İlkokul Günleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlkokul Günleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Haziran 12, 2015

Mini mini birler bitti sıra çalışkan ikilerde

 
Sabah Facebook'a da yazdım.
 
Sanırsın ki karneyi ben alacağım. Benim heyecanımın onda biri yok evladımda. Neyse ya benim heyecanım ikimize de yeter
 
dedim. Baktım da yetti de arttı bile.Ne yapayım ya ben böyleyim.Bazen kim çocuk kim ebeveyn belli olmuyor aramızda. Anne takma kafaya, hallederiz, altı üstü ödev, önemli olan.... cümleleriyle bir yıl boyunca sakinleştirdi beni evladım. Tamam bu hiçbir şeyi ciddiye almama durumu da bazen beni kaygılandırmadı değil. Ne yapalım benim tontalağın sıklıkça dediği gibi Allah da onu öyle yaratmış.
 
Lisede tarih öğretmenim Şetaret hanımın bana hiç ismimle seslenmediğini yazmış mıydım? Galiba bir kere bahsetmiştim. Bana telaşe memuresi derdi. Söyle telaşe memuresi, yine aklına ne takıldı telaşe memuresi, seni dinliyorum telaşe memuresi. Hep yaşama dair bir telaşım vardı benim..
 
İşte böyle telaşe memuresi annenin böyle 3XL evladı olsun.
 
Her şeyin bir sebebi var olduğuna inananlardanım. Ana-oğul hayatı böyle dengeliyoruz kanımca..
 
Şaka gibi be blog. Mini mini birler bitti gerçekten de.Darısı çalışkan ikilere. İnşallah seneye isminin hakkını verir..
 
 


Not: 1.sınıf karnesini aldı - 12/06/2015
Hissiyat: Bazı şeyler yaşanarak öğrenilir.

Salı, Mayıs 05, 2015

Düşünce Balonları


Tanıştırayım. Mr. Chong ve Mrs. Fu olur kendileri. Yani ben öyle koydum isimlerini.

Bu Mr. Chong ve Mrs. Fu aslında Eray'ın hayal gücü. Dün iş çıkışı Eray'ı almaya gittiğimde etüt bitmemişti. Boş bekleyeceğime okulun öğrencilerinin yaptığı Dünya çocukları adlı sergiyi gezeyim dedim. Bir de ne göreyim Eray'ın üç resmi var sergide. Hemen fotoğraflarını çektim. Etüt çıkışında sordum bu çocuklar nereliler. İkisi Çinli, diğeri ise Afrikalıymış.


Keşke Çinli kızın çevresini karalamasaymışsın dedim. Karalama değil ki düşünce balonu onlar dedi. İnsan düşünen bir varlık sonuçta değil mi? Tamam kabul de.Olaya bak arkadaş.7 yaşında bir çocuğun çiziminde bile milliyeti fark etmez kadın her yerde kadın. Kırk düşünce var peşinde.

Akşama ne pişireceğim(kafatası olan düşünce balonu oraya tekabül ediyor bence), iş çıkışı trafikte çoktur ,çocuğa ödev yaptırmaya vakit kalmayacak ( arabaya benzeyen düşünce balonu), hafta sonu hangi işin peşine düşeyim ben ( bir sürü soru işareti olan düşünme balonu). Bir de Chong'a bak sen. Düşünce yok, mutluluk çok. Adamın mutluluktan gözleri bile görünmüyor :)

Bazen işyerinde bir kolumdan biri, diğer kolumdan başka biri, ayağımdan çok daha başka biri, diğer ayağımdan öyle bambaşka biri , saçlarımdan yüzünü hiç görmediğim başka biri tarafından ayrı ayrı yerlere çekildiğimi hissediyorum. Sonra bu duygu geldiği gibi gidiyor çok şükür ki. Ya gitmeseydi. Aman Allah'ım düşünmek bile istemiyorum.

Neyse düşünce balonlarımdan birkaç tane ekleyeyim de unutmayayım.

-Yarın öğle tatilinde okula gidip çocuğun servis parasını kapatmayı unutma.
-Akşamdan ödev dosyasına 10 tl parayı sakın ha koymayı unutma.(Her ayın ilk çarşambası okulun waffle günü)
-Bu akşam okul çantasının küçük gözüne 2 tl koymayı hele hiç unutma (Her çarşamba otomat günü)
-Akşam eve giderken seramik öğretmenin istediği plastik kaseyi almayı unutma.
-Yarın beden günü. Günleri karıştırayım deme sakın. Çocuğun beden kıyafetlerini akşamdan hazırla..

Bu arada Chong Çince'de güçlü, kuvvetli ve etkili kimse anlamına gelirmiş. Fu ise iyi şans ve mutluluk demekmiş. Koyduğum isimlerin anlamları görünce çok güldüm. Çok ironik....


Not: Eray bu Çinli kızın göğsündeki mutlu yüz ne anlama geliyor anlamadım dedim. Bunda anlamayacak ne var gülen yüzlü baskılı tişört dedi :) Haa diyebildim sadece. Bazen aradığın soruların cevapları da çok basit olabilir. Bunu kendime arada hatırlatmam lazım...



Salı, Nisan 21, 2015

Kim.Neyin.Peşinde.


Cuma akşamı anneannede kalacağım diye tutturunca hatta ortalığı yıkınca kesin dedim teyzesiyle bunlar başıma yine bir çorap örecek. Düşündüğüm gibi de oldu.(Eray'ı anneme bırakınca Eray'a değil ablama derim zaten abla uslu dur diye)

Facebook'tan Eray diye biri bana arkadaşlık isteği göndermiş. İsim-soy isim benzerliğidir herhalde diye tam red edecekken zır telefonum çaldı. Arayan benim ufaklık. Annecim artık seninle faceleşebileceğiz diye çığlık attı. Anında jeton düştü tabii. Hoparlör de hazır açıkken teyzesini tebrik ettim bu parlak(!) fikri için. Hoş o fikrin kendine ait olmadığı konusunda ısrarcı.Ha bir de teyze der ki niye kızıyormuşum yazması gelişirmiş..

Neyse daha fazla uzatmadım konuyu. Şifre bende olduğu sürece kontrol altında olur hem ne bilecek mesaj atmayı. Bu düşünceye daha nokta koyamadan telefonum kıpraştı. Eray faceden mesaj atmış. Yahu ben kiminle dans ediyorum bunlar Z kuşağı.

Ne yapıyorsun dedi bana. Hiç ne yapayım oğlum yatacağım, face hesabın uğurlu olsun dedim. İyi uykular dedi ardından. Ben konuşmayı bitirdi zannettim. Nerdeee. Yazdıkça yazdı. Ama nasıl yazıyor...

Teşekkür. Ederim.Beni. Ananeme Postaladınız

Her kelimeden sonra nedense nokta koyuyor.. Stop..

Bir de bir ajitasyon. Sanki akşam kalacağım diye yaygarayı koparan kendi değilmiş gibi beni postaladınız yazmaz mı?

Bu arada cumartesi sabahı Eray'ın veli toplantısına katıldık. Şükürler olsun ki iyi gidiyor, güzel geri bildirimler aldık. Tek sorun aslında sorun mu bu bilemedim biraz yalnız olması. Değişik oyunlardan, değişik düşüncelerden, konulardan hoşlandığı için bazen kalabalıklar arasında yalnızlaşması..

Seramik öğretmeni maşallah çok özgüveni yüksek dedi hatta bir de örnek verdi. Bir gün teneffüste koridorda nöbetçi iken Eray gelmiş yanına. Öğretmenim sizinle hamurdan bir şeyler yapabilir miyiz demiş. Nöbetçi olmasam yapardım lakin görev yerimi bırakamam deyince 'isterseniz Y. beyden(müdür yardımcısı) sizin adınıza izin alabilirim demiş. Bence hocam özgüvenin fazlası da zararlı..

Düşünce becerileri-üretkenlik dersleri en sevdiği dersler arasında olduğu için öğretmeniyle daha uzun konuştuk. Sürekli bana soru sorar, anlatır dedi. Evet Eray bu dedim. Bir şeyler üretirken çenesi de durmaz. En son öğretmenim bebeklerin, çocukların kalbi yetişkinlerin kalbinden daha hızlı atar biliyor musun demiş. Nedeni sormuş öğretmeni de.Çocukların büyümeye ihtiyacı var. Kalpleri daha küçük ve büyülemeleri için daha fazla kan pompalanması lazım demiş. Eee o zaman büyüklerin neden daha yavaş diye sorunca tipik Eray cevabı;

Çünkü yetişkinler daha hızlı mezara girmesin diye :)
 
Ya işte böyle. Zaten büyüklermiş. Daha hızlı büyümelerine gerek yokmuş, Daha hızlı büyürlerse daha hızlı mezara girerlermiş. Kalpleri de bu yüzden bebeklere göre daha yavaş atarmış. Düşündüm de çok mantıksız değil..
 
Toplantı çıkışı gençleri aldım(Eray ve Eren) sinemaya gittik. Eray Ejderha yuvasına gitmek çok istiyordu ona girdik. Gözlerini ayırmadan seyrettiler, filmi çok beğendiler. Liya ve Lambert'ın yakınlaştığı bir sahnede vardı ki Eray hayır olamaz dedi ve gözlerini kapadı. Çok utanıyor çok.
 
Film çıkışı babası daha filmi sormadan 'babacım bir görmeliydin film de her şey vardı, heyecan, savaş, korku,ejderhalar....coşkuyla sıralarken Eren aşkı unutma dedi. Ya evet bir de aşk diyerek yürüyen merdivendekilerin gülümsemesine sebep oldu.. Gülüyorum bu ara ona.
 
Hep değil tabii. Geçen gün bir şey konusunda çok ısrar edince yaa Allah'ım ya güzel Allahı'ım dedim. Çok sakin bir şekilde hep Allah'ım diyorsun farkında mısın annecim dedi. Rutinlikten hiç hoşlanmaz bu arada. Ne diyeyim peki diye sordum sinirli sinirli. Immm yaaaa Peygamberim, ya güzel Peygamberim mesela diyebilirsin dedi.
 
Ana-oğul yine epeyce güldük..
 
 
Not: Fotoğrafı toplantıya gidince çektim. Resimleri sınıf kapılarına asmışlar. Galiba soru ailenle ne yapmaktan hoşlanırsın .Eray ailemle piknik yapmayı severim demiş ve çizmiş.Meğer benim çocuğum tabiat resmi de çizermiş( Arabamızı, güneşi yarım yamalak çekmişim ama olsun) 
 
 esme bakıyorum da baba-oğul şapkasız çıkmam abi modundalar benim saçlarım ise her zaman ki gibi rüzgarla dans ediyor. Pikniğe bile topuklu ayakkabı ile gidiyorum bu nasıl kokoşluk böyle. Aslında benim tanımlayan kelime pejmürde. Eray nedense böyle görüyor kızları .Pazar günü asansörde yol alırken aynaya bakarak saçımı toplayan bene yorumu ' babacım kızlar hep güzellik peşinde değil mi? Babasının yorumu ' o zaman erkeklerde hep kızların güzelliğinin peşinde diyebilir miyiz? Hayır babacım kesinlikle değil.. Erkeklerde hep para kazanma peşinde...
 
 
Kim. Neyin. Peşinde. Olursa. Olsun. Sizin. Peşinde. Olduklarınız. Hep. Umut. Ettikleriniz. Olsun. STOP..
 
 
Ejderha Yuvası-18/04/2015-Metrocity


Çarşamba, Nisan 08, 2015

Renklerin lideri


Cuma günü akşam Eray'ın haftalık karnesini görünce Türkçe'nin köküne kıran girmişçesine oh my god dedim. Çarşamba günü yani bugün Renklerin lideri adlı bir dramayı sahneye koyacaklar. Ve bu drama için karton ,kumaş gibi materyallerden uygun bir kostüm ayarlamamız istenmiş. Eray beyaz rengi temsil eden güvercin olacak. Geçen hafta kısacık repliğini ezberlemişti zaten.

Benim bu konularda ufacık bir sorunum var. Çok güzel düşünürüm, parlak fikirler bulurum hiç mütevazi olmayacağım ama uygulayamam. Uygulama özürlüyüm. Uygulayamadıktan sonra parlak fikrin ne önemi var değil mi? Kesinlikle blog Orhan babanın da dediği gibi bence sende haklısın.

Allah bu konudaki yeteneği benden alınca ya da hiç vermeyince demek daha doğru olur dengelemek adına bana Erol'u vermiş. O da çok güzel uygular mesela. İnce motor gelişimi iyidir. Ben projenin beyni o projeyi uygulayan. Bir elmanın iki yarısı durumları yani.

Arada neden hep senin fikrini uygulamak zorundayız diye oyunbozancılık yapsa da, ben şurası olmadı burası böyle olacak diye işine karıştığım için cıngar çıksa da biz güzel bir ikiliyiz hatta üçlüyüz. Allah birliğimizi hiç bozmasın..

Bu güvercin meselesinde öğretmenimiz beyaz giysin bir de kanat taktı mı tamam demişti. O zaman kanat için malzemelerimizi sayalım. Büyükçe mukavva, kurşun kalem, maket bıçağı, kağıt bant, lastik, tüy ve evin halini gördükten sonra dayanma gücü..



Mukavvaya önce Erol kurşun kalemle kanat çizdi. Sonra da maket bıçağı ile kesti. Mukavvayı ikiye katlamaya sıra geldiğinde ikiye ayrılmasın mı? Panik yok. Biz bu tür aksiliklerle hep karşılaşırız. Kağıt bandı iki mukavvanın arasına yapıştırdık arada boşluk kalacak şekilde ki kanat çırparken Eray rahat hareket etsin. Her şeyde bir hayır vardır lafı bir kez daha tarafımızdan onaylandı. Eğer mukavva öyle ayrılmasaydı o şekilde yapmayı akıl edemeyecektik. Kanadın iki tarafına kollarını geçirebileceği lastikler taktık.Mukavvayı ince beyaz bir malzeme (malzemenin adı aklıma gelmiyor) ile kapladık ki çirkin görüntü gitsin. Sonra da yattık.

Dün öğle tatilinde de tüy aramak için düştüm yollara. Ama bizim çevrede bulamadım. Sonra da annemin tahminimce dinazorlar zamanından kalma tüy yastığı geldi aklıma. Bir koşu gidip annemin evine yastığı aldım. Akşam bir köşesinden açıp tırtıkladım. Tüylerin hepsinin beyaz çıkacağını düşünmekle yanılmışım. Ailecek kafaya takmadık farklı bir görüntü oldu diyerek yaptığımız işe devam ettik. Ama yapıştırma işi bitince üstümüz, başımız ve evin hali görülmeye değerdi. İşte bu noktada dayanma gücü girdi devreye..

Tüyler kuruyunca kanadı takıp provasını yaptı.

Tüylü beyaz kanatlarım var
Mavi gökyüzünde süzülürüm
Temizliğin rengiyim
En güzel renk beyazdır
Bu yüzden lideriz benim
 
 
 
 
Prova bitince de küçük bey kuş kanadından daha çok melek kanadına benzemiş dedi. Bende baba olduğunda oğlunla(kızınla) kuş kanadına benzeyen kuş kanadını sen yaparsın o zaman dedim. Bak bu lafa benzeyen laflar da bir aile geleneği..


Not: Melek kanadına benzeyen güvercin kanadı ve Renklerin lideri draması- 08/04/2015

Ne günlerdi be o günler dediğim günlerden birkaç örnek :)

http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/11/gunesi-gorduk.html

http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/11/adn-ece-koydumk.html

http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2012/10/hayvanlar-temal-sergi.html

Çarşamba, Mart 11, 2015

Yummy yummy yummy I like honey



Eray'ın dün okulda İngilizce şarkı gösterisi vardı. Bu sefer babası gitti. Biraz söylene söylene gitti. Eee hep ben izin alamam ki. Aslında gitmek çok istedim de malum izin olayları. Sağolsun babası her anını videoya çekmiş, gitmiş gibi oldum bende.

Videoyu seyredince Erol'a 'okula benim değil senin gittiğin nereden de belli' dedim. Hadi okul formasını ıslattı üstü değişti bunu anlarımda, gösteri başlamadan çocuğun pantolon düğmesi hiç mi dikkatini çekmedi :)) Çekmemiş adamın. Gerçekten de biz farklı gezegenlerdeniz..

Eray açısından gösteri kıpır kıpır ve eğlenceli geçmiş görünüyor. Tabi birazda sabırsız. Herkesin Erayyy diye bağırdığı bölüme ise hiç şaşırmadım..

Şimdi ben susayım da video konuşsun..


Not: Çocuğumun büyümesinin en güzel yanlarından biride galiba çocuğumla dertleşebilmek. Yatmaya yakın Eray'ın yaptığı bir şey yüzünden 'Neden böyle oluyor oğlum anlamıyorum' dedim. Eray geldi kucağıma oturdu, öptü 'annecim bu olaya güzel bir yanından bakmayı deneyemez misin' dedi. Deniyorum oğlum gerçekten inan bana dedim. O tarafa çeviriyorum, bu tarafa çeviriyorum hadi diyorum şöyle bakayım yok bulamıyorum. Öptü beni kocaman sonra da ohhh dedi ve ekledi anne Eray böyle mutlu diyemez misin?

Ben bu lafın hala etkisindeyim bugün.Oğlumdan her geçen gün bir şeyler öğreniyorum.Bazen onun bana rehberlik etmek için dünyaya geldiğini düşünüyorum. Meğerse o dünyaya gelmeden ben ne kadar eksikmişim..


10/03/2013-İngilizce Şarkı gösterisi- Toplamda üç şarkı söyledin.Bir şarkı Şule ile iki şarkı sınıfça..

Pazartesi, Mart 09, 2015

Spor şart


Cumartesi sabah Eray'la anneanneye kahvaltıya gittik .Erol'un eğitimi olması sebebiyle bizimle gelemedi. Bir bilse bir süt kuşu eksikti sofrada. Neyse bilmesin,üzülmesin. Bazen bilmemek mutluluk sebebi..

Sonra doğruca okula. Nasıl heyecanlıydı anlatamam.Tabi ki bu heyecan etüt sebebiyle değildi. Tekvando kulübüne başladı Eray( kulüpler ekstra ücretli). İlk ders cumartesiydi. Etüt çıkışı İngilizce öğretmeni bugün çok iyiydi derste dedi. Normalde kıpır kıpırdır o derste ama tekvandoya öyle kitlenmiş ki bu durum derse de sirayet etmiş.Öğretmenine de bu arada sürekli sormuş öğretmenin tekvando ne zaman başlayacak?

Aslında bir gece önce kendi bu sporu istemesine rağmen biraz kaygılıydı. Ya beni döverlerse anne dedi. Bu bir dövüş değil Eray'cım bu bir savunma sporu dedim. Anlattım, anlattım, anlattım.. Kaygısı bir nebze azaldı..

Ben dersi dikkati dağılmasın diye seyretmedim. Biliyorum bana el sallayacak, yanıma gelecek o yüzden aşağıda bekledim. Arkadaş çekmiş bir kuple videoya. Sonra ilk dersini seyretmedim diye de  çok pişman oldum. Haftaya görünmeden seyredeceğim bakalım.

Kıyafetler henüz hazır değilmiş. Kıyafet parasını söylediklerinde neyyyy dedim daha da bir şey demedim. Çocuğum mutlu ya..


Biraz ansiklopedik bilgi : Tekvando kelimesi; Korece Tae, Kwon, ve Do kelimelerin birleşiminden oluşmuş. Tae, 'tekme' veya 'ayakla yapılan vuruş', kwon 'yumruk' veya el ile yapılan vuruş' , do , iyilik, doğruluk ve fazilete giden yol anlamına gelmekteymiş. Allah çocuklarımızı iyilikten, doğruluktan ayırmasın.  

Ne diyoruz efenim ; Spor şart...

Salı, Mart 03, 2015

Bir okuma bayramı masalı


Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, yanımda beyimle bu masalın geçtiği adı bilinen bir yere yola çıktık. Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gittik. Oradan saptık bir yola, yolda girdik bir hamama.Hamamın tası var kurnası yok, suyu akar sabunu yok.Peştamalı var nalın yok, dört duvar sağlam damı yok. Şıngır mıngır yıkanırız hamamda, kirimiz pasımız yalancının boynuna..

Efenim gelelim konumuza, valide sultan ile sultana geçen hafta bir haber uçmuş. Sizin yaramaz şehzadenin okuma bayramı Nisan ayından Martın birinci haftasına alındı denilmiş. Valide sultanı almış bir telaş. Ev-iş yönetilecek, entrika çevrilecek bunları bırakıp da nasıl izin alayım demiş demesine de şehzadesinin bu özel gününü de kaçırmak istememiş. Almış eline okuma çikolatalarını varmış medreseye..

Valide Sultan o gün çok yorulmuş.Şehzadesi bir dakika yerinde durmamış, hep bir koşturma hep bir haylazlık peşindeymiş. Bir de o gün Valide Sultan hadi bugün özel bir gün iskarpin giyeyim demiş mi? Ayaklar tabi alışık alçak ökçeli pabuçlara şehzadenin peşinde koşarken ayakcıkları isyan etmiş.

Mektebe o gün o anı ölümsüzleştirmek için bir de şipşakcı gelmiş. Fotoğraf çekiminde Eray şehzade şipşakçıya flaş gözümü alıyor lütfen flaşı kapatır mısınız diyerek bir an bile yerinde durmamış. Video çekimine ise bayılmış. Çünkü mikrofon vermişler eline. Sonra başlamış konuşmaya..Bu arada bu nasıl bir özgüvendir Yarabbi. Öğretmenlerime, anneme, babama ve müdürümü teşekkür ederim demiş. O hengamede müdürünü bile unutmamış.


Sonra mikrofonu tutuşturmuşlar valide ile sultanın eline.İki kelam da siz döktürün demişler.Normalde bıcır bıcır olan valide kekeleyip durmuş.Bilgi en büyük zenginliktir, okuma öğrenmenle oğlum bilgiye kendin ulaşacaksın artık çok zenginsin gibi bir şeyler gevelemiş. Peder bey ki normalde hitabeti kuvvetliymiş ona bile o an kal gelmiş.

Video çekiminden sonra okuma bayramı çikolatalarını dağıtmak için öğretmenlerini ve üç sınıfı gezmiş. Sınıftaki çocuklar küçük şehzadeyi görünce tamam tamam ya çikolataları görünce bir çığlık atmış ki bütün mektep yankılanmış. Şehzade fazla alırlar diye sepeti çocuklara tutmamış, çikolataları sepetten tek tek alarak elleriyle dağıtmış. Valide sultan sülalemizde de cimri yoktur ama bu çocuk kime çekti ki böyle diye düşünmüş...



Saat 15.00'i vurunca bir masalın daha sonuna gelinmiş. Eray beyler üstünü değiştirerek derse devam etmiş.

Ne diyoruz efendim gökten üç elma düşmüş. Biri okuma-yazma öğrenmek için çalışıp çabalayan yavruma, biri bu çabada azıcık bile katkısı var ise anne ve babasına,üçüncü ise bu blog maceramızda bizleri yalnız bırakmayan tüm canlara...

Esme deli Rüzgar

Okuma Bayramı : 02/03/2015


Salı, Şubat 03, 2015

Yeşil kurdele

Okuma kurdelesi-23/01/2015

Bir yerlerden başlamam lazım yazmak için. Yoksa iyice kopacağım buralardan. Yılbaşından sonra her şeyin üst üste gelmesi de bahanem oldu yazmamak için. Eee bir de üstüne izin eklenince.. İzinde kafamda tasarladığım hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi yapamadım yine yeni yer öylece kaldı. Ne diyeyim kısmet değilmiş.

Tontalağım yazmadığım bu zaman zarfında karnesini aldı. Diğerlerini saymazsak ilk karne. Nasıl da heyecanlandım anlatamam. Eray beyler her zaman ki gibi cool takıldı ortalıkta. Sanki her gün karne alıyormuş gibi. Çok önemsemiyor bu durumları. Galiba hayatı boyunca da böyle gidecek. Aslında şimdi yazarken düşündüm de  karne durumlarını bende önemsemiyorum artık, eskisi gibi değilim. Sadece ne bilim tanımlayamıyorum bu durumu heyecanımın sebebi galiba büyümesi...

Ödev yaparken de böyle bizim küçük bey. Daha iyi yazabiliyorken özensiz yazdığı bir akşam 'Eray'cım neden böyle gelişi güzel yazıyorsun biliyorum ki düzgün yazıyorsun lütfen düzgün yazar mısın dedim. O da bana
 
Annecim böyle şeyleri çok fazla kafana takıyorsun. Altı üstü bir ödev takma kafana. Hayatta önemli olan ödev değildir. 

dedi. Zınk diye kaldım tabi önce. Sonra kendi düşüncelerimi savundum. İnsanın yaptığı bir işi saygı göstererek yapması gibi, ödevlerin hayatın amacı değil aracı olduğu gibi... Yani kafa ütüleyen nasihatler mi diyelim, yaşanmışlıklar ve tecrübeler mi diyelim artık buna da sen karar ver blog..



Neyi yazmayı unutuyordum. Eraylar o gün okuma kurdelesini taktı. Hiç kimse ayrılmadan herkes tek tek sırayla taktı. Zaten Eray okuyordu da ne bilim kurdele beklemiyordum sürpriz oldu.

Bizim zamanımızda kurdele kırmızıydı. Her yerde böyle mi bilmiyorum Erayların okulunda erkekler yeşil ,kızlar pembe taktı. Sonra da karneler dağıtıldı. Not sistemi yok. Not yerine çok iyi yazılmış o kadar. Zaten karneler dağıtılmadan  bir hafta önce yapılan brifingte  detaylı bilgi verilmişti.

Sonra dört günlüğüne Samsun'a gittik. Eray'a sözüm vardı bir konuda. Sözümü tutmuş oldum şükür ki.. İzinde hiçbir şey yapamadım derken bunu atlamışım. Oğluma olan sözümü tuttum. Samsun gezisini de yazarım sonra..

 
 
İlkokul 1. sınıf karnesi : 23/01/2015



Pazartesi, Aralık 22, 2014

1A-5 / 2B- 3

Cuma akşamı Eray ders yaparken boğazım ağrıyor, boğazım ağrıyor deyip durdu. Akıllı ben bunu hasta olacağına yordum. Meğersem çocuğumun sıkıntısı başkaymış. Spor salonunda teneffüste maç oynarlarken 2/B den bir çocuk Eray'ın boğazına yapışmış. Dikkatlice bakınca boğazın da hafif morluk izi vardı. Nöbetçi öğretmen görmedi mi dedim. Yoktu ki dedi. Hiç şaşırmadım.

Öğretmenine söyledin mi dedim. Kendi aramızda halledebileceğimizi düşündüm dedi. Her şeyi öğretmene taşımamak doğru bir hareket bazı şeyleri arkadaşlarınla aranda halledebilirsin ama bu o konulardan değil, bu konularda öğretmenini bilgilendir tamam mı dedim. Tamam dedi.

Aslında çok öfkelendim o kadar öfkelendim ki anlatamam. Eray sen ödevine devam et ben birazdan geleceğim dedim sonra da öğretmenini aradım. Bu nöbetçi öğretmen konusuyla ilgili öğretmenimizin yapacağı bir şey yok aslında ama yine de bilgilendirdim. Cumartesi günü müdür yardımcısı ile konuşacağımı olmadı yazılı şikayette bulunacağımı da ekledim. Ayla hanım gerçekten de hep size denk geliyor dedi.

Son okula gidişim de bahçe kapısından tam içeri girmiştim ki 4. sınıfta okuyan üç çocuk  Mert ile Eray'ı sıkıştırmıştı. Bir çocuk Mert'i yere yatırmış tepesindeydi diğer iki çocuk da Eray'ın yakasını çekiştiriyordu. Mert'i öyle görünce nasıl koştum anlatamam.Korktum da Mert ufak tefek üstündeki iri kıyım bir çocuk. Çocukları ayırdım nöbetçi öğretmen hala ortada yok. Danışmaya gittim ilk gördüğüm öğretmene bu okulun nöbetçi öğretmenleri ne yapıyorlar acaba dedim. Sonra nefes almak için dışarı çıktığında gördüm. Bir banka oturmuş cep telefonuyla oynuyordu.

Cumartesi Eray'ı etüde bırakınca müdür yardımcı ile görüştüm. Bir değil, iki değil, üç değil dedim. Kaç kere bizzat şahit oldum. Çocuklar kavga eder, iter, kakar bunlar olabilecek şeyler adı üstünde çocuk bunlar olmayacak şey nedir biliyor musun çocuklar birbirine kontrolsüz zarar veriyorken ayıracak kimsenin orada olmamasıdır dedim.Konu öğretmenin bir çocuğa vurmasını engellemesi değil yanlış anlamayın biz iki-üç anne otururken bile kaşla göz arasında bir çocuk diğerine vuruyor.O kadar hızlı oluyor ki anlamıyoruz bile. Konu daha büyük zararı önleyecek kişinin orada olmaması..

Maalesef Eray'ı yetiştirirken bir konuda yanlış yaptık. Herkesi kendimiz gibi bildik. Aslında ben şahsen bizzat kendim bildim. Erol beni uyarmıştı ama dinlemedim. Haklılığını çok sonra gördüm. Eray'a sana biri zarar verdiğinde it oğlum diyorum bugünlerde o da bana itmek doğru bir davranış değil ki diyor. Karşı taraf sana zarar verdiğinde kendini koruma amaçlı itebilirsin diyorum yine de itmiyor. Spor salonundaki manzara gözümün önüne geldi birden çocuk boğazına yapışmış ve Eray canı yandığı halde itmiyor.

Hiç unutmam bir gün arkadaşlar bize oturmaya geldi. Eray 4 yaşlarında o zamanlar. Eve girer girmez çocuğun babası hadi oğlum Eray'ı devir, güreşin dedi. Bakalım kim kimi ezecek. O kadar şaşırmıştım ki horoz mu bunlar güreşsin dedim. Bırak çocuklar güzel güzel oynasın. Aaa olur mu bunlar erkek çocuğu vurmayı, kırmayı, kavga etmeyi bilecekler dedi.

Biz o zamanlar tabii evladımıza şiddet çözüm değildir, konuşarak sorunlar halledilebilir şeklinde bilgiler veriyorduk. Ama şunu atlamışım vurmayı, kavgayı erkeklik sayan bir toplumun varlığını ve bu toplumun içinde yaşadığımızı. Sonra o çocuğun öfkesini kontrol edemediğini gördüm, kardeşine kontrolsüz bir şiddet uyguladığını, annesinin çaresizliğini dinledim.

Çocukların hareketlerinde tasvip etmediğimiz bir şey olduğunda aile olarak önce kendimize bakmalıyız diyemedim. Elma ektiğinde armut toplayamazsın da diyemedim. Bu tür duyguların bumerang gibi aileye döndüğünü de söyleyemedim. Hak vermesem de dinledim.Çözüm bulamayacak olsam da dinledim. Bazen insan hak verilmek için değil, çözüm aramak için değil sadece rahatlamak, yükünü boşaltmak istediği için dinlenilmek ister. Bunun için sessizce dinledim.

Neyse biz  iyiyi, güzeli verelim de...


Bu arada spor salonundaki maçta 1-A 2-B yi yenmiş. Bir golü de Eray bey atmış. 2-B den A. kaleciye topu eline alamazsın demiş. Eray da kaleci o alabilir demiş. A. da alamaz diye Eray'ın boğazına yapışmış.Yani olay böyle vuku bulmuş. Oğlum A'nın boğazına yapışması her halükarda yanlış o tartışılmaz da  kaleci eğer kale çizgisini geçtiyse alamaz ama geçmediyse alabilir dedim. Kalecileri kale çizgisini geçmemiş ki :) İyi ki kaleci konusunda tartışma çıkmış(keşke hiç çıkmasaydı o ayrı) ya ofsayt konusunda çıksaydı nasıl anlatırdım. Ofsaytın ne olduğunu anlıyorum da anlatamıyorum bu nasıl bir iştir...

Etüt çıkışı Eray mutluydu çünkü İngilizce öğretmeni derste Eray'ı tebrik etmiş. Neden dedim. Verdiği kağıtları hızlıca yaptığı içinmiş. Cumartesi etüdüne yol uzaklığından getirmek istemesem de Erol ne öğrenirse kardır bir harf bir harftir diyor galiba haklı. Eray için faydalı oluyor. Baktım da İngilizce öğretmeni çok güzel şeyler yaptırmış..

Sonra Erol'un işyerine gittik aslında ayaklarım geri geri gitti. Baktım kuzum babasının işyerine gitmeyi çok istiyor ayaklarımı ileriye attım. Biraz zor oldu. Hiçbir kavga, gürültü bilmem ne olmamasına rağmen eski işyerime gitmek zor geliyor bana. Güzel güzel ayrıldım evet de kırgınlıklarım var kapanmayan.Belki de zorluğu ondan.

Erol'un işvereni ile Eray sohbet etti. Her toplantıda sizlerden, çocuklardan konuşuyoruz dedi. Eray da siz beni o zaman neden tebrik etmediniz dedi. T. bey de evet etmedim ama neden etmeliydim dedi. Futbolda 2-B yi yendik dedi. Kaç kaç bitti maç diye sordu. Biz 5 onlar 3 bir tanesini de ben attım dedi. Sonra da tebrik etti.

B. bir ara buraları özledin mi dedi. Hayır dedim kısa ve net. Belki de çok net hayır dediğim için o kadar çok şaşırdı kız. Yalan değil ki özlemedim, ayrıldığım için bir kere bile pişman olmadım.Orada özleyeceğim tek kişi Eroldu. O da akşamları çok şükür geliyor eve :)


Not: Fotoğraf bu cumartesi Erol'un işyerinden. Neden pizza kulesi gibi poz verdiğimizi hatırlamıyorum :)Bir de fotoğrafa baktıkça şunu diyorum. Yaşlandık be Erol'um. Yaş oldu 36..( 20/12/2014 )

Pazartesi, Aralık 15, 2014

Vekaleten annelik


Efendim geldik bir yıl daha yerli malı haftasına.Yaş 6.5 ama tontalağın okulda kutlamasının 4. yılı olacak inşallah. Kutlama yarın okulda. Anneleri de davet etmişler etmesine de ne yazayım ki ben bilemedim şimdi. Çalışan annelerin evlatlarına yazık ama..

Doğru bu onların sorunu değil, doğru bu kimsenin sorunu değil. Bu bizim sorunumuz fakındayım. Annesi çalışmasaydı. Her şeyin farkında olsam da duygularıma söz geçiremiyorum bazen. Diyorum ki bir çoğunun annesi yanındayken tontalak ne hissediyor acaba.Sormaya da cesaret edemiyorum evladıma. Bazen bazı meseleleri hiç kurcalamamalı..

Sonra da diyorum ki en azından şanslı. Annem olmadı ablama vekalet veriyorum.Vekaleten annelik kısacası. Anneannesi, teyzesi, babaannesi yanında olamayan birçok çocuk da vardır eminim. Onların anneleri de demiyor mudur bizim gönderecek anneannemiz, teyzemiz bile yok nasıl da gönderiyor anasını, bacısını..

Bir iki tane olsa neyse de bizim okulda bu tip organizasyonlar çok sık oluyor. Annelerle kahvaltı, bayram kutlaması,öğretmenler günü kutlaması, yerli malı haftası ve daha aklıma gelmeyen birçokları. Şimdi ben hangi birine katılayım.. Değil ki kocam Sabancı'nın veliahttı..

Aman neyse. Hüzne bodoslama dalmaya çok müsait bir yapım var zaten bugün, bahane arıyorum.O yüzden güzel konulardan bahsetmeli.Mesela tontalağım elma olacak yarın.Hafta sonu hastaydı. Ateşe rağmen hemencecik rolünü ezberledi. Allahtan kısaydı..

Dedim ki mantığını kur. Elma dalını eğmiş. Eğerse ne olur oğlum yere değer. Dilim dilim soyduğun elmayı ne yaparsın bir tabağa koyarsın. Tabağa koyduğun elmayı da afiyetle yersin. Sonra yediğin elma can, kan olur ve o elma dilinde nasıl bir tat bırakır ;)

ELMA
Elma dalını eğmiş
Eğmiş de yer değmiş,
Dilim dilim soyarım
Bir tabağa koyarım
Elma yiyen allanır
Ağzı dili ballanır
 
Ha makarna salatası yapmak da bana düşmüş bu arada .Söylemesi ayıp güzel de yaparım.Akşam haşlar gün doğmadan yapar sabah yanımda getirir işyerinin dolabına koyarım.Öğlen de bir koşu okula bırakırım.
 
Ablama yarın için vekalet verdiğime, makarna salatasının ulaştırılması sorununu kafamda çözdüğüme göre çalışmaya devam.
 

Perşembe, Aralık 11, 2014

Üstün Cesaret Sertifikası 2


Dün Dörtlü Karma ( DaBT-IPV) aşısı oldu tontalak. KKK aşısı 5 yaşta yapıldığı için dün yapılmadı. Akşam sordum ne yaptınız diye. Hiç aşı olduk işte dedi. Ağladın mı peki dedim.(aslında sorunun cevabını biliyorum) Ağladım ama kahkaha atmaktan ağladım dedi.Önce kaçmak istedim abinin biri beni yakalayınca oturdum. Sonra da çok güldüm çok hiç acımadı, bittiğini bile anlamadım dedi.

Öğretmeni de aynen böyle demişti. Önce kaçmaya çalıştı ama oturunca gülmeye başladı hatta o kadar çok güldü ki gözlerinden yaş geldi dedi.Bugün de fotoğrafta görüldüğü gibi (tüm çocuklar aldı)üstün cesaret sertifikasını almış.

-Gözlemim geldi: Anası gibi orta denge kavramı olmayan kuzucuğum nasıl da gülümsüyorsun  fotoğrafta.Ha saçlarındaki teri fark etmedim sanma.Saçın öyle terliyse kim bilir sırtın nasıldır. Bir de arkandaki cam açık kesin sınıfın kapısı da açıktır. Teneffüste olduğunuza göre karşınızdaki 2/A nın kapısı ve camı da açıktır. Yani bu pozu biz X kuşağının dediği gibi cereyanlarda veriyorsun bana. Off akşama burnun yine tıkanacak desene. Neyse kötüyü çağırmayalım, evrenin mesajı doğru tarafından anlayacağını umarak evrene güzel mesajlar salalım-

Yine dün bir veli whatsapptan iki okulda menenjit vakası görülmüş, menenjit aşısını yaptırdınız mı diye sorunca hatırladım. Bizim doktor kesinlikle tavsiye etmişti. Koruma yüzdesi diğer aşılara göre düşük lakin ne kaybedersiniz ki ama koruduğu yere denk gelirse (Allah korusun tabii) çok şey kazanırsınız demişti. O gün Eray hasta olduğu için yaptıramamıştık sonra geliriz dedik ama gitmedik. Kendime kızdım hatırlayınca. Bu aşı işini en kısa zamanda halletmem lazım


NoT: 10/12/2014 Dörtlü Karma (DaBT-IPV) aşısı yapıldı.

Çarşamba, Aralık 10, 2014

Rüya değilmiş dostum

Haftada üç ses ne demek dedim öğretmenimize. Cumartesi birinci dönemin ikinci veli toplantısı vardı o zaman söyledim. Bu kadar hızlı gitmeye gerek var mı diye de ekledim. Ben evdeyken bu kadar sıkışmış hissettiysem onlar acaba ne hissetti. Öğretmenimiz çocuklar ne veriliyorsa alıyorlar sıkıntı yok dedi demesine de o sabah kendi de konuşmuş yönetimle.Yavaşlayacağız. Hatta başa dönüp dikte çalışmalarına ağırlık vereceğiz dedi.

Cumartesi nöbeti Erol'a denk geldiği için Erol katılamadı toplantıya.Tek tek öğretmenlerle konuştum. Çok şükür ki büyük sıkıntılar yokmuş. Öğretmenlerin ortak olduğu nokta Eray'ın dağınıklığı, zamanında defter, kitap, araç- gerecini çıkarmaması, sonra toplamaması, öğle yemeğinde çok oyalanması. Şimdi bu konularla ilgili tontalak beyle konuşuyoruz bakalım.

Geçen sefer İngilizce öğretmeni çok şikayetçiydi Eray'dan özellikle Türk olan İngilizce öğretmeni. Bu sefer derslere katılıyor sorun yok (bu dağınıklık konusunu en fazla dile getiren hocamız) dedi. Yabancı olan İngilizce öğretmeni ise çok yaratıcı bir çocuk dedi gülerek.O öğretmenin dersinde genellikle çiziyorlar, birşeyler üretiyorlar ya doğal olarak o derse ilgisi daha iyiymiş.

Örnek verdi. Doğum günü kutlamasıyla ilgili bir resim çizin demiş. Eray da çizmiş sonra öğretmeni sormuş. Bu ne. Belediye demiş.Öğretmen sormuş belediye ne alaka.Doğum günü kutlaması için yeri belediyeden kiralamışlar :) Çok merak etmiştim oğlumun belediyeyi nereye bağlayacağını ama fena bağlamamış di mi? Belediye kutlamadan sonra çöpleri de temizleyecekmiş.(resimde yerlerde çöp varmış) Boru değil belediye sonuçta tabii temizleyecek de keşke kimsecikler yere çöp atmasaydı..

Sonra Müzik öğretmeninin bulunduğu sınıfa girdim. Eray çok komik ve çok eğlenceli bir çocuk dedi. Geçen gün öğretmeni koridorda görmüş öğretmenim diye yanına koşmuş ve ondan bir makas almış. Bu makas lafını duyunca bir garip oldum. Biz öğretmen gördük mü ilikli ceketi tekrar iliklemeye çalışan bir dönemin evlatlarıyız yahu makas lafını duyunca nasıl garip olmam.


Beden öğretmeni iyi gidiyor eğleniyoruz dedi. Daha ne desin. Ha bir de Eray'ın çok orijinal fikirleri var dedi. Çok merak ettim bu çocuk okulda ne konuşuyor ya da ne yapıyor da  hemen hemen tüm öğretmenler aynı şeyi söylüyor. Beden öğretmeni bile..

Seramik ve resim öğretmeni zaten Eray'ın fanlarından. Uzun uzun anlatmaya gerek yok sorun yok. Sadece resim dersinde biraz ağırmış. Öğretmeni şikayet olarak söylemedim bu konuda belki sizde konuşabilirsiniz dedi. Aslında Eray tersine çok hızlı çizer hatta ben azcık yavaş çizersen daha iyi olur derim lakin beni dinlemez. Okulda ağır olmasının sebebini galiba tahmin ediyorum.Konuyu öğretmen belirliyor ya ondan. Biliyorum o istediği şeyi yazmak, çizmek istiyor. Çizemeyince güya ayak diriyor:) Öğrenecek istediğimiz şeyler kadar istemediğimiz şeyleri de yapmaya mecbur olduğumuzu.

Düşünce becerileri öğretmenine çocuklar oyun öğretmeni diyor.Oyun öğretmenim, oyun öğretmenim, oyun öğretmenim.Eray için parlak bir zekaya sahip dedi. Sadece üretkenlik dersinde söyleneni yapmıyormuş. Mesela yana yatmış bir 8 var (kitabı açıp oradan gösteriyor) normalde bu 8 den bir şey üretmesini isteriz ama Eray 8 dışında her yere çiziyor aslında değişik şeylerde çiziyor lakin ben değerlendirmeye alamıyorum önemli olan 8'i kullanmak dedi. Bunun dışında değerlendirme notları çok güzel..

Düşünce becerileri demişken hafta sonu o dersten ödev geldi. Biri bana birinci sınıf ödevini anlamakta zorlanacağımı söylese rüya görüyorsun dostum derdim. Kendine çok güvenen bir insan olmadım hiç lakin bu konuda kendime güvenirdim ne yalan diyeyim. Belki de bu yüzden havam fıs diye sönüverdi.

Şimdi resimde 7 ördek var. Bu ördekleri üç çubuk ya da çizgiyle ayıracaksın birbirinden. Bu çizgiler ördeklerin üzerinden geçmeyecek ve ördekler aynı çizgiye denk gelmeyecek.(ilk okuduğumda içimden aynen şu cümle geçti: anam bunlarda çok şey istiyor) 6 tamam da 7 olmuyor. 7. mutlaka başka ördekle aynı çizgide kalıyor.

Ay çıldırdım. Bunun gibi 7 sayfa daha vardı.Erol'da çıldırdı. Ya bırak olmuyor işte dedi. Eray da konuşuyor yanımızda 'ben size olmuyor demiştim'..Olmayacak ödevi öğretmen neden göndersin bunun mutlaka bir püf noktası vardır dedim sonra da yardımla püf noktasını bulduk. Meğersem bir ördeği üçgen içine hapsedecekmişiz.

Ya bunları da gördük. Ama savunmam hazır. Benim zamanım da düşünce becerileri diye ders vardı da ben mi devamsızlık yaptım..

Bu arada Eraylar matematik dersinde iki basamaklı doğal sayılardalar. İki basamaklı sayılarda olduğunu öğretmeni söylemişti ama ne bilim gözümde daha minicik ya acaba anlayacak mı diye de merak etmiştim. Dün o konuyla ilgili test gelince gördüm ki anlamış. İçimden ay benim oğlumun bir onluğu yedi birliği de varmış onu mu çözüyormuş desem de dışımdan ciddiyetimden taviz vermedim. Nasıl anlatsam ki bir onluğu yedi birliği çözerken ki hissiyatımı :)))

Ha bir de annem sen gelmeden Ayla matematik ödevini yaptıracaktım ama anlamadım ki dedi.(iki basamaklı doğal sayılar) Ya birinci sınıf bunlar anne ya ne anlamaması demedim, oluyor bazen böyle şeyler dedim. Nasıl demem buna benzer bir filmi yakın zamanda görmüştüm...


Not: Eraylar bugün aşı olacak. Akşam kim ağlamış, kim cesurmuş havadisleri alırız tontalaktan. Eminim anlatacak çok şeyi vardır..

Çarşamba, Kasım 26, 2014

Yaz güzel yazını kurtar balığını

Dün akşam Eray okul çıkışı anneannede olacağı için iş çıkışı direkt oraya geçtim. Eve vardığımda saat 18.10 idi. Evin işe yakın olması ne güzel bir nimet Yarabbi. Yol savaşçısı, zaman avcısı ben bunu bir kez daha anladım.

Eve gider gitmez babası gelene kadar ödevlerini yaptırdım.Saate baktım 19.45. Şaşırdım. Daha dünya kadar zaman var gecenin bitmesine.Yine uzaklığa hayıflandım.

Annemin bahçesine çıktım. Nefes alabilmek için. Arada oluyor böyle. Sonra bir şey almak için mutfağa girdim. Arkamı döndüğümde beni izleyen parlak bir çift göz. Birden gördüm ya korktum. Zaten kendisine de dedim. Korkuttun beni kedicik. Tombalak bir şeydi biraz da nasıl demeli mesafeli. Ben konuştukça dinledi yalan yok ama bana mırrr bile demedi. Galiba onun da aklı başka yerdeydi. Üşüdüm çok içeri girdim.


Baktım ki whatsapp'tan mesaj gelmiş. Bir fotoğraf ve bir not. Yaz güzel yazını, kurtar balığını. Kocaman bir kartondan fanus yapılmış asılmış duvara. Ve balıklar fanusun dışında uzakta. Çizgiyi taşırmadan güzel yazı yazanın balığı fanusa yaklaşıyor.Yaklaşıyor, yaklaşıyor taa ki fanusun içine girene kadar. Ve zavallı balıkçık kurtuluyor. Bir veli de karşılık vermiş esprili bir şekilde. Eee bizim balığa yazık o zaman..

Tüm çocuklara yazık aslında.

Bu aralar sıklıkla ilkokul öğretmenimi anar oldum. Sevim öğretmenim.

Derse iştirakımızı sağlamak için bizi hediyelere boğmazdı. Onun dersinde uslu(!) durduğum için sticker aldığımı da bilmem. En düzenli dolabı seçip hediye verdiğini ya da İngilizcenin yıldızlarının seçilip çikolataların gözümün önünde yendiğini de hatırlamam.Öğretmenimizin bize bir aferin demesi ya da defterimizin üst köşesine bir yıldız iliştirmesi yeterdi. Bize sorumluluklarımız ve görevlerimiz bir karşılık alınılarak öğretilmedi. Ben öğrenmek, öğrendiğimi pekiştirmek için parmak kaldırdım. Çünkü o bilinç bize taa küçükken yerleştirildi.

Tamam kabul zaman bizim okuduğumuz zaman değil, çocuklar da eski zaman ki çocuklar değil. Bir noktaya kadar çocuğu motive etmek adına yapılan şeyleri anlamaya çalışıyorum da lakin öyle bir hal aldı ki artık bence suyu çıktı.

Örnek davranış sergileyen öğrenci kukla kurbağa Fridie'yi haftasonu eve götürecek, dolap düzenliyse hediye kazanılacak, her parmak kaldırdığında yıldız tablosuna sticker yapıştırılacak, düzenli defteri olan tahtaya çıkıp o fotoğraf karesine girecek, çizgileri taşırmadan yazan balığını kurtaracak, çizgiyi taşırdıysan eyvah balık nalları dikecek...

Adım başı şunu yaparsan şunu alırsın mesajları. Ya almadığında ne olacak. Çocukların sürekli kendi aralarında bir yarışın içine sokulmaları. Kızım hayat zaten bir yarış demesin kimse sakın.Motive edilen çocuklar tamam da ya diğerleri. Bir şeyleri kazanamayan çocukların hissettiği duygu nedir?Parmağımı önce ben kaldırdım hani benim stickerım dermişim.. Tabi ki başarısızlık.

Başım bir dünya kalktım annemden. Sonra tontalağı babaanneye götürmek için yola çıktık. Bugün ve yarın TEOG sınavı olacağı için okullar tatil ya çocuk bizimle sabahın kör karanlığın da yollara dökülmesin, sabah uyusun dedik. Giderken arabada da tontalak ile çok güldük.

Annecim eskiden sayıları kaça kadar sayabiliyordum diye sorması fitilledi sohbeti. Ben de başladım anlatmaya.

-Bi, ki ,çü diyordun biliyor musun dedim. Çok güldü.

-Peki anneye ne diyordum dedi.Arkamdan anniiiii diye bağırıyordun dedim. Anni diye höykürdü.

-Peki babama ne diyordum dedi. He işte bu en komik tarafı. Babana da annii diyordun ve baban çok bozuluyordu dediğimde gülmekten kıpkırmızı oldu. Erol devreye girdi bu sefer. İlk baba dedin oğlum annene bakma sen. Tamam sonra anniii dedin bana ama önce baba dedin deyince bu sefer ben araya girdim. Oğlum bebekler belli aydan sonra ba ba ba, de de de gibi sesler çıkarır babanda hep baba dediğini sandı neyse kırmayalım çaktırma.. Kahkaha atmaktan sesi çatallandı.

-Peki babaanneme ne diyordum dedi. Babaannene bebeğim lafından türeme bebem derdin acayip de tatlı dilliydin dediğimde çok hoşuna gitti.

-Peki anneanneme ne diyordum. Oğlum bunda bilemeyecek ne var. İki tane anni anni birleştir oldu sana annianii.. Gülmekten kırıldı.

-Peki teyzem (zeze derdi), peki bu, şu, o derken o kadar eğlendik ki babaanneye hangi ara vardık anlamadım.

Gece kırk kere uyandım. Tamam üstü açılmış mıdır, terlemiş midir diye kontrol edilecek bir tontalak yoktu evde. Lakin kaç yılın alışkanlığı bu ya bir gece de kırılır mı?


Not: Maşallah güzel okuyor Eray. Şu an Y harfindeler. Yaniiii artık Ayla'yı okuyup yazabiliyor. Yoksa sen okuma ustası mısın diyorum okudukça.Çok hoşuna gidiyor bu laf.



Salı, Kasım 25, 2014

Diyalog


Dün en sonunda başkan seçimi oldu sınıflarında. Hastalıklardan sebep bir türlü toplanıp seçim yapamamışlardı. Başkan Ahmet Alp, yardımcısı da Beyza olmuş.Teyzesi oyunu kime verdiğini sorduğunda hiç söylenir mi, söylemem gizli olur dedi. Hoş ben adaylara baktığımda kime attığını tahmin edebiliyorum :)

Biliyorum ki tüm çocuklar başkan olmak istiyordu o gün sınıfta. Kim olmak istemez ki. Öğretmenleri başkan seçimi yapacağız seçme-seçilme-demokrasi gibi kavramları öğrensinler diye ama başkan bir yıl süreyle başkanlık yapmayacak demişti. Ve eklemişti o kadar küçükler ki o yüzden sırayla başkanlık yapacaklar. Nedense bu haber beni gülümsetti..Gerçekten bazı şeyleri anlayamayacak kadar çok küçükler.

Dün çalışırken Eray ile babaannesinin bir diyalogu aklıma geldikçe güldüm. Kıkır kıkır hem de. Karşı masamda ki Talip beye de anlattım, birlikte güldük. Hayat ne garip. Babamın iş arkadaşları benim de mesai arkadaşlarım oldu. Buranın bahçesinde koşarken amca-teyze dediğim kişiler şimdi benim için bey-hanım oldu. Dedim ya hayat çok garip.

Sonra başka bir diyalog aklıma geldikçe sinirlendim. Bunu Talip beye anlatmadım tabii. Nedense insanlarla beni gülümseten, sevindiren,coşturan diyalogları paylaşmayı seviyorum da üzen diyaloglardan neredeyse hiç bahsetmiyorum. Galiba sevinçlerin paylaştıkça çoğaldığına inanıyorum da acıların paylaştıkça azaldığına inanmıyorum.

Eray ile babaannesinin diyalogu aklıma geldikçe tekrar güldüm. Sonra başka bir diyalog aklıma geldikçe yine sinirlendim. Eray'ın babaannesi ile diyalogunu hatırladım, tebessüm ettim. Sonra o diyalog aklıma geldikçe yine sinirlendim. Kendimi tanıyorum o iki duygu arasındaki geçişler öyle sert olmuştur ki yüzümde acaba Talip bey dün ne düşünmüştür.Bir odada tek başına çalışmayı seviyorum ben. Geçişleri kontrol etmek zorunda kalmıyorsun en azından.

Şimdi efenim diyalog bu ya bir katırlar bir de eşekler varmış. Katırlar gezerken eşekler çalışırmış. Bak sen. Bu diyalogun baş kahramanı da bir uydurukçuymuş. Diyalogun sonunda gökten üç elma düşmemiş. Neden düşsün. Diyalog baştan sona yalanmış.  

Sonra Eray ile babaannesinin diyalogu aklıma geldikçe güldüm. Hafta sonu akşamı;

-İyi geceler, tatlı rüyalar oğlum
-İyi geceler babaannecim beni rüyanda gör
-tamam oğlum sen de beni rüyanda gör

(Merdivenlerde durur rahat bir dakika düşünür tontalak)

-Tamam ya babaanne herkes rüyasında ne isterse onu görsün

Ve sonra bir diyalog aklıma geldikçe...


İlk oy kullanma : :) 24/11/2014
Yer: Tontalağın ilkokulu
Seçim: Sınıf başkanı seçimi
İlk Başkan: Ahmet Alp

Çarşamba, Kasım 05, 2014

Osman gökkuşağının altında top oynuyor


Eray'ların sınıfında duvarda bir yıldız tablosu var. Öğrencilerin adı yazıyor ve karşısına da yıldız şeklinde stickerlar yapıştırılmış. Eray'a bu ne oğlum dediğinde İngilizce öğretmeni astı dedi. Sanki bilmiyormuş gibi sormuştum. Peki niye. Derse katılan, uslu duran, öğretmenini dinleyen çocuklar sticker kazanıyor dedi. Sadece hımm diyebildim. Ama içimden ne laflar ettim. Ne kadar gereksiz bir uygulama..

Aslında bu her sene yapılıyor okulda ve her sene hissiyatım aynı. Çocukları ötekileştirmekten, birbirine rakip haline getirmekten ve gereksiz hırslara sokmaktan başka hiç bir işe yaramıyor. Neyse efendim geçen hafta cuma günü İngilizce öğretmeni ayın İngilizce yıldızlarını seçecekti birinci, ikinci ve üçüncü şeklinde. Karneye yazmıştı da o nedenle biliyorduk.

Cuma günü akşam whatsapptan bir veli sınıf öğretmene bizim de görebileceğimiz şekilde mesaj atmış. Kısaca öğretmenin seçtiği ödül için serzenişte bulunuyordu, diğer çocukların canı çekmiş diye de eklemiş. Ödül çikolata imiş ve öğretmen diğer çocukların yanında vermiş.

Bu yıldız tablosu bizi ailecek çok ilgilendirmediğinden gerek olsa bu konu hakkında Eray'a bir şey sormamıştım ama ödül hakkındaki hislerini merak etmekten de geri duramadım. O nedenle yemekte sordum Eray bugün İngilizcenin yıldızları seçilecekti ne oldu seçildi mi diye. Evet seçildi annecim biliyor musun arkadaşlarım çikolatayı gözümüzün içine BAKA BAKA yedi, paylaşmadı.Ben de artık onlarla hiç bir şey paylaşmayacağım dedi. Gel buradan yak şimdi.

Cumartesi Eray'ın etüdü olduğu için okuldaydım ve ayak üstü İngilizce öğretmeni ile görüştüm. Kısaca kadın anlatılmak isteneni anlamak istemedi. Sticker işi zaten başlı başına bir tartışma konusu iken bu ödül seçimi tuzu, biberi oldu. Ve dedi ki öğrenciler de bir sorun yok bence sorun siz velilerde çok abartıyorsunuz konuyu (birkaç veli daha eleştirmiş de kendisini) pazartesi çikolata alır herkese dağıtırım dedi. Çikolata alırmış vay be. Konunun çikolata olduğunu zannediyor hala..

Konuya başka bir pencereden bakmayı reddeden bir insanın bir düşünceyi anlamasını beklememeyi çok uzun yıllar önce öğrendiğim için teşekkür ederim diyerek konuşmayı sonlandırdım. Bu teşekkür  zaman ayırdığı içindi sadece. Ya bu cümlede bir sorun yok mu? bak bu cümlede takılı kaldım..

Annecim biliyor musun arkadaşlarım çikolatayı gözümüzün içine baka baka yedi, paylaşmadı. Ben de artık onlarla hiçbir şey paylaşmayacağım.

Sonra bu olay unutulmaya yüz tutmuşken sınıf öğretmeni whatsapptan bir fotoğraf paylaşmış. 8-9 öğrenciyi tahtaya kaldırmış, defterlerini havaya kaldırtmış ve yaşasın en düzenli defterleri seçtik diye de yazmış. Yaşasın mı?  Zaten hepi topu 14 kişiler. Geriye sadece 4 çocuk kalmıştır toplasan.

O an nefessiz kaldım, gözlerim yaşlarla doldu fotoğraf karesine giremeyen çocuklar için. Acaba ne hissettiler.


(Disgrafi yaşayan bir çocuk varsa aralarında ne olacak. Olacağı şu tabi o çocuk o tahtaya kalkıp o anlamsız fotoğraf karesine hiç giremeyecek, hep ötekileştirilecek)



Not: Resminin adını Osman gökkuşağının altında top oynuyor koymuş. Yaptığı resimlere isim koyma huyu var ve bir köşeye yazdırır ismi. Dün resmin ismini yazarken altına da play yazar mısın dedi. Ooo oğlum aşmışsın sen yakında resimlere İngilizce isimler koyarsan hiç şaşırmayacağım dedim, gülüştük.

Annecim pazartesileri iple geçiyorum dedi. Neden dedim. O gün resim dersi var ve o dersi çok seviyorum dedi. Sonra ekledi okulda bir sorun oldu onu çizerek sana anlatabilir miyim, konuşmak istemiyorum annecim. Çizerek de insan kendini ifade edebilir neden olmasın dedim şevkle çizdi. Hoş çizdiği şeyleri anlamam için de kelimelere döktü. Bu arada hiç anlamıyorum resim dersi neden haftada bir saat. Resimlerle anlatılmak istenen Ela Lale el eleden daha mı önemsiz...

Not 2: Eray'ın yıldızları sınıfın ortalamasının  üstünde olduğu halde biliyor musun ben birinci olamam dedi gülerek. Üzüldüğü için söylemedi bu cümleyi, o an tespiti gelmişti. Neden dedim. Derse katılıyorsun belki olursun dedim ağzını aramak için. Annecim sadece derse katılmak yetmiyor ki dedi sırıtarak. Bu çocuk kendini iyi tanıyor :) Sonra kucağıma aldım onu, öptüm saçlarından. Biliyor musun stickerlar, birincilikler bir anne olarak hiç ama hiç umurumda değil benim.Derse katılıyorsun öğreniyorsun ya önemli olan bu. Hep derim bilgi bir insan için en iyi hazinedir. Lakin güzel oğlum birlikte yaşamamızı kolaylaştırmak adına konan kurallar da en az bilgi kadar önemli..

Cuma, Ekim 24, 2014

Etüt

Büyüyecekmiş de etütlere katıldığı günleri de görecekmişiz dedim anneme dün akşam. Küçükken çok az uyuduğu zamanlarda zorluklar yaşarken bugünler gözümüze ne uzak görünürdü. Halbuki zaman bir su misali.
 
Aslında etüt konusunda çok kararsızdık. Gerek olup olmadığı konusunda babasıyla konuştuk. En azından denemeye karar verdik. Perşembe akşamları saat 18.00 e kadar(zaten 16.10 çıkıyorlar) o haftanın ders tekrarı yapılacak. Her hafta değil. İki grup yapmış öğretmeni. İki haftada bir. Akşama kadar aç kalamayacaklarına göre anneler sırasına göre yiyecek bir şeyler getirecek okula.

Gönderme sebebimiz aman hemen öğrensin, çabucak öğrensin değil. Maksat grubundan ayırmamak. Arkadaşlarıyla paylaşımlarını çoğaltmak.

Ha birde cumartesileri var. O da şöyle.RDS (Randevulu ders saati)diye bir sistem var. İnternetten üç derse kadar randevu alıyorsun ve kontenjan 10 çocukla sınırlı. Öğretmen internete giriyor ,10 öğrenci seçiyor ve cumartesi ders veriyor yine o haftanın konuları ile ilgili. Bu hafta mesela;

10.00 Okuma yazma etkinliği
10.40 Okuma yazma etkinliği
11.20 de İngilizce

var.Her hafta göndermeyiz. Zaten her hafta da seçmez öğretmen diye tahmin ediyorum. Kimseye haksızlık olmasın diye cumartesileri de sıraya sokarlar.( zaten yüzme başladığı an cumartesi etütlerine gidemez, saatler çakışıyor)

WhatsApp dan anneler etüt konusunu tartışırken bir kadın hiç gerek yok, ne gerek var diye etüdün gereksizliğini savundu.Hem de en ateşli bir biçimde. Bu sabah randevu almak için sisteme girdiğimde kendisinin çoktan cumartesi için randevu aldığını gördüm. Güldüm. Ne gereksiz ne ucuz numaralar bunlar. Bir de çok çocukça diye yazacaktım ki durdum. Çocukça yazamam bu niyet de bir masumiyet yok.

Bir iki hafta deneyelim bir bakalım. Çocuğum üzerinde azcık bir baskı olduğunu hissedersem göndermem, nasılsa gönderme zorunluluğu yok.

Bugünlerde tontalak ile çok sohbet ediyoruz, araya öğretici mesajlarda sıkıştırmaya çalışıyorum lakin sohbetin sonunu kem küm olarak ben bitiriyorum .Kazdığı kuyuya düşmek galiba tam da bu oluyor.

-Oğlum okulda kızlar-erkekler olarak ayrılmışsınız ve aranız kötüymüş öyle duydum. Güzel oğlum sakın kızlara saygısızlık yapma olur mu?
-Bana saygısızlık yapana neden ben saygılı davranacakmışım ki..

Okul kuralları hakkında konuşuyoruz(öğretmen ödev olarak vermiş)
-Eray'cım okul kuralları olarak başka ne örnek verebiliriz
-Mesela öğretmeni derste dinlemeliyiz
-Çok doğru, peki sence neden dinlemeliyiz
-Dinlemezsek öğrenemeyiz
-kesinlikle zaten öğrenmenin birinci kuralı dinlemek. Dinleyeceğiz ki...
-Peki ikinci kuralı ne
-kem küm kemmm

 
Not: Okulda vesikalık çektirmişler haftalık karne için. Ah o saçlar yok mu o saçlar babama çekmek zorunda mıydı :)

Perşembe, Ekim 23, 2014

Başlıksız

Okulun ikinci haftasında sınıf öğretmeni Eray üstün zekalı veya hiperaktif bir çocuk olabilir mi dedi. Seramik öğretmeni geçen gün yanıma geldi Eray üstün zekalı bir çocuğa benziyor dedi diye anlattı. Bence sınıf öğretmeni Eray'ın hiperaktif bir çocuk olduğunu düşünüyor seramik öğretmeni de üstün zekalı.

Haksız da sayılmazlar. Her ne kadar birbirlerinden farklı teşhislerde olsa benzer yönleri de var.  Sustum ve soruyu cevaplandırmadım. O zaman kafam biraz karışıktı.

Sonra cumartesi veli toplantısına gittik. İngilizce öğretmeni (sınıf öğretmeni sadece sunum yaptı onu da dışında tutuyorum o gün) dışında herkes Eray'ın ne kadar özel bir çocuk olduğundan bahsetti. Ben konuyu dersteki performansına getirmeye çalışıyorum onlar inanılmaz hayal gücü var, o kelimeleri nereden buluyor gibi yorumlar yaptı. Hatta beden öğretmeni al çocuğu karşına oturt adam gibi sohbet et. Bu sohbetler onun aklına nereden geliyor dedi. Güldük.

Düşünce becerileri dersinin öğretmeni ise karışık yorumlar yaptı. Dört kitap dört ayrı konu var o derse ait.(unuttum derslerin alt adını) Mesela sudoku yaparken dikkati çabuk dağılıyor çevreyle çok ilgileniyor dedi. Sıkılıyor ayağa kalkıyor diye de ekledi. Fakat bir parçayı tamamlama ile ilgili çizimler yapıldığında inanılmaz şeyler ortaya çıkarıyor dedi. Diğerleri mesela o söylenen şeyden ev yapmış, araba yapmış Eray'ın çizimine baktığımda hiçbir şey anlamıyorum sonra bu ne dediğimde anlatmaya başlıyor.Anlatmaya başladığında aaaa gerçekten öyle dedirtiyor bana dedi. Eray'ı henüz çözemedim diye de bitirdi.

Sonra okula bu yıl gelen seramik öğretmenin yanına gittik.Biz Eray'ın anne ve babasıyız der dermez kadın bize öyle bir gülümsedi ki anlatmam. İngilizce öğretmenlerinin yorumlarından ve suratsız ifadelerinden sonra bize acayip iyi geldi.

Eray'ın anne ve babasını o kadar çok merak ediyordum ki iyi ki toplantıya katıldınız dedi. Hiç Eray'a test yaptırdınız mı oğlunuz üstün zekalı bir çocuk olabilir mi dedi. Galiba rahat iki dakika sustum. Ne söyleyeceğimi bilemedim ve sonunda evet test yaptırdık diyebildim.

-Evet WİSC-R testi yaptırdık. Okul başladıktan hemen sonra. Bu testi kendi egomuzu tatmin ettirmek için değil doktor istediği için yaptırdık ( 6 yaşı bittiğinde bu testin daha sağlıklı sonuçlar vereceğini söylemişlerdi .Bekledik.

Öğretmen dikkatle ve sabırla konuşmamı bekledi. Anlattım. Teste parlak zeka ile üstün zeka çizgisinde kaldı doktorun söylediğine göre bu üstün zekalı da olabilirmiş. O gün yani test yapıldığı gün Eray çok huzursuzdu ve doktor üzerinde otoritesini kurumadı dedim. 6 ay sonra tekrarlayacağız diye de ekledim.

-Aslında benim için üstün zekalı ya da normal bir zekalı olmasının önemi yok. Sadece nasıl bir rota izleyeceğimizi öğrenmek ve bizi zorlayan konuları anlamlandırmak için yaptırdık-

Seramik öğretmeni eşim üstün zekalı çocukların öğretmeni ve şunu söylemeyelim ki farklı bir eğitim almalılar dedi. Her hafta eşime Eray'dan bahsediyorum, ondan destek alıyorum diye ekledi. Ya aslında öğretmenle konuştuğumuzu daha fazla yazmasam da olur hepsi güzel şeylerdi.

Evet IQ yüksek bir çocuk(normalde puan söylemiyorlar hatta önemsemiyorlar, ben öğrenmek istemiyorum ya pat diye duyuverdim) lakin dikkati de dağınık bir çocuk.

Dün akşam telefonda yaptığım bir konuşma canımı çok sıktı. Bu öğlen Eray'ın okuluna gidip bahçede oturacağım. Çünkü çok ihtiyacım var.

-Evet çok sosyal lakin bireysel bir çocuk ya da söyle diyeyim büyük çocuklarla, yetişkinlerle birlikte olmayı seviyor. Teneffüs de  zorla futbol oynattıramam ki ona. Bir gün sordum hatta neden oynamıyorsun futbol diye. Erkekler saçma sapan hareketlerle kendini yaralayabiliyor bu oyunda ne gerek varmış.
Evet çok soru soruyor. Kuralları ve gelenekleri sorguluyor. Bazen yoruyordur doğrudur
Evet otorite ile güç mücadelesine girdiği de doğrudur
Evet bilgiye aç, sürekli beslenmesi gerekiyor.
Evet zor bir çocuk, ama kabul edin artık çocuğumun farklı bir durumu var. Onu anlamak ve o doğrulta yönlendirmek bu kadar mı zor.

Not: Bu konuyu çevremde dört kişi dışında kimseye anlatmadım. Çünkü Eray'ın duymasını istemiyorum.

Pazartesi, Ekim 20, 2014

Arabada kitap okuma keyfi


Artık ilk okumalar başladı.E-LA-T grubu bitti sayılır. Bu hafta sonu 8-9 sayfalık bir okuma sayfası vardı ödev olarak. Beş kere okuduk.

Kitap okumayı alışkanlık haline getirmesini çok istiyorum. 3-5 sayfa olsa da her gün okusun. İnşallah bu konuda beni örnek alır :) Arabadaki boş zamanı bu sabah böyle değerlendirdik. Ela Lale el ele.. Bakalım devamı nasıl olacak.

Perşembe, Ekim 16, 2014

Gündemin nabzını tutmak

 
Dedikodu yapmayı hiç sevmem. Benim oğlumla yaptığım nasıl demeli fikir teatisi ya da gündemin nabzını tutmak. Bu fikir teatileri nedense tam ders yapılacağı zaman olur. Defteri kitabı açarız çocuğun çenesi düşer. Oğlum ödev bitince sohbet ederiz desem de nafile bir kelime yazar sonra annecim bugün ne oldu biliyor musun cümleleri havada takla atar.

-Annecim biliyor musun öğretmen Beyza'yı tehdit etti bugün.
-aaaa neden
-Arkasına dönüp sürekli Ahmet Alp ile konuşuyordu.
-Derste konuşulmaz ama
-Beyzaaaa konuşma sus dedi
-Bu bir tehdit değil ki sadece uyarı
-Ama öğretmen başka şeylerde söyledi. Beyzaaa konuşmaya devam edersen yerini değiştiririm dedi.
-evet bu bir tehdit.


-Annecim biliyor musun ben artık Mustafa ile kanka oldum
-Mustafa iyi çocuk senin adına sevindim. Mustafa diğer gruptaydı değil mi? Eee Mehmet Rauf'a ne oldu.
-Bugün bütün orduları dağıttık.
-neden
-Herkes ben komutan olacağım, ben komutan olacağım dedi anlaşamadık o yüzden dağıldık.


-Annecim biliyor musun bugün öğretmenin yanlışı düzeltim.
-Nasıl düzeltin
-tıh (bizim bildiğiz t harfi işte)harfini yanlış yazmış, kuyruğunu kısa yapmış.Öğretmenim öğretmenim yanlış yazmışsınız dedim. Öğretmen de göster dedi, gösterdim
-eee sonra ne oldu
-bana hak verdi
-Sonra ne oldu
-Aferin dedi sonra da bir sticker verdi. Kazandığım tüm stickerleri biriktiriyorum koleksiyon yapacağım


Çarşamba günü harçlık günleri. 1 ytl veriyoruz otomattan bir şeyler alıyorlar kendine( iyi ki bizim okulda kantin diye bir şey yok)

-Annecim bugün Eylül otomattan iki tane şey aldı. neden iki tane aldı?
-Galiba annesi fazla para vermiş
-ama bu haksızlık öğretmen sadece 1 tl getireceksiniz demişti.


-Annecim bugün benim kalbimi çok kırdılar
-aaa kim kırdı, ne dediler
-2/A daki bazı çocuklar bana oburr, oburrr, oburrrr dedi. Ben çok üzülüyorum biliyor musun?
-Öncelikle sen obur bir çocuk değilsin....
-ama bana obur diyorlar
-onların obur demesi senin obur olduğun anlamına gelmez. Bazen bazı insanların dediklerini duymamak, ilgilenmemek gerekir. Özellikle de böyle lafları. Sen onları duymazsan bir süre sonra sana obur demeyi bırakacaklar
-Annecim duymadım, duymadım gerçekten ama yine bana obur diyorlar, ben çok üzülüyorum


-Annecim bizim teneffüs saati çabucak bitiyor.
-bence 15 dakika çok normal bir süre
-Olur mu annecim ben tam adım atıyorum teneffüs saati bitiyor
-Abartma Eray. Sadece güzel zamanlar hızlı akar. O yüzden zaman çabuk geçiyor sana
-Annecim Türkiye'de teneffüs saati uzun olan bir okul araştıralım ve ben oraya gideyim.


Tabi bizim oluyor ders yapma zamanımız 1.5saat  hatta bazen daha fazla süre. Ödev bitip salona geçtiğimizde eeee anlat bakalım Eray'cım şimdi derste bitti rahat rahat konuşabiliriz artık dedim. Ne dese beğenirsiniz. Fıkra gibi...

-Ne anlatayım annecim okulda bir şey olmadı ki...

Not:(Akşam gerçekten çok üzüldüm evladımın üzülmesine.Bazen hayatı böyle deneyimleyecekler, kırıla-üzüle öğrenecekler. İnşallah büyüdüğünde kırıldığında- üzüldüğün de yanında olmayı nasip eder Allah. Her şeyin illa bir çözümü yok. Yanında destek olduğumu, anladığımı anlasın yeter..

Salı, Ekim 14, 2014

Bizim zamanımızda Ali topu atar Veli de tutardı


Hafta içi o kadar yoğun oluyorum ki gün ne zaman başlıyor ne zaman bitiyor hiç anlamıyorum. 06.20 de kalk borusu ötüyor ve maraton başlıyor. 07.30 da işte oluyorum 08.00 kadar kitap okuyorum sonra iş güç işte.

Dinlenebildiğim, kafamı boşaltabildiğim tek vakit öğle ve sabah kitap okuduğum yarım saat.Öğlen de bir koşturma halindeydim bu aralar. Kah Pdr servisindeki öğretmenle görüşmem vardı kah servis sorunuyla ilgili yetkililerle görüşmem gerekiyordu, kah öğretmeni ile. Bu durum bir süredir böyle devam etti.

Bugün de okuldaydım. Eray'ın beden kıyafetlerindeki tişörtlerde sorun oldu.Firma tüm beden tişörtlerinin değiştirilmesine karar vermiş. Onu değiştirmeye gittim bugün. Ben öğlen gittiğimden Eray'da uzun yemek molasında oluyor. Yani yemeğini yemiş bahçede oyun oynuyor oluyor. Nerede bulacağımı biliyorum onları. Arka bahçeye gidiyorum bir süre izliyorum. Zamanın ne kadar çabuk geçtiğine her gittiğimde çok daha çok şaşırıyorum. Minik kuzum büyümüş ve bahçede arkadaşlarıyla oynuyor. Ya da daha çok itişiyorlar diyelim.

Gruplar belli. Alp, Kerem, Mustafa ve diğer sınıftan birkaç çocuk aynı köşede futbol oynuyor. Neda- Seda( ikizler), Beyza, Eylül ve adını unuttuğum diğer kız birlikte takılıyor. Eray, Mehmet Rauf ve Mert ahh onlar yok mu haytalık peşinde. Kızları püskürtme timi kurmuşlar. Geçen gün anlatmıştı Eray kızlara savaş açmışlar.

Çok sonra varlığımın farkına varıyor. Anneeee diye yanıma gelip koşuyor. Kızlar grubu ve Eray'ın iki arkadaşı da yanıma geliyor. Ben başıma geleceği çok iyi biliyorum. Bu film sürekli oynuyor.Önce Eylül başlıyor.

-Eray'ınnnn annesiiiii neden sürekli okula geliyorsun. Yoksa Eray'ı mı alacaksın.(her geldiğimde gelme sebebimi sorar)
-Okulda bir işim vardı Eylül'cüm onu halletmeye geldim
-Ne işin vardı
-Beden tişörtleriniz bozuldu ya onu değiştirmeye geldim

demeye kalmadan Beyza başladı.

-Eray'ın annesiiii erkekler sürekli bize vuruyor. Mehmet Rauf  atlıyor

-Eray'ın annesi yalan söylüyor önce o bize vurdu. Beyza akıllı kız. (Eray ile üç senedir aynı okulda iyi tanıyorum) Tamam önce ben vurdum özür dilerim diyor. Mehmet Rauf da özrüne özür ile karşılık veriyor. İki dakika sonra itişme yine başlıyor. Kızlar erkeklere karşıymış. Erkekler de kızlara..

Neda ve Seda'ya yakalanırsam ki şu ana kadar yakalanmadığım hiç olmadı eyvah ki eyvah..

-Eray'ın annesiiii Eray bugün bana ne dedi biliyor musun? (cümle hep ama hep böyle başlar)
-Bilmiyorum tatlım (boy hizasında eğilmiş ve üzüntüsü benim üzüntümmüş gibi bir surat şekli  aldığımı düşünün)
-Çok konuşuyorsun artık sus başımı ağrıtıyorsun dedi
-Çok kabalık etmiş sana ben akşam evde konuşurum ama sen de derste çok konuşma olur mu?

Daha önceden Eray anlatmıştı bana. Neda ve Seda derste çok konuşuyormuş, başı ağrıyormuş evlatçığımın. Hatta aynı servisteler hiç anlaşamıyorlar. Annem ilk defa Eray'ı haklı görüyor. Kızlar o kadar çok konuşuyor ki Ayla gelene kadar başım şişiyor diyor. Okulda onları görürse Eray'ın anneannesiiii diye başlayacakları için annem tabanları yağlıyormuş bende çok gülüyorum bu duruma.

Sonra artık işim neyse onu hallediyorum.13.05 de ders zili çaldığı için de benim gittiğimi göremiyorlar ay ne üzülüyorum ne üzülüyorum :)

Koştura koştura işe dönüyorum, tekrar iş güç. Pazartesi-Cuma Eray anneanneden gidip geliyor okula malum. O yüzden dün anneme geçtim. Babası anneme gelene kadar da ödevlerini yaptırıyorum. Dün ilk defa itiraz etmeden oturdu ödev başına. Ben şok tabi.

L fasikülün 7. sayfasını ve çalışma kağıtlarını önlü-arka yapın diyor.Fasikülü açtım ve dünyam yıkıldı. Bu zamana kadar hep tek harf yazdığımız için Eray'a bunları nasıl yazdırırım diye düşündüm. Çok az düşünmüştüm ki Eray aaa ben bunları biliyorum yazarım ki dedi. Tamam düzgün değildi, kaydırdı ama elini kaldırmadan şakır şakır bir yazdı ki ben sevinçten çığlık attım. Eray tikkatimi dağıtıyorsun anne diyerek beni susturdu.

Ya boşuna kaygılanıyoruz be blog. Oluyor işte. Daha dün e harfini yazamıyor diye kendi kendime telaşlanıyorken dün Ela Lale el ele yazdı. O yazarken oğlum Ali neredeymiş dedim. Ali kim dedi. Veli'nin arkadaşı dedim. Ben bilmiyorum dedi. Ali topu atar Veli de tutar dedim annecim seni anlamıyorum dedi. Anlamaz tabii

Ali topu at
Veli topu tut

devri kapanmış ? Ela ile Lale el ele devri açılmış. Ha bir de Talat varmış. Henüz kendisiyle tanışmadık.