öncelikle cuma gecesinden misafirlerinizin eşinizi arayıp(evin annesi en güzel rüyalarını görüyor) hu huu komşi yarın size gelmek istiyoruz müsait misiniz demesi gerekiyor.Sabahın köründe işe gitmekte olan eşiniz daha afyonunuz patlamamışken akşama misafirimiz var demesi ise faaliyete ayrı bir adrenalin katıyor.Daha marketler yeni yeni açılmışken evin oğlu ile alışveriş yapmak şart..Yapma oğlum,alma oğlum,evde var oğlum,koşturma oğlum, tişörtümü tut oğlum(el kol dolu olunca),eve gidelim ben sana yapacağımı biliyorum oğlum...

Sonra hemen mutfağa atıp kendinizi zamanı unutmanız ve oğlunuzun elinden geleni ardına koymaması gerekir ki bu faaliyetin can damarı.On dakikadır sesi çıkmayan oğlunuzun ki bu zaman bir rekor olduğu için meraklanıp salona koşturarak gittiniz de fotoğraf 1,3,5,7 deki  manzara ile karşılamanız lazım.Evdeki poşet içindeki tüm gözler sinsice alınıp yapıştırıcı ile bir kağıda yapıştırılır.Oğlum tüm o gözlerle ne yapıyorsun sen cümlesi ile şöyle bir cevap alınmazsa faaliyet vallahi de eksik kalır

Ders dapıyorum annecim çok ödevim var

İki sayfa boyunca gözler yapıştırılınca tabiki faaliyetin yapılmasının diğer amacı da gerçekleştirilir.Yani tontalak tarafından faaliyet magnet ile buzdolabına yapıştırılır ve sonra şöyle bir cümle kurulmalıdır

Arkakaşlarım(arkadaşlarım) çok beğenecek,vüprüz(sürpriz)olcak annecim

Şekil 2.4.6.8

Daha faaliyet bitmedi ertesi gün yani pazar akşamı da misafir gelmelidir ki el ayak birbirine dolanmalıdır ama öncesinde öğlene bir sünnet mevlidi sıkıştırılır.Annesinin halasına gidecek olan evin oğlu çok heyecanlıdır sabah kahvaltısını hazırlamakta olan anne bu çocuğun sesi yine niye çıkmıyor diye salona koşturunca benzer bir tablo ile karşılaşır.Sulu boya ve rulo sincice alınmıştır(evin annesi tuvalet kağıtlarının rulolarını faaliyetlerde lazım olur diye biriktirir) ve bu sefer ki faaliyetin amacı ise şuymuş.Ruloya sulu boya ile resim yapıp büyük halaya vüprüz yapılacakmış:)Şekil 2.4.6.8 görüldüğü gibi.Yapılan faaliyetlerin buzdolabında sergilenmesi şart evin oğlu öyle görmüş öyle bilmiştir.Ruloyu magnet ile tutturamayınca annesine dönüp sen tuttur demiştir ki annesi bunun imkansız olduğunu oğluna anlatmaya çalışmış, anlayamayınca mutfağı toplamaya devam ettirmiştir.Oğlu ısrar edince ‘Eray’cım o buzdolabına yapıştırılmaz ben yapamam’ diye kükreyince oğlu

Ben yaparım annecim

demiş ve ruloyu kağıda yapıştırmış ne yapıp ne edip o ruloyu buzdolabında sergilemiştir...Hıhhh yaptım işte annecim diyerek annesine hava atmak ise bu faaliyetin en büyük amacı imiş.....(ben bir kere magnet ile tutturulmaz demiştim hıhh o şekilde aklıma gelseydi ben de yapardım)

Not:Malzeme listesinde geçen toka ise oğlunuzun  hazırlık yaparken iki gün boyunca yaptıkları karşısında saç-baş yollamamak için toplamak içindir


Bir dahaki faaliyetimizde görüşmek üzere esen kalın... Haftaya gelecek olan misafirler şimdiden yer ayırttı anlaşıldığı üzere bizim terasın sezounu açıldı:))

Cuma, Haziran 29, 2012

Beyin Fırtınası:)


Bazen kullandığı bir kelimeyi anlayamıyorum tontalağın.Anlamadığım içinde öflüyor pülüyor sonra da anlayamadığım için çok şaşkın bakıyor.Hani sen silelestopu nasıl bilmezsin der gibi.

-Annecim silelestop alır mısın?
-Silelestop mu?Eray’cım silelestopun ne olduğunu anlayamadım ben
-Silelestop annecim silelestop(bilmediğim için sesindeki hayal kırıklığını da ekleyin cümlenin sonuna)
-gerçekten anlamadım Eray,gel başka türlü anlat oyununu oynayalım.Şimdi silelestobun ne olduğunu başka nasıl anlatırsın?
-Immm ay’a bakarız bu şekilde (tek elini yuvarlak yapıp içinden aya bakıyor diğer göz kapalı)
-Haa anladım gibi sanki(tabiki anladım da lafı uzatıyorum)başka nasıl anlatırsın
-Korsan gibi
-Korsanlardan mı kullanıyor bu silelestopu
-Evet

Doğrucu başı devreye girdi hemen korsanlar teleskop kullanmaz Eray onlar dürbün kullanır dedi.Yani bizim beyin fırtınamızın büyüsünü bozdu babası.Eray ise kullanır diye diretti. Aralarında hoppss kavga çıktı ben arada kaldım yine.Sonra ortalık sakinleşince

-annecim silelestop alır mısın?
-Teleskop mu ?ne yapacaksın peki
-ay’a ,yıldızlara bakcam.
-tamam alacağım ama hemen değil

Böylece doğum gününde ne alacağım belli oldu:)

Bu başka türlü anlat oyununu çok seviyorum ben.Hem sohbet etmek için konu açılmış oluyor hem oğlumla beyin fırtınası:)şey ettiriyoruz hem de Eray derdini anlattığı için çok rahatlıyor.

-annecim bana pitek verir misin?
-Pitek mi?Eray’cım hadi gel başka türlü anlat oyununu oynayalım.Piteği başka türlü nasıl anlatırsın tontalağım:)

Fotoğrafın sırrı:Parka gittik ailecek parktaki iki kız ip atlıyordu, arkadaş bulmakta hiç zorluk çekmeyen tontalak dedi ki?Gızlar beraber oynayalım:)Saolsun gızlar oğlumu aldılar oyuna.Eray gızlarla birlikte ip atladı ayy pardon hiç atlayamadı diyecektim.Sadece yavru fil gibi zıpladı ama pardon ya filler zıplayamazdı di mi?

Ha pitek mi? Şimdi kimseyi merakta bırakmayım pitek=pipet.Eray’ın anlatmak için kullandığı anahtar kelime ayran,içmek,hüpppp(içine çekmek) idi.Düşündüm de tekrar evet evet bu oyunu ben çok seviyorum gerçekten ama en çok da yavru filimi:)

Pazartesi, Haziran 25, 2012

Tontalak da yanlışlık yapabilir

Canım çok acıdığı için sinirimi kontrol edemedim ve sesimi yükselttim

Ben sana demedim mi Eray pense ile oynama ya benim ya kendi canını acıtacaksın diye.Bak işte yanağımı acıttın(Kucağımda otururken birden elini havaya kaldırdı ve yanağıma çarptı )

Tontalak efendi der ki bu çıkış karşısında

Ensanlar(insanlar)yanlışla(r yok sonunda)yapabilerler annecim.Ensanlar yanlışla yaparsa gızılmaz..Ben yanlışla,kazara yaptım.Bana gızmamalısın.Çünkü kazara,yanlışla oldu özür dilerim.

Gel de utanma şimdi.

Kendi kendime bunu hatırlatmam lazım.

Ensanlar yanlışlıklar yapabilirler
Tontalak da bir insandır
Öyleyse tontalak da yanlışlık yapabilir
E be kadın o zaman yavrucağına neden kızarsın :)
 
Not:Fotoğraf bugün de ekleyemiyorum:(

Cuma, Haziran 22, 2012

Köpekler havlar ulumaz annecim

Baktım da yazmamışım nasıl yazmamışım kendime şaştım.Herhalde terelelli zamanlarımdan biriydi.Neyse o zamanların geçmesine bir elin parmakları kadar kaldı.Bittiği zaman terastaki masaya çıkıp sağ elimi yumruk yapıp havaya kaldırıp 'Özgürlük' diye bağırmazsam, konu komşuya vah vah iyi kadındı akli melekelerini yitirdi galiba dedirtmezsem bana da nam-ı değer hanımiğnesi demesinler...

Eray bir süredir köpek almamızı istiyor eve.O kadar ısrarcı ki bu konuda..

‘Annecim köpek alalım olorrr mu’Nütfen annecim.

Bir gün sohbet olsun diye sordum tontalağa
-Köpek alırsak ne yapacaksın tontalağım
-Köpeği gezdireceğim
-Başka ne yapacaksın
-Duvara işetecem
-Höğğğğ

Höğğğ dedim başka ne diyeyim,bu cevaba ben hazırlıksız yakalandım.Ben köpekle hoplayacağım, zıplayacağım,top oynayacağım demesini bekliyorum adamın köpeği duvara işetmek isteyeceğini nasıl tahmin edeyim.

Bu aralar varsa yoksa tüm ilgimiz köpeklerde.Dün akşam babasıyla parka bisiklet binmeye gitti tontalak. Babasının tabiri ile parkta tekin olmayan görünüşlü bir köpeği elleyip sevmek istemiş.Babası da ellemesin diye elleme mikrop var köpekte demiş.Köpeğin yakınında duran kişiye gidip ne desin

-Köpeğin sahibi sen misin?Eve gidince köpeği yıka sonra da doktora götür olorrr mu?

Hastalığında 4-5 gece uyumadı tontalak.Bir gün sabah ezanı okunurken köpekler ulumaya başladı ama ne uluma Eray bundan sebep çok korktu,ağladı.Çok korkuyorum annecim, kurt geldi dedi.Eray’cım onlar kurt değil, köpek korkma diye sakinleştirmeye çalıştım ama nafile oğlum bildiği şeye inanmayı tercih etti.

-Köpekler havlar ulumaz, kurtlar ulur annecim:)

Bu aralar bir konuşmaları var ki hangi ara büyüdü de bu şekilde konuşur olduk dedirtecek cinsten

‘Bir fikrim var annecim parka gidelim mi sen ne dersin:)

Sabah babaannesinin evini aradım telefona tontalak çıktı.
-Etendim(efendim)
-Eray’cım ne yapıyorsun
-Babaanneme yardım yapıyom, temizlik yapıyom(babaannesi okul tatil diye oğluma bu aralar çok iş yaptırıyor gözümden kaçmıyor ya neyse)
-ne yapıyorsun peki
-Siliyom, sen de yardıma gel annecim olorr mu?
-Eray’cım çalışıyorum işteyim gelemem ki
-İşten gel yardım et sonra işe git olorrr mu?

Bu arada babaannenin sesi duyulur fonda.Eray kiminle konuşuyorsun,kimmiş.Tontalak cevap verir

-Babaannecim Aylaymış.
Halk dilinde bana anne deniliyor ya neyse

Not:Dün akşam iki genç kız sohbet ediyormuş duvar kenarında bizim tontalak efendi ise babasıyla parka gidiyor.Kızların yanına gelince der ki 'merhaba gızlar nasılsınız'...

Fotoğraf ekleyemiyorum bloga hayda yeni bir sorun daha sıkıldım ama...

Salı, Haziran 19, 2012

Okula giden çocuğun mu var o zaman dünya kadar virüsün var

Cumartesi günü ahretliğimle Ara cafede kahve içerken Erol telefon açtı.Eray ateşlendi dediği zaman çok şaşırdım çünkü antibiyotiğin 8. günündeydik ve antibiyotik kullanırken hiç ateşlenmemişti.İki gece yüksek ateş oldu,sürekli boğazım acıyor diyerek yemek yemeği redetti.Pazartesi için doktordan randevu aldım.

Randevu saati 17,30 olduğu için 17,00 de çıksam çok rahat yetişebilirdim.Dışarıya çıktık bir baktık ki adamın biri bizim çıkmamızı hatta diğer arabanın çıkmasını engelleyecek şekilde yanımıza park etmiş.Arabanın üzerinde ne telefon var ne de başka bir şey.Erol çevredeki dükkanlara sordu arabanın sahibini ama adam yok.Diğer arabanın sahibi de bizim arkadaş, hamile doktora gidecek o da çıkamıyor.Baktı yanımızdaki arabanın sahibini bulanamıyor arkadaki arabaların sahibi bulunarak geri geri çıktık.Uzun zamandır bu kadar sinirlendiğimi bilmem.Ben ortalıkta bağıra bağıra saygısız diyerek söyleniyorum.Yalnız sinirim katlanarak büyüyor çünkü en büyük korkum bir yere geç kalmaktır hatta takıntıdır doktora geç kaldım diye dövünüyorum.Allah’ın sevdiği kulu imiş ki o adam o sinirle benim karşıma çıkmadı.Yok bu böyle olmayacak dedim arkadaşa yanında kağıt kalem var mı?Kağıt varmış ama kalem yok.Demokrasilerde çare tükenmez göz kalemini kalem yerine kullanıp kağıda

'Bu şekilde park edeceksen cep telefonu yaz DANA'

notunu sileceğe sıkıştırıp yolumuza devam ettik.Yolda Erol’u yedim o ayrı.Geç kaldık, doktora ayıp oldu bla bla blaa..

Babaanneden Eray’ı aldık tüm gün yediği sadece 3-5 kaşık yayla çorbası.Doktora vardık önce bizi dinledi, cumartesi-pazar yüksek ateş vardı lakin bugün hiç çıkmadı,boğazlarım ağrıyor diyor su içerken bile zorlanıyor bu sebepten yemek yemiyor,çok huzursuz.Muayeneye geçti.Döküntü var mı dedi.Yooo dedim.
Ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarttırdı hemen topuğuna baktı o da ne kocaman kırmızı bir döküntü var. Sabah evden çıkarken yoktu kiii diyorum kendimi savunmak ister gibi.Sonra avuç içlerine baktı minik minik var.Muayene bitince doktor dedi ki şu an ortalıkta dolaşan bir virüs var.Anaokuluna giden çocuklarda görülüyor sıklıkla(Eray’ın okulun süresini uzatmışlardı Cuma son gündü)Hastalığın adı da el-ayak-ağız hastalığı..İlk zamanlar yüksek ateş oluyor sonra düşüyor,boğaz da batık şeklinde iltihaplanmalar oluyor,bu sebepten çocuklar yutkunma zorluğu çekiyor,döküntüler başlıyor Döküntüler su çiçeğini andırdığı için suçiçeği ile karıştırılıyor dedi.Antibiyotiğe gerek yok kendiliğinden bir hafta içinde geçecek dedi.Sadece İbufen’i bu sefer ateş düşürmek için değil ağrıyı kesmek için kullanacağız dedi.Zaten ben kullanmaya başlamıştım çünkü üç gecedir uyumuyor çocuğum boğazı çok ağrıyor ibufen bile ağrısını kesmiyor..

El-ayak-ağız hastalığı

Bu viral enfeksiyon küçük çocuklarda en yaygın olarak yaz ve sonbahar aylarında görülür. Genellikle 10 yaşın altındaki çocuklarda görülür. Kuluçka süresi 4-8 gün arasındadır.Belirtiler;
Ateş
Boğaz Ağrısı
Kendini iyi hissetmemek(kırgınlık)
Dil,diş eti ve yanak içinde ağrılı,kırmızı,kabarcık görünümlü yaralar
El içi,ayak tabanları ve bazen kaba etlerde kırmızı, kaşıntılı olmayan,mutemelen su toplamış döküntüler
Bebek ve küçük çocuklarda sinirlilik
İştahsızlık

Enfeksiyonu kaptıktan sonra belirtilerin başlaması için olağan süre üç ile yedi gündür. Hastalığın ilk belirtisi ateştir,bunu boğaz ağrısı bazen iştahsizlik ve halsizlik takip eder.Ateş başladıktan sonra ağız ya da boğazda ağrılı yaralar ortaya çıkabilir.Bunu bir iki gün içinde eller,ayaklar ve kaba ette döküntüler takip edebilir.

Tedavi;Hastalık kendiliğinden geçer,kısa sürelidir. Antibiyotik etkili değildir.

Doktordan çıkmadan ayak üstü bir de oyun sergiledim.Doktora saçlarını da kestirmesi lazım di mi dedim.(Zeki abi askerde onun dışında kestirmez kimseye saçlarını)Doktor alışık değil oyunlarıma önce bir durdu sonra evet kestirirse iyi olur dedi.Hem de artık bebek kuaförüne değil,büyüklerin gittiği berberlere gitmeli di mi dedim.Tabii ya dedi doktor artık kocaman oldun...Eray’ın öyle bir huyu var doktorun dediğini çok önemser.Çıkışta babasının küçükken gittiği berbere gittik.Ben de berbere girdim,önce adamlar bir şaşırdı sonra alıştılar varlığıma... Eray ustura ile traş olan adamı görünce İskender abiye ‘traş olmam ben saçımı kesin tanam mı’ dedi:)İskender abi gülmekle yetindi.Ben de söz veriyorum Eray sakal traşı olmayacaksın dedim. Sorunsuz bir şekilde saçlarını kestirdik. Hoş İskender abinin kesimini hiç beğenmedim. Olsun en azından artık bebek kuaförü defterini kapama konusunda bir adım atmış olduk.

Allah daha büyük hastalıklardan korusun dedikten sonra şunu yazmadan duramayacağım.Eray hastalandığında ben bir hafta yollamıyorum okula keşke herkes aynı anlayışa sahip olabilse...

Perşembe, Haziran 14, 2012

Empati-Adam Fawer

Yaşamınızın kontrolü sizde değil.
Öyle olduğunu düşünebilirsiniz,ama yanılıyorsunuz.
Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
Bu kitabı kapatabilirsiniz.
O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.
Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
Ne isterseniz yapabilirsiniz.
Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz. Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.
Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın.
Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.(Kitabın Arka Kapağından)

Felsefe,bilim,edebiyat ve psikoloji ile örülmüş bir kurgu..
Üslubuyla,kurgusuyla bu kitabı nasıl bir hayalgücü yazar diye düşünmeden edemedim.Hatta yazara hayran kalmaktan kendimi alamadım. Aslında hikaye kurgu da olsa bazı gerçek olguların hikayenin aralarına serpiştirildiğini yazar son kısımda belirtiyor.

‘Nazi bilim adamı Kurt Blome ile Yahudi-Amerikan bilim adamı Sidney Gottlied gerçekten de bir takım oluşturup,doğruluk serumlarının ve daha birçok ilacın etkilerini Kuzey Koreli savaş esirlerinin, Amerikan askerlerinin ve San Francisco ile New York şehrindeki sivillerin üzerinde denedi’(Yazar Notundan bir kısım)

Özellikle empatlara felsefe,fizik gibi derslerin verildiği kısımlarda çok fazla ansiklopedik bilgi verilmiş,bazı okuyucular bu kısımdan hoşlanmayabilir lakin ben sevdim.Final ise askıda kalmış yani hikayenin devamı gelecek hissi uyandı bende,inşallah devamı gelir....

İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur,ama onlara neler hissettirdiğini asla unutmaz
Maya Angelou

Yazar:Adam Fawer
Çevirmen:Murat Kayı
Sayfa:639
April Yayıncılık

Salı, Haziran 12, 2012

Ve bu son yeni bir başlangıç için


Bitti.Dile kolay 10,5 yıl oldu.Üniversite de iken yaptığım 3 ay stajı saymazsak ilk çalıştığım yerdi,inşallah da son olmayacak.Şu an garip hissediyorum kendimi ama biliyorum ki geçecek.Geçen hafta eteğimde ki taşları dökmüştüm,şimdi düşünüyorum da dökmesem de olurmuş.Nasılsa zamanı geri alamıyorsun tüm kırgınlıklar, hayal kırıklıkları,beklentiler yaşandı ve bitti.

Hiç adil kararlar uygulanmadı diye düşünüp dursam da şu bir gerçek.Hayatın adil olduğunu kim söyledi ki... Herkes tutturmuş bir türkü gidiyor bir şekilde işte.....

Biraz daha buradayım yani bir ay daha.Sonra yeni rotamı çizmeye başlayacağım.Akşam uyuyamadım hemen iş bulamazsam yapacaklarıma dair listeler yapıp durdum.Bu liste geceme nasıl bir huzur kattı bir bilseniz basit çok basit istekler aslında.

Tontalağımı yarım gün öğleden sonra yaz okuluna özellikle de yüzmeye götürürüm dedim. Öncesinde anne-oğul güzel bir kahvaltı hiç acele etmeden hem de.Saat 12,00 ye kadar birlikte vakit geçirdikten sonra yürüyerek okula bırakabileceğim bir yer olmalı.Sonrasında Eray doğduktan sonra hep istediğim şeye vakit ayırmak.Yani koşmak.Koşarken kullanmak için bir spor ayakkabı almıştım teee yıllar önce.Onu giymek bir türlü kısmet olmamıştı hem kutusundan da çıkarmış olurum bu vesileyle..Haa saçlar mutlaka at kuyruğu olmalı,koşarken şımarmalı o kuyruğu sağa-sola sallamalı...

Eve döndükten sonra hemen ocağa yemek atmalı,yemek ocakta tıngırdarken ev işlerine de bir el atmalı. Zaman da ne çabuk geçiyor di mi ooo saat 16,30 olmuş bile uçarak,koşarak umudumu okuldan almalı.Hadi iyisin Eray’ım okuldan sonra listede seninle parka akmak var.

Akşam oldu bile.Masa hazır zil çaldı,tontalak ile birlikte kapıda beliriyoruz ‘hoş geldin bey, günün nasıl geçti... Biliyorum Erol bu kısımdan çok hoşlanacak.Yemek hazırlamak için koşturmaca yok,ertesi güne birşeyler hazırlamak için koşturmaca yok,zamanla yarışmak yok..Herşey hazır ve alabildiğine dingin.Benim bey de azcık ayağını uzatmalı,o da bu koşturmaca da çok yoruldu ve sonuna kadar bunun tadını çıkarmalı.Eray uyudukta sonra ise kimse kusura bakmasın gecenin sessizliği, kahve ve kitaplar benim..Eray doğduğundan beri yollardayız ya biz o nedenle bu listede beni en heyecanlandıran şey galiba göçebe hayattan yerleşik hayata geçme ihtimalimiz(birkaç aylığına da olsa)..

Bugün hala çalışıyorum ya inanmakta zorluk çekiyorum.Kendi kendime sürekli hatırlatıyorum Ayla 10,5 yıl önce başlamıştı...Her başlangıcın elbette ki sonu var ve bu son yeni başlangıç için..Üzülmek yok,arkaya bakmak yok şimdi hanimiğnem senin için yeni bir başlangıç zamanı...

Fotoğraf ise işyerimde mutlu günlerimden yani teee eski zamanlardan

Pazartesi, Haziran 11, 2012

Oklu Kirpi

 Tik tak tik tak tik tak zaman doldu. Çarşambadan yarım kalan bir konuşma yapılacak bugün.Taraflar düşünmek için biraz köşelerine çekilmişti.O yüzden galiba gerginliğim. Sonucu ne olursa olsun iyi gelecek bana bu konuşma..Belirsizlik kemirici bir hayvan gibi. Mesela Oklu kirpi. Kemiriyor gece tüm düşüncelerimi.

Az uyku,bol yorgunluk,çok koşturmaca, az sakinlik şeklinde kötü bir haftasonu geçirdim. Perşembe gecesi saat 03,30 gibi bir ses duydum, tontalak sesleniyor.

‘Ateşimi ölçün benim ateşim çıktıııı annecimm

Ateşini ölçtük 38,5 idi.Hemen soydum,ateş düşürücü verdim tabii burada ateş 39 dereceyi geçti.Karne almaya bu sebepten gidemedi.Anneanne pansiyona götürdük cuma sabahı. Annemin küpelilerinin tek tek küpesini koparınca anneannesi sormuş.Neden koparıyorsun küpelilerimi.Büün(bugün) çiçeği öğretmenine vercem demiş.Annemin içine sinmeyince sadece öğretmenin elinden bir beş dakika karne alsın,ilaç iyi geldi hemen eve döneriz diye telefon açtı bana.Yolda hasta ya dedesi sormuş ne istersin Eray’cım..Öğretmenime çiçek alalım demiş.Çiçekçiden kırmızı güller alınmış fakat yolda çok kusunca eve geri dönmek zorunda kalmışlar.İşten eve döndüğümde Eray’ım çiçekleri öğretmenine veremedim diye çok üzgündü.

Neden insanlar böyle gerçekten soruyorum bu soruyu zira kendim cevabını bilmiyorum.Yani insanlar neden sadece görmek istediklerini görmek ister ya da doğrucu hatunumdur ben kisvesi altında patavatsızlığı bir marifet bilirler.Zihninden geçse bile bazı düşünceleri kendine saklamak bu kadar mı zor.Cuma günü kadının biri Eray’ı soruyor bende doğal olarak hasta anneanne de yatıyor diyorum.Diyor ki bana yani annesine yani elinden gelse pamuklara sarıp sarmalayacak kişiye yani oğlunu o benim geleceğe dair umutlarım diye tarif eden kişiye...

Ne yaptın da yine çocuğa hasta ettin

Cumartesi sabah işe gitmeden doktorumuza getirdim Eray’ı.Eray doktoru görür görmez pazarlığa başladı.Sakın hemşire bana iğne yapmasın tamam mı dedi.Artık büyüdü benim oğlum doktora derdini öyle de güzel anlatıyor ki...Doktor ne derse onu yapıyor.Ağzını kocaman aç,dilini çıkar dedi doktor.Bizimkisi yumurtluyor dilim küçük benim nasıl ağzımı kocaman açayım:)Babaanne gülme krizine girdi.

Karın ultrasonu istedi ilk defa olarak karnı çünkü çok ağrıyor.Bir tek orada çok korktu,çok ağladı anne söyle karnımı gıdıklamasın dedi.Neyse ki sonuçlar temiz çıktı.Diğer sonuçlarda ise başımızın belası Beta pozitif çıktı.Antibiyotiğe başlandı.Şu an iyi durumda fakat iştah hiç yok çocuğum iyice süzüldü.

Bugün kafam çok karışık,hiçbir şeyi toparlayamıyorum ne yazıyı ne düşüncelerimi...Toplamak için mücadele etmemek lazım aslında mağlup oluyorum her seferinde nasılsa..Bugünlük izin verdim tüm karışıklığa...

Zaman doldu

Belirsizlik kemirici bir hayvan gibi.Mesela oklu kirpi,kemiriyor tüm zihnimi....

Çarşamba, Haziran 06, 2012

Suçlu Kim?

Saat 07,40 gösteriyordu.Herzaman ki gibi o saatte can oğlunu bırakmak için okulun önündeydiler.Kötü geçen iki günün ardından kadın kafasındaki soru işaretlerini çözdüğü için ruhu daha dingindi.O ruh haliyle güneş bile farklı ısıtıyordu tenini.Rüzgar saçlarını dalgalandırmak için sadece onun için esiyordu sanki.Oğlunun sesi dünyadaki en güzel ses olarak gelse de kulağına o sabah daha farklı hissetti.Huzur denilen şey duyulabiliyormuş da demek ki.Ortaya karışık duygular silsilesi kadını sarıp sarmalarken işte o an duydu telefonun sesini...

Ihh ıhh anlamadım ben millet nasıl beş-altı serilik kitaplar yazıyor.Şurada bir polisiye bir şey yaşamışız kurguyu ilmek ilmek öreyim dedim yok olmadı.En iyisi ben herzaman yaptığım gibi sohbet havasında anlatayım

Polis ablama soruyor hanım şikayetçi misin?Ablam da kimden şikayetçi olacağını bilmese de zıplıyor aaaa tabiki şikayetçiyim.Tamam da sorulması gereken asıl soru şu Suçlu kim?

Yok böyle de çok karışık oldu en iyisi ben en baştan anlatayım.Babam sınıfın en tembeli annem ise birincisiymiş.Aralarında yaş farkı olmasına rağmen aynı sınıfta olmasının sebebi de bu zaten, babam birinci sınıfı çift dikiş gitmiş ve gitmiş gitmiş sınıfın en çalışkanına gönlünü meyletmiş.Annem burnu havalarda haa çok da güzelmiş bu arada.Hem güzel hem de zeki..Babam annemin peşinde hep ama annem biçkin delikanlıyı görmek istememiş..Ahhh ahh babam der ki şu huysuz kadını var ya ben ne çok sevdim....Yok böyle de olmadı galiba taaa ablamın yaradılış öyküsüne kadar sardırdım ben kaseti tamam yahu sarıyorum bu zamana kaseti...

Sabah annem 07,40 da aradı o saatte araması hayra alamet değil korktun tabi diyebilirsiniz. Yoo annem ise mevzu hiç de korkulacak bir saat değil.Sabanın daha erken saatinde aramışlığı vardır.Çocuğumun(bu arada benim çocuğumdan bahsediyoruz) kahvaltısını ettirdin mi? Dün öğretmeni ödev verdiydi yaptırdın mı?çocuğum(hala benim çocuğumdan bahsediyoruz) güzel uyudu mu? Hatta bundan bir hafta önce gece 01,00 de beni yatağımdan sıçratmışlığı vardır. Rüya gördümdü iyi misin? İyiydim de heyecandan kalbim göğüs kafesimden fırladığı için değilim anneee.....

En son ne diyorduk annem 07,40 da aradı ben sabah raporunu vermek için derin bir nefes aldım açtım telefonu.Sesi çok kötü geliyordu ‘Ayla ablanın arabasını parçalamışlar’ dedi.Ben de şaşırdım bir an.Nasıl parçalamışlar annee...Öyle bir şans ki arabayı satmıştı sabah adamla satışı gerçekleştireceklerdi.Bu arada pazar günü inşallah ablam Amerika yolcusu...

Eray’ın okulundan doğruca annemlere geçtik ve görünce moralim bozuldu tabi.Tamam herşeyin başı sağlık da mal da canın yongası...Efendim manzaraya bakıyoruz ama bir anlam çıkaramıyoruz bizde otomotiv sektöründe olduğumuz için ehh bu işlerden az da olsa anlıyoruz.Arabayı çalmaya çalışsa neden bu şekli denemiş olmalı,yapmak istediği neydi adamın,babamın arabası da yanında onda çizik bile yok bla bla bla.Sonra tüm konuşmalar tek bir noktaya geldi. Biri kasıtlı olarak yapmış olmalı.Herkes irkildi.Ne demek kasıt..Bu kadar öfke, hırs kim olabilir ki.Ya da böyle biri varsa biz nasıl bilemedik...

Polis geldi ama gelen asayişmiş trafiği çağırmanız gerekiyor dedi.Onlar da baktı hırsızlık değil,sanki biri arabaya bilerek zarar vermek istemiş dedi.Tabii bizde sinirler yine gerildi. Kasıtlı bir biçimde zarar vermek mi?,Öfke mi?düşman mı? Şiddet mi?Bunların bizim hayatımızda ne yeri olabilir.Artık kimsenin arabayı falan düşündüğü yok akıl bu kasıt konusuna fena halde takılmış durumda.

Ben işe geldim sonra trafikten polisler gelmişler ve bakar bakmaz köpek yapmış demişler. Annem yok artık daha neler demiş.Polis abla öyle sokak köpeği gibi düşünme eğitimli bir köpekle biri gelmiş yapılmış,kasıt var bu işte demiş.Yani kasıt sözcüğü yine burnumuzun dibinde..Kasıt sözcüğü maaile beynimizi kemirmekte.

Ama öğreniriz dedik hatta eminiz çünkü annemlerin karşısında Allahtan bir villa var, villaya erken saatte gidemedik birkaç saat geçince evinin kamera kayıtlarını babam rica etti..O evin kameraları altan ve üsten gelen yolları görebiliyor ve kim yaptıysa o kameralardan kaçışı yok hatta içten içe soruyorum ‘bu kameraları görmediler mi bu kadar nasıl aptal olabilirler:)Ta ta tatammmm o kinci adamı yahut kadındır kimbilir öğrenmemize az kaldı diye nefeslerimizi tutuk.Görüntüler izlendi olay tam 04,40 meydana geliyor ve neredeyse yarım saat sürüyor ve sonuç karşısında bir yaşıma daha girmek istemesem de giriyorum

Banane ne olduğunu yazmayacağım işte.Sezon sonu değil valla sadece devamı haftaya....

Şaka şaka 04,40 sularında yokuşun aşağısından tam 10 adet köpek geliyor.Aralarında bizimde bilmediğimiz bir sebepten(kız meselesi mi ,yemek meselesi mi bilemiyoruz artık) ötürü kavga çıkıyor ve birbiriyle başlıyorlar dövüşe..Öfke kontrolü diye bir şey yok bu köpeklerde sinirini alamayıp ablamın arabasına saldırıyorlar kısaca.Ben soruyorum o zaman kasıt yok,öfke yok,kin yok ortada:)Derin bir ohhh çekiyoruz en sonunda...

Ha bu arada evet memur bey şikayetçiyim derhal bu 10 köpeğin bulunup cezalandırılmasını istiyorum.Bir de birde zamane köpeklerin var ya hiç kameralardan çekindiği yok.

Cuma, Haziran 01, 2012

Karşılaştırmalı Durum Analizi


Bebekken gece sabaha kadar tontalak ile mahallenin bekçiliğine soyunup evde bir o yana bir bu yana volta atardık.Bazen uykusuzluktan sebep o kadar yorgun düşerdim ki söyleniverirdim. Aslında ne şikayet eden ne de mızmızlanan bir tipimdir.Durumu olduğu gibi kabul edip önümüzdeki maçlara bakarım.Lakin o günler hiç kolay değildi hem de hiç. Sabah 02,30-03,00 gibi nöbeti anneme devredip yatağa giderdim 07,00 olmadan da işe gitmek için ayakta olurdum.O günlerde duymak istediğim tek ama tek bir kelime vardı.ANLIYORUM ya da HAKVERİYORUM.Çevremdekiler bu cümleyi bana hiç söylemedi.

Bana hep bugünlerin tadını çıkar ahh ahhh çocuklar büyüyünce dertleri de büyüyecek denildi.Şimdi birkaç gündür yukarıda ki fotoğrafa bakıp düşünüyorum.Gerçektende çocuklar büyüyünce dertleri de mi büyüyor.Artık bu cümlenin kısmen doğru olduğunu düşünüyorum. Her dönemin kendine göre zorlukları ve güzellikleri var bence

Bebekken o kadar az uyurdu ve sabah karşı yatarda ki aynı bir ot gibi yaşardık.Kendimize ait bir zamanımız yoktu.Şimdi öyle mi okula gitmesi sebebiyle en geç 22,00 yatakta oluyor tontalak.Bize karı koca uyumaya gitmeden önce,günün yükünü zihnen,ruhen,fikren boşaltabilmek için yani kendimize gelebilmemiz birkaç saat zaman kalıyor.Kah kitap okuyoruz,kah dvd ye bir film koyup izliyoruz,kah canımız ne istiyorsa onu yapıyoruz.

Bebekken çocuğuma istediğim herşeyi ama herşeyi giydirirdim hatta kravatlar,cicili bicili şeyler giydirip çocuğumu şebeğe bile dönüştürmüşlüğüm vardır.Dışarıya çıkmak o kadar kolaydı ki.Eline ilk geçirdiğin şeyi giydir ve çık o kadar.Büyüdükçe giyim konusunda işler değişti.Beyefendinin kendine ait bir tarzı var.Kot pantolonu rahat olmaması sebebiyle giymez,gömlekten hoşlanmaz.Anneannesi tarzının dışında bir şey aldıysa giymem onu biyenmedim ben diye lafı yapıştırabilir.Sabahları sadece bu sebepten ötürü dışarıya çıkmak o kadar zor ki. Ben yeşil giymemmmm annecimmm mavi giycem...Onu sevmedim giymem...

Önce denerdi anlatmayı ama biz anlamayınca koparırdı kıyameti.Göstermeyi dene tontalağım derdim herşey de gösterilerek anlatılmazdı ki.Bazen anlamayınca çaresiz kalırdık,hatta oturup onunla ağlamak isterdim derdini anlamayınca.Büyüdükçe ya da şöyle diyeyim konuşmaya başlayınca daha kolaylaştı bazı şeyler. Neden üzgünsün dediğimizde ‘kardeşlerimin dinzoru var benim yok babacim’.Aslında bir dinazorcukmuş mutsuzluluğunun sebebi...

Bebekken çok gezdik biz hasta olur mu falan demeden babası vurdu sırtına mesela Kapadokya’ya gittik ya da şehir şehir müze gezdik Yahu ben niye müze geziyorum demedi bize yavrum pusetinde oturdu hiç sorun çıkarmadı hatta.Büyüyor ve artık kendi fikirleri var.Gittiğimiz yerlerde artık sadece babasıyla bizim programımız yok:)Affedersiniz ama herşey sizin istediğiniz gibi olamaz diyorlar bu yaşta.Ankara Etnoğrafya müzesini gezmek varken Forum Ankara’ya da bu nedenle gidilebiliyor pekala..

Bu fotoğrafa bakıyorum bir süredir,hatta elimin altında her an,daraldıkça açıyorum, açtıkça düşünüyorum, düşündükçe hatırlıyorum ve artık biliyorum her dönemin başka başka zorlukları olduğu gibi güzellikleri de var ve diyorum ki tontalağım seni her dönemde ama her dönemde dünyalar kadar seviyorum.Bu fotoğrafın bugün beni nasıl umutlandırdığını ve iyi geldiğini bir bilsen....