Salı, Ekim 05, 2010

çok uzakta kaldı

aktıvıte

Babası şirket yemeği olduğu için eve geç gelir, kapıdan girer girmez tontalak
-acınaklı bir ses tonuyla kapıyı göstererek baba nay nay der(otelin çocuk diskosu)
 -ama oğlum nay nay çok uzakta kaldı
-bırr bırrrn (arabayla gidelim demek istiyor)
-ama oğlum arabayla bile gidilince çok uzak
-(elini havaya kaldırıp uçak gibi sağa sola kıvırıyor elini) uuuu uuu,dütttt
-uçakla mı gidelim diyorsun
- hı hııı -ahhh oğlummm benim(sarılırlar)
-babammmm :)

Not:hergün babasına gitmek konusunda ısrar ediyor, oğlum çok özledi tatil yapmayı çok.

Pazartesi, Ekim 04, 2010

yapma bebeğim

eray havuz

teyzesi izin aldı Erayla birlikte takılıyorlar bugün ilk defa tüm gün birlikteler ve telefon açmış diyor ki

-ayla ben Erayı hiç böyle bilmezdim canımı okuyor, öttürüyor düdüğünü (yani istediğini yaptırıyor demek istiyor)
-ne yapıyor ki
-televizyonu sallıyor yapma bebeğim o sallanmaz diyorum sırıtıyor gözümün içine baka baka sallıyor - :)

Ablaya not: Siz bunu çok şımartmışsınız böyle olmaz bana verin iki günde muma çeviririm diyordun al iki gün senin olsun eti senin kemiği benim birinci gün bitti bile, hayde kolay gele günümü şenlendirdin bebeğim:)

Cumartesi, Ekim 02, 2010

bir daha ki olimpiyatlarda bizde varız

Antranör işin ehli, sporcumuz ise azimli olunca bir dahaki olimpiyatlara bizde katılmak için kolları sıvadık:) bu süreçte neler olmadı ki çok çalıştık havuz6 hırslandık havuz7 isyan ettik havuz5 azmettik havuz8 umutsuzluğa kapıldık havuz çalışmaları oyuna çevirdik havuz2 çok yorulduk havuz3 ama başardık:) havuz1

Bitti

ŞEZLONG1 Nöbetimizi ayarlayamadığımız için yan gelip yatma zamanı bitti:( Şimdi çalışma zamanı ŞEZLONG Ayrıntılar az sonra:)

Cuma, Eylül 24, 2010

kısa bir mola

tatil1

Bugün artık son gün , haftasonu yakın arkadaşımın nikahı olduğu için yarından çıkamıyoruz yola, bir hafta sonra görüşürüz. Hoşçakalın

Perşembe, Eylül 23, 2010

paratoner gibiyimdir allahım nazarlardan saklasın

10 dakika önce girdim ofise pazartesi günü tatile çıkacağımız için inşallah bir aksilik olmaz modunda olduğum için hertürlü belayı, aksiliği çekiyorum üstüme. Öğlen tatilinde bize yakın olan bir pazar var hem evdeki eksikleri oradan alırım hemde erayın kremi bitmiş eczaneye uğrarım hemde eşime aldığım gömleği değiştireyim diye çıktım çarşıya. Hoplaya zıplaya yürürken aceleyle ayağım kaydı düştüm yokuş aşağıya. Rahat 2-3 dakika var kalkmadım yerden,kaldırmak isteyene de mani oldum,herkes beni seyretti o süre boyunca.Ben böyle bir acı görmedim. Sağ kolumun üstüne düştüm omzumdan bileğime kadar bir yanma oldu. 15,00 kadar bekledim omzumdaki yanma hafifledi ama dirseğimdeki acı hiç geçmedi. Tatilde başıma iş açar diye atladım taksiye gittim hastaneye. Allaha şükür sadece yumuşak doku zedelenmesiymiş, ağrı kesici bir bandaj(Voltaren Patch) verdi. Bir kutu bulabildim piyasada ilaç yokmuş dediler, işten çıkınca birkaç yere daha bakarım artık bulamazsam ararım doktoru. Bazen eşime hak veriyorum negatif düşüncelerle çağırıyorum belayı.

İşleri toplaması gereken hanımiğnesi kaçar.

Not: Ha bu arada da çok şanslıyımdır, dönüşte genel müdür ile genel müdür yardımcısı ile metroda pişti oldu o da ayrı mesele.

yumurta çıktığı kabuğu beğenmez derler ya hani

şaşkın

Ateşböceğini işten gelip biraz gezdirmek için apar topar evden çıkarken kapıyı hızla o kadar çarptı ki apartman inledi ve bana döndü bağırdı ne olduğunu anlamadığımız için annemle birbirimize bakakaldık .Sonra sessizce kapıyı açtı ayaklarını göstererek ayyak ayyak dedi(ayakkabılarımı giydirin).İşittiğim azarın sebebi kapıyı o değil ben açtığım için idi.

Uzun bir süredir hemen herşeyi kendi yapmak istiyor. kapıyı kendi açacak asansörü kendi çağıracak,düğmesine kendi basacak yolda elini tutmadan kendi yürüyecek yemeğini kendi yiyecek gece gözleri yarı açık yarı kapalı iken bile sütünü kendi içecek bezi alınırken mutlaka elinde bir tane formaliten kolonyalı mendil altını kendi silecek mama sandalyesi değil, büyüklerin oturduğu sandalyelere oturacak Eğer unutup asansörün düğmesine onun yanında bastıysanız vay geldi halinize, kızılca kıyamet kopuyor, uzun süre kendine gelemiyor. Bir gün yemek yerken makarnayı çatala batırıp ateşböceğimin eline verdiğimde çatalı aldı, makarnayı çıkardı tabağa koydu ve aynı markanayı çatala batırdı yedi ve elini leziz olmuş şeklinde sallayarak anne ımmmm dedi.Annanesi de bak sen yumurta çıktığı kabuğu beğenmez ya hani o hesap dedi,herkes güldü Tabi bu durumun yumurta-kabukla hiçbir alakası yok.Erayın 2 yaşındaki gelişiminin doğal bir parçası.(Bağımsızlık evresi)Artık o birey ve annesinden yani ailesinden bağımsız hareket edebilmenin tadını çıkarmak istiyor. Bu yaşa özgü en belirgin özellik bütün ikili ilişkilerde öne çıkan benmerkezci tutummuş.Yani sadece kendileri varmış ve tüm dünya onların dediklerini yapmak zorundaymış gibi tavırları varmış(ki gerçekten öyle) Bu tavırları 3 yaşına kadar çok belirgin olurmuş, zaman içinde giderek azalan bir şekilde yaklaşık okul çağına kadar sürebilirmiş.Yapısı ve doğal gelişimi içerisinde isteklerini ve beklentilerini ertelemeyi bilmeyen çocuklar ailesini bu konuda zorlayabilirmiş(ki bizde bundan dertliyiz beklemeyi asla bilmiyor).

Bu dönemin ne zaman biteceği yada daha sakin bir döneme girileceği de tamamen ailen tutum ve tepkilerine bağlıymış. İşte biz bu noktada tıkanıyoruz ve bu noktada çok kaygılıyım,düşünmeden edemiyorum. Çünkü eray annane, babaanne- anne üçgeni içinde büyüyor.Bu dönemin en önemli özelliği çocuğa karşı tutarlı olmak yani birinin hayır dediğine diğerinin evet dememekmiş..Babaannemiz çok serbest ağlamasın ,üzülmesin ,yormasın diyerek hemen her istediğini eline veriyor(verilmeyecek şeyleri bile), annanemiz ise tam tersi aşırı kuralcı, aşırı disiplinci, arada ben orta dengeyi kurmaya çalışıyorum ama olmuyor ,olamıyor. Dengeyi kurmaya çalışırken birde iki taraf tarafından eleştiriliyorum o da ayrı bir konu.

Geçen akşam Eray kendi çorbasını kendi içmek istedi, pilav makarna gibi katı yiyecekleri rahat yer ama sulu şeyleri doğal olarak döküyor. Annane hemen karşı çıktı hayır heryeri pisletir. Masada örtü var yıkanır, üstü çıkartılır, sandalyeler silinebilir(deri) bence sakıncası yok anne döke döke yesin dediğimde yemek boyunca hem çocuğa baktı hem bana bakarak cık cık cıkladı çok rahatsın ayla hem de çok rahat dedi.Bunun rahatlıkla alakası yok bence yapabileceği şeyleri yapmaya izin vermek gelişimi açısından çok faydalı olacağını düşünüyorum.Zaten Eray hiç beceremeyeceği şeyler konusunda mutlaka yardım ister. Yani evet asansörün düğmesine kendi basmak ister ama düğmeye uzanamadığı için kucağımıza almak için kollarını açar al al der(sonuçta uzanmak için yardım istiyor).Evet kapıyı kendi açıp kendi kapamak ister , dışarıda elini tutmadan yürümek ister ama ayakkabılarını kendi giyemeyeceğini bildiği için ayyak ayyak der. Annem geçen gün kayınvalidenle ortak bir dil geliştiremedik dedi ama her ikisi de kendi yaptığının daha doğru olduğunu düşünüyor.Bu konuda dün akşam eve giderken yolda kaygılarımı eşimle paylaştım(zaten hep paylaşıyorum da)Canım haklısın ama 50 küsur den sonra insanları değiştiremezsin sen ne okursan oku, onlarla ne konuşursan konuş yine kendi bildiklerini yapacak sen de aslında çok iyi biliyorsun bu konuda yapılacak şimdilik bir şey yok dedi(4 yaşında kreşe vermeyi düşünüyoruz) ve konu herzaman ki gibi kapandı

Not: Resimde Eray 2-3 aylık iken, baksanıza Eray ile anlattıklarıma şaştı kaldı.

Çarşamba, Eylül 22, 2010

gözlük sorunsalı-dak dak dak

sahil cami

İlkokul 4. sınıftan beridir gözlük takarım. Gözlüğümü ilk taktığımda ay ne güzel yakışmış demelerini mi bekledim bilmem arkadaşlarıma göstermek için hızla sokağa fırladım. Beni ilk gördüklerinde gülerek dört göz, dört göz diye dalga geçtiler.O günü hiç unutmam ağlayarak eve kaçmıştım ablam da takma taktıkça daha çok üstüne gelirler sende onların bir kusurunu bul sende onlarla dalga geç demişti. Çocukken bile insanların kusurlarıyla dalga geçmeyi beceremedim yada becerekmek istemedim demek daha doğru olur.Zamanla bu duruma alıştım hatta o kadar alıştım ki kendimle dalga geçmeyi bile öğrendim. Dört tane gözümle bile göremedim dedim mesela. Üniversiteyi bitirdiğim yıllardı gözlükten sıkıldım, uzun bir müddet lens kullandım sonra lensten de sıkıldım gözümü çizdirmek istedim ama cesaret edemedim. Tekrar gözlüğe döndüm rahat 3 yıl var lens hiç kullanmadım. Bu aralar gözlükle fena halde başım dertte aslında gözlükle değil bizim evde yaşayan tomurcukla başım fena halde dertte.İlk 11 ay gözlüğümü hiç ellemedi ama 11. aydan sonra ne oldu bilmem ilk fırsatta gözlüğümü almak için benimle mücadele etti. Boşta bulunduğum zamanlar gözlüğümü alırken yüzümü tırmaladı,gözlüğü alırken canımı acıttı...Şu sıralar derdimiz başka,gözlüğü çıkarttığım an dak dakk dakkkk diye peşimde dolanıyor. Şimdi yatıyoruz yatarken gözlük takılmaz diyorum hiçç dinlemiyor dak dak dak diyor bilmem kaç dakikalar boyu. Hatta gece ağladığında yanına gittiğimde bir gözü açık bir gözü kapalı iken bile gözümü göstererek dak dak dak diyor, bende yok artık diyorum.Taktırına kadar hiçç susmuyor, artık gözlük meselesini unutup başka şeye takılmasını bekliyorum:)

Not: Bugün çok heyecanlığım ahretliğim artık kesin dönüş yapıyor, gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Salı, Eylül 21, 2010

yok yok şikayet değil sadece dertleşeyim istedim

eray

Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz ateşböceği beni dün akşam çok üzdü. Uzun zamandır kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Ağzında birkaç gündür aft vardı onun da etkisiyle o kadar hırçınlaştı ki dün akşam ne yapacağımı şaşırdım.

Annemde bir gece önceden uykusuz olduğu ve gün boyu huysuz Erayla uğraştığı için o da tüm akşam söylendi durdu. Ağzından yemek yiyemiyor, iki dakika da bir ağzını gösteriyor öpüyorum yanağından sanki geçmiş gibi acısı birkaç dakika duruyor sonra tekrar yanıma gelip anne diyor, herşeye ağlıyor, yetmiyor hırsını alamayıp bana vuruyor(en çok bu duruma üzülüyorum) istediği şeyi versek bile mızmızlandı.

Annem ise ben böyle çocuk görmedim çocuk dediğin oyuncaklarla oynar,çocuk dediğin tv izler ,yok çocuğu yetiştiremediniz, yok şurada yanlış yaptınız diye tüm gece söylendi. Bir yandan Eray, bir yandan annem beni dün akşam çok üzdüler.

Beş dakika mutfağa kaçtım cam açıktı zaten ,çok güzel esiyordu kafamı çıkardım, rüzgar yüzüme vurdukça ben daha çok sıraladım sinemaya-tiyatroya gitmeyi özledim, İstiklalde yürümeyi özledim, arkadaşlarımla sohbet etmeyi özledim, sessizliği özledim ,uyumayı özledim, kesintisiz kitap okumayı özledim, dvd ye film takıp karanlıkta film seyretmeyi özledim, acele etmeden salına salına etrafı seyrede seyrede yürümeyi özledim, soğutmadan çay-kahve içmeyi özledim, lokmalarımı yutmadan önce çiğnemeyi özledim . Aylaaa nerde kaldın diye çağıran bir ses olmasaydı bu liste akşam uzar giderdi ama .... işte ...

Cuma, Eylül 17, 2010

Nice senelere

Yıldönümü

Santraldeki kız telefon açtı Bir paketiniz var alır mısınız dedi Nereden geldiyse aklıma aman ne olur kredi kartı vs gibi birşeyse almam dedim. Yok yok öyle birşey değil dedi, ee nasıl bir şey ki... Çiçek demeye kalmadan ayy inanmıyorum bugün 17 eylül dimi dedim. Önce koşarak çiçeğimi teslim aldım, sonra eşime teşekkür telefonu açtım ,sonra çantamı alıp koşarak şirketten çıktım allahtan öğlen tatiline denk gelmişti hediyemi aldım.
Aslında iki -üç gün önce birşey beğenmiştim internetten sipariş verecektim, akşama doğru veririm demiştim sonra hep uçmuş aklımdan evlilik yıldönümümüz ta ki bugüne kadar.

17 Eylül 2005 5 yıl dolu dolu bitti bugün halbuki dün gibi aklımda herşey. O günden bugüne çok büyük mutluluklar, üzüntüler,sevinçler, umutsuzluklar,kırgınlıklar yaşadık birlikte inşallah sevginin güvenin,sabrın bir ömür boyu bitmemesi dileğiyle nice senelere aşkım

 yıldönümü1

Perşembe, Ağustos 26, 2010

içimden kopanlar

canıma can katan
nefes alışımı anlamlandıran
varoluş sebeplerimden en özeli, en güzeli
en güzel hikayem
en büyük vazifem
beni güzelleştiren
önce karnımda sonra kucağımda en sonunda da kalbimde taşıdığım
cennetten ön sıralarda yer ayırtmama sebep olan
kulağımdaki en güzel tınım
dilimdeki en müthiş kelimem
bitmeyen sevdam
İyi ki doğdun İyi ki varsın

SENİ SEVİYORUM
Annen

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Zaman ne çabuk geçiyor

beni tanıyacağı günler gelecek mi anne kendi başına oturacağı günleri de görebilecek miyim anne ilk adımlarına şahit olabilecek miyim anne bir yaşını dolduracağı günlerde gelecek mi anne bana annemmm diye sesleneceği günleri de duyabilecek miyim anne(annem değil annennn diyor ama olsun) diye diye diye işte 2. yaşını da dolduracak bu haftasonu çok klişe olacak ama zaman ne hızlı akıyor, ne çabuk büyüyorlar bugün kafam çok dolu en sonunda nasıl bir doğumgünü yapacağımıza karar verdik. Geçen sene biraz öne alıp ramazan gelmeden Beylerbeyi sarayının bahçesinde hem arkadaşlarını hemde ilk olması sebebiyle akrabalarımızı çağırıp güzel bir organizsazyon yapmıştık.Bu sene ise sadece Erayın arkadaşlarını çağıracağız, önce annelere babalara iftar sofrası kurulacak, iftardan sonra pasta kesilecek Şimdi kara kara haftasonu iftara ne yapsam diye düşünüyorum.

Cuma, Ağustos 20, 2010

bidi bidi

uçak biletleri ayarlandı otel için rezervasyon yapıldı elektronik yolcu bileti çıktısı elimde iki saattir bakıp bakıp kendi kendime gülüyorum:)bugün kendimi çok iyi hissediyorum. Daha gitmemize çok var(inşallah bayramdan sonra) ama olsun küçük adamımın denizi görünce vereceği tepki şimdiden gözlerimin önünde

- anne bidi bidi*

*bıcı bıcı demek

Çarşamba, Ağustos 18, 2010

anne affff

İki gündür çok az uykuyla işe geliyorum, gerçekten çok yorgunum.Pazartesi gecesi Eray bey 01,00 de yattı sonra bakın neler oldu.

Yattıktan yarım saat sonra anne anne diye çağırdı, yanına gittim.Yattığı yerde tepiniyor mızıldanıyor. Hadi gel oğlum yanımıza diyorum hayır anlamına gelen ıııı diyor. Tamam o zaman ben yatıyorum diyorum ağlıyor. Su istermisin diyorum biberonu itiyor. Süt ister misin diyorum ııı diyor. Kollarımı açıp kucağıma alayım diyorum ıııı diyor. Sürekli hiç susmadan anne anne anne diyor, Eşimde ne istiyor ki diyor, anlasam yapacağımda bilmiyorum ki diyorum.

Yerime yatıyorum iki dakika geçmeden yanına çağırıyor yukarıdaki dialog yeniden başlıyor Eray bey hiç susmadan anne anne diyor. Susunca tekrar yerime gidiyorum bir yanımdan diğer yanıma dönmeden yine çağırıyor. Gitmesem ağlıyor yine aynı dialog başlıyor ve bu durum uzun bir süre devam ediyor ,sonra bir sessizlik Eray bey dalmış ohh diyorum yatıyorum saatin alarmı çalıyor hayır yanlış kurdum galiba diyorum bir bakmışım saat 03,10 .

Sahur yapılıyor 04,10 da yatıyoruz,Eray bey tekrar anne diyor ben galiba rüyadayım bu da bir kabus olmalı diyorum. Efendim oğlum diyorum Anne afff(off demek istiyor) diyor uyuyor. Salı gecesi yine aynı durum anne anne anne.... Şu sıcaklar artık bir normale dönsede bizim evin uyku kapıları aralansa diyorum.

Cuma, Ağustos 13, 2010

PFAPA

PFAPA çarşamba akşamı ocağımıza bomba gibi düştü.Aklım çok karışık ve PFAPA yı hala kabullenmiş değilim.Hatta o kadar kabullenemedim ki buraya yazmak ile yazmamak arasında gidip geldim. Anlatmaya nerden başlasam onu da hiç bilmiyorum.

 Salı günü tontalağım yine ateşlendi, hastanede üç gün kaldıktan sonra ateşlenmeyeceği konusunda o kadar umutluydum ki annem Eray ateşlendi dediği zaman kalbime ağrılar saplandı hemen eve gittim tontalağım koltukta boylu boyunca yatıyor, gözlerini kaldıracak hali yoktu. Ateşi o gece 39 dereceyi geçiyordu ,dört saatte bir ateş düşürücü verdik, sabah doktorunu aradım önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum annesi sadece soğuk algınlığı olduğunu düşünüyorum 24 saat bekleyin eğer düşmezse getirin bakalım dedi. 24 saat bekledik ama kendi doktorumuza değil Memorial hastanesindeki bir profesöre getirdik,çünkü 1,5 aydır 15 günde bir ateşlenmesi bana mantıklı gelmiyordu. Doktora ateşin ilk olarak ne zaman başladığını o aralarda hangi ilaçları aldığı (artık antibiyotik kullanmak konusunda kaygılarım olduğunu da söyledim)ve ateşin tekrar ne zaman başladıkları konusunda bilgi verdim. Erayın bu zamana kadar çok sağlıklı olduğunu çok az hastalığını ,22 hazirandan sonra birşeylerin değiştiğini çok huzursuz olduğumuzu belirttim.Bizi dinledi, Erayı muayene etti ve dedi ki

Yeni tanımlanana bir hastalık var PFAPA(tekrarlayan ateş sendromu)sizin anlatığınız bu hastalığa uyuyor.Bu hastalığın neden olduğunu bilinmiyor kesin bir tedaviside yok. Kan testi yapalım da kan testine bakıp anlayalım diye de bir durum da yok.5 yaş altındaki çocuklarda görülüyor ve 4-8 yıl arasında kendiğinden geçiyor. Belirli dönemlerde ateş atakları oluyor ama korkulacak bir hastalık değil dedi. Ya oğlunuza yine bir sürü tahlil, karın ultrasyonu vs yapıp canını yakayacağız ya da PFAPA olup olmadığını anlamak için bir iğne yapacağız(Prednol-l yani kortizon)dedi. Eğer benim çocuğum olsaydı iğneyi seçerdim çünkü zaten bir sürü tahlil yapılmış tekrar yapmaya gerek yok ,bu iğneyi yaptıktan sonra yarın öğlene kadar ateşi yükselmez ise PFAPA nın varlığında sözedebiliriz bu iğne ile ancak teşhis konulabilir dedi. Yok ateşi yükseldi o zaman karın ultrasyonu bir dizi tahlil yapacağız çünkü bir yerde kurutamadığımız bir iltihap var demek ki dedi. Ya PFAPA ise ne olacak peki diye sorduğumuzda ateş belirli periyodlarda tekrarlayacak o ataklarda yine prednol vurmaktan başka çare yok, prednol sadece hastalığın süresini azaltıyor yoksa tedavi biçimi değil bir de ateş ataklarının arasını açtığına dair çalışmalar var dedi. Hem oğlunuz büyüdükçe zaten atakların süresi de uzayacak artık bence bir teşhis konulsunda sizede huzur gelsin dedi( çok yıpranmış, yorgun ,huzursuz olduğumuz her halimizden belliydi)

 İğneyi vurdurduk alerji olma ihtimaline karşı hastanede 15-20 dakika bekledikten sonra eve gittik o gece ateş hiç çıkmadı.Perşembe günü de hiç ateşi çıkmadı , ama çok huzursuz nerdeyse hiçbirşey yemiyor.Doktoru aradım ateş çıkmadı dedim iyi hadi geçmiş olsun dedi yani bundan sonra ne olacak dedim kızım korkmasana bir dahaki ateş atağını bekleyin bana gelin o zaman burada konuşacağız hadi hoşcakal geçti geçti dedi tüm sinirlerimi tepeme çıkardı.

PFAPA ile ilgili makaleler okudum, çok araştırdım aklım bu sefer çok karıştı .Bir kaynakta diyor ki ateş belli periyodlarda çıkar yani mesela 21 günde bir olur eğer bir ateş 20 günde diğer ateş 30 günde çıkıyorsa o zaman PFAPAdan söz edemeyiz diyor. Bende aldım elime kağıdı kalemi ilk hastalığından bu zamana kadar tarihleri yazdım daha çok huzursuz oldum çünkü bizim periyodlar düzensiz hemen eşime telefon açtım bence PFAPA olmayabilir dedim sebeplerini anlattım çünkü gereksiz yere kortizon almasından çok korkuyordum.Bu aralar zor günler geçirdiğimiz için sinirlerimiz çok gergin eşim bunlarla uğraştığım için kızdı.

Şu an inşallah olmaz ama diğer ateş atağını bekliyorum çünkü PFAPA yı kabullenemiyorum.Kayıt altında olsun diye ilk hastalığında son güne kadar kendim için tarihleri ve kullandığı ilaçları yazmak istiyorum.

 İlk hastalık ; 24/06/2010 tarihinde ateşlendi 25/06/2010 tarihinde Türkiye hastanesine gittik, boğaz enfeksiyonu denildi. Augmentin ve ateş düşürücü verildi. Ateş düşürücü , antibiyotik işe yaramayınca 27/06/2010 tarihinde sabah 04,00 de Memorial hastanesinin acil bölümüne gittik, boğazları çok kötü bu antibiyotik bile işe yaramadıysa eğer mecbur 3 doz Rocephin iğne vereceğiz dedi. Hatta bize dediki gerçekten antibiyotiği zamanında sabah akşam verdiniz mi çünkü güçlü bir antibiyotik işe yaraması lazımdı dedi. Sinirlerimi kontrol ettim sadece evet diyebildim. Tatil için programınızı bozmayın bu iğneler onu hemen toparlayacak dedi.

 Biraz geçikmeli olarak Kastamonuya gittik iğneler vurulunca kendini topladı ama bu sefer 29/06/2010 tarihinde kene ısırdı. Yazlık kasabadaydı ,dedesinin köyüne çıkmadan olmaz denilince bir iki saatliğine çıktık, Erayın her yeri kapalıydı hiç kucaktan indirmedik eve döndüğümüzde üstünü değiştirirken kolunun altında keneyi gördüm.Keneyi görüp erayı kucağıma alıp eve 2 dakikalık mesafe olan Bozkurt devlet hastanesine götürmem bir oldu. Kan tahlili yapıldı 3 gün sonra tekrar tahlil yapılacak denildi. 02/07/2010 tarihinde ikinci kan testi yapıldı sonuçlar temiz çıktı( hastanede çok ilgilendiler çok nazik çok anlayışlılardı) son ve üçüncü kan testi var dediler, İstanbulda yaptırırız diye yola çıktık. 05/07/2010 tarihinde Memoriala gittik kene lafını duyunca bizi devlet hastanesine yönlendirdi. Devlet kene vakalarını tek elde toplamak istiyor dedi ama külliyen yalandı sonradan anladım sorumluluk almak istemiyordu mecbur Okmeydanı devlet hastanesine gittik. Sonra Şişli hastanesine gittik ne kadar süründük oralarda kimse bilemez çocuğumu mahvettiler bir sürü test yaptılar orada yaşadıklarımızı anlatıp tekrar hatırlamak istemiyorum. Allah şükür kene ile ilgili bir sey çıkmadı.

İkinci ateş 06/07/2010 tarihinde. 07/07/2010 tarihinde Türkiye hastanesine gittik Boğazları kötü ve orta kulak iltihabı olmuş dediler .Augmentin antibiyotik verdiler.

Üçüncü ateş 27/07/2010 tarihinde.Tekrar Türkiye hastanesine gittik hafif soğuk algınlığı ama antibiyotik vermeyeceğim Aferin verin dediler .Ateş 2 gün boyunca hiç düşmeyince tekrar hastaneye geldik. Bir daha antibiyotik istemiyorum çocuğumun nesi var neden bu kadar çok hastalanıyor dedim.Hep ayrı sebeplerden gelmişsiniz tesadüf deniliyor ama inanmıyorum dedim .Boğaz kültürü, idarar tahlili, alerji testi, kan testi verdi. 15,00 gibi sonuçlar çıktı Boğaz kültürü temiz ,alerji temiz ama Lökosit sayısı biraz, CRP ise çok yüksek hastaneye yatış gerekiyor dedi. Babam lafa girdi hocam şişli hastanesinden ve bozkurt hastanesinde yapılan tahlillerde bu değerler yüksekti zaten dedi. Doktorumuz o sonuçları gördüğü için yok hayır o kadar yüksek olamaz yanılıyorsunuz dedi.Sonuçlar yanımda dediğimde bakayım dedi ve şaşırdı haklısınız dedi. Hatta ben şişli hastanesinde kene araştırması yapılırken Eraya genç bir doktor baktı dedim ki Crp nedir ve neden bu kadar yüksek dedim. Bana karaciğer enzimlerini gösteren değer antibiyotik kullanmış bazı ilaçlar bu değerleri yükseltir kafaya takma demişti. 29/07/2010 tarihinde yatış yaptık serumla çok zor bir gün geçirdik çünkü tek kişi refakatçi yetmiyordu ben hep hastanedeydim babaanne ile annane vardiyalı geldi biri gündüz biri gece bana yardım etti.. Biri erayın kolunu tutuyordu çünkü çıkarıp atıyordu.Bir buçuk şişe serum yedi ilk gece hemşire dediki kol şişiyor serumu çıkartmam lazım yarın tekrar damar yolunu açarız , o gece sabaha sabah ağladı .Sabah akşam birde Rocephin iğne verildi. İkinci günü damarı açmaya geldiler ,elinin içi, dışı kolları belki 6-7 yerden deldiler ama damar yolu bulamadılar ,çocuğum o gün mahvoldu .Bacaktan sadece iğne yapmaya karar verdiler.Yine kan aldılar CRP yarı yarıya düşmüştü .Hastanede gören herkes bu çocuk mu hasta dediler çünkü ateş düştüğü için çok sağlıklı bir görüntüsü vardı.Hastaneyi talan etti iki dakika yerinde durmadı namı o kadar yayılmıştı ki başka bölümden gelen hemşireler Eray bey bu mu dediler, hatta bir hemşire henüz görevi yeni devralıyor demek uykuyu sevmeyen küçük adam bu dedi. Sonradan anladım hasta dosyasına herşeyi kayıt ediyorlar tesadüf gördüm.

 Demişler ki sağlıklı görüntüsü var, uykuyu sevmiyor, çok enerjik, çok mutlu (o kadar şeye rağmen)bir çocuk.Üçüncü günün sonunda çıktık hastaneden, 3 doz daha Rocephin verildi. 03/08/2010 tarihinde tekrar kontrol ve kan testi .CRP tamamen düşmüş hadi gözünüz aydın dediler. Bu arada iştahı arttı moralimiz düzeldi o kadar emindim ki ateşinin çıkmayacağına

Dördüncü ateş 10/08/2010 tarihinde çıktı,annem aradığında sadece ağlamak istedim. Yorgunluğumuz, huzursuzluğumuz ,çok az uyumamız hiçbiri umrumda bile değil ama oğlumun çektiklerini görmek çok acı veriyor. Phapa olma ihtimali olduğunu söyleyince herkes buna da şükür neler var ,kendiliğinden geçecekmiş niye üzülüyorsun ki dedi. Yok efendim bu kadar basit değil. Evet Allahıma şükürler olsun çok kötü birşeyde çıkabilirdi , mesela hemen herkes tanır bir Nehircik var ki Allah annesine babasına sabırlar versin. O küçük bedenin Allah yardımcısı olsun. Asla isyan etmiyorum, kendimi oraya buraya atıp dellenmiyorum ama yinede çocuğumun sosyal düzenini bozacak diye kaygılanmaktan da geri duramıyorum.

Tam olarak ne demek istediğimi anlatmak için iki link ekledim.

http://immunoloji.uludag.edu.tr/notlar_seminerler/pfapaw.htm

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/400602.asp

Not:Biraz önce şirket doktoruna gidip anlattım bizim ataklarımız düzensiz PFAPA olmayabilir mi aklımda soru işareti var dedim.Bana tıpta katı kurallar yoktur, illede düzenli olacak diye birşey yok dedi:(İştahsızlığın sebebide vurulan Perednol ilaçmış,iştahsızlık yaparmış kendisini toplamak için bir hafta süre tanıyın onun rezervi vardır dedi.

Allah tüm küçük meleklerin yardımcısı olsun.

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

Yatağın dili olsa

yatak

Yaz başladığından beri güççük bey yerinde değil yanımızda yatmak istiyor.Uyuduktan bir saat sonra anne diye beni çağırıyor kucağını açıyor almam için . Sonra yanımızda rahat edemeyince yatağına gitmek istiyor biraz yatağında yatınca tekrar anne diye çağırıyor beni.Kalkıyor benim yastığı istiyor, ben küçük beyin yastığını alıyorum, sonra babasının yastığını iterek alıyor babası erayın yastığını iterek benden alıyor ben erayın yattığı kendi yastığımı alıyorum, sonra güççük bey kendi yastığını istiyor (iterek alıyor)babasından, babasıda benim yastığımı alıyor, ben babanın yastığını alıyorum bu trafik gece boyunca devam ediyor.Bazende hiçbir yastığı istemiyor tekmeleyerek aşağıya atıyor herkes yastıksız kalıyor.

Baba ve güççük bey Resim 1.1.2 de görüldüğü gibi sereserpe yatıyor annede artık yatağın hangi kıyısında yer bulursa kıvrılarak yatıyor, sonra sabah Allah Allah bacaklarım neden bu kadar ağrıyor diye düşünebiliyor:) Tontalak (bu ismi Ayşe teyzesi buldu) bey isterse bacağını babasının üstüne atabilir, annesinin karnını yastık olarak kullanabilir, annesinin koltuğunun altına girebilir ama bizlerin tırnağı tontalak beye değerse hiç acımadan tekmeliyor, gecenin bir yarısı ortalığı inletebiliyor.

Sabah 07,00 de resim 1.1.3 de görüldüğü gibi şaftı kaymış tüm yatak tontalağın emrine amade oluyor.

 keyif

Cuma, Ağustos 06, 2010

Eraydan inciler

Uzaktan bir akrabamızı ziyarete gittiğimizde Eray'ın sürekli televizyonu kurcalaması sebebiyle ev sahibi amca Eraya kızdı hemde ne kızma. Eray önce dudaklarını büzdü sonra amcası baktı kızmaya devam ediyor ağlamaya başladı. Eşide gel yavrum bana ,çocuğa neden bağrıyorsun oynasın ne olacak diye kocasına kızdı sonra elini yumruk yaparak yavruma kızma döverim seni, döverim seni, döverim seni dedi Erayda teyzenin arkasına saklanarak elini yumruk yaptı, amcayı gösterek dö dö dö dedi. (döv onu demek istiyor) Bunlar 20 gün önce oldu ve unuttu zannettik.

Elindeki suyla parkeleri ıslamaya çalışırken babası tarafından uyarıldı, babayı dinlemedi bile. Babası neden ıslatmaması gerektiğini önce sakin bir şekilde anlattı Erayda dinledi ama yine kendi bildiğini okumaya devam edince babası çok sinirli bir ses tonuyla kızdı ve tabiki ağlamaya başladı. Hemen yanıma koştu kollarını açtı bana sarılmak istedi, yüz vermemek adına sarılmadım hatta kaşlarımı çattım babasını desteklemek için.Dudak büzdükçe büzdü, iç geçirip geçirip durdu sonra kendini topladı tekrar bana sarılmak istedi sonra babasına dönerek
büzüşük dudak : anne (babayı göstererek elini yumruk yaptı) dö dö dö dedi. i
ki arada bir derede kalan anne: aaa baba dövülür mü hiç ,baba çok sevilir
gülümseyen dudak: baba didi ,baba didi
mutlu anne: evet oğlum baban cici hemde çok cici

Ana fikir: Gördü ve unuttu dediğiniz şeyler halbuki unutulmuyor, bir gün lazım olur diye engin hafızalarına ,bilyasayardan bile ileri bir teknoloji ile kayıt altına alınıyor:)

Anne koltukta oturuyor, babada oğlunu kucağına almış ayakta duruyor,anne ve baba bir an gözgöze gelir, aynı şeyi düşünür ve aynı anda fırlayarak koşar masadaki kumandayı almak için.Tabiki anne herzamanki atikliği ile:) kumandayı alır baba da annenin elindeki kumandayı almak için eline şakkk diye vurur ve kumandayı alır. Annede neden bilinmez(acaba oğlunun tepkisini mi ölçmek ister ) eliyle yüzünü kapatır üüüüü üüü diye ağlar.Annesini ağlarken gören çocukta o kadar sinirlenirki babasının kucağındayken Osmanlı tokatına yakın bir tokat atar babaya. Ben ve babası bu hareketi karşısında o kadar çok şaşırdık ki bir süre ortam sessizleşti .Eray bir babasına bakıyor bir bana, benim ağzım kocaman açık kaldı şaşkınlıktan, ne yapacağımı bilemedim.Herkes kendine gelince babası anasının oğlu ne olacak diye Eraya küsüp benim kucağıma verdi:) Sonra annesi de Erayla konuştu yaptığının yanlış olduğunu anlattı(madem yanlıştı babam annemin eline niye vurdu o zaman demezler mi adama ya neyse) babasını öptürdü ve ikisini barıştırdı.

Ana fikir: Anam anam güzel anam:) tabiki değil, şakalara ve el hareketlerine çocuklar yanında dikkat edilmeli zira ciddi algılayabilirler.

Küçük bir itiraf: Kahramanımın beni koruması hoşuma gitmedi de değil hani:)