Tontalağımın Dialogları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tontalağımın Dialogları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Haziran 17, 2015

Sümüklü böceklerinde sevgiye ihtiyacı olabileceğini hiç düşünmemiştim



Cumartesi Eray'ın arkadaşının Yıldız parkında doğum günü vardı. Açık alanda doğum günü yapmak çocuklar için çok iyi fikirmiş onu gördük. Futbol oynadılar, futbol oynamayı sevmeyen Eray gibiler toprağı kazdı, daha küçük çocuklar amaçsızsa bir oradan bir buraya koştu. Elhasıl güzel bir gündü

Taa ki Eray'ı kedi tırmalayana kadar. Eray hayvanları çok sever. Dışarıya adım attığımız anda başlar kedi köpek gözetlemeye. Dokunsal bir çocuk olduğu için de yani sevgisini dokunarak aktarmak istediği için de eller. O gün kırk kere uyarmamıza rağmen yine kaçak göcek sevmeye çalışmış kediyi. Olayın nasıl olduğunu görmedim tırmalamış epeyce kendisini...

Canı yandığı için değil de ona kızdığım için çok ağladı. Çocuk koşarken düştü diye poposuna şaplak atan annenlerden değilim aslında. Ne bileyim korktum kolunu öyle görünce. Kedi seni bu şekilde tırmalayana kadar aklın neredeydi diye kızdım hem de. Ev kedisi ve aşılı olsa umursamam bile. Canımız sıkıldı bir kere, ortamdakilerin de canını sıkmamak için kalktık bir an önce..

Bir de bana pimpirikli derler. Erol ortamda hiçbir şey belli etmedi ama daha arabaya binmeden doktora gidelim bir an önce dedi. Gittik.Danıştık. Özel hastanedeki doktor bu tür şeyler devlet hastanesinde takip ediliyor dedi. Hiç şaşırmadım.

Bu konuyu da aslında hiç anlamam.Vakti zamanında Eray'ı kene ısırdığında (oğlumun hayvanları sevdiği kadar hayvanlarda oğlumu seviyor, bırakmıyorlar yakasını) takip devlet hastanesinde oluyor diye hiçbir şey yapmamışlardı. Devlet hastanesine gittiğimizde önlem olarak ona bakacağız, buna bakacağız diye gereksiz bir sürü şey yapılarak çocuğumu delik deşik etmişlerdi. Aynı şeyi yaşamalı mıydık?

Hocam sizin çocuğunuz olsa ne yapardınız dedim hemen hemen her aklı karışan anne gibi. Legal olarak gitme diyemem dedi. Bir yanda da çocukta bir şey yok gitme diye kaşını gözünü oynattı. Sonra devam etti en fazla tetanos iğnesi yapılır ama zaten bu çocuklar tetanos oluyor iğne 5 yıl koruma sağlıyor dedi. Biraz daha konuştuk ve evimize döndük. Kendi adına karar verirken bile sancı çeken ben çocuğum adına karar verirken neler hissettim varın siz düşünün. Ya da hiç düşünmeyin. Benim başıma ne geldiyse hep çok düşünmekten geldi..

Geçen sene Eray işyerime geldiğinde parkta sümüklü böcek görmüş işaret parmağını hazırlamış başını tam sevecekken durdurmuştum. O kadar çok şaşırmıştım ki Eray ne yapıyorsun dedim. Hiç salyangozu sevecektim dedi. Çok normalmiş gibi. Oğlum ama o sümüklü böcek dedim.

Annecim onu da Allah yarattı, onun da sevgiye etvayeci (ihtiyaç) var

diyerek beni bir güzel susturdu. Şimdi bu anlattığım cepte.

Okul arkadaşının annesi Eray'ı merak etmiş Ayla'cım ne yaptın diye sordu.Çocuk doktoru o ve piknikte o da vardı. Bence yıka temizle ve konuyu unut demişti. Neyse konu konuya açtı ve gülmek için sümüklü böcekli hikayeyi anlattım. Sonra sohbete A. Eren'in annesi girdi Ayla'cım benden duymuş olma sakın Eren dedi ki Eray okulda sümüklü böcek besliyormuş dedi. Hiç şaşırmadım.

Şaşırdığım konu şu Eray mesela kelebekleri sevmez, etrafında uçmasından hoşlanmaz. Kelebekleri  herkes sevmez mi? Bence çok zarif hayvanlar. Bana da sümüklü böcekler itici gelir. Neyse şaşırdığım konu şu diyordum en son.

Şaşırdığım konu şu, Eray'ın hep daha az sevileni sevmesi..


Not: Eray 13/06/2015 tarihinde parkta sürekli gördüğüm en kibirli, en asık suratlı, en mutsuz, en insan sevmeyen kedisi tarafından tırmalandı. Pardon ama çocuğumu tırmalayan kedi hakkında kimse güzel duygular beslememi beklemesin.

NoT: Pazar sabahı ise gözünü şöyle açtı. Peki annecim hamster almaya ne dersin.

Çarşamba, Haziran 10, 2015

Pazarlık mı? Fırsatçılık mı?

06/06/2015- Arkadaşlarıyla playstation turnası yaparken
 
Malum cuma günü karneler alınacak. Öğretmenimize o gün verilmek üzere hediye alındı. Allahtan bu konularla sınıf annemiz ilgileniyor da bir karışıklık olmuyor. Ne diyeyim Allah razı olsun ondan..

Dün akşam mesaj attı. Şunları şunları aldım diye. Yarın sabah okula uğrayacağım çocuklara parayı verirseniz alırım dedi.Ve ekledi paranın öğretmenlerine alınan hediyenin parası olduğunu söylemeyin lütfen. Haklı tabii. Çoğu kişice bilinir bu yaş çocuğunun ağzında bakla ıslanmaz bazen..

Neyse efendim konuyu uzatmayayım parayı hazırladım ve para elimde;

-Eray'cım bak bu parayı yarın İ.Kerem'in annesine verirsin tamam mı?
-Neden
-çünkü ona borcum var
-ne borcu
-benim adıma bir şey almıştı da yarın okula gelecek verirsin tamam mı benim güzel oğlum...
-20 tl paranı alırım
-efendimmmm (cümleyi algılamaya çalışan annenin şaşkınlığı)
-20 tl verirsen veririm diyorum
-30 tl parayı ulaştırmak için benden 20 tl mi istiyorsun
-tamam tamam 5 tl ver o zaman (30 tl paraya karşılık 20 tl  istemenin mantıksız olduğuna karar verdi demek ki)
-sana inanamıyorum bu yaptığın fırsatçılık
-hayır annecim seninle pazarlık yapıyorum
-pazarlık mı ne pazarlığı fırsatçılık bu yaptığın ve bu çok çok çok çok ( cümleyi tamamlayacak kelime bulunamadı)
-tamam sen bilirsin borç senin borcun o zaman git kendin ver


Hala şaşkınım. 20 tl paranı alırım dedi çocuk ya..

Bu arada 30 hikaye okuyarak puzzle tamamladı.


Not: Hafta sonu çocuğumun programı o kadar yoğun oluyor ki bize sıra gelmiyor resmen.Cumartesi bir arkadaşının doğum gününe gittik.Doğum günü sonrası da playstation oynamak için sözleşmişler.  Bize soran yok. Bu hafta sonu da başka arkadaşının doğum günü var. İnşallah sıra bize de gelecek.. 

Pazartesi, Mayıs 18, 2015

Ne plan ama..


Eray'ın uyuması için ille de biri yanına uzanacak. Bu alışkanlığı bir türlü yalnız uykuya dalma moduna çeviremedik. Dertlenmiyoruz elbet olacak bir gün. Dertlendiğim uykuya dalış süresinin uzun olması ve bu esnada adamı çileden çıkarması

-Anne çişim geldi
-Anne acıktım
-Anne susadım
-Anne bir hikaye anlatsana

Sonra zilyon tane soruya geçer.

-Anne Fatih Sultan Mehmet hastalıktan mı öldü yoksa yaşlılıktan mı öldü?
-Anne anneannemin köprüsünü* yapan kim?
-Şeytanı da yaratan Allah. O zaman Allah'a neden karşı çıkıyor ki ( arada kendi sorduğu soruları da cevaplandırır.  Tamam tamam bence şeytan lider olmak istiyor )

Cumartesi akşamı anne çişim geldi, susadım faslından sonra sıra ahret sorularına geçti.

-Annecim Suriye yağmalanıyor, neden yağmalanıyor
-Ayy Eray lütfen uyu
-Söyle annecim lütfen
-Aman ne bilim oğlum ya( uyumak üzere olan anne zırvalamaya başlar) Suriye'yi almak istiyorlar
-Peki bu kadar zarar göreceklerine neden vermiyorlar.
- Eray'cım sen ülkeni verir miydin.
-ASLA vermem. Hem de ASLA..
-Onlarda öyle düşünüyorlar demek ki..

1 DAKİKA SESSİZLİK

-Annecimmmm (sesinde hayret tınısı var)
-Efendim Eray
-Annecim bence Türkiye'yi almak istiyorlar
-Efendim
-Suriye Türkiye'nin komşusu ya Suriye'yi alıp Türkiye'ye geçecekler. Vayyy manyaklar vayy. Ne plan ama. BEN BİLE ANLADIM.

Ya işte böyle acayip de komple teorisi üretir kendileri. Bir süredir devam eden keyifsizliğim üzerine bu diyalog çok iyi gitti. Ve hala geldikçe aklıma gülüyorum...


* Babaannenin köy evine ikinci köprüden gidildiği için adı babaannemin köprüsüdür.Annemin evinden de birinci köprü göründüğü için de anneannemin köprüsü olarak geçer..


Salı, Nisan 21, 2015

Kim.Neyin.Peşinde.


Cuma akşamı anneannede kalacağım diye tutturunca hatta ortalığı yıkınca kesin dedim teyzesiyle bunlar başıma yine bir çorap örecek. Düşündüğüm gibi de oldu.(Eray'ı anneme bırakınca Eray'a değil ablama derim zaten abla uslu dur diye)

Facebook'tan Eray diye biri bana arkadaşlık isteği göndermiş. İsim-soy isim benzerliğidir herhalde diye tam red edecekken zır telefonum çaldı. Arayan benim ufaklık. Annecim artık seninle faceleşebileceğiz diye çığlık attı. Anında jeton düştü tabii. Hoparlör de hazır açıkken teyzesini tebrik ettim bu parlak(!) fikri için. Hoş o fikrin kendine ait olmadığı konusunda ısrarcı.Ha bir de teyze der ki niye kızıyormuşum yazması gelişirmiş..

Neyse daha fazla uzatmadım konuyu. Şifre bende olduğu sürece kontrol altında olur hem ne bilecek mesaj atmayı. Bu düşünceye daha nokta koyamadan telefonum kıpraştı. Eray faceden mesaj atmış. Yahu ben kiminle dans ediyorum bunlar Z kuşağı.

Ne yapıyorsun dedi bana. Hiç ne yapayım oğlum yatacağım, face hesabın uğurlu olsun dedim. İyi uykular dedi ardından. Ben konuşmayı bitirdi zannettim. Nerdeee. Yazdıkça yazdı. Ama nasıl yazıyor...

Teşekkür. Ederim.Beni. Ananeme Postaladınız

Her kelimeden sonra nedense nokta koyuyor.. Stop..

Bir de bir ajitasyon. Sanki akşam kalacağım diye yaygarayı koparan kendi değilmiş gibi beni postaladınız yazmaz mı?

Bu arada cumartesi sabahı Eray'ın veli toplantısına katıldık. Şükürler olsun ki iyi gidiyor, güzel geri bildirimler aldık. Tek sorun aslında sorun mu bu bilemedim biraz yalnız olması. Değişik oyunlardan, değişik düşüncelerden, konulardan hoşlandığı için bazen kalabalıklar arasında yalnızlaşması..

Seramik öğretmeni maşallah çok özgüveni yüksek dedi hatta bir de örnek verdi. Bir gün teneffüste koridorda nöbetçi iken Eray gelmiş yanına. Öğretmenim sizinle hamurdan bir şeyler yapabilir miyiz demiş. Nöbetçi olmasam yapardım lakin görev yerimi bırakamam deyince 'isterseniz Y. beyden(müdür yardımcısı) sizin adınıza izin alabilirim demiş. Bence hocam özgüvenin fazlası da zararlı..

Düşünce becerileri-üretkenlik dersleri en sevdiği dersler arasında olduğu için öğretmeniyle daha uzun konuştuk. Sürekli bana soru sorar, anlatır dedi. Evet Eray bu dedim. Bir şeyler üretirken çenesi de durmaz. En son öğretmenim bebeklerin, çocukların kalbi yetişkinlerin kalbinden daha hızlı atar biliyor musun demiş. Nedeni sormuş öğretmeni de.Çocukların büyümeye ihtiyacı var. Kalpleri daha küçük ve büyülemeleri için daha fazla kan pompalanması lazım demiş. Eee o zaman büyüklerin neden daha yavaş diye sorunca tipik Eray cevabı;

Çünkü yetişkinler daha hızlı mezara girmesin diye :)
 
Ya işte böyle. Zaten büyüklermiş. Daha hızlı büyümelerine gerek yokmuş, Daha hızlı büyürlerse daha hızlı mezara girerlermiş. Kalpleri de bu yüzden bebeklere göre daha yavaş atarmış. Düşündüm de çok mantıksız değil..
 
Toplantı çıkışı gençleri aldım(Eray ve Eren) sinemaya gittik. Eray Ejderha yuvasına gitmek çok istiyordu ona girdik. Gözlerini ayırmadan seyrettiler, filmi çok beğendiler. Liya ve Lambert'ın yakınlaştığı bir sahnede vardı ki Eray hayır olamaz dedi ve gözlerini kapadı. Çok utanıyor çok.
 
Film çıkışı babası daha filmi sormadan 'babacım bir görmeliydin film de her şey vardı, heyecan, savaş, korku,ejderhalar....coşkuyla sıralarken Eren aşkı unutma dedi. Ya evet bir de aşk diyerek yürüyen merdivendekilerin gülümsemesine sebep oldu.. Gülüyorum bu ara ona.
 
Hep değil tabii. Geçen gün bir şey konusunda çok ısrar edince yaa Allah'ım ya güzel Allahı'ım dedim. Çok sakin bir şekilde hep Allah'ım diyorsun farkında mısın annecim dedi. Rutinlikten hiç hoşlanmaz bu arada. Ne diyeyim peki diye sordum sinirli sinirli. Immm yaaaa Peygamberim, ya güzel Peygamberim mesela diyebilirsin dedi.
 
Ana-oğul yine epeyce güldük..
 
 
Not: Fotoğrafı toplantıya gidince çektim. Resimleri sınıf kapılarına asmışlar. Galiba soru ailenle ne yapmaktan hoşlanırsın .Eray ailemle piknik yapmayı severim demiş ve çizmiş.Meğer benim çocuğum tabiat resmi de çizermiş( Arabamızı, güneşi yarım yamalak çekmişim ama olsun) 
 
 esme bakıyorum da baba-oğul şapkasız çıkmam abi modundalar benim saçlarım ise her zaman ki gibi rüzgarla dans ediyor. Pikniğe bile topuklu ayakkabı ile gidiyorum bu nasıl kokoşluk böyle. Aslında benim tanımlayan kelime pejmürde. Eray nedense böyle görüyor kızları .Pazar günü asansörde yol alırken aynaya bakarak saçımı toplayan bene yorumu ' babacım kızlar hep güzellik peşinde değil mi? Babasının yorumu ' o zaman erkeklerde hep kızların güzelliğinin peşinde diyebilir miyiz? Hayır babacım kesinlikle değil.. Erkeklerde hep para kazanma peşinde...
 
 
Kim. Neyin. Peşinde. Olursa. Olsun. Sizin. Peşinde. Olduklarınız. Hep. Umut. Ettikleriniz. Olsun. STOP..
 
 
Ejderha Yuvası-18/04/2015-Metrocity


Çarşamba, Nisan 15, 2015

Perspektif çalışma nedir?


Pazartesi günü akşam babamla Eray'ı almaya gittik. Malum pazartesi akşamları etüd olduğu için geç çıkıyor. Arabada sohbet etmeye başladık. Konu resim dersine geldi.

 -Ne çizdiniz Eray'cım konu neydi?
- Didem öğretmen serbest çalışma yaptırdı
- Sen ne yaptın peki
-İşte bilirsin araba, gemi, köprü falan filan .Ben bunlarla perstetik (perspektif) bir çalışma yaptım.
-Perspektif çalışma mı?
-Evet

Ben de tık yok tabii. O an kurduğu cümleyi özümsemeye, anlamaya çalışıyorum. Devreye dedesi girdi. Yani oğlum perspektif çalışma derken bir kompozisyon mu yarattın dedi. Eray da dedesine perspektif  çalışma nedir anlatmaya başladı..

Şimdi dedecim köprüdeki en uzaktaki arabayı görüyor musun? Aslında o arabanın gerçek boyutu(çocuk gerçek boyut dedi ya) daha büyük. Arabaya yaklaştıkça gerçek boyutuna yaklaşırsın. Uzaklaştıkça araba ufacık görünür. Ya da mesela güneş diyelim. Aslında gerçek boyutu bize göründüğünden milyonlarca, milyonlarca, milyonlarca daha büyüktür. Ama uzakta olduğu için küçük görünür.İşte buna perspektif (tam olarak söyleyemiyor)denir.
 
O kadar tatlı anlatıyordu ki yüzümde kocaman bir gülümseme ile birlikte sessizlik içinde dinledim. Kelimelerle arası her zaman iyi olmuştur olmasına da anladığını karşı tarafa anlatmadaki başarısına ayrıca şaşırdım.
 
Dede bu anlatım karşısında perspektif çalışmanın ne olduğunu anladı. Öğrenmenin yaşı yok sonuçta, anlatanda güzel anlatırsa..
 
Ya işte böyle bilogcan. Gün geliyor kaşığı nasıl tutması gerektiğini öğrettiğin altı bağlı bebeden bir şeyler öğreniyorsun. Bu nasıl bir duygudur anlayabiliyor musun? Bir de zaman sana bir çift lafım var. Artık çok ama çok hızlı koşuyorsun...



 

Fotoğrafa dair bir not: Oğlum hep kara delikler-solucan delikleri, karmaşık şeyler .Bir doğa resmi çizdi de azcık gözümüz gönlümüz açılsın dedim. O da bana benim hayal gücüm böyle ne yapayım anne dedi. Sustum.
 
 

Salı, Nisan 14, 2015

Kısa kısa haberler


 
Birkaç gün yazmayınca yine birikti. Bu sefer kısa kısa haberler şeklinde vereceğim havadisleri.
 
  • Eray beyler şarkı sözü yazmaya başladı. Haber içeriği için devam ediniz efenim.
 
Küçüklüğünden beri Nil Karaibrahimgil şarkılarını çok sever beyefendi.Cuma akşamı babasıyla sen ona aşıksın şarkısını dinlerken 'babacım nasıl yazıyor bunları anlamıyorum' dedi. Babası da bazı insanların böyle bir yeteneği vardır.Yazma istediği gelince ( ki buna ilham denir) kelimeleri kağıda döker lafını bitiremeden birden ayağı fırladı. Annecim bana bir kağıt verir misin dedi. Ne yapacaksın diye sordum. İlham geldi şarkı sözü yazacağım da...
 
Gülümsedim. Masada şarkısını yazarken sabırla bekledim. Ama var ya bunların hepsi aynı.Şarkı sözü yazarken ses çıkarmayın, televizyonun sesini kısın tikkatimi toplayamam yoksa. Bir kapris, bir kapris sorma gitsin.. Ve sonra okumam için bana getirdi.
 
Sen gidersen kalbim ikiye ayrılır
Sen ölürsen o adamları(a) kızarım
Sen seni çok özlüyorum
 
Kimi özlüyor bu çocuk ve o adamlar kim? Çocuğumdan ve sevdiceğinden ne istiyor diye içim içimi yese de sözler kalbime dokundu. Hele kalbim ikiye ayrılır demiş ya. Oyy çocuğum sana gelen bana gelsin senin kalbin değil benim kalbim ayrılsın oyy ben nirelere gidem diye olayı trajediye bağlayacakken neyse ki tekrar buldum kendimi. Bence 7 yaşında ve ilk şarkı sözü yazan biri için hiç fena değil.
 
  • Eray beyler Mart ayının İngilizcenin yıldızı olmuş ve Nisan ayından bir puan kaybetmiş. Haber içeriği için okumaya devam ediniz.. 
 
Ayın elemanı gibi bir uygulama var İngilizce dersinde. Her ay İngilizcenin yıldızı seçiliyor. En çok puan alan(derse katılım, dinleme, sessiz durma, örnek davranış sergileme..) çocuk o ayın yıldızı oluyor. Öğretmeni Eray bu ay fark attı, dersle çok ilgili demişti. Ve Mart ayının yıldızı seçilmiş.
 
Dün akşam günlük okul nasıldı, neler yaptın muhabbetini yaparken
 
-İngilizce dersinde bir puan kaybettim annecim
-Aaaa neden
-Çünkü çok konuştum derste
-İnanmıyorum sana..Binbir emekle kazandığın puanı, derste konuştuğun için kaybettiğine inanamıyorum. Hem de derste de konuşmaya hakkın yok ki..
-Boşver annecim bunları. Önemli olan puan değil. Önemli olan dersi öğrenmek değil mi?
 
  • Eray beyler anneanne ile sağlıklı yaşam programları seyrediyor olmalı. Haberin devamı için..
 
-Annecim bana deterjan giydiriyorsun
-Efendim anlamadım
-Kendi sabunumuzu kendimiz evde yapamaz mıyız?
-Yaparız yapmasına da Eray bir süre sonra bırakırız gibime geliyor.. Baksana koşturmamıza
-Annecim yapmalıyız. Babamın hayatını, benim hayatımı, senin hayatını yani KISACA ailemizin hayatını tehlikeye atıyorsun..
 
  • Eray bey ile her türlü konuda sohbet harika.. Sinemaya gittiğimiz bir gün

-Annecim filmi beğendim mi?
-Evet beğendim, güzeldi
-Bende beğendim. Peki duygusallaştın mı? (nabız yokluyor)
-Evet duygulandım. Özellikle Of'un Lüle'yi bıraktığı sahnede kötü oldum.
-Bende. Duygusallaşmamak için beynime o kadar komut verdim, dinlemedi beni :)) Çok duygulu bir filmdi..
 
  • Ve dedikodu haberleri. Anne evde iş yaparken Eray beyler parkta bir kızla tanışmış ve birlikte bisiklet sürmüşler.  Haber içeriği kıskanç bir anne tarafından kaldırıldı...
 
 
Not: İlk şarkı sözü yazma 10/04/2015
 
Sıradaki yazı: Perstetik (perspektif) resim nedir?

Cuma, Nisan 03, 2015

El izi


Dün akşam ki numarası. Odasına girebilmek için el izimizin uyması gerekiyormuş.Ya da en azından odaya giriş şifresini doğru tuşlamak lazımmış. Şifreyi yanlış kodlarsan sistem geri dönünüz, gidiniz, gidiniz diye uyarı veriyormuş. Haaa haaa artık iznim olmadan odama giremezsiniz demez mi velet..

Aman canım benim de canıma minnet.Odanın temizlenmesi için ilk aşama odaya girmek olduğuna göre ve benim de bu sır gibi saklanan şifreyi bilmediğim düşünülürse...

Bakalım hafta sonu küçük bey bir elinde süpürge bir elinde toz bezi ne düşünecek..

Perşembe, Mart 26, 2015

Sohbet doktoru


Aslında Eray'ın anlatmakla sorunu yok. Her akşam birbirimize günümüzü anlatırız. Anlatır derken öğrenmemi ve bilmemi istediği bilgiler kadar :) İstemediği veya hoşlanmadığı sorulara unuttum ya da annecim boş ver bunları şimdi diyerek geçiştirir.

Geçen gün bir yazı okudum internette. Orada çocuğa her akşam sorulması gereken 3 sorudan bahsediyordu. Soruları gördükçe ahh ne kadar güzel fikir dedim yalan yok. Çocuk böylece annesi tarafından sorgulanıyormuş gibi hissetmeden kendini üzen, sevindiren şeyleri anlatabilirdi. Bu sorularla belki kalbinin derinliklerine sakladığı kırgınlıklarına, minik heyecanlarına dokunabilirim bile dedim.

-Bugün seni gülümseten, mutlu eden ne oldu?
-Bugün seni üzen ne oldu?
-Bugün öğrendiğin bir şey ne oldu?

Dün akşam yemekte aklıma geldi. Dur bir uygulayayım dedim. Önce bir havaya girdim. İlk soruyu sordum Eray bana tuhaf tuhaf baktı. İkinci soruda da artık

'annecim aynı bir sohbet doktoru (terapist) gibi konuşuyorsun, sorular soruyorsun

dedi. Tabii anında havam söndü :)) Her metodun her çocukta etkili olmadığını bir kez daha öğrendim.

 

Pazartesi, Mart 23, 2015

Modelleme yöntemi ile problem yazma

 
Yeteneği yok ama duruşu, hareketi çok artistlik hareketler bunlar dedirtecek cinsten. Çok mutlu takvendo dersinde. Bu sefer bizde izledik biraz. Disiplinliydi Allah için. Hatta bu duruma şaşırdım nedense.

İzliyor muyuz? beğeniyor muyuz? diye sürekli gözü oturduğumuz yerdeydi. Baş parmağı ile ok mi yapıp bizden onay istedi.Babası ve ben aynı baş parmakla cevap verdik. Bu sefer onayı kabiliyetine değil, mutluluğuna verdik. Konsantresi bozulmasın diye de bir süre sonra aşağıya indik.

Ders çıkışı anlatmaya başladı.İki çocuk çok yaramazlık yaptıkları için ceza almış. Öğretmenin yanına gidip öğretmenim beni de cezalandırabilir misin lütfen demiş. Oğlum neden ceza istiyorsun ki dedim. Çünkü şınav çekmeyi çok seviyormuş. Zaten şınav çekmesini öğretmen çok beğenmiş. Ne diyeyim ki ben şimdi :))

Sabah Götürk'ten çık Ortaköy'e etüde ve tekvandoya gel, çıkışta Bağdat caddesine git, sonra da Beykoz'a babaanneye geç derken ailecek nerede yatacağımızı bilemedik.Çok yorulmuşuz cumartesi günü çok.


Pazar günü ise telefonlarımızı Eray bey cevap verdi. Çünkü babasıyla ben telefon kullanmama cezası aldık.Cezanın sebebi :onun kitap yazmasına yardım etmemek.Kendi adıma konuşmak gerekirse yardım ettim aslında. Ama tüm gün de başında oturamam ki.Evin iyi kötü toplanması lazım, makineye çamaşır atılması lazım, en önemlisi karınların doyurulması lazım.

Ha bir de şu yardımcı meselesi var. O projeyi üreten, uygulayan ben ise yardımcı.Yardımcı lütfen mavi renkli kalemi getirir misin bana demez mi? Yardımcıların görevi buymuş. Onun tabiri ile üç matematik kitabı yazdı dün.


Bir ara telefon çaldı. Arayan babaannesiydi.Normalde telefonu o açmaz ya babaannesi şaşırdı. Anneni verir misin oğlum bir şey söylemem lazım deyince 'üzgünüm babaanne annem cezalı telefonla görüşemez ancak çok önemli konularda telefonla konuşabilir şu an önemli bir konu yok diyerek telefonu bana vermedi. Babaannesi sordu ee bu ceza ne zaman kalkacak. Uygun davranmaya başladığımız zaman cezamız kalkacakmış.

Çarpma ve bölme sorularını ben yazdırdım çünkü henüz onları bilmiyor. Valla tüm akşamımız soru uydurmakla geçti. Meğerse ne kadar zor bir şeymiş matematik kitabı yazmak.Ama var ya Eray bu konuda benden daha başarılı.

Beş tane A4 kağıdını üst üste koydu sonra ikiye katladı. Katladığı yerden zımbaladı. Oldu mu sana 10 sayfalık bir taslak. Sonra soru uydurmaya aman üretmeye başladı.

Müsvedde kağıdına yazdığı ilk soru. Zaten bundan sonra kitap oluşturma fikri doğdu..

4 kuş bir yere koncak 5 kuş daha gelirse toplam kaç kuş olur.
Eray'ın 4 elması var teyzesi ona 5 elma daha verdi. Eray'ın toplamda kaç elması oldu.
Bir de modellemeler yaptı. Yani bir canavar çizdi artı dedi üç canavar çizdi eşittir dedi kaç canavar olur :))
Bir yanardağ patladı (yanardağ çizdi) artı dedi 4 yanardağ daha patladı eşittir kaç yanardağ patladı.

Gecede kitaplarını koynuna alarak yattı.

Aaaa şimdi benim de aklıma bir soru geldi. 5 iş günü var. Bugün geçti gitti sayılır. Hafta sonuna toplamda kaç iş günü kaldı..

En iyisi hiç hesap yapmadan yaşamak

İyi haftalar herkese..


Not: Eray'cım bugün hiçbir eşyanı kaybetme olur mu? (sürekli silgi, kalem kaybeden oğluna annenin tembihi) Annecim bu konuda sana asla söz veremem, ancak dikkatli olmaya çalışabilirim diyebilirim.

 


Pazartesi, Mart 16, 2015

Ahhh biz kızlar

Bir annenin evladına nazarı çok değermiş lafına eskiden hiç inanmazdım. Evladım oldu,onunla yol aldıkça ve yaşadıkça inandım. Ne zaman çok şükür şu da güzel gidiyor bu da güzel oluyor dediysem genelde söylediğim tersine döndü. Ve her seferinde hay benim dilimi koca koca eşek arıları soksun dedim mi dedim yeminle..

Perşembe öğleden sonra okulun hemşiresi beni aradı. Numarasını görünce fonda gerilim müziği çaldı önce. Okulun hemşiresi beni niye arar bilogcan sence. Bingo. Eray ateşlenmiş. Allahtan okul çıkışına çok az vardı, servisle eve döndü. Akşam eve dönünce yatan bir çocuk beklerken bir kanepeden bir kanepeye uçan bir çocuk görünce şaşırdım önce. Geldi ve geçti şükür diyemedim, biliyorum Eray'ın bünyesini ezbere..

Gece 02.00 gibi ateşi çıktı. Ondan sonrada ateş 3-4 saat arayla çıkıp durdu. Calpol ve İbufeni dönüşümlü olarak verdim. Bu sefer herhalde Beta ya da ortalıkta dolanan bir virüs dedim malum ortalıkta inanılmaz bir salgın var. Pfafa'yı 21 gün önce atlatmıştık ve atağa çok vardı ya onu hiç listeye almadım.Hatta geçen sefer atak arası iyice seyreldi şükürler olsun bile yazdım.

Cumartesi hemen doktora gittik. Aman dedim doktora acayip de bir salgın var. Doktorumuz da iki tür virüsün ortalıkta dolandığını söyledi. Biri öksürük, burun akıntısı ve eklem ağrıları diğeri ise mide bulantısı ve kusma yapıyormuş. Ama Eray'da bunların hiçbiri yok annesi Eray büyük ihtimalle Pfafa atağı geçiriyor dedi. Olur mu dedim bizim atağa çok var, Eray'ın atak arası iyice uzadı.

Omzumu çektim olmaz dedim, kaşlarımı yukarı kaldırdım olmamalı dedim, başımı öne eğdim olur mu ki dedim.. Bazen olurmuş. Hemen bu durumu bir ananın çocuğuna nazarına bağladım.. Nasıl olur ya..

21 gün önce flantadin aldığı için hemen vermeliyim dedi. Çünkü yılda bu ilaç 6 ya da 7 kereye kadar alınabiliyormuş. Atağın kendi kendine geçmesini bekleyelim eğer ki pazartesi akşam hala ateşi var o zaman mecbur vereceğiz dedi. Ve bugün pazartesi. Saat 15,30. Ve kuzum hala ateşli.. Ahh ya yine söyledim. Millet içinde sakın bana kuzum deme demişti. Yalnızken kuzum diyebilirmişim, millet içinde kaplanım, aslanım diyecekmişim...O zaman yeniden başa saralım..

Ve bugün pazartesi. Saat 15.31. Ve kaplanım, aslanım hala ateşli..

Doktora giderken telaşla topuklu ayakkabı geçirdim ayağıma.. Hasta da olsa Eray'dan kaçmaz bu ayrıntı asla..

-Annecim neden topuklu ayakkabı giydin bugün
-Ne bilim canım istedi
-ben sebebini biliyorum
-neymiş
-çünkü güzel görünmek istiyorsun
-Evettttttt. Güzel görünmek istemenin nesi kötü ki
-Ahhhh siz kızlar hep böylesiniz

dedi ya gel de gülme şimdi.



Hafta sonu ağzındaki aftlar sebebiyle neredeyse hiçbir şey yemedi. Neler yapmadım ki.. Sadece üçgenden belki yiyebilirim dedi. Üçgen dediği şeyde fotoğrafta görüldüğü gibi çift kaşarlı, salamlı yumurta ekmekler. Sadece bir tane yedi. Koskoca gün bir tane.. En sevdiği şeyleri bile geri çevirdi. Nasıl geri çevirmesin hem. Koskoca ben, ağrı eşiğim yüksektir diye gerim gerim gerinen ben bir aft çıkınca ne hallere düşmedim mi?

Sonra dedesi bizi ziyaret etti. Yemek yemese de yine de yanımızda oturdu, sohbet ettik hep birlikte. Bir ara dedesi biri hakkında adamın parası var ama aklı yok dedi :) Allah işte birine para verir akıl vermez, diğerine akıl verir para vermez. Başka birine ise her ikisini de vermez güzellik verir der dermez Eray girdi araya..Dede'cim böyle konuşma günah olur dedi. Neden günah olacakmış ki dedim vereceği cevabı merak ederek..

Dede'cim Allah demek ki böyle uygun görmüş. Allah'ın uygun gördüğü ve verdiği şeylere şükretmeliyiz. Ve böyle konuşmamalıyız..


Ne diyeyim ki ben şimdi. Allah dermansız hastalıklar vermesin, şükürler olsun bugünümüze.Ve sağlıklı haftalar herkese..


Not:12/03/2015- PFAFA Atağı




Çarşamba, Mart 11, 2015

Yummy yummy yummy I like honey



Eray'ın dün okulda İngilizce şarkı gösterisi vardı. Bu sefer babası gitti. Biraz söylene söylene gitti. Eee hep ben izin alamam ki. Aslında gitmek çok istedim de malum izin olayları. Sağolsun babası her anını videoya çekmiş, gitmiş gibi oldum bende.

Videoyu seyredince Erol'a 'okula benim değil senin gittiğin nereden de belli' dedim. Hadi okul formasını ıslattı üstü değişti bunu anlarımda, gösteri başlamadan çocuğun pantolon düğmesi hiç mi dikkatini çekmedi :)) Çekmemiş adamın. Gerçekten de biz farklı gezegenlerdeniz..

Eray açısından gösteri kıpır kıpır ve eğlenceli geçmiş görünüyor. Tabi birazda sabırsız. Herkesin Erayyy diye bağırdığı bölüme ise hiç şaşırmadım..

Şimdi ben susayım da video konuşsun..


Not: Çocuğumun büyümesinin en güzel yanlarından biride galiba çocuğumla dertleşebilmek. Yatmaya yakın Eray'ın yaptığı bir şey yüzünden 'Neden böyle oluyor oğlum anlamıyorum' dedim. Eray geldi kucağıma oturdu, öptü 'annecim bu olaya güzel bir yanından bakmayı deneyemez misin' dedi. Deniyorum oğlum gerçekten inan bana dedim. O tarafa çeviriyorum, bu tarafa çeviriyorum hadi diyorum şöyle bakayım yok bulamıyorum. Öptü beni kocaman sonra da ohhh dedi ve ekledi anne Eray böyle mutlu diyemez misin?

Ben bu lafın hala etkisindeyim bugün.Oğlumdan her geçen gün bir şeyler öğreniyorum.Bazen onun bana rehberlik etmek için dünyaya geldiğini düşünüyorum. Meğerse o dünyaya gelmeden ben ne kadar eksikmişim..


10/03/2013-İngilizce Şarkı gösterisi- Toplamda üç şarkı söyledin.Bir şarkı Şule ile iki şarkı sınıfça..

Salı, Mart 10, 2015

Bağırmakta bir şiddettir

Eray'da bu aralar bir dalgalanma var. Dalgalanma ile kastım hoplaması, zıplaması, koşması değil. Psikolojik bir dalgalanma. Ne güzel bir dönem her şey o kadar güzeldi ki. Olumlu geri bildirimler alıyordum sürekli..

Dün akşam öğretmeni ile görüştüm canım sıkıldı. İngilizce şarkı gösterisi için prova yapacakken Eray birden kaybolmuş. Öğretmeni tüm okulda aramış. Ayla hanım erkekler öğretmenler tuvaletine bile baktım, aklım çıktı dedi. Müdür yardımcısına gittim hocam Eray yok dedim dedi. Kadın o kadar korkmuş ki.. Eray sonra cep sinemanın arkasında küçük depodan çıkmış. Benim aklıma gelmez oraya bakmak.. Ve yaptığının farkında bile değil, akşam eğleniyordu.

Bu aralar dalga geçme, insanları güldüreceğim diye şekilden şekile girme, isyan ve sorgulama modunda. O böyle yapmaya başlayınca sürekli kendimize bakıyorum. Ortamımızda ne değişti de çocuk bu aralar böyle değişti. Bulamıyorum. Acaba diyorum bulmak mı istemiyorum.

Geçiş döneminde dediler. Artık 7 yaşında yahu ne geçişi. Sonra diyorum Ayla yanlış düşünüyorsun. Hangimizin gel-gitleri olmuyor ki.. Ya da böyle düşünmekle de mi hata ediyorum. Kafamda yine deli sorular. Kafam yine bir dünya.

Arkadaşlarla FB-GS maçını seyrederken 1-0öne geçtiğimizde çekilen bir kare

Rehberlik öğretmeni cuma günü rutin gelişim testleri yaparken Eray soruyu cevaplamak istemiyorum demiş. Hatta bir kaç soruyla dalga geçmiş. Tabi ben bunu yeni öğrendim. Canım cevaplamak istemiyor demek ne demek yahu. Benimde canım neler neler istemiyor ama yapıyorum sürekli..

Babası gelmeden Eray ile konuştum bu konuları. Senin öğretmenini korkutmaya ne hakkın var dedim.O da babama sakın anlatma diye yalvardı. Zannedersin ki babasından korkarak büyüdü. Acaba korkmalı mıydı?

Bir ara beni çıldırttı bağırdım yalan yok 'bana her şeyi şiddetle çözmeye çalışıyorsun' dedi. Şiddet mi dedim. Bu şiddet mi şimdi ? Oğlum ben seni ne zaman dövdüm, hırpaladım. Bana dedi ki...

Anne bağırmak da bir şiddettir  
 
Zınk diye durdum. Hak verdim hatta kendisine de söyledim. Sonra eğildim ve kulağına fısıldadım. Bazı şeyleri düşünene kadar ıpad ve televizyon yok. Çok ağladı. Zaten sen cezadan başka ne bilirsin ki diye çok ağladı.
 
Babası geldi, o da bir posta konuştu. Eğer sen böyle yapsaydın baban ne yapardı dedi babasına. Babası da direkt döverdi dedi. Babasına dedi ki
 
Bir insanın başka bir insana vurmaya hakkı yok diyemedin mi baba babana..
 
Keşke her şey demekle olabilseydi..
 
 
Not: Aslında bu pazardan bahsedecektim bugün. Gerçekten huzurlu bir gündü. O güne ait oğluma bir not düşmem gerekirse 'Oğlum GS Kadıköy'den yine miyavlarak döndü'... FB-1 GS-0
 

Çarşamba, Şubat 25, 2015

Blaa blaa blaaa

Ana-oğul sıcak çikolata keyfi

Bizim evde bu aralar 'siz yetişkinler hep böylesiniz' cümlesi havada takla atıyor. Sanırsın ki yetişkinler konusunda ordinaryus profesör. Artık 6.5 yıllık hayatında ne kadar yetişkin tanıdıysa. Ayy düşündüm de havalı da durmuyor değil. Ordinaryus Profesör Tontalak Efendi...

Biz yetişkinler nasılmışız dedim sırf meraktan. Eray ders çalış, Eray ödev yap, Eray yatma saati geldi, Eray bla bla blaaa... Eray ne ister umurunuzda değil dedi. Yalnız o blaa blaa blaaa nın altını çizerim bilhassa. Sanki karşımdaki 6.5 değil de 15.5 yaşında bir ergen..

Dün akşam yine ödev yapma konusunda zorluk çıkardı. Yapacak mısın? yapmayacak mısın? Ödevi çantana koyacağım ve yarın ödevini neden yapmadığını bizzat kendin anlatacaksın öğretmenine dedim. Madem büyüdün, sorumluluklarını veya sorumsuzluklarını almayı da bil. Geri adım attı. Oturdu masaya ama konuşa konuşa. Önce dikte çalışması yaptık sonra da matematik testini çözdü. Artık testi kendi okuyup kendi çözüyor. Sessizce izledim. Bak bu da başka bir his.

Ödevler bitince kucağıma oturttum. Her zamanki anne nasihatleri işte. Evladım biliyorum ödev yapmak istemiyorsun ama bilgi güçtür dedim. Öğretmeniz bize hep böyle derdi cümlesini daha tamamlayamadan 'öğretmenin seni kandırmış haberin yok ' dedi. Hayır kandırmadı banane sen yanılıyorsun mu deseydim. Sadece Allah sağlık sıhhat versin de nasılsa yaşayarak öğreneceksin dedim. Öyleydi zamanında benim için. Bazı şeyler dinleyerek değil, deneyimlenerek, deneyerek öğreniliyor.

Geçmişe dönüp baktığımda keşkelerimde ,pişmanlıklarımda mevcut. Genelde bunlar deneyimlemek istediğim için dinlemediklerim :) Aslında insan her zaman olmasa da dinleyerek de öğrenebiliyormuş.

Ama bunu şu an hatta daha sonra Eray'a anlatamam.Yani anlatsam da anlayamayacak. Biliyorum o da benim gibi benim tabirimle deneyimlemek, denemek isteyecek ;annemin tabiri ile ise burnunun dikine gidecek.


Cuma, Şubat 20, 2015

Portre


'Benim Ayla' diye yazmış resmin üstüne. Kendimi tanıyamam diye de bir de ok çıkarmış hasbam. Tabii isteklerini yapmayınca cadı anne, yapınca da annecim sen çok iyi annesin demeler..Yüzüme karşı cadı demez asla anca böyle resmeder. Sever hislerini, duygularını, muzipliklerini kağıda dökmeyi..

Her şey iki akşam önce başladı.Kardan zar-zor evimize varmışız şöyle ailecek bir sinema keyfi yapalım dedik. Başladık film seyretmeye.Eray kalktı neden yaptı bilinmez ekrana yapıştı ama ne yapışma. Önce uyardım sonra  neden öyle seyredemeyeceğine anlattım ama adam tınlamadı beni.3-4 kere daha uyardıktan sonra sen beni duymuyor musun diye patladım. Yüzüme baktı, yüzüne pis bir gülümse yerleştirdi ve bana baka baka yine ekrana yapıştı. Çat diye kapadım tabi televizyonu sinema saati bitmiştir dedim. Çok ağladı. Çok ağlarken de çok kabasın dedi..

Neyse bir süre sonra barıştık, öpüştük, koklaştık ama biliyorum ki unutmadı. Annecim senin resmini çizeceğim dedi. Çizerken bana hiç göstermedi bende o ara hava olmuş 1500 hem nasıl olmasın çocuğuma poz veriyorum. Bir şeylerin ters gittiği kikir kikir gülmesinden belliydi..

Ve çizime bakma zamanı geldiğinde şok şok şok. Adam beni cadı gibi çizmiş. Valla bozuldum. Bozulduğumu anladı ama annecim bu mutlu bir cadı, üzülme dedi. Sanki cadının mutlu olması cadı olma gerçeğini değiştirirmiş gibi...

Cadının ben olduğunu unutarak resim hakkında konuşmaya başladık. Anne yüreği böyle bir şey işte.Bari Eray'cım kollarını da çizseydin,böyle çok garip görünmüş dedim. O da bana dedi ki

Bu bir portre.. Portre yaparken kollar çizilmez annecim. Sen bunu bilmiyor musun?

Bende buradan kendilerine soruyorum: Bu bir portre madem  o zaman omzumda zebaninin ne işi var çocuğum...
 
 
 

Cuma, Şubat 13, 2015

Ev üzerine ev


Bir rezidansın satış reklamı çıkınca Eray ekrana kitleniyor. Bu aralar nedense orada oturmak çok istiyor. Dün akşam annecim evlendiğim zaman karımla burada oturacağım dedi. Toprağı, bağı, bahçeyi çok seven bir çocuğun öyle bir yerde oturmak istemesi beni çok şaşırtsa da inşallah her şey gönlüne göre olur dedim.

Kayınvalidem bana göz kırptı. Anladım ki bir şeyler yapacak. Eray annenlerde taşınsın oraya dedi. Paraları yetiyorsa taşınsın dedi. İçimden vayyyyy dedim. Paraları yetiyorsa ha demek...

Annenlere almak için para yardımı yapmaz mısın dedi. Çok yapamam, az yaparım dedi. O zaman annenler sizde kalsın. Hatta bak ne düşündüm annen oğlunun yanında kalıyorsa bende kalırım. Biz de geliriz sana. Ama anne dedim. Sen oğlunun yanında kalmak istersen annem de kızının yanında kalmak ister. En iyisi annene de gelsin oraya..

Baktı Eray durum kontrolden çıkıyor anında müdahale etti.

Hiçbiriniz sürekli kalamazsın ben de. Sadece ziyarete gelebilirsiniz. Annecim benim de kendi ailem olacak ya ondan.
 
Ne diyeyim bizim küçük bey ev üzerine ev kurulmadığını bu yaşta öğrenmiş :)

Pazartesi, Şubat 09, 2015

Sevgili günlük



Kuzum günlük tutmaya başladı. Samsun'da Eren abisini günlük tutarken görmüş o günden beri istiyordu günlük almamızı. Bu hafta sonu aldık. Telefonda teyzesine günlük aldığını söylediğinde teyzesi çok sevindi. Senin için çok güzel bir anı olacak, büyüdüğünde hep birlikte okuruz dedi. Eray da günlük özel bir şeydir asla okutmam dedi. Teyzesinin ki de laf işte.

Cumartesi akşamı bir hevesle yazmaya başladı. Bu benim özel hayatım diye diye bizden köşe bucak kaçarak yazdı. Günlüğüne yazdıktan sonra birkaç saat yanından ayırmadı. Dilinde hep aynı kelime.. Bu benim özel hayatım.

Bu çocuk yakında odasına da almaz bizi. Hoş son zamanda kapıyı vurmadan giremezsin demeye başlamıştı. Hatta ütülediğim çamaşırları çekmecesine yerleştirirken bir hışımla odaya girip sen çekmecemi açmak için benden izin aldın mı annecim diyerek beni azarladı. Hadi oradan dötü boklu diyemedim. O zaman al bu çamaşırları ütüledim, yerlerine yerleştir dedim tam odadan çıkacakken şaka annecim şaka açabilirsin çekmeceyi dedi. Baktı iş ona kalacak..

Evet okudum ilk yazdıklarını. Biraz pişmanım sonuçta bu onun özel hayatı :) Ne yapayım 6.5 yaşında bir çocuk günlüğe ne yazar merak ettim. Bundan sonra yazdıklarını eklemek yok buraya. Ne kadar çok üzüldünüz değil mi?

Yok yok eklemem sonuçta bu çocuğumun özel hayatı...


Türkçe meali şöyle;

 Sevgili günlük,
Bir bir ne yaşadığımı söyleyeyim
Kalktım sonra televizyon seyrettim, sinemaya gittim
yemek yedim, günlük almaya gittim, eve geldik
Bugünlük bu kadar.
 
 
Not: Kuzumun günlük tutmasının birinci günü.. 07/02/2015
Hissiyat: Tarif edilemez, paha biçilemez
 
 

Cuma, Kasım 28, 2014

Savunma modu

 
 
Baba-oğul tartışırken tontalak der ki;
 
-Babacım sende pıt diye hemen savunma moduna geçiyorsun.
 
---------------------------
Sırasının üstünü bazı arkadaşları tontalak görmeden kalemle çiziyormuş. Geçen gün ikizlerden birini kocaman bir daire çizerken görmüş.
 
-Oğlum gördün madem hemen öğretmenine söyleseydin ya sonra hep senin yaptığını zannediyor.
-Annecim illaki hemen öğretmene mi şikayet etmek lazım. Önce anlatmayı denesek olmaz mı?
-Olur tabii. Anlattın mı?
-Anlattım
-Anladı mı peki.
-Anladı tabii, neden anlamasın silgiyle hemen sildi.
 
Demek ki neymiş bazen annelerde çocuklardan bir şeyler öğrenebilirmiş.
------------------------------
 
Deyimleri, atasözlerini konuşmalarında kullanmayı pek seven tontalak arada yanlış yerde kullandığı oluyor.
 
-Annecim basketbol maçına götürün beni ne olurrrrr.
-Olur tabii neden olmasın.
-bir kere Hayati abi ve çocuklarıyla gitmiştim ya çok eğlenmiştim
-aaaa sen o günü hatırlıyor musun?
-Evet avucumun içi gibi hatırlıyorum hem de:)
 
Öğrendiği zaman da affetmez..
 
-Babacım bilgisayarı açar mısın, orada resim çizeceğim
-Oğlum karışık bir şey o bilemezsin.
-Avucumun içi gibi biliyorum ben onu..
 
------------------------------------
 
İş başımı aşmışken birşeyi araştırmamı isteyen tontalak
 
-Offfff Eray işim var nereden bulacağım şimdi onu ben
-YouTube aç annecim, youtube dan bulabilirsin..
 
----------------------------------
 
O gün tontalak ters tarafından kalkmıştır.Annesine fotoğrafını çektikten sonra ki tepkisi..
 
- annecim o fotoğrafı facebooka meyısbuka koyayım deme sakın...
 
-----------------------------------
 
Keyfi gıcır olduğu bir gün
 
-Annecim seninle birlikte selfie çekmeye ne dersin ?
 
--------------------------------------
 
Anne ve baba bir konuda anlaşamaz(Eray'a alınacak oyuncağın fiyatı konusunda)
 
-( ellerini havaya kaldırarak) tamam tamam tartışmayınnn oylama yapalım o zaman
 
:)))
 
 
Not: Video bu öğlen tatilinden. Sincapların bugün bir dertleri, heyecanları vardı belli hiç susmadı çünkü dilleri. Keşke biraz daha uzun çekseymişim...
 
 

Cuma, Kasım 14, 2014

Haram geceler

Dün Erol'un hem yazılı hem de uygulamalı sınavı vardı. VW All Star bilmem ne yarışmasına katıldı. Gerçekten çalıştı. Adamı salonda koltuklardan az toplamadım. Oturur vaziyette dizlerinde bilgisayar ile nasıl uyuduğunu aklım almadı. Son iki ayımız bu nedenle yoğun geçti. Ders çalışırken bazı şeyler bana kaldı.

Çok şükür ki bitti diyemeyeceğim çünkü Türkiye birincisi oldu :) Dün akşam plaketini Ziynet Sali'li şarkılı eğlenceli bir galada aldı. Bir de o yoğunlukta mesaj atıyor bana. Ayla Ziynet Sali kim?

Mayıs ayında Türkiye'yi temsilen Almanya'ya gidecek. Ülkelerin temsilcileri ile yarışacak. Yani vay geldi başıma. Bana gece uykuları haram. Kendi sesimi duyar gibiyim. Yahu sizle mi uğraşacağım gece tontalak yorganı tepikledi mi diye kontrol et, büyük çocuk koltuklarda uyudu mu diye kontrol et eee ben ne zaman uyuyacağım.


Yine bana haram geceler, uykularım için ağlıyorum. Yar yine bana haram geceler deliksiz ne zaman uyuyacağım diye ağlıyorum.

diye şarkımızı da söyledikten sonra devam edeyim. Sadece plaket vermemişler tabi. Çam sakızı çoban armağanı bir  ıphone 6 hediye etmişler:) Sana vereceğim telefonu dedi telefonda .Aaa olur mu o kadar çalıştın hak ettin istemem dedim. Sana sormuyorum ki daha alırken karar verdim sana hediye edeceğimi dedi. Evet hediyeyi hediye etmek sünnettir de ne bilim istemedim. Son bir kez daha yok istemem derken durdum tamam kabul ediyorum.

Yahu bende hak ettim. Özellikle son bir ay helak oldum. Adam ders çalışsın diye çocuğu al etüde koştur, oradan al gönlünü yap sinemaya koştur, gel eve iş yap ,çocuğun ödevlerini yaptır. Erol'un konsantresini bozmayalım çocuğu uyutmaya götür. Canım çıktı.

İnşallah 14.00 gibi İstanbul'da olacak. İnşallah rötar gibi bir sorun çıkmazda zamanında alır bizi. Çünkü uçağımız akşam erken:(

Bu arada Salı günü Eray'ın sınıfının başkanlık seçimi olacak. Nuran abla, ablam, annem, babam arabada yol alırken ablam Eray'a aday olacak mısın diye sordu. Düşünmedim henüz diye cevapladı soruyu. Nuran abla bence aday olmalısın dedi. Teyzesi de destekledi. Tamam o zaman aday olmamı isteyenler parnağını kaldırsın dedi. Annem, ben ,Nuran abla, ablam parmağını kaldırdı. Eee dede sen aday olmamı istemiyor musun dedi. Oğlum araba kullanıyorum siste çok nasıl kaldırayım parmak istiyorum aday olmanı dedi. İyi peki o zaman aday olacağım...

Teyzesi konuşma yapmak için prova yapmayı teklif etti.

Evet arkadaşlar şimdi de başkan adayımız Eray Kalafat'ı konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyoruz.

Arabada bir alkış koptu. Sözü tontalak aldı.

Sevgili Arkadaşlar; bildiğiniz gibi okul hayallerimizi gerçekleştirme de en önemli adımdır.

diye söze başlayınca herkes şok tabii. Her cümle kurmasında daha da şaşırdık. Kendisini çok güzel ifade etti. Ben hayaller kuruyorum o an fırsatı kaçırır mıyım. Taa ki ablam son soruyu sorana kadar.

Eray bey başkan olursanız arkadaşlarına neler vadediyorsunuz, sınıf için neler yapacaksınız, ne hizmetler vereceksiniz.

Nefesler tutuldu.

Özgürlükkkkkkkkkk

diye bağırdı.Özgürlük vereceğim tabi ki. Mesela 1 ay yok yok 2 ay okulları kapatacağım:)

Sustum...



Perşembe, Kasım 13, 2014

Demokrasi

En sevdiği derslik-Zep sınıfı

Müdür yardımcısı tüm öğrencilere sormuş.

Demokrasi nedir?

Eray parmak kaldırmış ve soruyu şu şekilde cevaplamış

-Demokrasi kendisini yönetecek kişiyi seçebilmesidir.

-----------------------------------

Kayseri'ye gitmeye iki gün kala

-Annecim Türkiye'yi çok özleyeceğim
-Eray'cım abartma Kayseri'de Türkiye'nin bir ili
-Ayyy doğru ya

------------------------------------

-Annecim senin yanakların neden bu kadar yumuşak
-Krem sürüyorum ya ondan olabilir
-Yok ondan değildir.Yaşlanıyorsun ya ondandır

----------------------------------------

-Annecim bizim sınavlar ne zaman başlayacak ya biz ne zaman sınavlara gireceğiz
-Sınav neymiş ki
-Okulda büyük ablalar konuşuyorlar aralarında ayyy sınavlarda başladı diyorlar. Eminim çok eğlencelidir.

Perşembe, Kasım 06, 2014

Çöl


Üç tane, üç de yetmez 5 tane, yok yok 5 de yetmez 7 tane koca koca eşek arıları sokasıca dilime mukayyet olmayı öğrenemedim ben. Gittim yine nazar değdirdim. Eray'ın öğretmeni sağolsun hafta içi akşamları çok ödev vermezdi(bir iki okuma-bir iki yazma vb.) bize de oğlumla vakit kalırdı. Bunu gittim arkadaşlara konuştum.

Bir haftadır hafta içi öyle çok ödevi oluyor ki tontalağın işten nasıl dönüyorum ne yapıyorum vakit nasıl geçiyor hiç anlamıyorum sonra da çocuğum kendini yatakta buluyor. Her akşam yatmaya gitmeden  önce de iki bilemedin üç dakika da karalıyor bir şeyler.

Ben tontalağın çizimlerini değil de çizimlerindeki kompozisyonunu seviyorum bu arada. Toplantıya gittiğimizde resim öğretmeni, seramik öğretmeni de demişti zaten. Çizimi süper falan değil ama güzel üretiyor. Hikayeler yazıyor, isimler koyuyor yani çizimi yaşıyor resmen:)

Dün akşam ödevleri bitirdi bitirmesine de uyku saati çoktan aştı. Ben hadi oğlum hadi diye sürekli taciz ederken anne hemen çizerim lütften dedi. Masa da ayakta ismi çöl olan bir resim çizdi şipşak. Sonra bir tabela yapmış annecim açıklama yazar mısın dedi. Ne yazayım dedim. Hani Allahümme salli ala seyyidina gibi yazılar var ya onun gibi dedi. Babası Arapça mı dedi. Evet dedi. Bilmiyorum ki ben ama istersen bir şeyler karalarım lakin yazdığım doğru olmaz dedim olsun dedi. Karaladım. Sonra altına Türkçe açıklamasını yazar mısın dedi. Ne yazacağız ki dedim.
 
Allah korusun piramidimizi...

Evet doğru bildiniz olay mahalli Mısır. O da Keops piramidi. Yani Piramit deyince Eray sen Keopsu mu çizdin dedim. İşte dünyanın yedi harikasıdır, en eski ve en büyük olanıdır gibi bilgiler de sıkıştırdım. Yani bu çizimler yeni bilgilerin de önünü açmış oluyor böylece:)

Deveye binen çöp adam, çöl aracı(öyle diyor kendileri), arkeologlar olması gereken her düşünülmüş oluyor bu çizimlerde. Keşke akşamları biraz daha vakit kalabilse de rahat rahat dinleyebilsem..



Not: Hafta sonu Erol'un yokluğunda tüm işler bana kaldı, çok yoruldum. Ahh diyerek bıraktım koltuğa kendimi ve tontalak yanıma geldi. Ne oldu annecim dedi. Çok yoruldum çok dedim. Bırak iş yapmayı babam geldiği zaman biz babamla birlikte yaparız sen de dinlenirsin dedi. Ya tabii tabii dedim, sen iş yaparken bize hiç yardım etmiyorsun ki dedim. Aaaa annecim yapıyorum ya dedi. Neden ben görmüyorum o zaman diyerek cevap verdim. Ben babam iş yaparken yanında duruyorum, işleri yapıyor mu yapmıyor mu diye babamı kontrol ediyorum dedi. Sonra ekledi beni bir belediye gibi düşün annecim... Ya ben bu zamana kadar olayı hep yanlış anlamışım:)) Meğer çocuğum bana yardım ediyormuş, anlayamamışım...