Tontalağımın İlkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tontalağımın İlkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Temmuz 23, 2015

Michael Phelps de kimmiş benim oğlumun yanında


Bugün Eray'ın yüzme yarışması vardı. Erol işten ayrılamadığı için annemle birlikte gittik. Annem havuzu görür görmez burada mı yüzecek dedi. Korktu. Aslında ne yalan söyleyeyim bende biraz endişelendim..

Daha küçükler ya anne boydan boya yüzdürmezler,mutlaka yüzme tahtası gibi bir şey verirler ellerine ya da hocalardan birkaçı suyun içinde olur merak etme dedim. Heyecanımızdan erken gittiğimizden bir önceki grubun yarışmalarını izlemeye başladık.

Küçüklerde büyükler gibi muamele görünce annemle beni aldı mı bir telaş.Anne yüzemez çok mesafe var, Eray  yoruluyorum demişti, yorulunca ne yapacak diye tırnak etlerimi koparmaya başladım ki hiç adetim değildir.

10.40 da Eray'ların gösterileri başladı. Kulvarlarda büyükten küçüğe doğru sıralandılar önde büyükler arkada küçükler olacak şeklinde gösterilerini sergilediler. Çok şaşırdım. Sıpaya bak sen bu kadar yüzebildiğini bilmiyordum bile dedim. Olimpik havuzda yüzme stillerini değiştirerek rahat 4-5 kere gidip geldiler. Yoruldular ama..



Sıra yarışmaya gelince ne oldu bil. Yarışmaya güzel başladı ama bir süre sonra durdu, arkada kalan kişiyi bekledi. Bu da ona  zaman kaybettirdi. Çok şaşırdım o kadar şaşırdım ki anlatamam. Sonra oturup düşündüğüm de niye o kadar şaşırdım ki dedim. Eray işte tam da bu. Yarışmaymış, birinci olmakmış, sonuncu olmakmış onun için hiç önemli değil. Arkada kalan kişiyi beklemek onun için daha önemli. Bak bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi onu da bilemedim.

Galiba kulvarı 4. tamamladı. Yarın sonuçlar açıklanıp madalya töreni yapacaklar.

Blog bugün çok mutlu, heyecanlı, gururlu bir gün geçirdim.


Not: Birinci video gösteri yaparlarken. Yani büyük çocuklar önde, küçükler arkada olacak şekilde yüzdü. İkinci video ise yarışmadan..

Tarih :23/07/2015
Yer: Enka
Hissiyat-  Peh Michael Phelps mi? O da kimmiş benim oğlumun yanında...

Salı, Nisan 14, 2015

Kısa kısa haberler


 
Birkaç gün yazmayınca yine birikti. Bu sefer kısa kısa haberler şeklinde vereceğim havadisleri.
 
  • Eray beyler şarkı sözü yazmaya başladı. Haber içeriği için devam ediniz efenim.
 
Küçüklüğünden beri Nil Karaibrahimgil şarkılarını çok sever beyefendi.Cuma akşamı babasıyla sen ona aşıksın şarkısını dinlerken 'babacım nasıl yazıyor bunları anlamıyorum' dedi. Babası da bazı insanların böyle bir yeteneği vardır.Yazma istediği gelince ( ki buna ilham denir) kelimeleri kağıda döker lafını bitiremeden birden ayağı fırladı. Annecim bana bir kağıt verir misin dedi. Ne yapacaksın diye sordum. İlham geldi şarkı sözü yazacağım da...
 
Gülümsedim. Masada şarkısını yazarken sabırla bekledim. Ama var ya bunların hepsi aynı.Şarkı sözü yazarken ses çıkarmayın, televizyonun sesini kısın tikkatimi toplayamam yoksa. Bir kapris, bir kapris sorma gitsin.. Ve sonra okumam için bana getirdi.
 
Sen gidersen kalbim ikiye ayrılır
Sen ölürsen o adamları(a) kızarım
Sen seni çok özlüyorum
 
Kimi özlüyor bu çocuk ve o adamlar kim? Çocuğumdan ve sevdiceğinden ne istiyor diye içim içimi yese de sözler kalbime dokundu. Hele kalbim ikiye ayrılır demiş ya. Oyy çocuğum sana gelen bana gelsin senin kalbin değil benim kalbim ayrılsın oyy ben nirelere gidem diye olayı trajediye bağlayacakken neyse ki tekrar buldum kendimi. Bence 7 yaşında ve ilk şarkı sözü yazan biri için hiç fena değil.
 
  • Eray beyler Mart ayının İngilizcenin yıldızı olmuş ve Nisan ayından bir puan kaybetmiş. Haber içeriği için okumaya devam ediniz.. 
 
Ayın elemanı gibi bir uygulama var İngilizce dersinde. Her ay İngilizcenin yıldızı seçiliyor. En çok puan alan(derse katılım, dinleme, sessiz durma, örnek davranış sergileme..) çocuk o ayın yıldızı oluyor. Öğretmeni Eray bu ay fark attı, dersle çok ilgili demişti. Ve Mart ayının yıldızı seçilmiş.
 
Dün akşam günlük okul nasıldı, neler yaptın muhabbetini yaparken
 
-İngilizce dersinde bir puan kaybettim annecim
-Aaaa neden
-Çünkü çok konuştum derste
-İnanmıyorum sana..Binbir emekle kazandığın puanı, derste konuştuğun için kaybettiğine inanamıyorum. Hem de derste de konuşmaya hakkın yok ki..
-Boşver annecim bunları. Önemli olan puan değil. Önemli olan dersi öğrenmek değil mi?
 
  • Eray beyler anneanne ile sağlıklı yaşam programları seyrediyor olmalı. Haberin devamı için..
 
-Annecim bana deterjan giydiriyorsun
-Efendim anlamadım
-Kendi sabunumuzu kendimiz evde yapamaz mıyız?
-Yaparız yapmasına da Eray bir süre sonra bırakırız gibime geliyor.. Baksana koşturmamıza
-Annecim yapmalıyız. Babamın hayatını, benim hayatımı, senin hayatını yani KISACA ailemizin hayatını tehlikeye atıyorsun..
 
  • Eray bey ile her türlü konuda sohbet harika.. Sinemaya gittiğimiz bir gün

-Annecim filmi beğendim mi?
-Evet beğendim, güzeldi
-Bende beğendim. Peki duygusallaştın mı? (nabız yokluyor)
-Evet duygulandım. Özellikle Of'un Lüle'yi bıraktığı sahnede kötü oldum.
-Bende. Duygusallaşmamak için beynime o kadar komut verdim, dinlemedi beni :)) Çok duygulu bir filmdi..
 
  • Ve dedikodu haberleri. Anne evde iş yaparken Eray beyler parkta bir kızla tanışmış ve birlikte bisiklet sürmüşler.  Haber içeriği kıskanç bir anne tarafından kaldırıldı...
 
 
Not: İlk şarkı sözü yazma 10/04/2015
 
Sıradaki yazı: Perstetik (perspektif) resim nedir?

Salı, Nisan 07, 2015

İnsanın çocukluğuna dönmesinin bir yolu da..


Cumartesi listemize bir çizik daha attık. Yani uzun zamandır oğlumuzla yapmak istediğimiz ama bir türlü yapamadığımız bir şeyi gerçekleştirdik. Uçurtma uçurduk.

Ve ben çok şaşırdım. Görüldüğü kadar basit değilmiş meğer. Uçurtmayı uçurduktan sonra ipi çek, salla, oldu da bitti maşallah gibi geliyordu uzaktan bana. Ya öyle mi uçurulur, şöyle yapsanıza, böyle çeksenize diye dışarıdan çok bilmiş bilmiş konuşurken Erol elime uçurtmanın ipini tutuşturduğunda kazın ayağı öyle değilmiş anladım. Kartalı iki dakika da alaşağı ettim. Beş dakika tutabilseydim bari havada.

Uçurtma uçurmadaki başarısızlığıma yansam da bizimkileri izlerken yüzüme kocaman bir gülümse yayıldı. İnsanın çocukluğuna dönmesinin bir yolu da çocuk sahibi olmakmış. Eskiden ne anlatırdım, ne özlerdim o günleri. Uçurtma havalarda süzülürken neden eskisi kadar anlatmadığımı, neden eskisi kadar özlemediğimi anladım..





 

Pazartesi, Nisan 06, 2015

İzlemedeyim, tamam

Çaldığı tınıyı hissetmek

Sene 2003. Eski işyerinde bir arkadaş gitar dersi vermeye başlamıştı. Bunu duyunca hemen heves ettim tabii. O zamanlar içimde ukde gitar çalamamak. Artık param da zamanım da var diyerekten aldım elime gitarı vardım kurs yerine. Bir de ne göreyim gidince çıstak çıstak Erol beylerde yerini almış.O vakitler Erol'la aynı işyerindeyiz ama muhabbetimiz merhaba ile sınırlı.

Paramda zamanımda var artık demekle olmuyormuş bu arada. Kabiliyet diye de bir şey lazımmış. Tabi bu acı gerçek yüzüme tokat gibi inince bıraktım kursu. Bir iki hafta sonra da Erol bıraktı. Erol'la çıkmaya başlayınca aklıma geldi sormak. Sen iyi kötü beceriyordun niye bıraktın ki kursu. Meğer kursta benim olduğumu duyar duymaz kendini atmış Taksim'e, bir gitar alıp koşmuş kursa.. Ben kursa sen olduğun için gelmiştim, sensiz kursu neyleyeyim dedi.


Keşke hiç ayrılmasaydın demiştim hatırlıyorum. Çünkü kesinlikle istidadı vardı çalmaya. Galiba Eray beyde babaya çekmiş. Babasının gitarını alıp çekilir köşesine. Sonra bazı sesler çıkarır. Bazılarından memnun kalır, bazıları ise hiç hoşuna gitmez.

 
 
Bakalım Eray'ın gitar çalma aşkı nereye kadar gidecek. İzlemedeyim blog tamam. Gelişmeler devam ettikçe bilgi veririm..
 

Pazartesi, Şubat 09, 2015

Sevgili günlük



Kuzum günlük tutmaya başladı. Samsun'da Eren abisini günlük tutarken görmüş o günden beri istiyordu günlük almamızı. Bu hafta sonu aldık. Telefonda teyzesine günlük aldığını söylediğinde teyzesi çok sevindi. Senin için çok güzel bir anı olacak, büyüdüğünde hep birlikte okuruz dedi. Eray da günlük özel bir şeydir asla okutmam dedi. Teyzesinin ki de laf işte.

Cumartesi akşamı bir hevesle yazmaya başladı. Bu benim özel hayatım diye diye bizden köşe bucak kaçarak yazdı. Günlüğüne yazdıktan sonra birkaç saat yanından ayırmadı. Dilinde hep aynı kelime.. Bu benim özel hayatım.

Bu çocuk yakında odasına da almaz bizi. Hoş son zamanda kapıyı vurmadan giremezsin demeye başlamıştı. Hatta ütülediğim çamaşırları çekmecesine yerleştirirken bir hışımla odaya girip sen çekmecemi açmak için benden izin aldın mı annecim diyerek beni azarladı. Hadi oradan dötü boklu diyemedim. O zaman al bu çamaşırları ütüledim, yerlerine yerleştir dedim tam odadan çıkacakken şaka annecim şaka açabilirsin çekmeceyi dedi. Baktı iş ona kalacak..

Evet okudum ilk yazdıklarını. Biraz pişmanım sonuçta bu onun özel hayatı :) Ne yapayım 6.5 yaşında bir çocuk günlüğe ne yazar merak ettim. Bundan sonra yazdıklarını eklemek yok buraya. Ne kadar çok üzüldünüz değil mi?

Yok yok eklemem sonuçta bu çocuğumun özel hayatı...


Türkçe meali şöyle;

 Sevgili günlük,
Bir bir ne yaşadığımı söyleyeyim
Kalktım sonra televizyon seyrettim, sinemaya gittim
yemek yedim, günlük almaya gittim, eve geldik
Bugünlük bu kadar.
 
 
Not: Kuzumun günlük tutmasının birinci günü.. 07/02/2015
Hissiyat: Tarif edilemez, paha biçilemez
 
 

Salı, Kasım 25, 2014

Diyalog


Dün en sonunda başkan seçimi oldu sınıflarında. Hastalıklardan sebep bir türlü toplanıp seçim yapamamışlardı. Başkan Ahmet Alp, yardımcısı da Beyza olmuş.Teyzesi oyunu kime verdiğini sorduğunda hiç söylenir mi, söylemem gizli olur dedi. Hoş ben adaylara baktığımda kime attığını tahmin edebiliyorum :)

Biliyorum ki tüm çocuklar başkan olmak istiyordu o gün sınıfta. Kim olmak istemez ki. Öğretmenleri başkan seçimi yapacağız seçme-seçilme-demokrasi gibi kavramları öğrensinler diye ama başkan bir yıl süreyle başkanlık yapmayacak demişti. Ve eklemişti o kadar küçükler ki o yüzden sırayla başkanlık yapacaklar. Nedense bu haber beni gülümsetti..Gerçekten bazı şeyleri anlayamayacak kadar çok küçükler.

Dün çalışırken Eray ile babaannesinin bir diyalogu aklıma geldikçe güldüm. Kıkır kıkır hem de. Karşı masamda ki Talip beye de anlattım, birlikte güldük. Hayat ne garip. Babamın iş arkadaşları benim de mesai arkadaşlarım oldu. Buranın bahçesinde koşarken amca-teyze dediğim kişiler şimdi benim için bey-hanım oldu. Dedim ya hayat çok garip.

Sonra başka bir diyalog aklıma geldikçe sinirlendim. Bunu Talip beye anlatmadım tabii. Nedense insanlarla beni gülümseten, sevindiren,coşturan diyalogları paylaşmayı seviyorum da üzen diyaloglardan neredeyse hiç bahsetmiyorum. Galiba sevinçlerin paylaştıkça çoğaldığına inanıyorum da acıların paylaştıkça azaldığına inanmıyorum.

Eray ile babaannesinin diyalogu aklıma geldikçe tekrar güldüm. Sonra başka bir diyalog aklıma geldikçe yine sinirlendim. Eray'ın babaannesi ile diyalogunu hatırladım, tebessüm ettim. Sonra o diyalog aklıma geldikçe yine sinirlendim. Kendimi tanıyorum o iki duygu arasındaki geçişler öyle sert olmuştur ki yüzümde acaba Talip bey dün ne düşünmüştür.Bir odada tek başına çalışmayı seviyorum ben. Geçişleri kontrol etmek zorunda kalmıyorsun en azından.

Şimdi efenim diyalog bu ya bir katırlar bir de eşekler varmış. Katırlar gezerken eşekler çalışırmış. Bak sen. Bu diyalogun baş kahramanı da bir uydurukçuymuş. Diyalogun sonunda gökten üç elma düşmemiş. Neden düşsün. Diyalog baştan sona yalanmış.  

Sonra Eray ile babaannesinin diyalogu aklıma geldikçe güldüm. Hafta sonu akşamı;

-İyi geceler, tatlı rüyalar oğlum
-İyi geceler babaannecim beni rüyanda gör
-tamam oğlum sen de beni rüyanda gör

(Merdivenlerde durur rahat bir dakika düşünür tontalak)

-Tamam ya babaanne herkes rüyasında ne isterse onu görsün

Ve sonra bir diyalog aklıma geldikçe...


İlk oy kullanma : :) 24/11/2014
Yer: Tontalağın ilkokulu
Seçim: Sınıf başkanı seçimi
İlk Başkan: Ahmet Alp

Cuma, Kasım 21, 2014

Birinci Bölüm: Erciyes ve Cıvıklı

 
Fotoğraflar öyle dağınık ki bir türlü toplayamadım.Toplayamayınca da yazamadım.Zaten hastayım yazmak da gelmedi içimden. Geçen perşembe akşamı boğazım ağrımaya başlayınca nayır, nolamaz, nolmamalı, nüçün, nasıl, neden şimdi gibi höykürmelerimden sonra evrene mesaj saldım. Ben hasta olmayacağım...
 
Evren yine yanlış yerinden anladı lafı.Cuma sabahı borazan gibi bir ses, vücut kırgınlığı, hapşırık, tıksırıkla kalktım. 16.00'e kadar zor zar çalıştım. Sonra işten izin alıp anneme geçtik Eray'ı aldık.Yol uzun okuma ödevini arabada yaptık. Cuma trafiğine kalmadan vardık Europark otoparkına. Fiyatlar çok uygun olduğu için arabayı orada bıraktık. Sonra servisleriyle 2 km uzaklıktaki Sabiha Gökçen havaalanına vardık.
 
Hayatımda yaşadığım en kötü uçak yolculuğuydu. Dayanamayacak hale gelince attım kendini Erol'un dizlerine. Gözlerimi kapadım inişe geçinceye kadar yattım. Eray'ın keyfi yerinde. Çok heyecanlıyım dedi yolculuk boyunca.
 
Gece ağrılarımdan mütevellit uyumadım. Sabah da zombi gibi kalktım. O gün geç başladık programa Erol'un Kayseri de işi olması sebebiyle. Doğal olarak Nevşehir'e geçemedik, Erciyes'e çıkarız bir iki kar topu atarız dedik birbirimize.
 
 
İlk defa teleferiğe bindi Eray o gün. Binerken annecim sen bilmiyor musun benim yükseklik korkum olduğunu dedi. Ama bunu söylerken de bir yandan da biniyor hasbam:) Eray'ın yanında bu zamana kadar hiç dillendirmesem de ben de yükseklikten korkardım küçükken.Küçükken dediğime bakmayın nükseder bu korku bazen.Bu arada çok eğlendik teleferikte. Taa ki tipi başlayana kadar. Çocukların hoşuna gitti gitmesine de benim o yükseklikte pek hoşuma gitmedi.
 
Evet kabul çocuklarla gezmek biraz zor ama onlarla gezmenin öyle güzellikleri var ki. Zorlukları değil de kolaylıkları görmeye çalışınca gezi lokum oluyor gerçekten. Çocukların karla buluşmak için heyecanını izlemek, kahkahalar atması, sıcak çikolata içerken mutlulukları, teleferikte bir yandan Ankara'nın bağlarını söylerlerken bir yanda da göbek atmalarını görmek varken neden olmadık yerde anneeeeeee çişim geldi, her hediyelik eşya dükkanında anneeee onu istiyorum ,anneeeee tavuk döner yemem et döner isterim, dürüm isterim demelerine takılayım ki.. Takılmadım da
 
Henüz kayak sezonu açılmamış, yeterli kar yok çünkü. Yükseklere çıktıkça kar vardı işte kar topu oynayacak kadar.Bize ve çocuklara yetti. Yalnız şunu diyeyim çok çok soğuktu. Rüzgar o tepede öyle esiyordu ki durulacak gibi değildi. Attık kendimizi bir cafeye.Bizler kahve içip ısınırken minikler de kendilerine sıcak çikolata söyledi. İçtiğim en kötü ve soğuk kahvelerden biriydi ya neyse.
 
 
Kemiklerimizi ısıttıp, azcık dinlendik sonra teleferikle tekrar aşağıya indik. Çocuklar bu kısmı pek sevmedi. Kara doyamadılar çünkü.
 
Sonra Erol develiye gidip develi cıvıklısı yiyeceğim diye tutturdu. Birinden duymuş. Kayseri'ye gidersen sakın cıvıklı yemeden dönme demiş. Ahh o her kimse onu bir yakalarsam ne yapacağımı bilmiyorum şimdi ama iyi şeyler olmayacağı kesin:) Git git yol bitmiyor arkadaş. Bilmem kaç km den sonra vardık Develi'ye. Niye? Sadece yemek için. Geçmiş zaman bir pazar canım köfte çekti kalk hadi Tekirdağ'a gidelim, yiyelim diye başımın etini yiyen bir adam bu.Neden bu kadar şaşırdıysam cıvıklı yemek için 100 km teptiğimize. 
 
Efendim vardık sonunda Develi'ye.Nerede ne yesem diye internete sormak mı o da ne. Gideceksin gideceğin yere sonra meydan da bir delikanlının yanına çekeceksin arabayı hey delikanlı burada en güzel cıvıklı nerede yenir diyeceksin o da abicim şimdi dümdüz git oradan sağa dön diye tarif edecek. Hey yavrum hey benim memleketime..
 
 
 
Cıvıklı siparişi verdik, çocuklar cıvıklı yemeyiz dedikleri için yazması ayıp dürüm döner siparişi verdik bak bu dürüm döner lafı cepte. Ben tarihini, nedenini, niçinini merak ederim Erol ise tadını. O yüzden garson masaya tekrar gelince neden cıvıklı dedim. O da efendim abla anlamadım dedi. İsim neden cıvıklı benim gördüğüm bildiğin kuşbaşılı pide. Başladı anlatmaya. Gelin efendim çekinmeyin birlikte dinleyelim...
 
Cıvıklı eskiden Erciyes dağının yaylalarında atlayan, zıplayan, meleyen koyunların bel ve kaburga bölgelerindeki etlerden yapılırmış. Parça et zırhla kıyma olana denk doğranırmış. Etin yağının bu darbelerle erimesi sonucu çok cıvık bir hal alırmış. O nedenle de bu yemeğe cıvıklı denmiş. O zamanlarda cıvıklının pişirildiği fırınlar bile farklıymış.
 
Aaaa bu koyun eti mi ben koyu eti yemem asla dedim garsona yok abla koyun değil dedi. Sonradan öğrendik ki hakiki cıvıklı yapan yer çok çok çok azmış. Sebep çok maliyetli ve zahmetli olması. Garson gittikten sonra eee ne anladım ben bu işten gidip bir Avm de kuşbaşılı pide yerdim dedim. Erol'da Develi'yi gördün fena mı oldu dedi sırıtarak. Doğru en azında güzel ilçeyi bu vesile ile görmüş olduk. 
 
 
Cepte bir şey vardı hah tamam hatırladım ben dürüm döner deyince etten başka bir şey aklıma gelmez. Biz otçul olduğu kadar etçil bir aileyiz. Tavuk döner Eray'ın önüne gelince eyvah dedim bir kriz patlayacak. Eray ben bunu yemem ben et yerim dedi lakin et döner yok bulunduğumuz yerde. Ay çocuğu ikna ettik etmesine de cıvıklı oldu mu sana donuklu...
 
Tekrar yollara düştüğümüzde hava kararmış ve saat 17.00 olmuştu. Din don.. Yani Kayseri'de ki müzeler kapandı. Çocuklar çok yorgun olunca (o an bize öyle gelmiş olmalı) eve gitmeye karar verdik.Tabii bu benim Erol'a kötü kötü bakmayacağım anlamına gelmez. Cıvıklı için bizi yollarda oyaladı hain köfte.
 
Akşam tüm gün gezen onlar değilmiş gibi çocuklar full çekti. 
 
 
 
 
Not:İ kinci gün ile devam edeceğim, cıvıklı cıvıklı diye yazınca acıktım bir yemek yiyeyim:))
 
İlk teleferiğe biniş: 15/11/2014
Yer: Erciyes
 
 
 
 

Pazartesi, Kasım 10, 2014

Fındıkkıran çocuk balesi


Bir anıyı paylaşacağım zaman sene bilmem kaç cümlesiyle başlamayı severim ben. Lakin ne kadar zorlasam da ilk kez Fındıkkıran'a gittiğim tarihi anımsayamıyorum. Annemde blog tutmamış ki dönüp bir bakayım.

Galiba liseye gidiyordum emin değilim belki de ortaokuldur. Yeri nasıl unuturum. AKM vardı o zamanlar sonradan müdavimi olduğum. Birkaç dakika geç kaldığım için oyuna karanlıkta girmiştim ve boş bulduğum orta sıralardaki en köşedeki koltukta oturmuştum. Bana bakar mısınız oturduğum yeri hatırlıyorum da tarih kısmını zihninim tozlu raflarından bir türlü gün yüzüne çıkartamıyorum.

Büyülenmiştim resmen. Gözlerimi bile kırpmadım desem yeridir. O gün öfkeyle karışık kırgın gitmiştim eve. Hep ne olmak istediğimi bildim de bazen bilmek yetmiyor olmadı işte.

Eray'ı Fındıkkıran'a götüreceğime taa iki-üç sene önce karar verdim. Çok emindim seveceğine. Çünkü o yönü bana çekmiş görüyorum bir şekilde. Sadece biraz daha büyümesini bekledim.Geçen sene bilet alacaktım alamadım çok üzüldüm. Biletler satışa çıkıyor ve on dakikayı bulmuyor bitiyor. Bende saati kurdum ve aldım.Vay benim azmime..


Eray'a baleye gideceğimizi ilk çıtlattığımda ben kız mıyım, kızlar gider baleye dediğinde belki de çok emin olmamdan ötürü çok şaşkınlık yaşadım. Bir şeyi bir kez deneyerek sevip sevmeyeceğine karar vermesinin daha doğru olacağını anlattım.

Ve dün o gün idi. Hep beklediğim gün. Oğlumun baleyle tanıştığı gün. Arabada Eray bale nasıldır acaba diye sorunca bak göreceksin çok eğlenceli vakit geçireceksin dedim.Yani çocuğu şartlandırdım yanlış bir biçimde. Arabada rahat dursunlar diye de ıpad vermedik mi ellerine. Mine craft mıdır nedir ne halt edesice..


Dinnn donnn. Başlama zili duyuldu Eray'cım bale başlıyor artık ıpadi verir misin dedim. Annecim köprüyü zor buldum zaten veremem dedi. Olur mu öyle şey bale başlayacak dedim, vermem dedi. Ya da dur annecim yanımda kalsın dedi. Çektim aldım elinden hem de en kaba bir şekilde. Bir kızdı oyunun başlaması ile Eray'ın çığlığı bir oldu.Utancımdan yerin dibine girdim neyse ki hemen sakinleşti. Sadece ellerini göğsünde bağladı seyretmeyeceğim işte dedi. Hatta arkasını döndü.

Kulağına fısıldadım. O şekilde davrandığım için özür dilerim.Allahtan hemen affetti beni seyretmeye başladı.Yalnız öndeki kadın şahane idi çocuklara yanan ışıklı kalplerden almış çocukların dikkatini dağıttı. Arkadaki kadın daha da şahaneydi oyunu seyretmek istemeyen çocuğuyla tüm oyun boyunca ikna etmek için konuştu. Hem de evdeymiş gibi en rahat şekilde.

Eray bir ara annecim hani komik şeyler olacaktı olmuyor ki dedi.Ne komiği dedim. Sen arabada bak gör çok eğlenceli dedin ya hani hiç komik değil dedi.

Eğlence= komik

Eray'ın böyle algılayacağını hiç düşünmedim.Yani çocuk sürekli komik şeyler bekledi durdu, çocuğu bilmeden şartlandırdım vay benim koca koca eşek arıları sokasıca dilime..


Efenim neyse konusuna gelelim: Clara ve Fritz'in ailesi yılbaşı öncesinde evlerinde bir parti verir. Büyükbaba Drosselmeyer çuval dolusu oyuncakla partiye gelir ve en güzel hediye Clara'ya verilir. Bir fındıkkıran. Pis kıskanç Fritz fındıkkıranı çok kıskanır ve kırar. Drosselmeyer büyükbaba fındıkkıranı tamir eder. Clara herkes uyuyunca ağacın altına gelir fındıkkıranı eline alır ve uykuya dalar. İşte her şey öyle başlar.

Farelerle mücadele, oyuncakların canlanması, Fındıkkıran'ın prense dönüşmesi alıp onu Karlar ülkesine götürmesi sonra Şekerleme ülkesine geçip ülkelerin kutlama dansı ile ödüllendirilmeleri ve tabi ki bir rüyanın sonu..

Eray en çok Karlar Ülkesi ve Şekerleme Ülkesi kısmını dikkatle izledi. Ülkelerin dansının yapıldığı bölüm Eray'ın çok hoşuna gitti..Bu hangi ülkenin dansı annecim. İspanyol dansı. Bu hangisi peki? Arap dansı. Çin dansı, Rus dansı, Çiçeklerin dansı..

Tek perde olduğu için çabuk bitti.Benim gittiğimde çok daha uzundu öyle hatırlıyorum, koreografi farklılığından olabilir aradan kaç yıl geçmiş. Pışık kaç yıl geçtiğini söylemem yaşım mı ortaya çıksın. Asla 36 yaşında olduğumu kimseye söylemem.

Aaaa bir de anlatıcı vardı o sürpriz oldu benim için. Çıkışta Eray'a sordum beğendin mi diye. Eh işte dedi hasbam :) Nefret etmesinden iyidir bence..


İlk Bale : Fındıkkıran
Tarih     : 09/11/2014
Yer        : Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi


Not: Fotoğraflar https://secure.dobgm.gov.tr/opera2013/devopera.aspx adresinden alınmıştır.


Salı, Ekim 21, 2014

Benim dişim benim kararım


İlk süt dişi nihayet düştü. Aslında düşmeye zorlandı. Babası tarafından çekildi. Dişi sallanıyordu ve arkasında çoktan sırasını bekleyen kalıcı diş gelmişti.

Cumartesi Erol dişi çekme konusunda Eray'ı ikna etmeye çalıştı. Aslında korktuğundan değil tamamen uyuzluğundan. Benim dişim ben karar veririm dedi. Yani benim bedenim benim kararım durumları.

O ara ben her zaman ki mekanımdayım yani mutfakta. Kahvaltı masasını kaldırırken Erol elinde diş Eray ise elinde 100 tl ile içeri girdi. Ben tabi dişi görünce Eray'ı öptüm sarıldım hem de kocaman. Oğluma methiyeler düzerken babasına da  nasıl oldu da izin verdi dedim.100 tl verirsen dişimi çekmene izin veririm demiş hasbam. Ve babası da kabul etmiş. Erol kandırıldığını hala kabul etmiyor.

Alışveriş merkezine gittik GGO'nun oyuncağını aldık ilk süt dişinin düşmesi şerefine. Parasını evde unuttuğu için de borç verdim kendisine. Çok sevindi çok. Alışveriş merkezine gelmişken yemekte yiyelim evde hazırlamak için uğraşmayalım dedim. Eray yaşasın dedi ne yiyeceğini düşünmeye başladı. Babası aynadan bana göz kırptı. Eray artık paranda var bugün bize yemekleri sen ısmarla dedi. Eray bana döndü

Annecim benim bir fikrim var DİREKT eve gidelim evde yiyelim zaten alışveriş merkezinde yiyince ben doymuyorum

dedi. O gün gerçekten çok güldük.

Diş hala cüzdanımda. Eskiden dişimiz düşünce koşarak Fatma hanım teyzesinin çatısına atardık dişimizi. Kuşlar çarçabuk yenisini getirsin diye.Neredeyse tüm mahallenin çocukları oraya atardı dişlerini. Hem mahallenin en alçak çatısı Fatma hanım teyzenin çatısıydı hem de çocukları sevmediği için çocukların ona verdiği cezaydı. Daha öncede yazdım Fatma hanım teyze çocukları hiç sevmezdi.

O evin yerine tripleks bir ev yaptılar. Cumartesi anneanneye dişimiz elinde gidince ablam hemen gel Fatma hanım teyzenin çatısına dişi atalım dedi. Ne garip çatı aynı çatı değil sahibi de Fatma hanım teyze değil lakin çocukluğa ait alışkanlıkları kırmak ne kadar zor.

Atmadık Eray'ın dişini çatıya. Kuşlar ne getirecek ki dedim ablama. Zaten düşmeden gelmişti yenisi. Dişten uğur olur mu bilmem cüzdanıma koydum. Kim bilir belki de dar zamanımda umut olur bana. Hep cüzdan da para biriktirilecek değil ya. Ben de kötü günüm için anı biriktiriyorum cüzdanımda.


Not: İlk süt dişi çıktı: 18/10/2014

Cuma, Eylül 26, 2014

Danışma

17 Eylül-Annesinin pastasını üflerken

-Geçen hafta cuma benim doğum günümdü. Yani 17 eylül. Nedense hiç ama hiç yazmak istemedim. Cahit Sıtkı Tarancı'nın yazdığı meşhur 35 yaş'ı dolu dolu bitirdiğim içindir belki de. Ya da ne bilim başka sebebi vardır. Bilinçaltı bu kim bilebilir..

-Erol'a bana çüş dedirtecek pahalılıkta bir hediye sakın alma dedim. İyi ki demişim. Hep almak istediğim profesyonel fotoğraf makinesini almak varmış aklında. Ne bilim istemedim. Doğru zaman değil benim için sanki. Ya da dur doğru zamanı kim bilebilir. Sadece bir his diyelim.

-Girdim hepsiburada.com'a seçtim kitabımı, link attım Erol'a. İşte hediyem bu dedim.Beni kitaptan başka en çok ne mutlu edebilir. Şu aralar elimde Taht oyunları..

-Cumartesi yüzme için Enka'ya gittik. Artık sorumlulukları yavaş yavaş paylaştırıyorum aramız da çünkü çok yoruldum.Yüzme işini sen halledersin demiştim.Her zaman ki repliği ile hallederiz demişti bana. Halletmemiş. Geç kalmışız kış okuluna, Kasıma kadar da yer yok bu arada. Eray'ın spor çantası sırtında, gözyaşları ile beraber çıktık okuldan. Bir de şu replik. Ben sana güveniyorum babacım, sen halledersin babacım...

-Sakinleşince bir alışveriş merkezine girdik. Dustyli çanta ve suluk aldık. Çok sevindi.

-Akşam misafirlerimiz gelmeden önce temizlik yaptık. Bu sefer çayın yanına ikram edilecek her şeyi hazır aldım. Normal de hiçbir şeyi hazır almam ben. Karşımdakini güya önemsediğimi böyle gösteririm, emek veririm. Yanılmışım. Vakit varken tamam da yokken daha önemli şeylerden zaman çalmanın saçma olduğunu anladım. İnsan 35'inden sonra da öğrenebiliyor. Öğrenmenin yaşı yoktur dememişler boşuna

-Pazar günü Eray'ın arkadaşının sünnet düğününden sonra doğruca eve geldik.Babasıyla- tontalak belgesel izledi. Ben de fırsat bu fırsattır diyerek uzun zamandır ilk defa evde o saatte(genelde okumak için bana zaman gece kalır)  kitap okudum. Ahh ne iyi geldi.

- Pazartesi sabahı Dustyli çanta ve suluğunu arkadaşlarına göstermek için sevinçle sınıfa girmiş.

-Salı servise başladık ve dakika bir gol bir sinirlerimi zıplattılar. Göktürk servisine Sanayi ve Şirintepe'de oturan iki öğrenci vermişler. Sarıldım telefona. Uzun zamandır bu kadar sinirlendiğimi hatırlamam. Her sene sizinle mi uğraşacağım dedim adama. Mantıklı bir güzergah olur eyvallah dersin ama ne alaka. Ben çocuğumu yolda bulmadım bu arada gibi öyle laflar ettim ki sorma gitsin. Adam ben yönetime bildireceğim dedi konuşmanın sonunda. İster bildirsin ister bildirmesin sorun çözülmezse alırım çocuğumu servisten NOKTA. Onlar hırpalasın yollarda diye doğurmadım ben çocuğumu sonuçta.

-Salı öğlen okula gittim hem servis konusunda nasıl bir gelişme var öğrenmek hem de şöyle bir durumlara bakmak için. Eray öğle yemeğini yemiş arkadaşlarıyla oynuyor. Ama o da ne. Bileklerine kadar ayakları ıslak. Çağırdım yanıma paçalarından neredeyse su damlıyor. Nöbetçi öğretmen kendi havasında.

Sınıfına çıkarttım üstünü değiştirdim ama ayakkabılar su içinde yedek de yok, almak içinde vaktim de.Kuru çorabın üstüne galoş giydirdim sonra da ayakkabısını giydirdim. Yanımıza gelen resim öğretmeni ne pratik düşündünüz dedi. Küçük bir çocuğunuz varsa pratik olmak zorundasınız dedim. Güldü. Eray'ın öğretmeninin ortalıklarda olmaması canımı sıktı bu arada. Meğerse haber gelmiş öğretmenimiz dedesini kaybetmiş. Öğretmenler odasında ağlıyormuş. İnsanız sonuçta. Nur içinde yatsın her ne kadar tanımasam da..

-Ben de anneyim sonuçta. Ablamı aradım.Öğle tatilim bitti. Eray'a ayakkabı alıp okula gider misin? çalışamam ben dedim. O da boru değil anne yarısı sonuçta. Koştura koştura inmiş almış 31 numara bir ayakkabı, teneffüs saatini beklemiş ve giydirmiş çocuğuma..

-Akşam eve gittiğimde tontalak heyecanlıydı. Annecim biliyor musun ilk defa beni danışmadan çağırdılar dedi. Aynen şöyle demişler: Eray Kalafat, Eray Kalafat danışmaya gelin lütfen:) Teyzesiymiş gelen, ayakkabı getirmiş, yeni bir ayakkabı almış ona... Danışmadan çağrılmak çok hoşuna gitmiş.

-Sabah kötü kalktı. Ayaklarının ıslanmasının yanında çocukların sırtları da çok terliydi. O gün soğuktu da. Bahçedeydiler. Bahanem çok.

-Çarşamba öğle tekrar gittim okula. Bir şeyler beni rahatsız etti itiraf ediyorum. Gittiğimde dünkü karmaşıklıktan eser yoktu.Yardımcı öğretmen bahçede görevini yapıyordu. Bizimkiler oynuyordu. Öğretmenini gördüm tam o sırada. Tekrar başsağlığı diledim. Dün burada biraz yoktum her şey birbirine girmiş deyince aklımdakini bende söyleyiverdim. Dün ki karmaşıklık beni de tedirgin etti o yüzden geldim dedim. Hiç merak etmeyin gözüm hep onların üzerinde dedi.



 - Bu arada gözümde hala minicik olsa da biraz çocuğumu serbest bırakmanın vakti geldi. Zor olacak olsa da artık bazı şeyleri öğrenmeli. Su birikintisine girerse ayaklarının bu kadar çok ıslanacağı ve hastalıklara davetiye çıkaracağı gibi..

-Eray ile birlikte iki üç erkek kızların yanındaydı. Aaaa bak orada takım kurmuşlar futbol oynuyorlar sizde oynasanıza dedim. Hımm onlar erkek kulübü biz kızlar kulübündeyiz bugün dedi.Neden dedim. Çünkü kızlar erkekler gibi saçma sapan oyunlar kurmuyor.Birbirlerine zarar vermiyorlar. Birbirlerini yaralamıyorlar dedi. Sustum.

-Çarşamba akşamı Eray ateşlendi.

-Perşembe okula gidemedi. Öğretmeni aradı, durumunu sordu.

-Akşam eve gidince öğretmenin aradı bugün - e harfine geçmişler biliyor musun dedim. Tühhhhh bee dedi. Üzüldü. E harfini bu kadar çok sevdiğini bilmezdim.

-Bugün okula gitti hayal kura kura. Ateş çıkmadı şükür..

-Hastalandı diye hafta sonu tüm programlarımızı iptal etmiştim neyse panik yok. Ben günleri
doldurmayı da bilirim.

Not: İlklerini yazıyorum ya ben senin tontalağım bunu yazmadan olmaz çünkü senin için önemliydi. 24/09/2014 ilk defa danışmandan çağrıldın.

 

Salı, Eylül 09, 2014

Bizim zamanımız da oryantasyon vardı da biz mi gitmedik



Hala inanamasam da tontalak ilkokula başladı. Bu hafta ana okul ve birinci sınıflar için oryantasyon, veliler için de oryantal dönemi. Oryantal dönemini direkt atlayıp oryantasyona geçeyim bari. Zira keyfimi sabah sabah hiç bozacak değilim. Ama ya dur şunu söyleyeyim bari: Bu ne yaman hırs anne..

Sabah 09.50 gibi okuldaydık. Aslında anneme dedim bir yarım saat geç gidelim nasılsa geç gelirler diye. Ama sonra başkalarının davranışları benim davranışlarımı belirleyemez 10.00 da burada olun dediler madem 10.00 da olalım dedim NOKTA.

Tontalağa da bu düşünceyi prensip haline getirmesini öğütlüyoruz. Annecim banane X böyle yaptı bende yapacağım dediğinde X'in davranışları senin davranışlarını belirlemesin.Kalbine, aklına ve mantığına bir sor bakalım X'in yaptığı doğru mu bir davranıştı diye.


Tabi ki şaşırmadım. Veliler 10.20 oldu hala ortalıkta yok. Eray'ım sinema salonunda beklemektense doğruca okulun kütüphanesine koştu. Kütüphane de çok mutlu. Aynı benim okul yıllarımda olduğum gibi.Lisedeyken Ayla mı yok ortalıkta ilk kütüphaneye bakılırdı. Kütüphaneler her dönem sığınağım olmuştur benim. İnşallah oğluma da dolu dolu nefes aldıran,düşüncelerini toparlamasını sağlayan çok güzel bir sığınak olur.

Biraz daha bekledikten sonra müdür yardımcısına dedim.İşten izin alıp gelenler var başlasak mı acaba. Bir on dakika sonra toplantı başladı. İlk olarak birinci sınıf öğrencileri tanıtıldı :) Adı okunan sahneye çıktı balonunu ve yaka kartını alıp doğruca eğlence alanına koştu. Anneler-babalar da rahat rahat toplantısını yaptı. İşte bilindik şeyler. Bir yıl boyunca şöyle yapacağız, böyle yapacağız diye verilen bir sürü vaatler.



Toplantı çıkışı ben bekleyemedim. Allah bin kere razı olsun ondan annem kaldı. Öğle tatilinde tekrar gidip baktım. Çok eğlenmiş, keyifler yerindeydi. Ah bizim zamanımızda böyle miydi. Koca koca çantalar ilk günden  takılıyordu sırtımıza doğruca sınıfa. Yoktu öyle alıştırmak falan. En fazla ağlayan çocuğun annesi sırada oturtulurdu.

Bu hafta palyaçolar, şişme oyun alanları haftaya da okulun gerçeği 2+2=4 eder. Olsun çocuklar yavaş yavaş ağlamadan, sızlanmadan alışsın.

Eray'ın okul ile ilgili ilk tespiti: Oturacak rahat bir yer yokmuş. Güldüm. Alıştı çocuklar ana okullarında minderlere, rahat ortamlara tüm gün sandalye de oturma fikri galiba korkuttu.

Ooo geç olmuş işe dönmem lazım bugünü çekirdek ailecek yediğimiz bir yemekte yapılan bir sohbetle kapayalım.

Fotoğraf çektirmeyi kendi istediği zaman seven çocuğun zoraki gülümsemesi

-Erol çok pişmanım çok GS ilkokulunun çekilişine katılmadığımıza
-Boş ver bence iyi oldu. Fenerbahçeli bir çocuğun GS okulunda ne işi var
-Hey Allahım ya bunun takımla ne ilgisi var
-Var tabi iyi oldu iyi
-Neresi iyi oldu, orası olsaydı paramız cebimizde kalırdı fena mı olurdu

Sohbet boyunca sessizliğini koruyan tontalak bu cümleden sonra devreye girer.

-Para mutluluk getirmez annecim :)

Bunu diyen çocuk Yerebatan'a gidince bir sürü altın dilememiş miydi?


Not: İlkokula 08/09/2014 tarihinde başladın. Senden çok bende heyecan vardı.

Cuma, Eylül 05, 2014

Bir dilek tut


Bu sene izin olmayınca ne yapayım oğlumla-babasının gezdiklerini yazıyorum bende. Bu da mutlu olmanın başka yollarından biri. Yani sevdiklerinin mutluluğu ile mutlu olmak. Sevdiklerinin güzel vakit geçirmiş, eğlenmiş olması düşüncesi ile avunmak...

Dünkü durak Yerebatan sarnıcı-Topkapı- Ayasofya-Eminönü ayağıydı. Topkapı ve Ayasofya'ya daha önce iki kere gitmişti (hatırlamıyormuş) lakin Yerebatan'a ilk defa gitti çok beğenmiş.

Ben hatırlıyorum da ilk defa lise son sınıfta gitmiştim oraya.Sınava az bir zaman vardı. İnsanlar para atıp dilek diliyorlardı. Öyle şeylere inanmadığım için para atmadım. Ve birden koşa koşa geri dönüp para atıp dileğimi diledim, gruba yetiştim. Öyle bir sınav baskısı vardı ki üzerimde dilek dilemek iyi gelmişti ne yalan söyleyeyim.İnsanlar bazen bazı şeyleri sadece inandığı için değil iyi olmaya ihtiyacı olduğunu için, bir şeye tutunmak için de yapabilirmiş o gün onu öğrendim.

Dileğini söylersen dileğin kabul olmaz gibi bir durum olmayacağına göre bu saatten sonra artık o gün ne dileğimi yazabilirim. Üniversite sınavını kazanıp, iyi bir okul da okumak. Allah'a şükür gönlüme göre oldu. Tontalağa Yerebatan'ı beğendin mi diye sorarken bu düşünceler bağımsız film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.



Ve kaçınılmaz soruyu sordum.Peki dilek dileyip, para attın mı? Tabi ki para atıp dilek diledim dedi. Sanki oraya gidip para atmak Allah'ın emriymiş gibi:) Ne diledin ki acaba diye sesli düşünürken pat diye söyleyiverdi
 
Bir sürü altınımın olmasını

diledim dedi. Güldük birlikte. Acaba bu çocuk kime çekti ki?



Not: İlk Yerebatan'ı ziyaret 04/09/2014

İkinci Not: Bugün babasının bir süre işi olması sebebiyle işyerinde iki saat yanımdaydı. Resim yaptı, bilgisayar da bir şeyler çizdi, yemek yedik. Öğle tatilinde parkta keşif gezisi yaptık. Sümüklü böcek gördü eline alıp sevmek istedi:) Sümüklü böcek, köpek, kedi, solucan bu liste uzar gider korkmayan çocuk nasıl olur da karıncadan korkar anlamam. Tontalak şimdi babasıyla Uçaklar filmini izlemekte.

Perşembe, Ağustos 28, 2014

Durunnn ben onun annesiyim

Muayene esnasında fotoğraf çekmeyi unutunca sonradan numaradan poz vermece çalışmamdan
 
Kaç gündür neyi yazmayı unuttum. Böyle bir şeyi nasıl unuturum. Konu tontalak olunca böyle bir olayı yazmamam şaşkınlık verici ya neyse.

Konu şu ki tontalağın kalıcı dişi geldi. Sorun şu ki, süt dişi düşmeden geldi. Hoş gelmiş sefa gelmiş de süt dişi maşallah öyle de sağlam ki kendisine bu aralar uğurlar olsun diyemeyeceğiz gibi.

Aslında çok telaş yapmadım.Yakın çevremden böyle bir olayı yakın zamanda duymuştum. Kendiliğinden zamanla düşecekmiş demişlerdi, çocuğum var ya aklımın bir köşesine hemen yazdım. Ha bir de şöyle dedim. Bizim başımıza böyle bir şey gelmez ama olsun fazla bilgiden zarar gelmez. Hay o son cümleyi aklımdan geçirmeseydim. Hayat yine gelmez dediğimi başımıza getirtti.

Bugün kendi doktorumu aradım, asistanı aradan alıp bakacak Eray'a dedi. Öğle tatilinde babasıyla gittik. Baktı, kontrol etti sonra bir şeyler hazırlamaya başladı. Ne yapıyorsunuz dedim en meraklı halimle. İki dişi de çekeceğim dedi.

Durunnnn bu dişi çekemezsiniz ben ben onun annesiyim

diye olayı Türk filmine bağlayacakken sadece durun bi durun lütfen bi durun dedim. Öyle telaş yaptım ki adam bile şaştı. Önce bir konuşalım dedim. Konuştuk yani ben sordum o cevapladı.

Soru: Doktorcum süt dişi düşmeden kalıcı diş gelirse süt dişini çekmek mi zorundayız?
Cevap: Yoo çekmek zorunda değiliz. Bekleyebiliriz de. Zaten kalıcı diş çıkarken süt dişini iter ve süt dişi bir süre sonra düşer.

Soru: Eeee o zaman Eray'ın dişini niye çekiyorsunuz? (az daha elimi belime koyup  cadı moduna geçecektim)
Cevap: Çünkü Eray'ın dişi çok zor düşer. Kalıcı dişin itmesi için biraz daha önde olması lazımdı Eray'ın ki arkada çok itemez zor düşer.

Soru: Diyelim ki bekledik bu Eray'ın diş sağlığında ve görüntü olarak bir bozukluğa yol açar mı?
Cevap: Açmaz

Soru: Yani tam olarak şunu sormak istiyorum çarpık, üst üste binmiş dişlere sebep olmaz değil mi?
Cevap: Bunu ne siz, ne biz şimdiden öngöremeyiz. Kaldı ki Eray'ın hem annesinin hem de babasının diş yapısından (bizim dişlerimizi iyi bilir) hem de çene-ağız darlığından %90 diyebilirim ileride tel takması gerekecek (bu dişlerin gelmesinden ötürü değil yani)

Soru: Ne diyorsunuz?
Cevap: 8-9 yaşında daha net bir şeyler söyleriz dediğim gibi bunları öngörmek önceden zor sadece tahmin şu an daha çok küçük.

Soru: Laylaylomm diye doktora gelen bir çocuk Eray. Şimdi iki alt dişi çekilirse korkar diye düşünüyorum. Acaba beklesek mi?
Cevap: Evet korkabilir böyle bir ihtimal var. İsterseniz Ocak ayına kadar bekleyelim düşmezse çekelim

Soru: Doktorcum son kez bir kere daha sorayım.Şimdi bu süt diş orada ya kalıcı diş de biraz daha arkada ya peki o nasıl gelecek ki oraya
Cevap: Süt dişi düşünce kalıcı diş yerine oturur sıkıntı olmaz

dedi demesine de hala aklımda soru işaretleri var. Acaba beklemekle hata mı ediyoruz. Çünkü normalde düşer ama Eray'ın ki zor düşer lafı aklımı kurcalıyor. Allah'ım insanın çocuğu adına karar vermek ne kadar zor. Başka doktora daha danışsam mı acaba?

Ben dişi çekilirse korkar, ay kuzum diye düşünüp durayım bizim küçük bey demez mi orada

-Eeeee dolgu yapılmayacak mı şimdi bana. Neden yapılmıyor yapılsın. Ne diyoruz efendim çocuğumun tuhaf olduğu doğrudur.

 
Tam konuşmayı sonlandıracakken aklıma bir şey takıldı.İyi de neden iki dişi birden çekeceksiniz bu arada. Tek diş yeterli değil mi? İkinci diş de yolda görmediniz mi? dedi. Bir baktım diş patlamak üzere. Ve diğer süt dişi de yerinden çok memnun gibi..

Çocuğumun sabırsız olduğu dişlerinden belli. Dişleri bile sıra beklemiyor ki :)


Not: İlk Diş Kontrolü 28/08/2014 -İlk kalıcı diş çıktı ikincisi de yolda

Çarşamba, Temmuz 23, 2014

Varmış annecim gerçekten varmış


Arabada seyir halindeyiz. Dışarının kasvetli havası bizim ruhumuza da sirayet etmiş olmalı. Kimseden çıt çıkmıyor, ortam çok sessiz. Ay pardon sessizliği radyoda çalan bir şarkı bozuyor tek. Tontalakta bende camdan dışarıyı seyrediyoruz. Dalmışım uzun, geniş ve bir türlü bitmeyen yola.

Tontalağın sesiyle döndüm ortama. Aaaaa annecim gökkuşağı gördüm, gerçekten gördüm annecim, gerçekten gördüm annecim bakkkk dedi. O kadar heyecanlandı ki. Lütfen anne fotoğrafını çeker misin? dedi. Oğlumu mu kıracağım seyir halinde çektim bir poz rengarenk güzelliği.

Çektim çekmesine de niye bu kadar heyecanlandığını anlamıyorum bu arada. Hepi topu gökkuşağı sonuçta.Gökkuşağı gördüğün için bu kadar mutlu olacağını tahmin etmezdim dedim. Annecim beni kandırıyorsunuz zannediyordum hep, gökkuşağı diye bir şey olmadığını düşünüyordum ama varmış annecim gerçekten varmış, varmış dedi coşkuyla.

Arabada seyir halindeyiz. Dışarıdaki gökkuşağının rengi o an bizim ruhumuzu da sirayet etti.


Not: Oğlum ilk defa gökkuşağı gördü : 19/07/2014
Hissiyat: Anlatılamaz, tarif edilemez bir coşku

Pazartesi, Temmuz 21, 2014

12.Seri

Öncelikle şunu belirteyim çok kötü bir organizasyondu. Veliler yandı kavruldu. Erol söylendi durdu. Tam üç saat sürdü. Eray sondan bir önceki yani 12. seride yüzdü. Çocuğumun şansızlığına bak. Çok bekledi, çok sıkıldı. Kayıtlı çok öğrenci olmasından sebep bence. Bu kadar çok öğrencisi olduğunu bilmiyordum ya neyse.


Program tüm öğrencilerin toplu yürüyüşü ile başladı. Sonra İstiklal marşı. Dans gösterisinden sonra yüzme gösterileri. Unutmadan yazayım herkesin birinci olduğu bir yarışma bu.

Arabadayken beklentiyi yüksek tutmamamız için mi bilmem 'annecim önemli olan kazanmak değil, önemli olan elinden geldiğini yapmak, cesaretini  göstermektir dedi. Haklıydı. Bizim ondan bu konuda böyle bir beklentimiz yoktu. Yaz okulunda güzel vakit geçirsin yeter.


Her seride 15-20 öğrenci vardı. Ve 5 'er kişilik gruplar halinde yüzdüler anlayın yani sıranın tontalağa ne kadar geç geldiğini. Start düdüğü ile atladı suya sonra başladı yüzmeye. Şu yönüyle güzeldi. Her kulvarda bir hoca vardı ne olur ne olmaz diye. Eray bir süre sonra yorulunca o köpüğün adı ne bilmiyorum ondan verip devam etti zorda olsa yüzmeye.



 
 
 
Ve varış çizgisi

 
Ve ödül töreninde madalyasını alır
 
 
Allah daha nice nice güzel günlerini göstermeyi nasip eder inşallah bizlere.
 
İlk yüzme yarışması-gösterisi 18/07/2014
Yer: TSYD
 

Cuma, Temmuz 18, 2014

Çok Sonra


Yüzme Yarışmasının ayrıntıları çok sonra...

Herkesin birinci olduğu İlk yarışma: 18/07/2014

Salı, Haziran 10, 2014

Tatlı su balığım


İlk su üzerinde durmaya başladığı zamanlar yani burada 5 yaşında.Video 1 Eylül 2013 tarihinde Marmaris de çekildi. Kayıtlarda bulunsun istedim. Çabuk kollukları attı. Zaten suyu hep sevdi.

 
Bu seneden video yok. Çünkü şu an yüzdüğü yerde çekim yasak. Daha iyi yüzüyor(yüzüyor derken yine de tek başına bırakılamaz) lakin önünde kat edeceği çok yol var. Biz şu an yüzdüğü yerde lisanslı yüzsün yani takıma girsin istiyoruz. Sebep sporu yaşam biçimi haline getirmek.
 
Yalnız çok zor. Takımda çocukları olan annelerle konuştuğumda anladım. Sabah 05.30 da başlayan antrenmanlar, sürekli ama sürekli çalışma, disiplin.. Bakalım zaman ne gösterecek.
 
 
 

 Not: Video 1Eylül 2013-Marmaris. Geçen sene Marmaris-Alaçatı-Cunda'ya gitmiştik. Çok güzel geçmişti. Bu sene tatil yok bana :( Eray çözümü buldu. Yazın işten çıkıp kışın işe tekrar girecekmişim.

Pazartesi, Haziran 02, 2014

Haftasonunun Özeti

01/06/2014 Babaannesinin bahçesinde kiraz toplarken
 
-Cuma geç yattı eyvahlar olsun kalkamayacak dediğim çocuğum tam olarak 06.30 kalktı. Hem de enerji dolu. Kalkamayan kişi Erol ile bendim. Hadi kalkın güneş doğdu, sabah oldu diyerek yatakta zıp zıpladı taa ki bizi kaldırana denk. Saate baktım 06.39 olmuş. Allah'ım hafta sonu saat kurduğum vakitte ne zaman çalacak.
 
-Cumartesi sabahı çok huysuz ve terstim. Herkes nasibini aldı.
 
-Yüzme öncesi hafif birşeyler yemesi gerekiyor, zaten iştahlı da olmuyor o saatte bir bardak sütü ve bir yumurtayı mideye indirdi.
 
-Bu hafta sonunun en güzel haberi Eray yüzmede bir üst seviyeye geçti. Yani şu an kırmızı da. Tontalak bu haberi pek önemsemedi onun için aslolan yüzebilmek.
 
-Yüzme sonrası arabada bir muz yedi.Usul öyleymiş. Oğlu ve kızı takımda olan kadın öyle dedi. Bir muz veya bir bardak süt. Ben kadının yalancısıyım.
 
-Kahvaltıya Erdemlere gittik. Erdem'in annesi de yüzmeye geldiği için eve dönünce hemen bir şeyler hazırladık. Allah'a şükür o günde karnımız doydu.
 
-Eray maşallah çok güzel kahvaltı etti ( Hafta içi pek bir şey yemedi sebebi sonra anlatılacak)
 
-Erdem bir sebepten ötürü annesinden ceza aldı ve cezası biz oradayız diye akşama erteledi. Eray çok üzüldü. Hatice abla Erdem'e lütfen bir şans veremez misin dedi durdu. Kadının canını yedi. Sonradan durum anlaşıldı. Hatice abla Erdem'e sakın akşam bisiklet kullanmama cezası verme mesela televizyon izleme cezası verebilirsin dedi.Erdem'le bisiklet kullanamayacak olma düşüncesi ödünü kopardı. Neyse ki Hatice teyzesi zaten öyle bir ceza vermeyecektim diyerek Eray'ın yüreğine su serpti.Yine de Eray bir kez daha şansını denedi. Hatice abla Erdem'e bir şans daha veremez misin?
 
-Eve geçtiğimde Erol evi silip süpürmüştü. Ben de toz al, banyo temizle, geceye kadar üç makine çamaşır yıka-kurut, yemek yap. Çok yoruldum.Bir de uzmanlar yatağa yorgun girmeyin diyor ya eee bu nasıl olacak. Soruyorum.
 
-Tontalak saat 21.10 da uyudu. Normalde cumartesi akşamları 22.30 kadar oturma hakkı var ya baktım ayakta uyuyor oğlum gel yatırayım seni dedim, itiraz etmedi. Şaşırdım. Artık nasıl yorgunsa. 05.00 de kalkar vay geldi halimize dedim yalan yok.
 
-Eray uyuyunca geçtim televizyon başına. Sadece bir dizi takip ediyorum.(o da yarım yamalak çamaşır as, mutfak topla kuşa dönüyor dizi) Erol başladı yine çok saçma çok saçma bu dizi demeye. Ama bir yandan da diyor ki sesini açsana. Güldüm. Hafta içi ve pazar akşamı televizyon seyretmediğim (çizgi film hariç) için tek cumartesi akşamı kalıyor seyretmesem de olur aslında ne bilim sanki kafamı dağıtıyor. Lakin gerçekten çok saçma..
 
-Pazar sabahı bir şey duydum. Alarmın sesi. Saate bir baktım 08.00. Nasıl oldu da Eray bey uyumuş, panikledim.Gidip ateşini kontrol ettim. Maşallah sorun yok, derin uyuyor. Sadece bir gün önceki duam kabul görmüş.
 
-08.45 de yola çıktık. Bir yumurta ve sütü mideye indirdi. Çıkışta yine bir adet muz
 
-Eray'a birkaç tane kısa kollu tişört almam lazımdı. Beykoz'a kahvaltıya geçmeden yolumuz üstünde ki mağazadan alalım dedi Erol. Çok acım diye itiraz ettim lakin girdik. İki şort, iki tişört aldım. İyi ki bizim beyi dinledim.
 
-Babaannede çok yedim. Kendime kızdım.
 
-Kahvaltıdan sonra Eray hemen bahçeye daldı. Babasıyla kiraz topladı. Ağacından koparıp koparıp yedi.Yağmur yıkamıştır diye ses etmedim. Öyle mutluydu ki mutluluğunu bölmek istemedim.Sonra kirazı bir babasının ağzına bir kendi ağzına attı. Durur muyum hani bana hani bana dedim. Gerçekten kiraz da çok güzeldi.
 
-Bahçedeki salatalıklar olmaya başlamış. Eray ilk siftahı yapacak diye babaannesi koparmamış. İki salatalıktan birini kopardı.Yıkandı ve kütür kütür yedi.
 
-Yarım saat oğlum hamak keyfi yaptı. Yatarken kuş seslerini dinlemeye bayılıyorum annecim dedi. Sonra toprakla oynadı, babaannesinden tohum aldı,onları ekti.Her yeri çamur oldu. Kirlenmek güzeldir dedik.
 
-Akşam 17.00 kadar oturduk kalkma vakti gelince tontalak kalkmak istemedi. Çok ağladı.
Anneanne'ye doğum günü için sürpriz yapacağız dedik o bile ikna etmedi. Zar zor kalktık. Neyse ki çabuk unuttu.
 
-Tontalak çikolatalı pasta istediği için doğum günü için çikolatalı pasta aldık.
 
-Anneanneye sürpriz yaptık. Pastayı küçük bey üfledi. Anneannesine kaç yaşına girdin diye sordu. 56 yaşına girdim deyince ooo sen çok yaşlanmışsın anneanne dedi. 
 
-Eve girer girmez babasıyla tontalak ödevleri yaptı. Nasıl oldu bilmiyorum unutmuşuz.
 
-Tontalak abur cubur verebilir misin anne bugün hiç yemedim dedi. Çikolatalı pasta neydi peki diye sordum. Keşke pastayı hiç yemeseydim dedi. Bu arada pasta yemeyen-sevmeyen çocuğum akşam beni çok şaşırttı, yedi. Abur cubur konusunda ısrar etmedi. Bana ısrar edemeyeceğini çok iyi bilir. Anneanne ve babaanneye ise ısrar etmesi gerektiğini nasılsa amacına ulaşacağını da bilir. Bu çocuklar sınırları çok iyi biliyor. 
 
-Dünyanın ütüsünü yaptım ütüler yine de bitmedi. Aman be deyip ilk defa yarım bırakacaktım Erol devam etti.
 
-Yatmadan önce 45 dakika kitap okudum, iyi geldi. 
 
-Kısaca anlatmak istediğim aslında hafta sonunun hakkını verdik. 
 
 
Not: 31/05/2014 tarihinde yüzmede Tontalak seviye atladı. Kırmızı..
 
 
 

Adını Mimo koyduk


Tanıştırayım balığımız Mimo.  Hani bir gün bir yazımda anlatmıştım öğretmenleri bir hedef belirlemiş bu hedef sonunda da balık söz vermiş diye. İşte Mimo Eray'ın ödülü.

Oturup düşündüğümde ne gerek var dedim. Okul'da öğrencileri bu şekilde teşvik etmelerinden yana değilim. Bu ödüller çocukları hırsla tanıştırıyor, sorumluluk bilincini örseliyor. Velinin biriyle konuştuğumda balığı çok istiyorum çok çalışmalıyım deyip sadece o dersi çalışan çocuğun olduğunu duyduğumda şaşırmıştım.

Eray balığı geç alanlardan.Çünkü fıtrat gereği mi desem yoksa başka sebeplerden mi desem çocuğum bu ödül-ceza olaylarını pek sevmez. Normalde yapacağı bir şeye aaa yaparsan sana şunu alacağım derseniz ters teper. Yapacağı varsa bile yapmaz.

Evet içten içe balığı istedi ama bir yandan da bilerek çabalamadı hatta bazen gerek yok dedi. Üstelemedim.Öğretmeni bu konuyla ilgili aradı. Ayla hanım Eray'ın balığı almasını çok istiyorum, kural gereği verdiğim ödevi yerine getirmezse veremem dedi. Bende vermeyin o zaman dedim. Şaşırdı.Herkes her şeyi kazanacak değil ya, madem bir hedef belirlediniz ve bunu yapmayan çocuklar var o zaman vermemiz çok mantıklı. Çocuklar kaybetmeyi de bilmeli.( tabi bu örnek doğru bir örnek değil bence)

Biz evde çalıştırdık ve çalıştırırken bu ödev senin sorumluluğun şeklinde cümleler kurduk. Ödül için çalışması gerektiği gibi saçma sapan cümleler kurmadığımız için balık lafını ağzımıza bile almadık. Belirlenen hedefe ulaştı. Öğretmeni balığını cuma günü vermiş. Sevinmiş. İşten eve döndüğümde içi içine sığmıyordu. Onu öyle görünce yazmama gerek var mı bende sevindim.

Bir saat bekledi. Sabırsız oğlum sabırla bekledi. Ve sonunda dayanamadı dedi ki 'annecim başarım için beni tebrik etmeyecek misin?' Önce aklıma gelmediği için özür diledim, tebrik ettim, sarıldım, öptüm...

Teyzesi gelince ee balığın ismi ne dediğinde Eray'la ben birbirimize baktık. Eray ne olsun dedim. Hani bizde bir cd vardı ya Kayıp balık Nemo işte Nemo olsun dedi. Olabilir neden olmasın ama benim bir fikrim var Nemo zaten var acaba başka bir isim mi düşünsek. O zaman mimo olsun dedi. Teyzesi Nemo daha güzel bence Nemo olsun dedi. Oylama yapmaya karar verdik.

Nemo ile Mimo isimleri oylamaya sunuldu. Anneanne balık Eray'ın o yüzden ismi o koymalı Eray'ın seçimine saygı duyuyorum diyerek elini  Mimo için kaldırdı. Ben de Nemo zaten var Mimo ismi bana daha sıcak geldi diyerek elimi kaldırdım. 3-1 oy çokluğu ile balığımızın adı Mimo oldu.

Şirkette yemeği olması sebebiyle cuma akşamı Erol geç geldi . Sabah nasıl kalkacağız diye huzursuz oldum çünkü hala annemdeydik.Eve geldiğinde ah Erol ah bu kadar geç gelinir mi Eray'ı, beni ve Mimo'yu bu akşam sefil ettin dedim. Erol Mimo mu? Mimo ne? dedi.

Mimo bizim balığımız, artık biz dört kişilik bir aileyiz.

İlk evcil hayvanımız Mimo
30/05/2014 tarihinde ailemize katıldı


Not: Hadi Eray sevindi de bana ne oluyor. Ben küçük bir fanusun için balık görmeye dayanamam psikolojimi bozar, üzülürüm dedim durdum ya eve geldiğinden beri çok mutluyum. Mimo'ya çok alıştım. Sabah kalkar kalmaz bende Eray'da hemen Mimo'ya koşuyoruz. Bu arada oğlum Mimo'ya çok güzel bakıyor.