Pazartesi, Kasım 24, 2014

Üçüncü Bölüm: Göreme Açık Hava Müzesi- Özkonak yeraltı şehri


Aynalı kiliseden çıktıktan sonra Göreme Açık hava müzesine doğru yol aldık. Giriş 20 lira. Benim müze kart sürem dolmuştu, Erol'un devam ediyordu. Hemen oracıkta bir müze kart edindim. Eğer gezmeyi seviyorsanız kesinlikle çok karlı bir alışveriş oluyor, tavsiye ederim.40 tl ücreti ve bir yıl geçerlilik süresi.

Çocuklar ücretsiz bu arada. Geçmeleri için bir bilet verdiler onlara ve okutup geçtiler. Bir görseniz havaları oldu 1500. Altı üstü bir bilet değildi onların nazarında,birey olduklarının en güzel kanıtıydı kanımca. Tüm gün sakladılar. Özkonak yeraltı şehrinde bile onu gösterdiler:)

Göreme Açık hava müzesinden bahsedelim efenim. 2. yüzyılın sonlarında iki piskoposluk bölgesi bilinmekteymiş. Bunlardan biri bölgede uzun süre Hristiyanların merkezi olacak Kayseri, diğeri de Malatya. 3.yüzyılda kuvvetli şahsiyete sahip rahipler bu bölgeyi dini düşünce ve yaşantının canlı yaşantısı haline getirmişler.

4. yüzyılda Kapadokya üç büyük azizin (Kayseri psikoposu büyük Basil, kardeşi Nyssalı Gregory ve Nazianuslu Gregor ) memleketi olarak bilinirmiş. Bütün Hristiyanlık fikirleri, bu hocalar tarafından birleştirilerek yeni bir şekil verilmiş. Aziz Basil'in davranış ve doktrinleri bugün bile Hristiyan toplumları için önemliymiş.

Aziz Basil, çok sofu bir hayatı tercih etmemiş, köy ve kasabalardan yeteri kadar uzakta, toplumların manevi sığınak yeri olarak küçük yerleşim yerleri kurmuş(kayalara evler oymuşlar). Buralarda bir vaizin nezaretinde günlük dini ibadetler yerine getirilmiş. Fakat bunlar Mısır ve Suriye'de olduğu gibi diğer Hristiyanlardan ayrı özel ve imtiyazlı gruplar haline sokulmamışlar. Aziz Basil'in Kapadokya kiliselerinde yapmış olduğu en önemli reform cemaatle dua usulünü yeniden kurmasıymış. Bugünkü Göreme Açık Hava Müzesi bu eğitim sisteminin başlatıldığı yermiş. Soğanlı, Ihlara, Açıksaray aynı eğitim sisteminin daha sonraları görüldüğü yerlermiş.

İlk girdiğimizde Aziz Basil Şapeli çıktı karşımıza. Sonra aklımda kaldığı kadarıyla kiliseler; Elmalı Kilise, Barbara kilisesi, Yılanlı kilise, Çarıklı kilisesi ve Karanlık kilise. Karanlık kiliseyi gezemedik. Çünkü ekstra 10 tl istiyorlardı. Zaten çocuklar bir oradan bir buraya koşturdukları için dışarıdan baktık ve döndük. Kilisenin içlerine ait hiçbir fotoğraf yok bende.Çekim yasak. Ama uyan kişi ne kadar var o tartışılır..
 
Şimdi fotoğraflarla Göreme Açık hava müzesi. Buyurun birlikte gezelim..
 
 
 









Burası yemek yenilen yer. 40-50 kişi sığabilirmiş.
 
Göreme Açık hava müzesinden sonra düştük yine yollara. Çok acıkınca yolda bir yerde mola verdik. Galiba Zelve idi orası. Gözlemeci gibi bir yere girdik. Her yer duman altı. Arkamıza bakmadan kaçtık. Birkaç fotoğraf da o çevrede çektik.
 
 
 
 
Yolda tekrar sıra sıra gözlemeciler gördük. Çocuklar başladı mızıldanmaya biri der ben dürüm isterim diğeri der dürümün içine et isterim. Olanla yetinmeyi bilmelisiniz dedik, onlarda yemeyiz dediler. Sonra temiz olduğunu düşündüğümüz bir yere girdik. Ah adını tutsaymışım ya aklımda, gözlemeleri çok lezzetliydi. Yemeyiz diyen çocuklar elimizde olana yumuldu. Tontalak çok lezzetliymiş zaten ben gözlemeye bayılırım bile dedi. Ufonun karşısında mayıştık. Sıcağı hissedince aslında ne kadar üşüdüğümüzü fark ettik.
 
Arabaya bindik tartışma başladı.Zaman kısıtlı. Ben Derinkuyu yeraltı şehrine gitmek istiyorum, Erol Hacı Bektaşi veli müzesine. İkisi de uzak. Derinkuyu yeraltı şehrine yetişemeyeceğimiz kesinleşince artık başka geziye dedik.
 
Hacı Bektaşi'ye gitmeden önce Özkonak yeraltı şehrine uğradık. Müze kart geçerli. Yeraltı şehirleri Kapadokya'nın en ilginç kültürel zenginlerinden biri. Bu şehirler yumuşak tüfün oyulmasıyla oluşturulmuş.Yeraltı şehirlerin yapılış amacı ise; tehlike anında halkın geçici olarak sığınmasını sağlamakmış. Yeraltı şehirleri aynı zamanda yörede bulunan hemen hemen her eve gizli geçitlerle bağlantılıymış.
 

 
 
Bu yeraltı yerleşim yerlerinde uzun süre olağanüstü zamanlarda kullanılmak üzere oturma birimleri, ahır, erzak depoları, kiliseler, şırahaneler, öğütme taşları bulunmaktaymış. Ayrıca havalandırma delikleri, katlar arasında haberleşmeyi sağlayacak sistem ve savunma amaçlı sürgü taşları da varmış. Özkonak yeraltı şehrinde Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerinden farklı olarak katlar arasından haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktaymış.
 
Özkonak yeraltı şehrine girerken bir uyarı ile karşılaşıyorsunuz. Astım ve kalp hastalarının girmesi yasak. Oraya girince nedenini anlıyorsunuz :) Küçük bir yeraltı şehriydi o nedenle çarçabuk gezip, çıktık. 8 katlı Derinkuyu içimde kaldı ya neyse. Yine yollara düştük.
 
Eyvah güneş batıyor, müzenin kapanmasına çok az kaldı. Acaba yetişecek miyiz?
 
 

 To be continued
 
 
 




Cuma, Kasım 21, 2014

İkinci Bölüm : Temenni tepesi, Aynalı Kilise


Erkenden ayağa dikti bizi Erol. Neymiş efendim program yetişmezmiş. Kahvaltımızı alelacele ettikten sonra ilaç aldım. Çünkü o sabah çok kötü kalktım. Görüntü iyi kötü var da ses yok.Yok yazarken düşündüm de görüntü de yok ses de yok.

Erol pilot, İsmet de co pilotumuz. İlk olarak Ürgüp'te Temenni tepesine gittik. Temenni tepesi tepede bulunan türbeye çaput bağlanıp dilek dilenmesi nedeniyle bu adı almış. Teras şeklindeki seyir balkonuna çıkınca inanılmaz bir manzara ile karşılaştık. Tepede bir de Aslan Gazi türbesi vardı. Bu türbenin de hikayesi efenim şöyle;


Tarihsel süreçte prensler, emirler, vali ve sultanlar yenilgi ve kaçgunlarda tüneller ve yeraltı kentler ile önemli bir güvenlik merkezi olan Ürgüp'e sığınırlarmış.

Anadolu Selçuklu Devleti döneminde, sultanların kardeş kavgaları ve Moğol İstilasında, Selçuklu Sultanları IV. Rüknettin Kılıçaslan ve III. Alaattin Keykubat da Ürgüp'e sığınmışlar ancak yakalanarak öldürülmüşler.

Anadolu'da Moğol taraftarı Selçuklu veziri M.Pervane askerlerince Aksaray'da Kılıçaslan'ın şarabına katılan zehir etkili olmayınca Ürgüp'e kaçmış. Ancak burada da Araslan mevkisindeki kayalıklarda yakalanmış.Geleneklere göre sultanların kanı akıtılamayacağı için yay kirişi ile boğularak öldürülmüş ve naaşı Konya'ya götürülerek sultanların gömüldüğü Kümbethane'ye defnedilmiş.

Ürgüp halkı, Moğallara karşı bağımsız Selçuklu devleti ideali için şehit olan Aslan Gazi'yi üzerinden 586 yıl geçmesine rağmen unutmamış ve hatırasını yaşatmak için 1852 yılında bu türbenin yaptırılmasını sağlamış.

Çok fazla zaman kaybetmek istemediğimiz için tekrar yola düştük. Göreme'ye doğru giderken bazı yerlerde fotoğraf molası verdik.





 
Göreme'de ilk olarak Fırkatan Kilisesi olarak da bilinen Aynalı kiliseye girdik. Aynalı kilise denilmesinin sebebi de geometrik örneklere sahip fresklerin karşılıklı olarak yapılmasıymış. 
 
Görevli ilk olarak fener tutuşturdu elimize. Çocukları güvercinliklerden uzak tutun dedi birde. Aynalı kilisede tehlike anında sığınılan mekanlar ve bu mekanlara gidilecek gizli geçitler,tüneller var diye görevli güzel güzel anlatırken biz de heyecanla dinlerken birden Eray ve Duru kaptı elimizden fenerleri. Doğruca koştular kiliseye. Nasılda giriyorlar tünellere.Onlar rahat hareket ediyor tabii. Pıtır pıtır koşuyorlar korkusuzca. Arkalarından biz bağırıyoruz. Koşmayın, düşersiniz, uçarsınız, kaybolursunuz, yanlış yere saparsınız yok dinlemiyorlar.
 
 
 
 
 Sonra bir tık sonrası. Yani uyarıdan tehdide geçiş noktası :) Eray evladım bir yakalarsam var ya napcam seni, sen görürsün gününü, eve gidelim hele.Neyse ki bir yerde yakaladık onları. Tünelde iki büklüm ben önde arkam da Eray, onun arkasında Duru,onun arkasında da annesi. Papaz bir kere pilav yer arkadaş sıkıştırdık aramızda onları. Ha unutmadan önümde de bir grup var.
 
Laylaylom diye eçiş bücüş tünelde yol alırken öndeki kız bağırmaz mı ay ben dayanamıyorum, fenalık geldi geri döneceğim diye. Geri geri iki adım attı ve ben kibarca hop dedim.Ama gerçekten kibarca dedim. Hoopppp. Sonra devam ettim.Hanımefendi devam etmelisiniz çocuklarla geri geri yürüyemeyiz. Öfleye pöfleye gitti kız ama ne söylendi ne söylendi. Tünel bitince kız arkadaşı kızdı ona şu çocuklardan utan diye:)
 


Bakmayın böyle süt sökmüş kedi gibi durduklarına

 
 
Elhasıl Aynalı kiliseyi beğendim ben. Çok koşmuşum, arabaya nasıl kendimi attım bilemedim. Sonra ayılıp bayıldığım Göreme Açık hava müzesine doğru yol aldık. Onu da sonra yazarım
 
Göreme Açık Hava müzesi. Görüntü yok ses yok hasta hanımiğnesi
 
Temenni Tepesi- Ürgüp -16/11/2014
Aynalı Kilise- Göreme-16/11/2014

Birinci Bölüm: Erciyes ve Cıvıklı

 
Fotoğraflar öyle dağınık ki bir türlü toplayamadım.Toplayamayınca da yazamadım.Zaten hastayım yazmak da gelmedi içimden. Geçen perşembe akşamı boğazım ağrımaya başlayınca nayır, nolamaz, nolmamalı, nüçün, nasıl, neden şimdi gibi höykürmelerimden sonra evrene mesaj saldım. Ben hasta olmayacağım...
 
Evren yine yanlış yerinden anladı lafı.Cuma sabahı borazan gibi bir ses, vücut kırgınlığı, hapşırık, tıksırıkla kalktım. 16.00'e kadar zor zar çalıştım. Sonra işten izin alıp anneme geçtik Eray'ı aldık.Yol uzun okuma ödevini arabada yaptık. Cuma trafiğine kalmadan vardık Europark otoparkına. Fiyatlar çok uygun olduğu için arabayı orada bıraktık. Sonra servisleriyle 2 km uzaklıktaki Sabiha Gökçen havaalanına vardık.
 
Hayatımda yaşadığım en kötü uçak yolculuğuydu. Dayanamayacak hale gelince attım kendini Erol'un dizlerine. Gözlerimi kapadım inişe geçinceye kadar yattım. Eray'ın keyfi yerinde. Çok heyecanlıyım dedi yolculuk boyunca.
 
Gece ağrılarımdan mütevellit uyumadım. Sabah da zombi gibi kalktım. O gün geç başladık programa Erol'un Kayseri de işi olması sebebiyle. Doğal olarak Nevşehir'e geçemedik, Erciyes'e çıkarız bir iki kar topu atarız dedik birbirimize.
 
 
İlk defa teleferiğe bindi Eray o gün. Binerken annecim sen bilmiyor musun benim yükseklik korkum olduğunu dedi. Ama bunu söylerken de bir yandan da biniyor hasbam:) Eray'ın yanında bu zamana kadar hiç dillendirmesem de ben de yükseklikten korkardım küçükken.Küçükken dediğime bakmayın nükseder bu korku bazen.Bu arada çok eğlendik teleferikte. Taa ki tipi başlayana kadar. Çocukların hoşuna gitti gitmesine de benim o yükseklikte pek hoşuma gitmedi.
 
Evet kabul çocuklarla gezmek biraz zor ama onlarla gezmenin öyle güzellikleri var ki. Zorlukları değil de kolaylıkları görmeye çalışınca gezi lokum oluyor gerçekten. Çocukların karla buluşmak için heyecanını izlemek, kahkahalar atması, sıcak çikolata içerken mutlulukları, teleferikte bir yandan Ankara'nın bağlarını söylerlerken bir yanda da göbek atmalarını görmek varken neden olmadık yerde anneeeeeee çişim geldi, her hediyelik eşya dükkanında anneeee onu istiyorum ,anneeeee tavuk döner yemem et döner isterim, dürüm isterim demelerine takılayım ki.. Takılmadım da
 
Henüz kayak sezonu açılmamış, yeterli kar yok çünkü. Yükseklere çıktıkça kar vardı işte kar topu oynayacak kadar.Bize ve çocuklara yetti. Yalnız şunu diyeyim çok çok soğuktu. Rüzgar o tepede öyle esiyordu ki durulacak gibi değildi. Attık kendimizi bir cafeye.Bizler kahve içip ısınırken minikler de kendilerine sıcak çikolata söyledi. İçtiğim en kötü ve soğuk kahvelerden biriydi ya neyse.
 
 
Kemiklerimizi ısıttıp, azcık dinlendik sonra teleferikle tekrar aşağıya indik. Çocuklar bu kısmı pek sevmedi. Kara doyamadılar çünkü.
 
Sonra Erol develiye gidip develi cıvıklısı yiyeceğim diye tutturdu. Birinden duymuş. Kayseri'ye gidersen sakın cıvıklı yemeden dönme demiş. Ahh o her kimse onu bir yakalarsam ne yapacağımı bilmiyorum şimdi ama iyi şeyler olmayacağı kesin:) Git git yol bitmiyor arkadaş. Bilmem kaç km den sonra vardık Develi'ye. Niye? Sadece yemek için. Geçmiş zaman bir pazar canım köfte çekti kalk hadi Tekirdağ'a gidelim, yiyelim diye başımın etini yiyen bir adam bu.Neden bu kadar şaşırdıysam cıvıklı yemek için 100 km teptiğimize. 
 
Efendim vardık sonunda Develi'ye.Nerede ne yesem diye internete sormak mı o da ne. Gideceksin gideceğin yere sonra meydan da bir delikanlının yanına çekeceksin arabayı hey delikanlı burada en güzel cıvıklı nerede yenir diyeceksin o da abicim şimdi dümdüz git oradan sağa dön diye tarif edecek. Hey yavrum hey benim memleketime..
 
 
 
Cıvıklı siparişi verdik, çocuklar cıvıklı yemeyiz dedikleri için yazması ayıp dürüm döner siparişi verdik bak bu dürüm döner lafı cepte. Ben tarihini, nedenini, niçinini merak ederim Erol ise tadını. O yüzden garson masaya tekrar gelince neden cıvıklı dedim. O da efendim abla anlamadım dedi. İsim neden cıvıklı benim gördüğüm bildiğin kuşbaşılı pide. Başladı anlatmaya. Gelin efendim çekinmeyin birlikte dinleyelim...
 
Cıvıklı eskiden Erciyes dağının yaylalarında atlayan, zıplayan, meleyen koyunların bel ve kaburga bölgelerindeki etlerden yapılırmış. Parça et zırhla kıyma olana denk doğranırmış. Etin yağının bu darbelerle erimesi sonucu çok cıvık bir hal alırmış. O nedenle de bu yemeğe cıvıklı denmiş. O zamanlarda cıvıklının pişirildiği fırınlar bile farklıymış.
 
Aaaa bu koyun eti mi ben koyu eti yemem asla dedim garsona yok abla koyun değil dedi. Sonradan öğrendik ki hakiki cıvıklı yapan yer çok çok çok azmış. Sebep çok maliyetli ve zahmetli olması. Garson gittikten sonra eee ne anladım ben bu işten gidip bir Avm de kuşbaşılı pide yerdim dedim. Erol'da Develi'yi gördün fena mı oldu dedi sırıtarak. Doğru en azında güzel ilçeyi bu vesile ile görmüş olduk. 
 
 
Cepte bir şey vardı hah tamam hatırladım ben dürüm döner deyince etten başka bir şey aklıma gelmez. Biz otçul olduğu kadar etçil bir aileyiz. Tavuk döner Eray'ın önüne gelince eyvah dedim bir kriz patlayacak. Eray ben bunu yemem ben et yerim dedi lakin et döner yok bulunduğumuz yerde. Ay çocuğu ikna ettik etmesine de cıvıklı oldu mu sana donuklu...
 
Tekrar yollara düştüğümüzde hava kararmış ve saat 17.00 olmuştu. Din don.. Yani Kayseri'de ki müzeler kapandı. Çocuklar çok yorgun olunca (o an bize öyle gelmiş olmalı) eve gitmeye karar verdik.Tabii bu benim Erol'a kötü kötü bakmayacağım anlamına gelmez. Cıvıklı için bizi yollarda oyaladı hain köfte.
 
Akşam tüm gün gezen onlar değilmiş gibi çocuklar full çekti. 
 
 
 
 
Not:İ kinci gün ile devam edeceğim, cıvıklı cıvıklı diye yazınca acıktım bir yemek yiyeyim:))
 
İlk teleferiğe biniş: 15/11/2014
Yer: Erciyes
 
 
 
 

Çarşamba, Kasım 19, 2014

Özlememek için ne yapılır bilmem de özleyince...


Bugün hem servis parasını vermek hem de öğretmenler günü için toplanan parayı ulaştırmak için öğle tatilinde okula gittim. İşimi bitirdim ve arka bahçeye baktım. Eray'ı göremedim. Tam dönecekken ikizlerin kapsama alanına girdim. İkizlerden biri hemen yanıma geldi ve Eray'ın annesi Eray düştü biraz önce kafasından kan fışkırıyor dedi. Koştuk öğretmeni ile hemşire odasına.

Odaya girdiğimizde Eray sandalyede oturmuş hemşire de buz torbası tutuyordu kafasına. Baktım. Erik büyüklüğünde şişmiş.Canım sıkıldı. Hemşireye doktora götüreyim dedim. Hiç gerek yok gittiğiniz de zaten sizi iki saat bekletecekler o sıkıntıya çocuğu sokmayın dedi. Kan falan yok sadece şişlik. Kız benim aklımı nasıl da aldı. Çocuk işte.

Su birikintisine basmış, kaymış ve sırt üstü yere çakılmış. Eray'ın anlattığı bu. Kaçırmaz hiçbir yağmur damlasını. En büyük zaafı su. Toprak burcu olduğundan mıdır ki..

Hemşire odasından çıkar çıkmaz hemen üstünü değiştirdim. Allahtan sınıfta yedek giysi koyabileceğimiz dolaplar var. Aklıma gelmişken bugün giydirdiğimle birlikte yedekler bitti akşama çantasına kıyafette koymalı. Keşke ben de işyerinde bir çekmeceye acil durumlar için bir çift kıyafet koysaydım. Eray'ın kafasından kan fışkırıyor lafını duyunca iki dakika da ter bastı her yerimi.Şimdi sırtımda kuruyacak o ter.Terin sırtta kurumasını hiç sevmem halbuki.

Dün akşam bugün okulda çok kötü bir gün geçirdim diye ağladı Eray. Hem de öyle böyle değil. Sebebini sordum. Kayseri de ki arkadaşlarını özlemiş. Kollarını iki yana açtı, sarıldık birbirimize. Sırtını sıvazladım. Özlememek için ne yapmalıyım dedi. Özlememek için ne yapılacağını bilmem de özleyince neler yapılabileceği hakkında istersen konuşabiliriz dedim.Tamam dedi.

Erciyes-15/11/2014

Başladım anlatmaya. Biliyorsun en sevdiğim, en değer verdiğim arkadaşım Amerika'da. Koskoca okyanus var aramızda. Ben de onu çok özlüyorum. Özlediğimde mail yazıyorum, mesaj atıyorum, o beni arıyor, sesini duyuyorum.Yani yüz yüze görüşemesek de en azından bu şekilde birbirimizden haberimiz oluyor. Hatta biliyor musun? En yakınımdaki insanlardan bile daha çok biliyor hayatımda neler olduğunu dedim. Ve ekledim.Çağrı henüz küçük istersen Duru ile mektup arkadaşı olabilirsin.

Bir süre düşündü. Ama henüz yazamıyorum ki dedi. Kelimelerle anlatmak istediğinde bir şeyleri sen söylersin ben yazarım, çizgilerle anlatmak istediğinde ise resim yapar mektubunun arkasına koyarım dedim. Ya istemezlerse dedi. Emin ol mektuptan çok hoşlanacaklar dedim. Tekrar sarıldık. Tekrar onları çok özlüyorum diye ağladı. Ödevler biraz kaynadı. Bir süreliğine boş verdik. Hayatta çocukların karşısına çıkacak başka sınavlar da var.

İçinde büyüyen özlemini paylaşınca biraz da ağlayınca rahatladı ödevlere tekrar başladık. Maşallah bir sürü ödevi olmasına rağmen güzel yaptı. Şu aralar u harfindeyiz. Numan ve Nuran ile tanıştık.

İlk defa düşünce becerileri dersinden ödev geldi. Sınıfta yaptığı sudokuların yanlış olanları evde düzeltilecek denilmiş notta. Hayda dedim. Ben sudoku hiç bilmem. Aslında ne olduğunu duydum da denemedim. Al sana fırsat.

Eray bana mantığını anlattı. Evlatçığım madem bu kadar iyi biliyorsun bu düzeltmeler neden geldi dedim gülerek. Dikkat edememişim demek ki dedi ukala dümbeleği. Sudokunun zevkli bir şey olduğuna karar verdim:) Şimdi de buna sarmasam iyidir.


 

Salı, Kasım 18, 2014

Bir koşu gidip geldik

Zelve
 
Üç gün boyunca;
 
-Dolu dolu nefes aldık.
-Yeni yerler gördük, yeni hikayeler dinledik.
-Güzelliklere hayran kaldık.
-Yeni tatlar denedik. Bol bol yedik (Faturayı görmemek için on gün tartıya çıkmama kararı alındı)
-Aramıza katılan ve fotoğraflar dışında görmediğimiz küçük böcükle tanıştık.
-Arkadaşlarla iki çift lafın belini kırdık
-Çocukların kavgalarını ayırdık, barışmalarını tebessümle izledik.
-Az uyuduk

Ve döndük


Efenim Erciyes'e çıkışımızı
Develi cıvıklısı yemek için Erol Bey'in onca yolu tepmesini
Temenni tepesini
Göreme Açık hava müzesini
Özkonak Yeraltı şehrini
Hesaba katmadığımız Pazartesiyi yani o gün müzelerin kapalı olması sebebiyle programın elde patlamasını

her şeyi yazacağım da fotoğraflar çok dağınık. Aktaramadım. Şimdilik elde bulunan bir kaç fotoyu ekleyeyim.


Göreme Açık Hava Müzesi
 
 
Koşturmacaya Mola- Anlık da olsa


Beni uzaklara bakıyormuşum gibi çek anne

 

Cuma, Kasım 14, 2014

Bir öğle tatili klasiği 3

 
 
Bugün hava mis. Kapalı ve ılık havalar tam da benim havalarım. Güneşi nedense sevemedim gitti. Güneşin enerjimi çektiğini hissediyorum acaba ondan mı ki.Kimisine de enerji veriyormuş.
 
Bu havayı görünce öğlen yemeğimi çabucak yedim.Havalar soğuduğundan beri Nuran abla ile tekrar parka çıkıyoruz .Doğayı keşfediyoruz, fotoğraf çekiyoruz, tontalak boyasın diye palamut topluyoruz, sincaplara laf atıyoruz..
 
Bugün ki keşfimiz doğanın renkleri..


Haram geceler

Dün Erol'un hem yazılı hem de uygulamalı sınavı vardı. VW All Star bilmem ne yarışmasına katıldı. Gerçekten çalıştı. Adamı salonda koltuklardan az toplamadım. Oturur vaziyette dizlerinde bilgisayar ile nasıl uyuduğunu aklım almadı. Son iki ayımız bu nedenle yoğun geçti. Ders çalışırken bazı şeyler bana kaldı.

Çok şükür ki bitti diyemeyeceğim çünkü Türkiye birincisi oldu :) Dün akşam plaketini Ziynet Sali'li şarkılı eğlenceli bir galada aldı. Bir de o yoğunlukta mesaj atıyor bana. Ayla Ziynet Sali kim?

Mayıs ayında Türkiye'yi temsilen Almanya'ya gidecek. Ülkelerin temsilcileri ile yarışacak. Yani vay geldi başıma. Bana gece uykuları haram. Kendi sesimi duyar gibiyim. Yahu sizle mi uğraşacağım gece tontalak yorganı tepikledi mi diye kontrol et, büyük çocuk koltuklarda uyudu mu diye kontrol et eee ben ne zaman uyuyacağım.


Yine bana haram geceler, uykularım için ağlıyorum. Yar yine bana haram geceler deliksiz ne zaman uyuyacağım diye ağlıyorum.

diye şarkımızı da söyledikten sonra devam edeyim. Sadece plaket vermemişler tabi. Çam sakızı çoban armağanı bir  ıphone 6 hediye etmişler:) Sana vereceğim telefonu dedi telefonda .Aaa olur mu o kadar çalıştın hak ettin istemem dedim. Sana sormuyorum ki daha alırken karar verdim sana hediye edeceğimi dedi. Evet hediyeyi hediye etmek sünnettir de ne bilim istemedim. Son bir kez daha yok istemem derken durdum tamam kabul ediyorum.

Yahu bende hak ettim. Özellikle son bir ay helak oldum. Adam ders çalışsın diye çocuğu al etüde koştur, oradan al gönlünü yap sinemaya koştur, gel eve iş yap ,çocuğun ödevlerini yaptır. Erol'un konsantresini bozmayalım çocuğu uyutmaya götür. Canım çıktı.

İnşallah 14.00 gibi İstanbul'da olacak. İnşallah rötar gibi bir sorun çıkmazda zamanında alır bizi. Çünkü uçağımız akşam erken:(

Bu arada Salı günü Eray'ın sınıfının başkanlık seçimi olacak. Nuran abla, ablam, annem, babam arabada yol alırken ablam Eray'a aday olacak mısın diye sordu. Düşünmedim henüz diye cevapladı soruyu. Nuran abla bence aday olmalısın dedi. Teyzesi de destekledi. Tamam o zaman aday olmamı isteyenler parnağını kaldırsın dedi. Annem, ben ,Nuran abla, ablam parmağını kaldırdı. Eee dede sen aday olmamı istemiyor musun dedi. Oğlum araba kullanıyorum siste çok nasıl kaldırayım parmak istiyorum aday olmanı dedi. İyi peki o zaman aday olacağım...

Teyzesi konuşma yapmak için prova yapmayı teklif etti.

Evet arkadaşlar şimdi de başkan adayımız Eray Kalafat'ı konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyoruz.

Arabada bir alkış koptu. Sözü tontalak aldı.

Sevgili Arkadaşlar; bildiğiniz gibi okul hayallerimizi gerçekleştirme de en önemli adımdır.

diye söze başlayınca herkes şok tabii. Her cümle kurmasında daha da şaşırdık. Kendisini çok güzel ifade etti. Ben hayaller kuruyorum o an fırsatı kaçırır mıyım. Taa ki ablam son soruyu sorana kadar.

Eray bey başkan olursanız arkadaşlarına neler vadediyorsunuz, sınıf için neler yapacaksınız, ne hizmetler vereceksiniz.

Nefesler tutuldu.

Özgürlükkkkkkkkkk

diye bağırdı.Özgürlük vereceğim tabi ki. Mesela 1 ay yok yok 2 ay okulları kapatacağım:)

Sustum...



Perşembe, Kasım 13, 2014

Demokrasi

En sevdiği derslik-Zep sınıfı

Müdür yardımcısı tüm öğrencilere sormuş.

Demokrasi nedir?

Eray parmak kaldırmış ve soruyu şu şekilde cevaplamış

-Demokrasi kendisini yönetecek kişiyi seçebilmesidir.

-----------------------------------

Kayseri'ye gitmeye iki gün kala

-Annecim Türkiye'yi çok özleyeceğim
-Eray'cım abartma Kayseri'de Türkiye'nin bir ili
-Ayyy doğru ya

------------------------------------

-Annecim senin yanakların neden bu kadar yumuşak
-Krem sürüyorum ya ondan olabilir
-Yok ondan değildir.Yaşlanıyorsun ya ondandır

----------------------------------------

-Annecim bizim sınavlar ne zaman başlayacak ya biz ne zaman sınavlara gireceğiz
-Sınav neymiş ki
-Okulda büyük ablalar konuşuyorlar aralarında ayyy sınavlarda başladı diyorlar. Eminim çok eğlencelidir.

Çarşamba, Kasım 12, 2014

Akvaryum mu? fanus mu?


Yine program karıştı. Bu hafta çarşamba nasıl oldu hiç anlamadım. Dün akşam iki bavul birden hazırladım. Biri Kayseri-Nevşehir'e diğeri İzmir'e gidecek giysiler.

Bu sabah erkenden Erol iş için İzmir'e gitti. Cuma günü öğleden sonra Atatürk havaalanına inecek(Allah izin verirse). Sonra Eray'ı annemden alıp beni işten almaya gelecekler ve doğruca Sabiha Gökçen havaalanına. Kağıt üzerinde çok güzel ayarladık da ayarlamasına İzmir uçağında azcık bir rötar olursa yandığımızın resmidir. Erol öyle bir durumda Eray'la siz binersiniz uçağa ben sonraki uçakla gelirim dedi. Sanırsın ki Göktürk-Mecidiyeköy hattı. Var mı bakalım bizden sonra uçak..

Çok ama çok uzun zaman önce planlamıştı Erol bu kısacık tatili. Eray okulunu ben işimi bir güncük kıracak üç gün keyfimize bakacaktık. Hayat bu .Erol bu aralar İstanbul dan çok İzmir'de olduğu için planlar tokuştu işte. Tüm planlar adına şerefe..

Bir de orada kullanacağımız kiralık aracı ayarlamamış olduğunu öğrendim dün akşam. Erol bu. Adamın her planı adrenalin dolu.Ben bu programı yapacak olsaydım her şey o kadar keskin çizgilerle belli olurdu ki iki insan bu kadar mı farklı olur. Ne yapayım be blog sevdim bir kere.

Sabah Erol olmayınca bana otobüs yolları gözüktü. 06.00 da kalktım 06.25 de duraktaki yerimi aldım. Durak bomboş sadece fotoğrafta gördüğünüz arkadaş var yanımda. Niye boş diye sorgularken bir yandan da fotoğrafını çektim. 06.35 oldu kimse yok. İnstagrama koydum köpeğin resmini altına da not düştüm. Yarenlik ediyor bana. Bir tuhaflık var ama. Caddeden araba ya da başka vasıta geçmediğini sesle birlikte o anda fark ettim.

'Hanımefendi geride yol çalışması var bu caddeden otobüs geçmeyecek bir süre'

İstanbul caddesine doğru hızla koşmaya başladım. Durak tıklım tıkış ve benim otobüsüm kaçmış.

Vay yine mi keder
Ama artık yeter
Yine yollarda bir sürü aksilikler

repliğini mırıldandım. Sesim de fena değildir hani. Bir süre bekledim ve Şişli minibüsü geldi.Benim pek işime yaramasa da bu taraflara atayım da kendimi ne olursa olsun diyerek bindim ve oturdum. Saat 07.00 ve minibüs şoförü dımtısss dımtısss nağmeleri çok olan bir müzik verdi ortama. Bu aralar kaldıramıyor başım bu müzikleri. Acaba yaşlılık belirtileri mi? yoksa zihin çok mu yorgun? yoksa dönemsel mi? İşte bu soruların cevabı ÇOK SONRA...

Minibüsten inince Şişli'de taksiye bindim ve işe geç kalmadım. Lakin birazdan şikayet mektubu yazacağım. Durakta hiçbir uyarı olmadığı için. Ben müneccim miyim nereden bileyim oradan her zaman geçen otobüsün geçmeyeceğini.

Bir de unutmamam lazım yarın Mimo ile Altın'ı arkadaşa bırakacağım. Kendilerinden ilk defa ayrılacağım:(  İşyerindeki birine acaba akvaryumu mu taşıyayım arkadaşa ya da ikisini fanusun içine koyup öyle mi götüreyim dedim. Fanusa koy dedi. Daracık yerde dört gün dururlarsa psikolojileri bozulur mu ki dedim. Çok güldü :)

Tek tesellim hafızaları. Psikolojilerinin bozulduğunu çabuk unuturlar. Yani galiba. Ama yine de tam karar veremedim. Akvaryum mu? Fanus mu?

Pazartesi, Kasım 10, 2014

Fındıkkıran çocuk balesi


Bir anıyı paylaşacağım zaman sene bilmem kaç cümlesiyle başlamayı severim ben. Lakin ne kadar zorlasam da ilk kez Fındıkkıran'a gittiğim tarihi anımsayamıyorum. Annemde blog tutmamış ki dönüp bir bakayım.

Galiba liseye gidiyordum emin değilim belki de ortaokuldur. Yeri nasıl unuturum. AKM vardı o zamanlar sonradan müdavimi olduğum. Birkaç dakika geç kaldığım için oyuna karanlıkta girmiştim ve boş bulduğum orta sıralardaki en köşedeki koltukta oturmuştum. Bana bakar mısınız oturduğum yeri hatırlıyorum da tarih kısmını zihninim tozlu raflarından bir türlü gün yüzüne çıkartamıyorum.

Büyülenmiştim resmen. Gözlerimi bile kırpmadım desem yeridir. O gün öfkeyle karışık kırgın gitmiştim eve. Hep ne olmak istediğimi bildim de bazen bilmek yetmiyor olmadı işte.

Eray'ı Fındıkkıran'a götüreceğime taa iki-üç sene önce karar verdim. Çok emindim seveceğine. Çünkü o yönü bana çekmiş görüyorum bir şekilde. Sadece biraz daha büyümesini bekledim.Geçen sene bilet alacaktım alamadım çok üzüldüm. Biletler satışa çıkıyor ve on dakikayı bulmuyor bitiyor. Bende saati kurdum ve aldım.Vay benim azmime..


Eray'a baleye gideceğimizi ilk çıtlattığımda ben kız mıyım, kızlar gider baleye dediğinde belki de çok emin olmamdan ötürü çok şaşkınlık yaşadım. Bir şeyi bir kez deneyerek sevip sevmeyeceğine karar vermesinin daha doğru olacağını anlattım.

Ve dün o gün idi. Hep beklediğim gün. Oğlumun baleyle tanıştığı gün. Arabada Eray bale nasıldır acaba diye sorunca bak göreceksin çok eğlenceli vakit geçireceksin dedim.Yani çocuğu şartlandırdım yanlış bir biçimde. Arabada rahat dursunlar diye de ıpad vermedik mi ellerine. Mine craft mıdır nedir ne halt edesice..


Dinnn donnn. Başlama zili duyuldu Eray'cım bale başlıyor artık ıpadi verir misin dedim. Annecim köprüyü zor buldum zaten veremem dedi. Olur mu öyle şey bale başlayacak dedim, vermem dedi. Ya da dur annecim yanımda kalsın dedi. Çektim aldım elinden hem de en kaba bir şekilde. Bir kızdı oyunun başlaması ile Eray'ın çığlığı bir oldu.Utancımdan yerin dibine girdim neyse ki hemen sakinleşti. Sadece ellerini göğsünde bağladı seyretmeyeceğim işte dedi. Hatta arkasını döndü.

Kulağına fısıldadım. O şekilde davrandığım için özür dilerim.Allahtan hemen affetti beni seyretmeye başladı.Yalnız öndeki kadın şahane idi çocuklara yanan ışıklı kalplerden almış çocukların dikkatini dağıttı. Arkadaki kadın daha da şahaneydi oyunu seyretmek istemeyen çocuğuyla tüm oyun boyunca ikna etmek için konuştu. Hem de evdeymiş gibi en rahat şekilde.

Eray bir ara annecim hani komik şeyler olacaktı olmuyor ki dedi.Ne komiği dedim. Sen arabada bak gör çok eğlenceli dedin ya hani hiç komik değil dedi.

Eğlence= komik

Eray'ın böyle algılayacağını hiç düşünmedim.Yani çocuk sürekli komik şeyler bekledi durdu, çocuğu bilmeden şartlandırdım vay benim koca koca eşek arıları sokasıca dilime..


Efenim neyse konusuna gelelim: Clara ve Fritz'in ailesi yılbaşı öncesinde evlerinde bir parti verir. Büyükbaba Drosselmeyer çuval dolusu oyuncakla partiye gelir ve en güzel hediye Clara'ya verilir. Bir fındıkkıran. Pis kıskanç Fritz fındıkkıranı çok kıskanır ve kırar. Drosselmeyer büyükbaba fındıkkıranı tamir eder. Clara herkes uyuyunca ağacın altına gelir fındıkkıranı eline alır ve uykuya dalar. İşte her şey öyle başlar.

Farelerle mücadele, oyuncakların canlanması, Fındıkkıran'ın prense dönüşmesi alıp onu Karlar ülkesine götürmesi sonra Şekerleme ülkesine geçip ülkelerin kutlama dansı ile ödüllendirilmeleri ve tabi ki bir rüyanın sonu..

Eray en çok Karlar Ülkesi ve Şekerleme Ülkesi kısmını dikkatle izledi. Ülkelerin dansının yapıldığı bölüm Eray'ın çok hoşuna gitti..Bu hangi ülkenin dansı annecim. İspanyol dansı. Bu hangisi peki? Arap dansı. Çin dansı, Rus dansı, Çiçeklerin dansı..

Tek perde olduğu için çabuk bitti.Benim gittiğimde çok daha uzundu öyle hatırlıyorum, koreografi farklılığından olabilir aradan kaç yıl geçmiş. Pışık kaç yıl geçtiğini söylemem yaşım mı ortaya çıksın. Asla 36 yaşında olduğumu kimseye söylemem.

Aaaa bir de anlatıcı vardı o sürpriz oldu benim için. Çıkışta Eray'a sordum beğendin mi diye. Eh işte dedi hasbam :) Nefret etmesinden iyidir bence..


İlk Bale : Fındıkkıran
Tarih     : 09/11/2014
Yer        : Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi


Not: Fotoğraflar https://secure.dobgm.gov.tr/opera2013/devopera.aspx adresinden alınmıştır.


Haftasonundan Özetler Vol. bilmem kaç

Erol üç gün iş için şehir dışında olduğu için hafta sonu tüm işler bana kaldı. Eray'ın ödevlerine rehberlik etmek, ev işleri, gezme işleri.. Arkadaş pazar günü dün facebooktaki bildirimini görünce maşallah hem çalışıyor hem geziyor hem de çocuğun ödevlerine yetişiyor ben evdeyken yetişemiyorum demiş.

Bu tamamen programlı olmakla alakalı bir durum. Erol olduğu zaman program sekteye uğrayabiliyor çünkü adam programlı olmayı sevmiyor. Eğer ben kendi halimde isem hangi saatte ne yapacağım bellidir.

Eray küçükken Erol şehir dışına çıktığında anneler sürekli bizi taciz ederdi telefonlarla. Bize gel, bize gel korkarsınız diye. Gitmedim. Ha bazen yukarıdan sesler geldiğini zannettiğim ve tırstığım zamanlar olmuştur ama yine de gitmedim. Düzenimin bozulmasından huzursuz olurum ben. Hali hazırda sebepsiz içsel bir huzursuzluğum zaten vardır benim ekstra bir huzursuzluk yaratmaya ne gerek var. Artık o kadar alıştılar ki çağırmıyorlar.

Cuma akşamı çamaşır at, yıka, biraz okuma ödevi, İngilizce ödevi yap sonra da televizyon karşısında çizgi film keyfi ile günü bitirdik.

Cumartesi 07.00 de kalktım, ortalığı topladım, hazırlandım ve 08.30 da yola koyulduk. Ablamda kahvaltı ettikten sonra 10.00 da etütteydik. İşte en güzel zamanlar. Danışmanın olduğu koltuklarda bir kahve eşliğinde iki saat yakın kitap okuma. Bazen veliler gelip selamlaştı, hal hatır sordu ,macera falan bölündü aman bu kadar kusur kadı kızında bile olsun.

Etüt 11.50 de bitti ve biz koştura koştura Metrocity'e gittik. Tarzan filmine girdik. Ben çok beğendim. Eray ise bazen korkutucu oldu ama yine de güzeldi dedi. Tavsiye eder miyiz? Ederiz. Filmden sonra anne-oğul baş başa yemek yedik. Huzursuz bir yemekti ve ben yemeği yarım bıraktım. Eray'a kızdım şimdi hatırlayamadığım bir sebepten. Demek ki o kadar önemli değilmiş hatırlamadığıma göre...


Cuma günü okuluna tiyatrocular gelmiş, oyun sergilemişler. Sonra gönüllü istemişler bizim küçük balık zıplamış.

Eve döner dönmez tontalağı banyo ettirdikten sonra iki saat ödev yapmaca. Ara sıra ağladı. Babamı çok özlüyorum annecim ne zaman gelecek diye dolu dolu ağladı hem de. O an babasız çocuk yetiştiren kadınları düşünmeden edemedim. Boşanmış, ölmüş ya da var ama yokmuş gibi olan babaları..Ne yapayım bende dolu dolu sarıldım.

Okuma ve yazma ödevi çok olunca o günde yazmanın yarısını ve okumanın tamamını bitirdi. Bu cümleyi yazarken ödevlerde bile bir program yaptığımı fark ettim :) Cuma- cumartesi-pazara yayıyorum ki ödevlerini sıkılmasın, bunalmasın. Cuma akşamları basit olanları yani matematik ve İngilizceleri yapıp aradan çıkarıyoruz. Cumartesi okuma ödevlerini tamamen bitiyor ve yazmadan biraz başlıyoruz. Pazar ise en sevmediği kısım yazma ödevleri..

Pazar sabahı güzel bir kahvaltı hazırladım ikimize ve bir güzel kahvaltı ettik. 10.30 da arkadaşlar aldı bizi Kadıköy Süreyya Operası sahnesine doğru yola çıktık. Fındıkkıran balesini izledik. Göktürk'e geldiğimizde arkadaşlardan ayrıldık yine anne-oğul baş başa yemek yedik bu sefer huzurlu bir biçimde.Yemekten sonra dondurma aldım kendilerine aman ne sevindi ne sevindi. Hava güzeldi eve kadar yürüdük.

Eve gelince tekrar ödev yapmaca. O kadar uzun sürdü ki babası dönmüştü eve. Sonra devir teslim zamanı yani tontalağı babasına devrettim. Ben ise işlere gömüldüm.


Sır: Dolu dolu ağlıyor bir yandan da gözlerini siliyor ağladığımı sakın babacığıma söyleme annecim, üzülmesin..

 Tarzan filmi-Metrocity- 08/11/2014

Cuma, Kasım 07, 2014

Sanat Eseri(!)

Eray'ın çizdiği Kale Koruyucuları adlı çizim

Dün akşam ödevsiz günüydü tontalağın. Kaç gündür öyle bir koşturma halinde geçiyordu ki akşamlarımız dün akşam ilaç gibi geldi hepimize. Önce babaannesine mısır patlattırdı, karanlıkta televizyon karşısında film keyfi yaptı. O keyfini yapana kadar mutfak toplanmış, çay demlenmişti. Yanına da kek..Ohh yemede yanında yat.

Resmin çocuğu anlama ve tanımada oyun kadar önemli bir araç olduğunu düşündüğüm için bu sefer bende elime aldım kalemleri. Öyle yeteneksizim ki bu konuda kelimelerle anlatamam. Okulda resim dersi gelip çattığındaki gerginliklerimi  hiç unutamam.

Eray ben şövalye resmi yapacağım dedi. Ben ne çizeceğimi bilmediğimden her zaman ki gibi güneşle başladım işe. O şövalyesini, kalesini çizdikten sonra ateş topu fırlatan mekanizmayı çizmeye  koyuldu. Ben de hala tık yok. Kağıdın her yerini kullanmalısın annecim diyerek devam etmemi sağladı. Hımm bulut yapayım bari..

Ben arabayı çizene kadar o atını bile otlattı. Ve resmine kale koruyucuları ismini koydu. Aslında çok uzun bir isim koymuştu(o kadar uzun ki unuttum) ben daha kısa bir isim daha çok akılda kalır diyerekten fikrimi söyledim. Peki o zaman kale koruyucuları olsun dedi. Başka bir konuya geçti. Eğlence alanı çizdi. Üç-dört adamın halay çektiği bir resim. Ben hala aynı çizimdeyim. Hımmm ne çizeyim, ne çizeyim ağaç çizeyim bari..

Evden gürül gürül huzur akarken tontalak hapşırdı.Babası da çok yaşa dedi. Çizimden hiç başını kaldırmadan hep birlikte inşallah dediğinde mıncırmak istedim resmen kendilerini.


Ben denizin çizmiş olduğu Sanat Eseri(!)

Sonra tam bitmese de Eray'a gösterdim çizimi. Aaaa annecim sanat eseri yapmışsın sen dedi. Ben de bir hava bir hava görme gitsin. Eray devam etti. Bence resmini sanat müzesine(sanat galesine demek istiyor bence) satalım, çok güzel dedi. Yok ben bu havayla yaşayamam diye düşünmüş olmalıyım yoksa neden Erol'a göstereyim resmimi ay pardon sanat eserimi. Bir hevesle Erol bak dedim.Öyle pis bir gülüş yerleştirdi ki yüzüne alay etse daha iyiydi bence. Fısssssss..

Bu hareketi Erol'un kıskançlığına yordum. Eray'ın güzel yorumlarıyla yine gaza gelerek dereyi çizmeye koyuldum. Sonra bir ses. Kayınvalidem Ayla saat 21.00 dedi. Yani duydunuz zilin sesini.  Eray için uyku vakti..

Resmimim bitmemesine hayıflansam da ayaküstü bende koydum bir isim. Ahh o arabada bizde olsaydık..Evet evet aynen öyle. Ahh o arabada bizde olsaydık mavi derelerin, yeşilliklerin arasından yol alsaydık. Güneş tam da resimdeki gibi baksaydı ardımızdan..

Perşembe, Kasım 06, 2014

Çöl


Üç tane, üç de yetmez 5 tane, yok yok 5 de yetmez 7 tane koca koca eşek arıları sokasıca dilime mukayyet olmayı öğrenemedim ben. Gittim yine nazar değdirdim. Eray'ın öğretmeni sağolsun hafta içi akşamları çok ödev vermezdi(bir iki okuma-bir iki yazma vb.) bize de oğlumla vakit kalırdı. Bunu gittim arkadaşlara konuştum.

Bir haftadır hafta içi öyle çok ödevi oluyor ki tontalağın işten nasıl dönüyorum ne yapıyorum vakit nasıl geçiyor hiç anlamıyorum sonra da çocuğum kendini yatakta buluyor. Her akşam yatmaya gitmeden  önce de iki bilemedin üç dakika da karalıyor bir şeyler.

Ben tontalağın çizimlerini değil de çizimlerindeki kompozisyonunu seviyorum bu arada. Toplantıya gittiğimizde resim öğretmeni, seramik öğretmeni de demişti zaten. Çizimi süper falan değil ama güzel üretiyor. Hikayeler yazıyor, isimler koyuyor yani çizimi yaşıyor resmen:)

Dün akşam ödevleri bitirdi bitirmesine de uyku saati çoktan aştı. Ben hadi oğlum hadi diye sürekli taciz ederken anne hemen çizerim lütften dedi. Masa da ayakta ismi çöl olan bir resim çizdi şipşak. Sonra bir tabela yapmış annecim açıklama yazar mısın dedi. Ne yazayım dedim. Hani Allahümme salli ala seyyidina gibi yazılar var ya onun gibi dedi. Babası Arapça mı dedi. Evet dedi. Bilmiyorum ki ben ama istersen bir şeyler karalarım lakin yazdığım doğru olmaz dedim olsun dedi. Karaladım. Sonra altına Türkçe açıklamasını yazar mısın dedi. Ne yazacağız ki dedim.
 
Allah korusun piramidimizi...

Evet doğru bildiniz olay mahalli Mısır. O da Keops piramidi. Yani Piramit deyince Eray sen Keopsu mu çizdin dedim. İşte dünyanın yedi harikasıdır, en eski ve en büyük olanıdır gibi bilgiler de sıkıştırdım. Yani bu çizimler yeni bilgilerin de önünü açmış oluyor böylece:)

Deveye binen çöp adam, çöl aracı(öyle diyor kendileri), arkeologlar olması gereken her düşünülmüş oluyor bu çizimlerde. Keşke akşamları biraz daha vakit kalabilse de rahat rahat dinleyebilsem..



Not: Hafta sonu Erol'un yokluğunda tüm işler bana kaldı, çok yoruldum. Ahh diyerek bıraktım koltuğa kendimi ve tontalak yanıma geldi. Ne oldu annecim dedi. Çok yoruldum çok dedim. Bırak iş yapmayı babam geldiği zaman biz babamla birlikte yaparız sen de dinlenirsin dedi. Ya tabii tabii dedim, sen iş yaparken bize hiç yardım etmiyorsun ki dedim. Aaaa annecim yapıyorum ya dedi. Neden ben görmüyorum o zaman diyerek cevap verdim. Ben babam iş yaparken yanında duruyorum, işleri yapıyor mu yapmıyor mu diye babamı kontrol ediyorum dedi. Sonra ekledi beni bir belediye gibi düşün annecim... Ya ben bu zamana kadar olayı hep yanlış anlamışım:)) Meğer çocuğum bana yardım ediyormuş, anlayamamışım...

Çarşamba, Kasım 05, 2014

Osman gökkuşağının altında top oynuyor


Eray'ların sınıfında duvarda bir yıldız tablosu var. Öğrencilerin adı yazıyor ve karşısına da yıldız şeklinde stickerlar yapıştırılmış. Eray'a bu ne oğlum dediğinde İngilizce öğretmeni astı dedi. Sanki bilmiyormuş gibi sormuştum. Peki niye. Derse katılan, uslu duran, öğretmenini dinleyen çocuklar sticker kazanıyor dedi. Sadece hımm diyebildim. Ama içimden ne laflar ettim. Ne kadar gereksiz bir uygulama..

Aslında bu her sene yapılıyor okulda ve her sene hissiyatım aynı. Çocukları ötekileştirmekten, birbirine rakip haline getirmekten ve gereksiz hırslara sokmaktan başka hiç bir işe yaramıyor. Neyse efendim geçen hafta cuma günü İngilizce öğretmeni ayın İngilizce yıldızlarını seçecekti birinci, ikinci ve üçüncü şeklinde. Karneye yazmıştı da o nedenle biliyorduk.

Cuma günü akşam whatsapptan bir veli sınıf öğretmene bizim de görebileceğimiz şekilde mesaj atmış. Kısaca öğretmenin seçtiği ödül için serzenişte bulunuyordu, diğer çocukların canı çekmiş diye de eklemiş. Ödül çikolata imiş ve öğretmen diğer çocukların yanında vermiş.

Bu yıldız tablosu bizi ailecek çok ilgilendirmediğinden gerek olsa bu konu hakkında Eray'a bir şey sormamıştım ama ödül hakkındaki hislerini merak etmekten de geri duramadım. O nedenle yemekte sordum Eray bugün İngilizcenin yıldızları seçilecekti ne oldu seçildi mi diye. Evet seçildi annecim biliyor musun arkadaşlarım çikolatayı gözümüzün içine BAKA BAKA yedi, paylaşmadı.Ben de artık onlarla hiç bir şey paylaşmayacağım dedi. Gel buradan yak şimdi.

Cumartesi Eray'ın etüdü olduğu için okuldaydım ve ayak üstü İngilizce öğretmeni ile görüştüm. Kısaca kadın anlatılmak isteneni anlamak istemedi. Sticker işi zaten başlı başına bir tartışma konusu iken bu ödül seçimi tuzu, biberi oldu. Ve dedi ki öğrenciler de bir sorun yok bence sorun siz velilerde çok abartıyorsunuz konuyu (birkaç veli daha eleştirmiş de kendisini) pazartesi çikolata alır herkese dağıtırım dedi. Çikolata alırmış vay be. Konunun çikolata olduğunu zannediyor hala..

Konuya başka bir pencereden bakmayı reddeden bir insanın bir düşünceyi anlamasını beklememeyi çok uzun yıllar önce öğrendiğim için teşekkür ederim diyerek konuşmayı sonlandırdım. Bu teşekkür  zaman ayırdığı içindi sadece. Ya bu cümlede bir sorun yok mu? bak bu cümlede takılı kaldım..

Annecim biliyor musun arkadaşlarım çikolatayı gözümüzün içine baka baka yedi, paylaşmadı. Ben de artık onlarla hiçbir şey paylaşmayacağım.

Sonra bu olay unutulmaya yüz tutmuşken sınıf öğretmeni whatsapptan bir fotoğraf paylaşmış. 8-9 öğrenciyi tahtaya kaldırmış, defterlerini havaya kaldırtmış ve yaşasın en düzenli defterleri seçtik diye de yazmış. Yaşasın mı?  Zaten hepi topu 14 kişiler. Geriye sadece 4 çocuk kalmıştır toplasan.

O an nefessiz kaldım, gözlerim yaşlarla doldu fotoğraf karesine giremeyen çocuklar için. Acaba ne hissettiler.


(Disgrafi yaşayan bir çocuk varsa aralarında ne olacak. Olacağı şu tabi o çocuk o tahtaya kalkıp o anlamsız fotoğraf karesine hiç giremeyecek, hep ötekileştirilecek)



Not: Resminin adını Osman gökkuşağının altında top oynuyor koymuş. Yaptığı resimlere isim koyma huyu var ve bir köşeye yazdırır ismi. Dün resmin ismini yazarken altına da play yazar mısın dedi. Ooo oğlum aşmışsın sen yakında resimlere İngilizce isimler koyarsan hiç şaşırmayacağım dedim, gülüştük.

Annecim pazartesileri iple geçiyorum dedi. Neden dedim. O gün resim dersi var ve o dersi çok seviyorum dedi. Sonra ekledi okulda bir sorun oldu onu çizerek sana anlatabilir miyim, konuşmak istemiyorum annecim. Çizerek de insan kendini ifade edebilir neden olmasın dedim şevkle çizdi. Hoş çizdiği şeyleri anlamam için de kelimelere döktü. Bu arada hiç anlamıyorum resim dersi neden haftada bir saat. Resimlerle anlatılmak istenen Ela Lale el eleden daha mı önemsiz...

Not 2: Eray'ın yıldızları sınıfın ortalamasının  üstünde olduğu halde biliyor musun ben birinci olamam dedi gülerek. Üzüldüğü için söylemedi bu cümleyi, o an tespiti gelmişti. Neden dedim. Derse katılıyorsun belki olursun dedim ağzını aramak için. Annecim sadece derse katılmak yetmiyor ki dedi sırıtarak. Bu çocuk kendini iyi tanıyor :) Sonra kucağıma aldım onu, öptüm saçlarından. Biliyor musun stickerlar, birincilikler bir anne olarak hiç ama hiç umurumda değil benim.Derse katılıyorsun öğreniyorsun ya önemli olan bu. Hep derim bilgi bir insan için en iyi hazinedir. Lakin güzel oğlum birlikte yaşamamızı kolaylaştırmak adına konan kurallar da en az bilgi kadar önemli..