Hafta Sonu Gezmeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hafta Sonu Gezmeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Temmuz 20, 2015

Küçük kara balığım

 
 
Dün kuzenimin Şile'de ki yazlığındaydık. Ne zamandır çağırıyorlardı gitmek kısmet olmamıştı. Kuzenler bayramda orada toplanınca bizde bu vesileyle gittik. Eray çocuklarla bir arada olmaktan dolayı çok mutluydu.
 
Buraya hiç yazmasam da bu konuyla ilgili kimseyle konuşmasam da Eray yalnızlığını sorguluyor arada. Onun açısından baktığımızda çok haklı. Ne kardeşi var ne de kuzeni. Ne dayısı var ne de amcası.
 
Tamam arkadaşları, anne-babasının bir sürü kuzenlerinin çocukları var da yerini tutmaz bunu en iyi ben bilirim. Bilmek durumu bazen değiştirmeyebiliyor.
 
Neyse dün çok mutluydu.O kadar güzel vakit geçirdiler ki.Eray'ı yüzerken videoya çektim kayıtlarda bulunsun diye. Güzel yüzüyor bence fakat çok çabuk yoruluyor ve hemen bırakıyor.
 
Yaz okulunda da yüzdüğü için benim küçük beyaz balığım küçük kara balığına dönüştü.Bu arada bu perşembe yaz okulunda yüzme yarışması var. Bakalım nasıl olacak..
 

Pazara gitmek mi? 3. Bölüm


Ramazan yoğundu, bayram ise çok daha yoğun.Bu bayramda gezmelerin hakkını verdik ve evde hiç durmadık. Aslında ben dururdum da Eray ve babası aynı kafadan olduğu için oylamada hiç şansım yok benim. Kendi evimde azınlık kaldım iyi mi?

Bayramın birinci günü annemde kahvaltı ettikten sonra Beykoz'a geçtik. İftar için gittiğimizde çiçek açan tohumların sebze vermeye başladığını gördüğümde çok şaşırdım. Hayat, doğa artık ne dersen de ne çabuk değişiyor ve yeniliyor.Bu değişimleri kaçırmamak adına galiba bazen yavaşlamak gerekiyor.

Eray toprağı kazıp, çamur topları yapmak için uygun ortam yaratırken bizde kayınvalidem ile bahçeyi gezdik. Çoğu şeyi çekmeyi unutsam da buyurun pazara gitmek mi bölüm 3 ile karşınızdayız.

Bu yıl bahçe geçen seneki gibi olmadı.Yağmur sebebiyle dedi kayınvalidem.Sürekli yağmur yağması bahçeye iyi gelmedi. Şu an için domateslerde sorun yok inşallah böyle de gider.


Bu yılda biberlerin maşallahı var. İnsanın kendi yetiştirdiği mahsulü yemesi değişik bir duygu olmalı. Kayınvalidem salata mı yapacak giriyor bahçeye iki-üç domates, iki salatalık, biber ya da marul, soğan toplayıp çarçabuk bir salata yapıyor. Yemek mi yapacak.. Patlıcan, kabak, fasulye toplayıp hemen ocağa türlü koyuyor.

 
Fasulyeler geçen seneki gibi değil maalesef. Bir kısmı beneklendi. Geçen sene o kadar çok olmuştu ki domatesle kavurup bolca buzluğa atmıştık ve kışın tükettik.


Kabaklar iyi durumda. Yemeye başladık. Sağolsun kayınvalidem kayınpederimi hafta içi ring olarak kullanıyor.İki-üç kabak, salatalık, maydanoz artık ne büyüdüyse kayınpederim Erol'un iş yerine güvenliğe bırakıyor, Erol'da akşam eve ulaştırıyor. Kabaklardan mücver yapıldı.


Salatalıklar bu sene fazla değil. Yine de şükür Eray yiyebiliyor. Nedense maydanoz çok fazla olmamış..

 
Marul- taze soğan her zamanki gibi bu sene de fazla.


 
Armut artık kalmadı. Bu sene çok fazlaydı. Kayınvalidem armutları akrabalara dağıttı. Kalanıyla da armut pekmezi yaptı. Eray tadını çok sevdi. Elma ağacı ise hiç meyve vermedi bu yıl. Öyleymiş bu ağaç. Bir sene verir bir sene vermezmiş. Geçen sene o kadar çoktu ki ağaç elmaları taşıyamıyordu. 

 
Çileklerde artık bitti. Zaten azdı onları da Eray yedi. Kiraz da az oldu bu sene. Dememe gerek var mı ringle kirazlar Eray'a gönderildi. Erik ağacı fena değildi.
 
 
Baklayı biz haşlarız sonra tuzlayıp kuruyemiş gibi yeriz. Kayınvalidemler ise yeşil kabuklu halindeyken taze fasulye gibi yemeğini yapar. Ben o halini hiç sevmediğim için bize sağolasun bu şekilde gönderdi. Ohh ne iyi geldi.



Dut artık bitti. Fındık her yerde olduğu gibi bu sene fazla. Fazla derken ekili alan çok az lakin kayınvalidemin ihtiyacını görüyor. Semizotu, maydanoz da var. Yani bu yazda sebze için pek pazara gitmeyeceğiz gibi görünüyor.

Aaaa bu arada bu senenin sürprizi erişteler. Kayınvalidem kesti tabi ki bize de düştü.


Bu da Eray'dan çamur köftesi. Tarif aslında çok kolay. Malzemeler; toprak, su ve bir tutam yeşillik.

Yapılışı ; Toprak su ile çamur halini alana kadar iyice yoğrulur. Sonra yumurta büyüklüğünde parçalara ayırarak yuvarlanır. Bir tutam yeşillik üstüne kondurulur.


Bu tarif mideye değil direkt çocuğun ruhuna hitap eder.

Pazartesi, Mayıs 04, 2015

Fotoğraflar bir çocuğun mutluluğun kısa özeti...


Cuma günü işlerimizi bitirince 'ormanda mı yesek acaba yemeğimizi' cümlesini bitiremeden Eray yaşasın pikniğe gidiyoruz diye bağırdı. Artık o saatten sonra dönüş olmazdı. Erol hazırlık için oyalanma zaten geç oldu deyince ikindi kahvaltısı yapmaya karar verdik.

Simit arası kaşar, börek, kurabiye,salatalık, domates, termosta sıcak su...yani Allah o gün ne verdiyse. Aldık azığımızı döküldük yola. Eray o kadar mutluydu ki anlatamam. Uzun zamandır bu kadar mutlu görmemiştim çocuğumu.Yolda uydurduğu şarkıları söyledi bizde alkış yapıp tempo tuttuk.Arada çok teşekkür ederim annecim dedi sarıldı, dedi sarıldı, dedi ve sarıldı. Meğer mutlu olmak ve mutlu etmek bu kadar basitmiş.

Belki de mutsuzluğumuzun kaynağı mutluluğu çok komplike şeyler de aramamız..

O gün mutluluk bir çocuğun anne ve babasıyla keşif gezisi yapmasındaydı. Ne kadar basit değil mi? Tamam kabul anne kişisi neden düz yol varken dağ-tepe tırmanıyoruz ki biz diye söylense de keşif gezisini başarıyla tamamladı.



O gün mutluluk bir çocuğun babasıyla en sevdiği yerde yani onun tabiri ile duuada(doğa) top oynamasındaydı. Kimi tutuyorsun annecim dediğinde senin tarafındayım demem ise mutluluğu katladı.



O gün mutluluk bir çocuğun en sevdiği yerde yani onun tabiri ile duuada bisiklet sürmesindeydi.



Ve o gün bir anne ve babanın mutluluğu çocuğunun tabiri ile duuada çok mutlu olmasındaydı..

Ne kadar basit değil mi?

Pazartesi, Aralık 29, 2014

Çizgi roman aşkına


Cumartesi sabah anneme kahvaltıya gittik sonra da Eray'ı 10.00 da etüde bıraktık. İki ders Türkçe bir ders İngilizce vardı. Türkçe de dikte çalışması, İngilizce de ise p sesi ile başlayan kelimelerle ilgili ders yapılacaktı.

Eray'ı bırakır bırakmaz S.abla ile kahve içmek için Özdilek Alışveriş merkezinin önündeki Starbuck'a gittim. Bir ara Alışveriş merkezine girip Ayı paddingtonga bilet aldım. S. ablayı beklerken kendimi bir tuhaf hissettim. Tuhaf derken eski günlerdeki gibi. Dertsiz aşım, ağrısız başım durumları yani. En büyük sorumluluğum okul ya da iş olduğunu en büyük sorunumun ay yarın ben ne giyeyim olduğu günler. Sohbet güzeldi.

Erol Eray'ı etütden alıp yanıma getirdi. Eray ile S. abla sohbet ederken ben de mektup yazdım. Hem de ahretliğime. S. abla ben göndereceğim zaten seninkini de içine koyarım dedi. Eray da çizdirdi bir şeyler..

S. abla kalkınca bizde Eray ile alışveriş merkezine girdik. Yarım saat olduğu için filme Eray kah beni çekti, kah ben Eray'ı çektim, kah birlikte selfie yaptık, azcık gezdik derken sinema saati geldi.

Ayı paddington'ı Eray çok sevdi.Neredeyse gözlerini kırpmadan seyretti. Peru'yu terketmek zorunda kalan bir ayının hikayesi anlatılıyordu film de. Lucy teyze depremden evleri yıkılınca küçük ayıyı sahip çıkacak birini arar. İlk aklına gelen de yıllar önce onları Peru'da ziyaret eden İngiliz kaşiftir. Küçük ayıyı İngiliz kaşifi bulmak için Londra'ya gönderir. İşte tüm macera böylece başlar. Ama gel gör ki hiç bir şey düşündüğü gibi değildir. İngilizler küçük ayının farkında bile değildir. Taa ki istasyonda anne Brown'a rastlayana kadar. Bundan sonrasını da artık bir zahmet kendiniz görün :)

Yalnız küçük ayının seslendirmesini Esen Yenerler yapmış. Bence çok kötü bir seslendirme olmuş. Bir kere duyguyu verememiş. Bunun dışındaki seslendirmeler çok güzeldi. Bir de anne Brown rolündeki Sally Hawkings'in performansını çok beğendim. O kadar naif oynamış ki.. Kıyafetleri de tam benim tarzım, bayıldım :)

Sinema çıkışı Arda abiye kitap almak için D&R gittik. 11 yaş çocuğu ne okur pek bilmediğimden çocuk bölümündeki görevliye sordum. Sağolsun hemen yardımcı oldu bana. Macera kitabından hoşlandığı için macera kitabı aldım.

Eray bey durur mu ben kitap seçerken kendine çoktan seçmiş bir kitap. Bayılıyor çizgi romana. Uzun zamandır var bu tutkusu. Çok çıkartmışızdır Erol bir kolundan ben diğer kolundan havaya kaldırarak kitapçıdan çıktığımızı. Çünkü seçtiği çizgi roman bazen yaşına uygun olmuyor,yapıştıysa eğer bırakmıyor, lafla da ikna olmuyor. Neyse ki bu sefer bulmuş kendi yaşına uygun bir şeyler. Bende aldım, o kadar çok sevdi ki kitabını her yere taşımaya başladı. Akşamları ise başucuna koyuyor.

Sonra da GeoEray'ı yapmak için eve geçtik.

Salı, Aralık 09, 2014

Herkesin bir duygusu vardır

Hafta sonu yüzme için kesin kayıt yaptırmamız gerekiyordu fakat yaptırmadık.Nisan ayına erteledik, bence iyi de oldu. Eray duyunca benim gibi düşünmeyeceği kesin ama. Yaptırsaydık düşünüyorum da kendimizi çok sıkışmış hissedecektik. Aslında yüzme saati değişmeseydi soğuğa rağmen yaptırırdık kayıdı lakin gitmişler Eray'ın grubunu 14.00-15.00 arası yapmışlar. Neyse vardır bunda da bir hayır..

Cumartesi akşamı Erol tontalağa yarın tiyatroya gidelim mi dedi. Tontalak da tiyatroya gitmeyi özlemiştim hep gezme hep gezme olmaz zaten diyerek babasına destek verdi. Göktürk Kültür Merkezinde Haylazlar Adası oyununa gittiler. Ben evde kaldım.Birilerinin fedakarlık yapıp evi biraz toplaması gerekti.

Çok mutlu bir şekilde eve döndü. Oyunu çok sevmiş öyle dedi. Ben gitmemiş olsam da tontalak anlattı ben dinledim hem mola vermek bana da iyi geldi.

- Bir çok ülkeden gelen çok yaramaz çocuklar var. Çocuklar çok yaramaz
-eeee
-Bir uçak kazasında bir adaya düştüler.
-ayyy inşallah bir şey olmamıştır çocuklara
-adadan kurtulmak için dedeye (adanın sahibi imiş dede)verdikleri sözleri yerine getirmeleri gerekiyordu.
-İnşallah yerine getirirlerde adadan kurtulurlar kim bilir anneleri ne kadar merak etmiştir
-hayırrrr verdikleri sözleri yerine getirmiyorlar ki
-Alçak köfteler. Bir kere verilen söz yerine getirilmelidir ne kadar yanlış bir hareket. Hem insanlar bir daha o kişiye inanmaz( anne mesaj vermeyi de ihmal etmiyor bu arada)
-dede son bir kere daha şans veriyor onlara.
-hatalarını düzeltmek için di mi
-evet

Ve hatalarını düzeltmişler. Mutlu son. Ben hep derim hep diyeceğim mutlu sonları çok seviyorum.

Hey adamım sorun nedir? (Sorun şu ki kaskı, dizlikleri takınca sert bakması gerekiyormuş)

O tiyatronun konusunu anlatırken bir yandan da babası dizliklerini, kaskını taktı. Hava o kadar güzeldi ki baba-oğul fırsatı kaçırmak istemedi. Arkadaşları da çağırıp bisiklet binmeye gittiler. Yok ya öyle olmadı arkadaşlar bizimkileri arayıp çağırdı. Ben de evde kaldım. Birilerin fedakarlık yapıp biraz daha iş yapması gerekti..

Bu sefer kavga ederek geldiler. Sadece bisiklete binmemişler babalar ve oğullar şeklinde futbol da oynamışlar. Eray düşmüş ve eli çizilmiş(aslında yarılmış diyebiliriz çünkü çizikten derin) Canı acımış ya babasına kızıyordu. Sen futbol oynayalım demeseydin ben düşmezdim, illa futbol mu oynamak gerekiyordu bıdı bıdı bıdı.. Var ya bu çocuğun çenesi aynı ben..

Erdemle annesinin bize geleceğini duyduğunda ancak sustu. Erol Beykoz'a geçti. Biz de biraz okuma ödevi yaptık Erdemler gelene kadar. Sonra çocuklar oynadı bizde kahve eşliğinde sohbet ettik. Durmak bana iyi geldi..

Akşam da otururken Erayla aramızda olan özel bir konu ile ilgili sohbet ettik. Birden aaa neden üzülecekmişsin ki, üzülmeye değmez dedim. O da bana
 
'öyle deme annecim herkesin bir duygusu vardır'

dedi. Resmen zınk diye durdum. Anlatmak istediğini anladım.Haklısın dedim. Bazen bu hataya düşebiliyoruz.

Bizim değmeyeceğini düşündüğümüz önemsiz bir konu başkası için çok önemli bir konu olabiliyor mesela. Ya da aman canım senin derdin dert mi benimkinin yanında diye küçümseyebiliyoruz olayları. Yapmamak gerek. Tontalağın da dediği gibi herkesin bir duygusu vardır sonuçta...


Not: Haylazlar Adası
07/12/2014- Göktürk Kültür Merkezi

Pazartesi, Aralık 01, 2014

Haftasonundan özetler vol. kaçtı yine unuttum


Akıllılık ettim ütüleri cuma gecesi bitirmekle. Televizyonda Güldür güldür programını duya duya yaptım hem de. Hoş ütüledim de ne oldu.. Hafta sonu çamaşırlar yine yıkandı yine kurudu yine birikti. Off bu döngü..Öncesinde tontalağın yazma ve İngilizce ödevini yaptırdım ki hafta sonuna yığılmasın ödevler.

Cumartesi sabahın köründe kalktım. Hazırlandık anneanneye kahvaltıya gittik sıcak sıcak simitlerle birlikte.Gidene kadar bir simidin yarısını yemiş olabilirim sonra kahvaltıda diğer yarısını, kahvaltıdan kalkmak üzereyken biraz dahasını. Ahh bu pişmanlıklar.

Saat 10.00 da etütteydi tontalak..Ben her zaman ki koltuğuma kuruldum kahve eşliğinde kitabımı okudum. Bu Arya'nın da başına gelmeyen kalmadı. Daha kimlerin eline geçecek bakalım. Gece nöbetçilerinden Yoren, bir elime geçirsem ne yapacağım bak seni dediğim kalpsiz Gregor Clegane, abisine bağlılık yemini etmiş Balton, yıldırım lordu Lord Beric, şimdi de Tazı..

Etüt çıkışı anneannede yemek yedik sonra doğruca sinemaya. Madagaskar penguenleri izledik. Eray çok çok beğenmiş, kendisi öyle dedi. Bana sorarsanız eh işte. Skipper Kowalski, Rico, Private adlı penguenlerin hepsine ama hepsine çok güldü tontalak. Kuzey Rüzgarı diye bir örgüt vardı ki ajanları çok havalıydı. Havaları batsın. Dublaj ve müzikler bence başarılı.

Sinema çıkışı  Eray'a spor ayakkabı baktık ama içimize sinen bir şey bulamadık.Harcadığımız zamana acıdım.

Eray tutturdu eğlenceli bir şeyler yapalım diye. Bir baktım ki bilmem ne atölyesinden ablalar gelmiş çamurla heykelcikler yaptırıyorlar. Kaydımızı yaptık. Verdiler eline çamuru başladı modele göre heykelciği şekillendirmeye. Sevdi her zaman ki gibi.

Sonra ailecek yemek yemeğe. Eve döndüğümüzde elektrikler yoktu belli ki uzun zamandır elektrik yokmuş ev epeyce soğumuş. Üşüdüm..

Erol elinde kocaman ışıldakla girdi odaya.Okuma ödevinin bir kısmı ışıldak eşliğinde yapıldı.


Tam elektrik geldi derken annem aradı. Babam rahatsızlanmış.Tansiyon fırlamış, hapı işe yaramamış. Bir kızdım telefonda hastaneye nasıl gitmezsiniz diye. Babam biraz daha bekleyelim ha geçti ha geçecek dedikçe tansiyon çıktıkça çıkmış. Erol bi koş bi yetiş dedim. Babam daha da fena olunca annem ambulans çağırdı.Tansiyonu iğne ile düşürdüler. Çok şükür şimdi iyi ama sabah gözlerini görünce canım sıkıldı. Kıpkırmızı.

Erol'la birlikte pazar günü tüm gün dip kıyı temizlik yaptık. Mola verdikçe Eray'ın okuma ödevini yaptırdım. Alışverişe de baba-oğulu gönderdim.

Yemekte tavuk olmasından memnun olmadı tontalak. Pek beyaz eti sevmiyor.(tavuk çorbasına bayılır o ayrı) O  kırmızı etçil ya da otçul.Söylene söylene yedi beyefendi.

Pazartesiye ezberlenmesi gereken bir İngilizce diyalog ödevi vardı. Eray'a bu sefer öğretmeni Tobby rolünü vermiş.(Geçen sefer Freedie idi) Evde prova yaparken ben hikayeci oldum babası da geriye kalan diğerleri yani Bella, Freedie vs... Biraz da cd den izledik oldu da bitti.It's a monster. I am scared....

Sonra Eray annecim bana kar na baa har yapar mısın dedi kelimeyi yanlış söylememek için heceleyerek. Alışverişe gittiklerinde almışlardı ertesi gün pişirilmek üzere. Ama onun canı o an çekmiş. Yapmaz mıyım dedim. Suyun içine biraz tuz katarak haşladım öyle yedi.

Anne-oğul sıcak çikolata keyfi yapmaya ne dersin dedi karnabaharı yedikten sonra. Yatmaya yakın çikolatası az sütü çok sıcak çikolata yaptık. Yoldan çıkarıyor bu çocuk beni..

Yatmaya giderken çok ağladı tontalak. Uyumamak için değil babaannesinin annesini çok özlemiş ondan. Haziran ayında kaybetmiştik kendisini. Neden öldü ki diye ağladı. Ben onu çok seviyordum ölmeseydi ne güzel oynardık diye ağladı. Son zamanlarda büyükanne kimseyle pek konuşmuyordu ama tontalak konuşunca ona laf atıyordu. O da onu seviyordu. Ölmek diye bir şey olmasaydı keşke dedi. Neyse ki babaannem hala hayatta diye de şükretti. Çok üzüldüm bende.. Çünkü tontalak üzüntüsünü de sevincini de dolu dolu yaşayan bir çocuk. Dolu dolu ağlaması beni mahvetti. Kendisini toplayınca annecim büyükannene kaç yaşında öldü dedi. 100 yaşını geçiyordu dedim. Yokkk artık dedi çatlak.. Sonra lafı toparladı. Annecim büyükanneyi mezarında ziyaret edebilir miyiz? Belki biraz daha büyüyünce..

Hastalık geçti de şu öksürük yapıştı bünyeye gece boyunca beni deli etti...


 Madagaskar Penguenler- 30/11/2014


Not: Darüşafaka'nın 150 yıl kamu spotuna bayılıyor tontalak. Artık ona ne hissettiriyorsa. Pazar sabahı kahvaltıda dedi ki; Annecim- babacım siz ölünce ben bu okula gidebilir miyim? Gülelim mi? ağlayalım mı bilemedim..


Pazartesi, Kasım 10, 2014

Haftasonundan Özetler Vol. bilmem kaç

Erol üç gün iş için şehir dışında olduğu için hafta sonu tüm işler bana kaldı. Eray'ın ödevlerine rehberlik etmek, ev işleri, gezme işleri.. Arkadaş pazar günü dün facebooktaki bildirimini görünce maşallah hem çalışıyor hem geziyor hem de çocuğun ödevlerine yetişiyor ben evdeyken yetişemiyorum demiş.

Bu tamamen programlı olmakla alakalı bir durum. Erol olduğu zaman program sekteye uğrayabiliyor çünkü adam programlı olmayı sevmiyor. Eğer ben kendi halimde isem hangi saatte ne yapacağım bellidir.

Eray küçükken Erol şehir dışına çıktığında anneler sürekli bizi taciz ederdi telefonlarla. Bize gel, bize gel korkarsınız diye. Gitmedim. Ha bazen yukarıdan sesler geldiğini zannettiğim ve tırstığım zamanlar olmuştur ama yine de gitmedim. Düzenimin bozulmasından huzursuz olurum ben. Hali hazırda sebepsiz içsel bir huzursuzluğum zaten vardır benim ekstra bir huzursuzluk yaratmaya ne gerek var. Artık o kadar alıştılar ki çağırmıyorlar.

Cuma akşamı çamaşır at, yıka, biraz okuma ödevi, İngilizce ödevi yap sonra da televizyon karşısında çizgi film keyfi ile günü bitirdik.

Cumartesi 07.00 de kalktım, ortalığı topladım, hazırlandım ve 08.30 da yola koyulduk. Ablamda kahvaltı ettikten sonra 10.00 da etütteydik. İşte en güzel zamanlar. Danışmanın olduğu koltuklarda bir kahve eşliğinde iki saat yakın kitap okuma. Bazen veliler gelip selamlaştı, hal hatır sordu ,macera falan bölündü aman bu kadar kusur kadı kızında bile olsun.

Etüt 11.50 de bitti ve biz koştura koştura Metrocity'e gittik. Tarzan filmine girdik. Ben çok beğendim. Eray ise bazen korkutucu oldu ama yine de güzeldi dedi. Tavsiye eder miyiz? Ederiz. Filmden sonra anne-oğul baş başa yemek yedik. Huzursuz bir yemekti ve ben yemeği yarım bıraktım. Eray'a kızdım şimdi hatırlayamadığım bir sebepten. Demek ki o kadar önemli değilmiş hatırlamadığıma göre...


Cuma günü okuluna tiyatrocular gelmiş, oyun sergilemişler. Sonra gönüllü istemişler bizim küçük balık zıplamış.

Eve döner dönmez tontalağı banyo ettirdikten sonra iki saat ödev yapmaca. Ara sıra ağladı. Babamı çok özlüyorum annecim ne zaman gelecek diye dolu dolu ağladı hem de. O an babasız çocuk yetiştiren kadınları düşünmeden edemedim. Boşanmış, ölmüş ya da var ama yokmuş gibi olan babaları..Ne yapayım bende dolu dolu sarıldım.

Okuma ve yazma ödevi çok olunca o günde yazmanın yarısını ve okumanın tamamını bitirdi. Bu cümleyi yazarken ödevlerde bile bir program yaptığımı fark ettim :) Cuma- cumartesi-pazara yayıyorum ki ödevlerini sıkılmasın, bunalmasın. Cuma akşamları basit olanları yani matematik ve İngilizceleri yapıp aradan çıkarıyoruz. Cumartesi okuma ödevlerini tamamen bitiyor ve yazmadan biraz başlıyoruz. Pazar ise en sevmediği kısım yazma ödevleri..

Pazar sabahı güzel bir kahvaltı hazırladım ikimize ve bir güzel kahvaltı ettik. 10.30 da arkadaşlar aldı bizi Kadıköy Süreyya Operası sahnesine doğru yola çıktık. Fındıkkıran balesini izledik. Göktürk'e geldiğimizde arkadaşlardan ayrıldık yine anne-oğul baş başa yemek yedik bu sefer huzurlu bir biçimde.Yemekten sonra dondurma aldım kendilerine aman ne sevindi ne sevindi. Hava güzeldi eve kadar yürüdük.

Eve gelince tekrar ödev yapmaca. O kadar uzun sürdü ki babası dönmüştü eve. Sonra devir teslim zamanı yani tontalağı babasına devrettim. Ben ise işlere gömüldüm.


Sır: Dolu dolu ağlıyor bir yandan da gözlerini siliyor ağladığımı sakın babacığıma söyleme annecim, üzülmesin..

 Tarzan filmi-Metrocity- 08/11/2014

Salı, Temmuz 15, 2014

Özetler, özetler, özetler


 -Hafta sonunu özet geçme işini şimdilik sevdim. O yüzden bu hafta da böyle devam edelim bakalım.

-Cuma akşamı hem anneme hem Eray'a değişiklik olsun diye iftardan sonra Ortaköy sahiline inelim dedik. Nasılsa çok yakın. Gittiğimizde sahilde Beşiktaş Belediyesinin Ramazan Etkinliği vardı. Sahnede Hacivat ile Karagöz. Lakin sonuna yetişmişiz. Eray biraz üzüldü çünkü o oyunu çok seviyordu.

-Oyunundan sonra sunucu anons yaptı. Kantonun kraliçesi, çıtı pıtı bilin bakalım kim? Ablam da demez mi aaa Nuran Damcıoğlu çıkacak yaşasın. Güldüm.Tabi ki başka biri çıktı, Nuran Damcıoğlu'nun orada ne işi var. Üzülme sırası teyzeye geçti.

-Dayanamadı babasının omzundan indi sahneye yakın bir yere geçti biz tabii takipte. Çünkü meydan çok kalabalıktı. En büyük korkumdan biridir.Yani kalabalıklar.Ruhumu daraltır. Tontalak cephesinde her şey normal tabii. Biraz daha seyretti sonra müziğin ritmine kendini kaptırdı.

-Ramazan etkinliği bitince sahildeki parkta tontalak biraz oynadı. Her hafta yazıyorum galiba bir çocuğu mutlu etmek ne kadar kolay. Parkta mutluluğu görülmeye şayandı.

- Cafe'ye gidip oturduk. Çay da ne iyi geldi. Beyefendinin sıcak çikolatası çok sıcak gelince biraz arızaya bağladı. Her hafta yazıyorum galiba keşke bir çocuğun mutluluğunu sürdürmek de kolay olsaydı:)

-Eve dönüş vakti gelince her zaman ki gibi Eray gitmem diye ağladı. Sahilde ciddi bir konuşma yaptım kendileriyle.Eşref saatin de olduğu için mi? yoksa çok iyi bir konuşmacı olduğum için mi?  bilinmez dediklerimi anladı.



-Geç yattı ya cumartesi sabah uyuruz demiştim 07.30 da ayaktaydı. Buna da şükür en azından 06.30 kalkmadı.

- Biraz eve el attım. İşte bilindik şeyler. Toz al, süpür, banyo temizle...

-Erol çalıştığı için tontalak ile Cevahire çıktık. Malum yüzme gözlüğü alınacaktı. Eee oyuncakçıya uğramadan olmaz. Orada gördüğü Dilsiz'e yapıştı. Hiç ejderhası yoktu mecbur aldık. Tontalağın gönlünü yaptık. Ya benim gönlüm.

-D&R uğradık. Tontalak sürekli hareket halinde olduğu için kitaplara bakamadım. Peşindeyim malum kalabalıklar. Bir genç çıktı birden işte kahraman diye ben bunlara derim. Gördü halimi üzüldü zannımca. Tontalağın elindeki ejderhayı görünce filmine gittin mi? diye bir soru sorarak sohbetin fitilini ateşledi. Oooo tontalağın bu konuda anlatacağı çok şey var. Anlattıkça anlattı. Bende hemencecik kitaplara baktım.

-Aklımda Garange kitabı almak vardı ama Verdon dürttü beni.Bak yeni kitabım çıktı dedi ve ben kandım.

-Yine yollara düştük. Erol'un amcasına iftara davetliydik. Çocuklar oynar diye biraz erken gittik. Eray o günü iple çekti haftayı bitiremedi. Ama tuhaf bir şey oldu. Her zaman çok iyi anlaşan çocuklarda o gün elektrik tutmadı.

-Pazar sabahı tontalağımın canı çift kaşarlı salamlı yumurtalı ekmek çekmiş. Yapalım mı dedi. Yapmam mı dedim. Sütü, yumurtayı, yağı Eray çırptı. Kes-yapıştır-pişir işini de ben yaptım. Tam iki buçuk tane yedi. Yanında süt eşliğinde. Küçük bey kahvaltısını ederken azıcık koltuğa uzandım. İstediği şey olunca nasıl da mırın kırın etmeden kendi yiyor.

- Üç makine çamaşır yıkadım. Teras o kadar sıcaktı ki güneş gözlüğü-şapka ile çamaşır astım. Erol güldü halime. As, iki saatte kurusun, topla, yıkananları tekrar as, topla tekrar as manyağa döndüm. Başımın belası ütü yine çok uzun sürdü.



-Saat 17.00 den sonra baba-oğul Beykoz diye tutturdu. Belim-ayaklarım kısaca vücudumun hemen hemen hepsi bu teklifi geri çevirdi. Gel gör ki kalbim yine dayanamadı. Yollara düştük.

-Eray selam vermeden daha daldı bahçeye. Çamur yaptı yine her yerini.. Olsun kirlenmek güzeldir. Yaşadığını hissedersin.

-Kayınvalidemleri de aldık iftar için Çekmeköy taraflarında Yeşil Vadi diye bir yere gittik. Tontalak parkta oynadı. Kazların, tavukların peşinde koştu. Bu çocuk bu konuda tam benim zıttım. Benim küçüklüğüm hayvanlardan tırsarak geçerdi. Tontalak pazar gününden sonra evde kaz beslemeye karar verdi.

-Bir ara annemlere de dışarıda iftar vermemiz lazım. Ahhh eskiden ne çok kurardım iftar sofraları, ne güzel olurdu hazırlıklar. Yorucu evet lakin huzurlu. Ama bu sene halim yok:(

İşte böyle bir hafta sonunun daha sonuna geldik demeden önce Eray'ın kaz beslemek dışında kabul edilebilir (!) diğer istediğini de yazmadan geçmeyeyim.

 Babacım arabamızı satıp Ferrari alamaz mıyız?


Beşiktaş Belediyesi Ramazan Etkinliği- 11/07/2014
Beltaş Cafe -11/07/2014
Yeşil Vadi de yemek -13/07/2014
      


 

Pazartesi, Temmuz 07, 2014

Çamur topu


Bizim oralar yanarken köy püfür püfür idi. Kaçtık doğal olarak köye.Bu gittiğimde koşturmadım bol bol dinlendim. Fotoğraf çektim. Sonra kendimle ilgili ne kadar az fotoğrafım var dedim.Albümlere baktığımda hep tontalak ya da tontalak ile babası. Benim ise bir elin parmaklarını geçmez sayısı.

Erol'u çağırdım öfledi, pöfledi. Adam sevmiyor fotoğraf çekmeyi. Zor bela bir iki poz çekti. Çekti ama hevesimi de kaçırdı. Anladım sonra benim neden o kadar az fotoğrafımın olduğunu :) Erol'a söyleyeceğime çektirmiyor muşum demek ki..

Eray yine çok mutluydu.Babasının küçük kuzeni de iki haftadır orada olduğu için daha da mutlu oldu. Çünkü birlikte çok eğleniyorlar. Bu hafta sonu resmen çamur banyosu yaptılar hatta çamurları top haline getirip çamur topu oynadılar. İlk gördüğümde ayy dedim ama sonra karışmadım. Toprak ve Su. Ne zararı olabilir ki.. Hatta millet çamur banyosu yapabilmek için yığınla para veriyor..

İftar vakti yaklaşınca tontalağın elini yüzünü yıkayalım dedik demesine de banyo etmeden olmayacak ki. Saçlar, yüz, kol, dirsek her yeri berbat. Soktuk banyoya, çocuktan çamur aktı. Ablasıyla içeride çadır yapıp oynarken biz de güzel bir masa hazırladık. Yedik- içtik sonra da çay keyfi yaptık.

Ha bu arada bu fotoğraf çektirme sorununu da çözdüm bu hafta sonu. Erol'a bir daha minnet etmek yok:) Tontalağım benim fotoğrafımı çeker misin dedim. Tanam dedi. Önce ellerini yıkadı. İkinci fotoğrafı tontalağım çekti. Biraz kilolu çekmiş ama olsun:) ben ona öğretirim ince çekmenin püf noktalarını...



Pazartesi, Haziran 16, 2014

Haftasonundan özetler



-Bugün eve erken gitmeliyim dediğim zaman mutlaka bir aksilik olur. Cuma akşamı da öyle bir gündü.O yüzden bu cümleyi kendime yasaklıyorum. Erol 18.45 de aradı. Ayla ben iyiyim bende bir şey yok dedikten sonrada ekledi. Kaza yaptım, geç gelirim. Şükür kendinde bir şey yokmuş dedikten bir süre sonra Eray 'babam nerede kaldı annecim' diye sordu. Erol'da bir şey yok ya önemli değil dedi ya bende Eray'a söylemekte sakınca görmedim. Eray'cım baban kaza yapmış biraz geç kalacakmış. 'Annecim babacım yaşıyor mu peki 'dediğinde vurgun yemişe döndüm. O şekilde algılayacağını hiç düşünemedim. Allah'a şükür baban iyiymiş oğlum sadece araba biraz hasar almış dediğimde 'iyi tamam o zaman' dediği andaki ruhsal değişimin hızına yetişemedim.

-Erol eve geldi ayrıntıları öğrendik.Adam ters yöne girmiş.Güm arabanın sağ arka kapısına bindirmiş. Tutanaklar tutulurken abicim sakın ters yönden geldiğimi yazma demiş. Erol da olur mu öyle şey dedikten sonra adamımız abicim sende hiç yolu kontrol etmeden girdin ama dediği için kendisini haftanın pişkini ilan ettim.

-Arabaya binmeden önce tontalakla arabayı kontrol ettik. Tontalak babacım araba birazcık yamulmuş ama bu yamuk çok önemli değil, olur böyle şeyler diyerek olayı özetledi.

-Cumartesi sabahı yine yüzme. Bu sefer yola her zaman ki saatimizden erken çıktık.

-Yüzme sonrası İstinye Parka geçtik. Önce sinema için biletler alındı.Yemek yedik.Yaz okulu için eksiklikler vardı onları aldım. 13.30 seansına girdik.

-Filmin adı Oz büyücüsü. Koltuklar rahat, salon serin olunca göz kapaklarıma mukayyet olmadım. Ayakkabılarımı çıkardım, kıvrıldım ve ilk yarı resmen uyudum. Ne yapayım gerçekten çok yorgundum.Film nasıldı diye sorarsanız ikinci yarı fena değildi:)

-Film çıkışı çocuklar dondurma lafını duyunca oleyyyyy diye bir çığlık attı. İstinye park resmen sallandı. Çocukları mutlu edebilmek ne kadar kolay, keşke o mutluluğu sürdürebilmek de bu kadar kolay olsaydı.

-Eve gelişimiz 17.00 buldu. Sonra maraton zamanı. Temizlik, çamaşır yıka-as. Resmen topuklarım acıdı.

-Uzun zamandan sonra akşam evimizde kahvaltı edildi. Eray mızıldandı çünkü alışık değil.

-Pazar sabahı tontalak babasıyla yüzmeye gitti. Çünkü ahretliğim ailesiyle kahvaltıya (o saatte ancak  brunch olur) gelecekti, hazırlık yaptım.

-Yüzmede öğretmeni Eray'ı tebrik etmiş.Öğretmen herkes su altında 20 saniye nefesini tutacak demiş. Eray nefesini 20 dakika tutmuş:) Öğretmen de tebrikler demiş. 20 dakika değildir oğlum desem de oğlum ısrarcı, ben onun yalancısıyım.

-Çocuklar güzel oynadı oymamasına da Eray pek durgundu. Bir ara uzandı. Ateşini ölçtü babası 37.5. Galiba dün sinemadaki klima çarptı.  Ne çabuk ateşlendi desem de blogumu açıp baktım üstünden 42 gün geçmiş. Zaman yine hızla akıyor.

-Eray dinlensin diye akşam babalara gidemedik. Telefonla kutladık. Benim için iki tane özel gün vardır. Biri doğum günleri diğeri de evlenme yıl dönümleri. Onlar kişiye özel olduğu için belki de. Diğer günler pek anlam ifade etmez benim için. Ama kutlarım. Bilirim ki benim için anlam ifade etmese de karşı taraf için edebilir. O yüzden en yakın zamanda telafi edilecek.

-Üç, dört makine ütüyü Erol'la paslaşarak bitirdik. Lakin bende bittim.

-Eray'ın ateşi gece 37.3-37.5 civarında dolandı. Hafif ateşli olsa da rahat uyudu.

-Sabah ben kesinlikle hasta değilim. Sadece benzin depoluyorum benim yüzmeme engel olamazsın anne dedi. Ölçtüm ateşi yoktu. Hiç istemesem de yaz okuluna gönderdim. Lakin şu an içim içimi yiyor.

-Nasıl ben tongaya bastım dedim birine. Her şeyi o kadar sık eleyip dokurum ki. Ortaköy'e servis var mı diye sordum evet dediler ve bir daha da bir şey sormadım. Okullara kayıt yaptırdığımda ilk sorduğum sorudur benim. Güzergahını, ne kadar yol alacağını inini cinini... Ama burada hiç bir şey sormadım.Basiretim bağlandı sanki ya da ne bilim büyük anneannenin ölümün acısı düşünmemi engelledi. Kayıt yaptırdıktan sonra aklıma geldi. Adam bana demez mi bir saati geçer diye. O kadar kısa mesafede neden o kadar sürüyor diye sordum. Çünkü 1. leventten yola çıkıyorlar Etiler-Ulus-Arnavutköy-Ortaköy. Beyefendi akşam trafiğinde Etiler'e girerseniz çıkamazsınız ne alaka dedim. Valla içinize gelirse demeye getirdi. Bir çözüm yolu bulmalıyım ama nasıl.

Yine bir çözüm arayışı ile haftaya girdik. Haydi hayırlısı.


Pazartesi, Haziran 02, 2014

Haftasonunun Özeti

01/06/2014 Babaannesinin bahçesinde kiraz toplarken
 
-Cuma geç yattı eyvahlar olsun kalkamayacak dediğim çocuğum tam olarak 06.30 kalktı. Hem de enerji dolu. Kalkamayan kişi Erol ile bendim. Hadi kalkın güneş doğdu, sabah oldu diyerek yatakta zıp zıpladı taa ki bizi kaldırana denk. Saate baktım 06.39 olmuş. Allah'ım hafta sonu saat kurduğum vakitte ne zaman çalacak.
 
-Cumartesi sabahı çok huysuz ve terstim. Herkes nasibini aldı.
 
-Yüzme öncesi hafif birşeyler yemesi gerekiyor, zaten iştahlı da olmuyor o saatte bir bardak sütü ve bir yumurtayı mideye indirdi.
 
-Bu hafta sonunun en güzel haberi Eray yüzmede bir üst seviyeye geçti. Yani şu an kırmızı da. Tontalak bu haberi pek önemsemedi onun için aslolan yüzebilmek.
 
-Yüzme sonrası arabada bir muz yedi.Usul öyleymiş. Oğlu ve kızı takımda olan kadın öyle dedi. Bir muz veya bir bardak süt. Ben kadının yalancısıyım.
 
-Kahvaltıya Erdemlere gittik. Erdem'in annesi de yüzmeye geldiği için eve dönünce hemen bir şeyler hazırladık. Allah'a şükür o günde karnımız doydu.
 
-Eray maşallah çok güzel kahvaltı etti ( Hafta içi pek bir şey yemedi sebebi sonra anlatılacak)
 
-Erdem bir sebepten ötürü annesinden ceza aldı ve cezası biz oradayız diye akşama erteledi. Eray çok üzüldü. Hatice abla Erdem'e lütfen bir şans veremez misin dedi durdu. Kadının canını yedi. Sonradan durum anlaşıldı. Hatice abla Erdem'e sakın akşam bisiklet kullanmama cezası verme mesela televizyon izleme cezası verebilirsin dedi.Erdem'le bisiklet kullanamayacak olma düşüncesi ödünü kopardı. Neyse ki Hatice teyzesi zaten öyle bir ceza vermeyecektim diyerek Eray'ın yüreğine su serpti.Yine de Eray bir kez daha şansını denedi. Hatice abla Erdem'e bir şans daha veremez misin?
 
-Eve geçtiğimde Erol evi silip süpürmüştü. Ben de toz al, banyo temizle, geceye kadar üç makine çamaşır yıka-kurut, yemek yap. Çok yoruldum.Bir de uzmanlar yatağa yorgun girmeyin diyor ya eee bu nasıl olacak. Soruyorum.
 
-Tontalak saat 21.10 da uyudu. Normalde cumartesi akşamları 22.30 kadar oturma hakkı var ya baktım ayakta uyuyor oğlum gel yatırayım seni dedim, itiraz etmedi. Şaşırdım. Artık nasıl yorgunsa. 05.00 de kalkar vay geldi halimize dedim yalan yok.
 
-Eray uyuyunca geçtim televizyon başına. Sadece bir dizi takip ediyorum.(o da yarım yamalak çamaşır as, mutfak topla kuşa dönüyor dizi) Erol başladı yine çok saçma çok saçma bu dizi demeye. Ama bir yandan da diyor ki sesini açsana. Güldüm. Hafta içi ve pazar akşamı televizyon seyretmediğim (çizgi film hariç) için tek cumartesi akşamı kalıyor seyretmesem de olur aslında ne bilim sanki kafamı dağıtıyor. Lakin gerçekten çok saçma..
 
-Pazar sabahı bir şey duydum. Alarmın sesi. Saate bir baktım 08.00. Nasıl oldu da Eray bey uyumuş, panikledim.Gidip ateşini kontrol ettim. Maşallah sorun yok, derin uyuyor. Sadece bir gün önceki duam kabul görmüş.
 
-08.45 de yola çıktık. Bir yumurta ve sütü mideye indirdi. Çıkışta yine bir adet muz
 
-Eray'a birkaç tane kısa kollu tişört almam lazımdı. Beykoz'a kahvaltıya geçmeden yolumuz üstünde ki mağazadan alalım dedi Erol. Çok acım diye itiraz ettim lakin girdik. İki şort, iki tişört aldım. İyi ki bizim beyi dinledim.
 
-Babaannede çok yedim. Kendime kızdım.
 
-Kahvaltıdan sonra Eray hemen bahçeye daldı. Babasıyla kiraz topladı. Ağacından koparıp koparıp yedi.Yağmur yıkamıştır diye ses etmedim. Öyle mutluydu ki mutluluğunu bölmek istemedim.Sonra kirazı bir babasının ağzına bir kendi ağzına attı. Durur muyum hani bana hani bana dedim. Gerçekten kiraz da çok güzeldi.
 
-Bahçedeki salatalıklar olmaya başlamış. Eray ilk siftahı yapacak diye babaannesi koparmamış. İki salatalıktan birini kopardı.Yıkandı ve kütür kütür yedi.
 
-Yarım saat oğlum hamak keyfi yaptı. Yatarken kuş seslerini dinlemeye bayılıyorum annecim dedi. Sonra toprakla oynadı, babaannesinden tohum aldı,onları ekti.Her yeri çamur oldu. Kirlenmek güzeldir dedik.
 
-Akşam 17.00 kadar oturduk kalkma vakti gelince tontalak kalkmak istemedi. Çok ağladı.
Anneanne'ye doğum günü için sürpriz yapacağız dedik o bile ikna etmedi. Zar zor kalktık. Neyse ki çabuk unuttu.
 
-Tontalak çikolatalı pasta istediği için doğum günü için çikolatalı pasta aldık.
 
-Anneanneye sürpriz yaptık. Pastayı küçük bey üfledi. Anneannesine kaç yaşına girdin diye sordu. 56 yaşına girdim deyince ooo sen çok yaşlanmışsın anneanne dedi. 
 
-Eve girer girmez babasıyla tontalak ödevleri yaptı. Nasıl oldu bilmiyorum unutmuşuz.
 
-Tontalak abur cubur verebilir misin anne bugün hiç yemedim dedi. Çikolatalı pasta neydi peki diye sordum. Keşke pastayı hiç yemeseydim dedi. Bu arada pasta yemeyen-sevmeyen çocuğum akşam beni çok şaşırttı, yedi. Abur cubur konusunda ısrar etmedi. Bana ısrar edemeyeceğini çok iyi bilir. Anneanne ve babaanneye ise ısrar etmesi gerektiğini nasılsa amacına ulaşacağını da bilir. Bu çocuklar sınırları çok iyi biliyor. 
 
-Dünyanın ütüsünü yaptım ütüler yine de bitmedi. Aman be deyip ilk defa yarım bırakacaktım Erol devam etti.
 
-Yatmadan önce 45 dakika kitap okudum, iyi geldi. 
 
-Kısaca anlatmak istediğim aslında hafta sonunun hakkını verdik. 
 
 
Not: 31/05/2014 tarihinde yüzmede Tontalak seviye atladı. Kırmızı..
 
 
 

Salı, Mayıs 20, 2014

İnsanlık nereye gidiyor II

Kötü bir haftaydı herkes için tabii en çok da ocaklarına ateş düşenler için. Tontalak evde olduğu zamanlar pek haberleri açmamaya çalıştık. Haliyle etkileniyor, sürekli soru soruyor. En iyisi hiç açmamak hatta en iyisi kendimizi dışarıya atmak, oyalanmak

Cumartesi sabah 09,30 da Eray'ı yüzmeye götürdük. Ama o da ne İTÜ'nün girişinde inanılmaz bir trafik vardı.Turnike ilerlemiyor, sınav varmış bir on dakika geç kaldık. Yüzmeye tekrar başladığı için tontalak çok mutlu. Bu aralar evden birinin mutlu olması çok güzel.

Yüzme sonrası Erdem'leri ( yüzmeye birlikte gittiği arkadaşı) kahvaltıya çağırdık. Hemen arkadaşla kahvaltıyı hazırladık. Çocuklar kahvaltıdan sonra birlikte çok güzel oynadı, güzel vakit geçirdiler. Ayrılma zamanı gelince tabi bizden kötüsü yoktu. Birbirilerine yine doyamadılar.

Akşama doğru bisikletini alıp babasıyla parka gitti.Neyse ki orda Erdemle karşılaşmış. Birlikte bisiklet sürmüşler, futbol oynamışlar, top sektirmişler.Yorgun argın baba-oğul eve geldi.

Pazar sabah yine yüzme. Ders çıkışı yüzme öğretmeni ile görüştüm. Eray'dan çok memnun. Ayaklarını açık çarpıyor kapalı çarpsaydı bugün bir üst gruba alacaktım ama iki hafta içinde geçer zaten dedi. Hayırlısı dedik.

Bu arada Eray'a duş alırken yardım etmiyorum.Yoksa ıslanıyorum. Alışmalı en azından yüzme sonrası. Sadece karşısına geçip motive ediyorum.Aferin oğluma büyümüş de kendi duş alıyor gibi, ohh şimdi de saçını şampuanla gibi, yüzünü de ovala gibi. Becerebiliyor mu şimdilik hayır. Zamanı gelince onu da öğrenir.

Erdem ve annesiyle çok önceden plan yapmıştık. Babalarda olacaktı lakin Erol'un işi çıkınca anne ve oğulları baş başa kaldık. Yüzme sonrası kahvaltıya gittik nedense pek iştahları yoktu çocukların. Sonra Cafe Nero'ya gidip saat 14.00 deki tiyatroyu bekledik.

Beklerken arkadaşım bana bir şey anlattı. Anlattığı şey ile paranoyaklığıma paranoya kattı.Cumartesi Eray'la babası henüz parka gitmemişken Erdemle annesi parktaymış. Erdem tahterevalli de tek otururken parka bir araba yanaşmış. İki adam. Biri inmiş parkta bir banka oturmuş. Diğeri de inmiş arabanın kenarında beklemiş.

Adamdan rahatsız olan kadınlar tek tek kalkmış. Tek parkta Erdem ve annesi kalmış. Adam kalkmış yerinden Erdem'i tahterevalli de oynatmaya başlamış. Hemen alıp çocuğu sende kaçsaydın dedim. Ayla iki adamın ortasındayım ani hareket edemedim .Bir süre sonra hadi oğlum bak parkta arkadaşın kalmadı diğer çocukların yanına gidelim dedim aldım kucağıma bisikleti şunu bunu almadan kaçtım dedi. İrkildim.

Aslında o anda yapılacak şey polisi arayıp parkta şüpheli davranışlar sergileyen kişiler var diye ihbar etmek. İşte insanın korkudan basireti bağlanıyor. Bence kesinlikle kötü niyetli insanlardı. Durum onu gösteriyor. Artık çocuklarımızı alıp parka da gidemeyeceğiz.Ya da gitsek de hep temkinli olacağız. Kafamızı çevirip başka biriyle sohbet edemeyecek, elimize kitap alamayacağız. Gözleri dört açıp hep çocuğumuzu gözetleyeceğiz. Böyle yaşanır mı? Soruyorum dünya nereye gidiyor. Yok yok insanlık nereye gidiyor. Off içim daraldı konuyu değiştiriyorum.

Aburcuburistan oyunu-18/05/2014 Trump Towers

Saat 14.00 oldu. Tiyatro zamanı. Oyunun adı Aburcuburistan. Verdiği mesaj sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemi. Konusu sebze- meyve sevmeyen iki kardeşin (Ayaz ile Alaz) sadece abur cuburların olduğu Aburcuburistan ülkesine yaptığı yolculuğu ve başlarına gelen olayları anlatıyor. Bana göre oyun fena değildi, çocuklar ise bayıldı.Eray çok kahkaha attı yani tam Eray'lık bir oyundu.

Oyun sonrası yemek sonra doğruca eve. Eray hiç itiraz etmeden ödevlerin başına geçti. Sonra patlamış mısır ile sinema keyfi, sonra lego keyfi, sonra, sonra, sonra... Pert oldum.

Pazartesi tatil olduğu için tam kadro evdeydik. Sağolsun Erol bizden önce kalkıp kahvaltı hazırlamış. Tontalak efendi acıdı halime tam tamına 09,00 kalktı. Hiç dinlenmiş hissetmiyordum ya neyse. 

Kahvaltıdan sonra apar topar hazırlandık ortalık kalabalık olmadan alışverişimizi  tamamlayalım dedik.Forum İstanbul'a gittik Eray'a yüzme gözlüğü, bisiklet için kask, mayo vs. ihtiyaçlar alındı. Fiyatları gören Erol off offf dedi durdu.

Yemek yiyip evimize çok sevdiğim(!) ütülerime döndüm. Bu aralar çok huzursuzum.


Oyun :Aburcuburistan 18 Mayıs 2014
Yer :Trump Towers

Not: Bu öğle Eray'ın cuma günü ertelenen mezuniyet, toplu doğum günü adı her neyse onun kutlaması var.
     

Pazartesi, Mayıs 12, 2014

Bu borç ödenir mi?

10/05/2014 tekrar yüzmeye başladı.

Bugünün havadisi tontalak tekrar yüzmeye başladı. Çok sevindi o kadar sevindi ki bize' size olan borcumu nasıl ödeyebilirim' dedi. Bu söz karşısında şaşırdım. Daha çok küçük öğrenecek. Anne-baba hakkının ödenmeyeceğini vakti zamanı gelince o da öğrenecek. Sözler nasılsa etkili olmazdı. Bazı şeyler var ki yaşanarak öğrenilecek.

Cumartesi-pazar yüzme saat 09,30 da. İlk etapta o kadar erken olması konusunda tereddüt ettim. Kahvaltı, hazırlanma ve bir dünya yol nasıl yetişeceğiz dedim. Deneme yanılma yoluyla iki günde düzene oturttuk.

İlk gün erken kalkıp Erol'la kahvaltı hazırladık. Tontalak kalkar kalmaz yiyemeyenlerden. Ben ise  gözümü açar açmaz yiyenlerdenim. Hatta yatakta tek gözüm açık bile yiyebilirim. Çocuğum babasına çekmiş illa bir zaman geçecek. Tabi pek yemedi kahvaltı onun içinde, bizim içinde işkence oldu. Yüzmeye iki arkadaş başladı. 10,30 da ise bitti. Duşlar edildi, hazırlanıldı tekrar çıktık yola.

Arkadaşıma kahvaltıya geçtik.(tontalak düzgün kahvaltı etmemişti) Çocuklar öyle güzel yedi ki maşallah dedim durdum. Su acıktırmış onları. Çocuklar çok güzel oynadı, zaman çok çabuk geçti, döndük kürkçü dükkanına.

Erol sağolsun evi silip süpürmüştü dönünce bende diğer işleri hallettim. Sonra karı-koca çay keyfi.

Pazar bu sefer kahvaltı hazırlamadım. Nasılsa yemeyecek. Bir muz verdim eline çıktık yola. Yüzmede o kadar mutlu ki anlatamam. Yüzme sonrası kahvaltıya babaanneye geçtik. Lakin yolda Eray çok açım çok açım diye canımızı yedi. Eve girer girmez bir masaya oturması var ki aç kurtlar gibi.

Eeee malum anneler günü anneanneyi ziyaret etmeden olmaz. Anneanneye uğradık yemekler yenildi- içildi. Şimdi buraya yazmayacağım hep istediğim bir şey vardı. Onun için ilk adım atıldı. Hayırlısı olur inşallah.

Sonra kendi gerçeğime yani evdeki yığılı ütülerime döndüm.

Allahtan pazartesi sendromu yaşamayanlardanım. Hava bugün açık ve güneşli. Bu durum ruhumu da sirayet etti.

10/05/2014 tekrar yüzmeye başladı.
Cumartesi- Pazar 09.30- İTÜ


Salı, Nisan 29, 2014

Başka Bir Duygu


Veli toplantısından çıkar çıkmaz Beykoz'a gittik. Erol'a dedim bundan sonra köye pazar değil cumartesi gidelim. Pazar akşam eve gelince ertesi gün iş olması sebebiyle çok zorlanıyorum.

Köye varır varmaz Eray efendi babasıyla hemen işe koyuldu, yoldaki otları temizlediler. Çabucak yorulur zannettim bırakır dedim ama yok gerçekten çok çalıştı oğlum. Bu başka bir duygu. Gerçekten bambaşka. Baba-oğul el birliği ile çalışırken hissettiğim şeyi nasıl anlatsam. Yok bazı şeyler kelimeye dökülemiyor, yaşamak gerekiyor o yüzden siz anladınız di mi beni.

Kayınvalidem patlıcan, biber, fasulye, salatalık ve bunun gibi bir sürü şey ekmiş, bahçede gezip onlara baktık. Anladım ki ben bu işi hiç anlayamayacağım. Herkes herşeyi anlayacak değil ya..

Her zamanki gibi ızgara yakıldı, yemekler yenildi, çaylar içildi. Yola çıkmadan önce kendime ıspanak arkadaşlara verilmek üzere marul, soğan ,maydanoz topladım. Topraktan mıdır? havadan mıdır? artık bilemiyorum tontalağıma bak yine dinginlik geldi.

Akşam arkadaşa topladıklarımı verince ısrar etti hadi çaya gelin dedi. Tontalağım da arkadaşı Erdem'i çok özlemişti geri çeviremedik ama önce eve geçip köyde olduğumuza dair ipuçlarını veren üstümüzdeki kıyafetlerden kurtulduk. Erayıma Erdemlere gideceğimizi söylediğimde

'Annecim sen harika bir annesin iyi ki doğmuşsun'

dedi. Muhabbet güzeldi, çocuklar birbirini gördüğü için çok mutluydu. Güzel güzel oynadılar.

Pazar kahvaltıdan sonra Eray babasıyla Hansel ve Gretel oyuna gitti. Ben de köyden getirdiğim ıspanağı temizledim, yıkadım, ocağa attım. Gerçekten marketten aldığım ıspanaktan çok farklı oluyor tadı.Tiyatro çıkışı Eray koca bir tabak yedi.

İki oda ve mutfağın perdeleri yıkandı, ütülendi, camları silindi. Geriye salon ve yatak odası kaldı. Pazar günü gerçekten çok yoruldum sabah 09:00 akşam 20:00 sürekli hareket halindeydim.23.00 de çamaşırları asıp yattım.

Alarm yeni bir haftaya başlangıç yapmak için her zaman ki saatinde yani 06.25 de çaldı.

 27/04/2014 -Hansel ve Gretel
Göktürk Kültür Merkezi

Salı, Nisan 22, 2014

Haftasonundan Havadisler

 
Okulda Ebru yaparken

Bazen düşünüyorum Tontalağı biz istediğimiz(çoğunlukla babası) için mi alıştırdık gezmelere yoksa hep dışarıda hep bir şeyler yapmak istediği için mi o mu alıştırdı bizi gezmelere. Belki de her ikisi de. Yine koşturmalı, bol planlı bir hafta sonunu geride bıraktık. Alıştım bu tempoya. Bazen ah vah etsem de hücrelerim yeniliyor, yaşadığımı hissediyorum...

Çalar saati kursaydık o vakide acırdı halimize çalmazdı yeminle. Tontalak bu acır mı halimize. Eee çocuğum da haklı haliyle geç kalkıp günümüzü mü öldürecek.O yüzden 06,50 de kalkmalı hadi herkes kalsın sabah oldu diye çığlık atmalı. Baba-oğul kalkmalı anne bir 40 dakika daha sefa yapmalı. Çok mu gördünüz ee aşk olsun size.

Kalktığım da baba-oğul derslere başlamıştı bile. Ders yapmak için en verimli saatler bizim için. Kahvaltı hazırlamadan önce nevresimler değişip makineye atılmalı, sonra kahvaltı hazırlamaya koyulmalı. Uzun uzun sofrada keyif yapılmalı. Ooo 11,00 geliyor saat yani tiyatro zamanı.

Göktürk belediyesinde her cumartesi-pazar saat 11,00 de ücretsiz çocuk oyunu oynar. Bu haftaki oyunun adı Soytarılar Okulu. Bana sormayın nasıldı diye tiyatroya baba-oğul takıldı, anne ise ev işleri ile. Büyük çocuk beğenmemiş oyunu, küçüğüm çok sevmiş. Küçüğüm eğlenmiş ya gerisi çok da önemli değil. Bisiklet arabanın bagajına atılmıştı tiyatro çıkışı okulun bahçesinde bir saat tur atıldı. Anne garibim ne yapsın. Toz alsın, evi süpürsün, banyoyu ciflesin, çamaşır assın..

Aaa bu arada telefonda gelsin, gelsin ki el ayak, program birbirine girsin. Arayan arkadaşım çocukları sinemaya götürelim desin. Tontalak da çok istediği için Rio'yu bu teklif geri çevrilemesin. 16,15 seansı için anlaşmaya varılsın.

Parktan dönen çocukların karnı doyurulsun anne işe, tontalak ders çalışmaya devam etsin. Hazırlanılsın sonra doğruca sinemaya. Tontalağım ve ben çok sevdik filmi ayrıntılar ise efenim çok sonra.

Pazar ise yine Tontalak geleneği bozmasın sabahın köründe ben kalktım siz de kalkın desin. Annenin hafta sonu için ayarladığı eğitim programına baba-oğul gidilsin. Merak edenler için yazıyorum. Sabancı Müzesinde çocuklar için ücretsiz eğitim programları oluyor. 2008 li çocuklar için 'Kumaş Tasarımcıları' adlı eğitim programı vardı bu hafta. (Eray geçen ay da Zafer Madalyonlarına katılmıştı) Çocuklar önce müzeyi geziyor sonra eğitime katılıyor, Eray orayı çok seviyor.

Müze çıkışı ise doğru köye. Ben bu hafta katılamadım onlara. Çünkü yapılacak dünya kadar iş vardı. Ütü, Kuaföre gitmek, terzide Eray'ın pantolon paçalarını yaptırtmak, çamaşır yıkamak, tekrar ev süpürmek vs vs vs .

Ay yoruldum yazmaktan hafta sonu bizden havadisler bu kadar.

Not: Bu yazıyı dün yayınlayacaktım bitmesine az kalmıştı fakat yayınlayamadım keyfim kaçmıştı. Otur şimdi Uluslararası Ekonomi Politik Açıdan AB'nin Geleceğini yaz ve Güvenlik Alanında Küreselleşen Belirsizlik makalesini irdele. Of nereden başlasam ya da hiç başlamasam

Pazartesi, Nisan 14, 2014

Hafta Sonu Koşturmaları

 
Koştura koştura bir haftasonundan sonra geldik yine işyerine.. Allahtan pazartesi sendorumu yaşamayanlardanım. Sadece pazartesi diğer günlere nazaran daha yorgun olurum. Sebep malum iki güne temizliği, yemeği, gezmeyi, dersleri sığdırmaya çalışmak.
 
Cuma akşamı koşa koşa annemin yanına gittim oğlumu gördüm sonra sinemaya gitmek için yola çıktım .İlk defa tontalak peşime takıldı.Normalde siz gezin ben anneannem de kalırım diyen bir çocuk olduğu için şaşırdım. Neyse ki çok da ısrar etmedi. Nuh Büyük Tufana gittik onu daha sonra yazarım.
 
Sabah Eray'ı almak için anneme gittiğimde varolsun mükellef bir kahvaltı hazırlamış. Yedik içtik sonra hep birlikte doktora gittik. Benim kronik sorunum Roza için. Elmacık kemiklerim üstünde minik minik birkaç tane kırmızı noktalar halinde varlığını sürdürmekte. Aslında abartılacak bir şey değil ama ne bilim gözüme takılıyor işte( Birde önlem alınmasa ilerleyebilir)
 
Yine yasaklar listesi.. Yüzde yüz yasak olanlar bir de arada kaçamak yapabileceğim şeylerin listesi. Güneş asla yok. Yüksek faktörlü güneş kremi verdi. Birde sürekli geniş çeperli şapka takacaksın dedi. Buhar (sıcak duş, sauna gibi),acı- baharatlı şeyler, alkol yok. Bunlardan kaçamak yapmak da yok. Dikkat edeceğim ama yüzde yüzde yasak olmayanlar;çikolata, kafein(günde sadece bir türk kahvesine izin var),mayalı gıdalar(hazır yoğurt değil ev yapımı yoğurt gibi),doktorun verdiğinin dışında kozmetik ürünlerin hepsi yasak. Birde bana oy my god dedirten beyaz ekmek yok.Tahıllı ekmek yiyebilirmişim sağolsun ona izin verdi.
 
Okulu bitirdim ohh rahatım demek de yok. Rahatlık okulu bitirdikten çocuk okula başlayana kadar ki zaman dilimi. Hoş o zaman diliminde de var aslında başka başka ödevler, sınavlar ya neyse. Eve geldik ilk iş ödevlerin çoğu yapıldı. Çizgi çalışmasını yap oğlum ben hemen geliyorum dedim içeri girdiğimden ne göreyim. Çocuk cetveli almış  çizgi çalışması yapıyor.Tembel mi, pratik akıllı mı ne diyeceğimi bilemedim. Ödev yaparken çok söylenir çok itiraz eder adamı çok yorar. Hep bir sorgulama hali. Resimdeki kuşu sarı renge boyayın der ya ödev o hemen itiraz eder. Neden sarı renge boyayacakmışım. Ödevlerimi yapmayacağım dediğinde de artık hiç mücadele etmiyorum.Sadece bir kere uyarıyorum. Eray ödevlerini yapmayacaksan çantana kaldırıyorum pazartesi ödev kontrol saatinde öğretmenine neden yapmadığını sen anlatacaksın diyorum. Tamam der yapar ama ah o çenesi yok mu.
Ödev saati bitince dört koldan temizlik zamanı. Erol'la bir olunca hemencecik de bitiverdi. Ee senelerin verdiği de bir pratiklik de var.
 
Pazarımız ise gergindi. Tontalağın araştırma ödevini yaptık( Nesli tükenmekte olan pandalar)  tam yazıcıdan çıkarırken sen masadaki sodayı bile isteye it ve bilgisayara dök .Soda masa dahil her yere saçıl. Tabi o an bilgisayar sizlere ömür. Cenazesi öğlen namazına müteakip kaldırıldı. Tontalak da sıkı bir azar işitti bizden. Hatta uzun süre konuşmadık. Önceden söz vermemiş olsak Beykoz'a ceza  olsun diye gitmeyecektik ama babaanne bekliyordu bizi kıramadık. Laf açılmışken köy sezonunu geçen hafta açtık. Tontalak çok mutlu orada hatta o kadar mutlu ki 'ömrümün sonuna kadar burada kalabilirim' dedi. Nasıl mutlu olmasın. Kazıyor, tohum ekiyor, toprakla oynuyor, suluyor...
 
Madem haftasonunu anlatıyorum bir de dedim ki insanoğlu nankör, insanoğlu elindekinin kıymetini bilmiyor, insanoğlu nedense hep kendi görmek istediğini görüyor.
 
Not: Fotoğraf öğle tatilinden. Her öğle tatilde çıkıp yürüyoruz Nuran abla ile. Fotoğraflar çekiyoruz, güzellikleri depolayıp çalışmaya dönüyoruz.
 
 
 


Salı, Nisan 23, 2013

Bayram Havası

 
Geçen sene gitmek kısmet olmamıştı o yüzden sabah hazırlıklarımızı yaptık doğruca Çilekli tesislerine gittik.Çocuk Karnavalı vardı.Şişme oyun parkları,dans ve pandomim gösterileri,palyaçolar daha neler neler.Çocukların şansına hava çok güzeldi.Zaman zaman da yayıldık çimenlere...
 
Babası çok yüksek,tehlikeli izin verme dedi çıkmasına da tüm çocuklar eğlenirken yapma demek, yapamazsın demek olmazdı.Çok da güzel çıktı ve attı kendini aşağıya...
 
 
Pandomimi merakla izledi galiba ne yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalıştı.


Kalabalıktan bir süre sonra sıkıldı çünkü yürürken hep ona çarpıyorlarmış:)Başka yere gidelim dedi. Bugün onun günüydü ya hay hay dedik.Kendimizi Ortaköy sahilinde bulduk.Baloncuklarını uçurdu denize.


Yolumuzun üstünde Tchibo'ya girdik.Babam bir ürün değiştirirken bizde bekliyorduk.Sonra bir ses duydum.Bir tane sıcak çikolata alabilir miyim lütfen..Başımı bir çevirdim tontalak bey sipariş veriyor kendine.Küçük beyin rahatlığına bak..Adam da sana sıcak çikolata vermeyeceğim de kime vereceğim dedi..Mecbur bizde oturduk.Çikolatasını bitiremeyince plastik bardağa koydurdu dışarıda devam etti.

 
 
Bugün Tontalağım ve bizim için güzel bir gündü.İnşallah tontalağımın her günü bayram havasında geçer.
 
23 Nisan 2013 Çilekli Spor Tesisleri