Pazartesi, Haziran 15, 2015

Babaanne tatil köyü


Haftaya pazartesi yaz okuluna başlayacak küçük bey. Bir hafta boşlukta ya okulun yaz okuluna gidip yanımızda kalacaktı ya da babaannenin Beykoz'daki köyüne gidip beş koca gün yanımızdan ayrılacaktı.

Biz hakkımızı ikinci seçenekten kullandık. Tabii benim için kolay olmadı bu kararı verebilmek. İnsanlar bu konuları abarttığımı düşünüyor hatta oğlum bile.

-Eray'cım beş koca gün ben sensiz ne yaparım
-annecim bu konuyu birazcık abartıyor olabilir misin?

Pazar günü sırf meraktan Eray'cım bavulunu hazırlamaya başla ben birazdan geliyorum dedim ve aşağıya indim. Döndüğümde ne göreyim. Bavuluna sadece oyuncak koymuş. Artık kendisinden ne beklediysem. Şort, tişört ve pijama koyacağını mı?

İş başa düştü bavulunu hazırladım çıktık yola. Ali babanın çiftliğinde şunu var bunu var diye şarkı söyleye söyleye gitti. O kadar mutluydu ki. Zaten en çok mutlu olduğu yer de orası.

Daha önce yazmış mıydım hiç hatırlamıyorum evimizi satıp çiftlik alalım diye tutturuyor Eray. Bu konuda tam da babasının oğlu.

Şimdi birazda fotoğraflar konuşsun




Biberler ekilmiş.



Fasulyeler yakında mahsulünü verir. Geçen yıl çok olmuştu. Bol bol kışlık hazırlanıp, buzluğa atıldı. Bu sene de aynı performansı bekliyoruz bakalım..

 
Domates ve salatalık da ekilmiş..

 
Babaanne ve Eray dalından meyve koparırken.Galiba siyah dut idi. Bu fotoğrafı balkondan çektim.
 
 
 
 
 
İşte böyle babaanne tatil köyünün en güzel yanı hem ultra herşey dahil hem de bedava olması. Şaka bir yana orada mutlu olduğunu bilmek rahatlatıyor annesini.
 
 

Cuma, Haziran 12, 2015

Mini mini birler bitti sıra çalışkan ikilerde

 
Sabah Facebook'a da yazdım.
 
Sanırsın ki karneyi ben alacağım. Benim heyecanımın onda biri yok evladımda. Neyse ya benim heyecanım ikimize de yeter
 
dedim. Baktım da yetti de arttı bile.Ne yapayım ya ben böyleyim.Bazen kim çocuk kim ebeveyn belli olmuyor aramızda. Anne takma kafaya, hallederiz, altı üstü ödev, önemli olan.... cümleleriyle bir yıl boyunca sakinleştirdi beni evladım. Tamam bu hiçbir şeyi ciddiye almama durumu da bazen beni kaygılandırmadı değil. Ne yapalım benim tontalağın sıklıkça dediği gibi Allah da onu öyle yaratmış.
 
Lisede tarih öğretmenim Şetaret hanımın bana hiç ismimle seslenmediğini yazmış mıydım? Galiba bir kere bahsetmiştim. Bana telaşe memuresi derdi. Söyle telaşe memuresi, yine aklına ne takıldı telaşe memuresi, seni dinliyorum telaşe memuresi. Hep yaşama dair bir telaşım vardı benim..
 
İşte böyle telaşe memuresi annenin böyle 3XL evladı olsun.
 
Her şeyin bir sebebi var olduğuna inananlardanım. Ana-oğul hayatı böyle dengeliyoruz kanımca..
 
Şaka gibi be blog. Mini mini birler bitti gerçekten de.Darısı çalışkan ikilere. İnşallah seneye isminin hakkını verir..
 
 


Not: 1.sınıf karnesini aldı - 12/06/2015
Hissiyat: Bazı şeyler yaşanarak öğrenilir.

Çarşamba, Haziran 10, 2015

Pazarlık mı? Fırsatçılık mı?

06/06/2015- Arkadaşlarıyla playstation turnası yaparken
 
Malum cuma günü karneler alınacak. Öğretmenimize o gün verilmek üzere hediye alındı. Allahtan bu konularla sınıf annemiz ilgileniyor da bir karışıklık olmuyor. Ne diyeyim Allah razı olsun ondan..

Dün akşam mesaj attı. Şunları şunları aldım diye. Yarın sabah okula uğrayacağım çocuklara parayı verirseniz alırım dedi.Ve ekledi paranın öğretmenlerine alınan hediyenin parası olduğunu söylemeyin lütfen. Haklı tabii. Çoğu kişice bilinir bu yaş çocuğunun ağzında bakla ıslanmaz bazen..

Neyse efendim konuyu uzatmayayım parayı hazırladım ve para elimde;

-Eray'cım bak bu parayı yarın İ.Kerem'in annesine verirsin tamam mı?
-Neden
-çünkü ona borcum var
-ne borcu
-benim adıma bir şey almıştı da yarın okula gelecek verirsin tamam mı benim güzel oğlum...
-20 tl paranı alırım
-efendimmmm (cümleyi algılamaya çalışan annenin şaşkınlığı)
-20 tl verirsen veririm diyorum
-30 tl parayı ulaştırmak için benden 20 tl mi istiyorsun
-tamam tamam 5 tl ver o zaman (30 tl paraya karşılık 20 tl  istemenin mantıksız olduğuna karar verdi demek ki)
-sana inanamıyorum bu yaptığın fırsatçılık
-hayır annecim seninle pazarlık yapıyorum
-pazarlık mı ne pazarlığı fırsatçılık bu yaptığın ve bu çok çok çok çok ( cümleyi tamamlayacak kelime bulunamadı)
-tamam sen bilirsin borç senin borcun o zaman git kendin ver


Hala şaşkınım. 20 tl paranı alırım dedi çocuk ya..

Bu arada 30 hikaye okuyarak puzzle tamamladı.


Not: Hafta sonu çocuğumun programı o kadar yoğun oluyor ki bize sıra gelmiyor resmen.Cumartesi bir arkadaşının doğum gününe gittik.Doğum günü sonrası da playstation oynamak için sözleşmişler.  Bize soran yok. Bu hafta sonu da başka arkadaşının doğum günü var. İnşallah sıra bize de gelecek.. 

Salı, Haziran 09, 2015

Tespit

Annesinin boyuna yaklaşan oğul- anne fotoğrafı

Kararsız bir insanım. Hep öyleydim. Bu yaştan sonra da bu konuda değişeceğime dair bir umudum yok. El kadar çocuk bile diyeceğim ama fotoğrafımıza baktım da boyum kadar olmuş. O zaman şöyle diyeyim boyuma yaklaşan benim nazarımda hep el kadar kalacak çocuğum bile anlamış huyumu..

Cuma akşamı anneanneden Eray'ı aldık eve dönüyoruz yol üstünde bulunan mavi jeanse gireyim dedim. Ne Eray ne de Erol benimle gelmek istedi. Artık nasıl baktıysam onlara sonradan girdiler mağazaya. İki kot arasında kaldım her zaman ki gibi. Bu arada Eray babasına fısır fısır bir şeyler söyledi. Erol annene de söylesene bu tespiti deyince ne tespiti diye sordum. Nasılsa aldıktan sonra keşke öbürünü alsaydım diyeceksin ya onu diyordum babama dedi. Vayy büyüdü de artık anneyle dalga geçmeler başladı ha..Zaman çabuk geçiyor be blog..

Erol'a doğru söyle yakıştı mı diye sordum. He, iyi, güzel, yakıştı gibi gayet kısa ve net cümleler kurdu yani her zaman ki gibi. Allahtan oğlum bu konuda babasına çekmemiş.Eray doğru söyle yakıştı mı diye sordum. Manken gibi olmuşsun annecim dedi. Ya da annecim hani kilo aldım diyorsun ya sen( ben söylemiyorum sen söylüyorsun lafını da belirtiyor ki üstüne yağmayayım, çok zeki çok) ondan biraz dar oldu sanki.

Verdik paça boylarını çıktık mağazadan, zor dayandım Hasdal'a kadar. Yaa Erol keşke koyu olanı alsaydım dedim. Bakk babacım ben sana demedim mi dedi. Sonra üç kişi eve gidene kadar güldük..





Perşembe, Haziran 04, 2015

SüperCin


Eray'ın ateşi hala çok yüksek. Kendi gibi ateşi de inatçı. Düşmek de bilmiyor meret. Boğazına baktım kötü durumda. Bugün öğle doktora gideceğiz inşallah.

Neredeyse hiç kalkmıyor yataktan. Sürekli hareket halinde olan bir çocuğu öyle görmek nasıl bir duygudur bilir misin? Allah beterinden saklasın tabii..

Yataktan kalktığı ender zamanların birinde baktım bir şeyler çiziyor. Ne yapıyorsun dedim. Çizgi roman çiziyorum dedi..Ohh ohhh çiz tabii dedim.Bir süre sonra da ateşi yükseldi çizdiği şeye bakmak aklıma gelmedi.

Sabah hep birlikte anneanneye giderken kendi yarattığı çizgi roman vardı elinde. Aaa unutmuşum bakmaya, bakabilir miyim dedim. Sayfaları yüzümde kocaman gülümseme ile çevirdim. Arabada zıp zıplarken sadece bir iki poz çekebildim...

Çizgi Romanın adı çizgi romanın kapağında yazdığı gibi Süpercin..Bu Süpercin Ellamdülillah bir kahraman. Siyah pelerinsiz de kahraman olmaz hani.

Konusu da kısaca şöyle dünyaya doğru hızla bir meteor yaklaşıyor. Süpercin'in görevi de tabii kabul ederse bu meteoru durdurmak, insancıkların hayatını kurtarmak.. Kahraman demişiz biz Süpercin'e tabiki de görevi kabul etti.

 Aaa bur arada SüperCin'in yüzünü neden çizmedin Eray'cım diye sordum. Annecim Süpercin bir kahraman. Kahramanların yüzleri gizli olur dedi.. Sizin de aklınızda bulunsun...

 
SüperCin Meteoru durdurmaya çalışırkene

Çizgi romanın arka kapağı. Yazı ne anlama geliyor anlamadım dedim. 1 ay sonra diğer çizgi romanda tüm kitapçılarda demekmiş. Sakın almayı unutmayın.


Ve mutlu Son. Anası gibi Tontalak da mutlu sonları seviyor iyi ki.. Dünya'yı kurtaran SüperCin gönül rahatlığı ile yatağına gitti. Hakkettin SüperCin git tabii.


Not: Arada çok sayfa vardı da maalesef araba da çekemedim.

Çarşamba, Haziran 03, 2015

Bir insanın anavatanıdır çocukluğu*

Sen küçükken demiş Deep ve tamamlamamı istemiş.

*Fruko, Fanta, Tamek, Kızılay, Sprite, Cola, Fanta sayamadığım bir dünya gazoz kapaklarını biriktirmeyi severdim. Onları aynen misket gibi dizer oyunlar oynardık. Bir torba dolası gazoz kapağını her akşam kaç tane kalmış diye saymak en güzel uğraşımdı.

*Babam her maaşını aldığında bir kutu ablama bir kutu bana tipi tip sakız alırdı. Ablam müsrif olduğundan çarçabuk bitirir benim sakızlara dadanırdı. Tipi tip sakızlarımı ablamdan köşe bucak kaçırmak için çok uğraşırdım.

*Bizim evin otoritesi annemdi. Akşam babanız gelsin de siz görürsünüz cümleleri bizim evimizde hiç kurulmadı. Tersine zaman aksa da babam gelsin diye bakardık. Çünkü babamla anneme karşı Voltranı oluştururduk. (bkn : http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/03/voltran.html)

* Bunu yazacağım için sonradan pişman olacağım biliyorum ama anlayın çocukluk işte. Uzun yola giderken mesela Samsun'a camdan dışarıyı seyrederdim. Ay'ın beni takip ettiğini zannederdim ve kendimi çok özel hissederdim.

*Ev ekonomisine katkıda bulunmak için Singer marka örgü makinesi almıştı annem. O örgü makinesi ile ördüğü kazakları, etekleri ve pantolonları giymeye bayılırdım. (http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/03/ve-insan-bazen-duymak-ister.html )

*Annem kışın örgü yapar satar yazında pul işlerdi.Annemle yazın oturup basit pul işleri yapmayı çok severdim.

*Sonra annem o el emeği göz nurları ile kazandığı paralar ile bizi rahmetli Kemal Sunal filmlerine götürürdü.Çok ama çok eğlenirdim. Beşiktaş'ta adını şimdi unuttuğum bir tiyatroda sihirbazlık gösterileri olurdu ve o gösterileri gözlerimi hiç kırpmadan hayretler için seyrederdim.

Ablam ve Ben

*Bizim sülalenin kadınları ekmeğini taştan çıkaran tiplerdi onları anlatsam sayfalar dolusu yazı olur. En güzel örnek annem ile halam. Halam balık tutmayı çok severdi.Ortaköy'den Kuruçeşme'ye birlikte yürür sonrada köşemize gider balık tutardık. Benim görevim balıkları iğneden kurtarıp kovaya atmak. Halam tekrar tutana kadar kovaya eğilip balıkları seyretmekti. Sonra bir kova dolusu balıkla yani o akşam ki rızkımızla eve döner bir güzel yerdik. Bizimle birlikte kediler de bayram ederdi.

*Denizden rızkımızı ayrı çıkarırdık, topraktan ayrı.. Ortaköy'den Trt'ye kadar yürürdük. Şimdi lüks evlerin olduğu yerde piknik alanı gibi bir yer vardı. Annemlerle birlikte oradan labada, kuzu kulak toplamayı çok severdim. Hatta ekşi bir tadı olan kuzu kulağı o an orada büker büker yerdim, tadını çok severdim. Aman ya dişlerim tadı aklıma geldikçe nasılda kamaştı..

*Halamlarla altlı üstlü oturduk yani beş çocuk birlikte büyüdük sayılır.Ve evin küçüğü olmak zor işti. Bakkaldan ekmek mi alınacak evin küçüğü yani bendeniz gönderildi. Ramazan ayında ezan okunuyor mu bana bir bak bir dinle denirdi. Sokak kapısının merdivenlerinde tek başına otururdum yok eğer çok soğuksa pencereyi açar kollarımı acıtmasın diye bir yastık koyar ezanı beklerdim. İşte o anlar benim en huzurlu anlarımdandı.

*Bizim sülalenin kadınlarının girişimcilik ruhu bana da yansımış demek hacıdan gelen tanıdıkların verdikleri takılar, oynamayı sevmediğimiz oyuncaklar, kitaplar vs oluşan bir tezgah açmıştık ablamla mahallenin köşesine. Ablam tezgahın başında durmaktan utanırdı, benim ise tüm gün başım dikti. Dilenmiyordum ki neden utanayım yaz ayının o sıcak gününde alnımın teriyle para kazanmaya çalışıyordum. Tüm gün sadece bir takı satabildik o gün girişimcilik ruhumuz sönüverdi.

*Dut yemeği hiç sevmem. Lakin Şaziye teyzenin eski arsasında bulunan dut ağacını annemlerle birlikte silkelemeyi çok severdim.

*Dut demişken erikler geldi bak aklıma. Şehriye teyzenin erik ağacı vardı. Ağacın gövdesi onun bahçesinde meyveleri ise bizim bahçede idi. Halama çıkıp mutfağın penceresine dayanan erikleri koparıp yemeğe bayılırdım. Hoş sonra halam Şehriye teyzeden helallik alırdı. Dedikodu yapmış gibi olmayayım Şehriye teyze birazcık cimriydi.

*Yastığımı yatılı kalacağım her yere (Samsun'da buna dahil) götürürdük. Annem geceleri benimle uğraşmak istemediğinden yastığı bir yerde unutacağız diye ödü kopardı.

*İlkokulda bandoda olmak beni gururlandırırdı. Önce büyük kuzenlerim giydi o kıyafeti sonra ablam en sonrada ben. 23 Nisan'da, 19 Mayıs'ta yağmur çamur dinlemeden Ortaköy'ü baştan başa dolaşıp on para ver on para ver on para vermezsen beş para veri çalmak o zamanlar bana çok havalı gelirdi. ( http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/07/minik-yurekli-kz.html)

*Allah'ım gizli saklı bir şey kalmadı ama çocukluğuma ait bu anıyı anlatmamak haksızlık olurdu. Elime bir sopa alırdım. Sopanın bir ucuna kocaman bir pamuk koyardım pamuğu kumaş parçaları ile örter sıkıca bağlar mikrofon yapardım. Mikrofonun diğer ucuna ise annemin örgü iplerini keser kablo yapardım. İpi uzun tutardım ki şarkı söylerken bir elimde mikrofon bir elimde mikrofonun kablosu. Benim hava oldu mu bir dünya...

*Annemle Türk filmi seyrettiğimizde genelde ağlardım. Film dokundu diye değil annemi ağlarken görmek içime çok dokunurdu.

*Kış akşamları annemin kestanelere çizik atmasını sonra onu sobada pişirmesini izlemeyi çok severdim. Ellerini ıslatıp kestanelere doğru suyu fırlattığındaki sese kahkahalar ile cevap verirdim. Babamın ise hemen her akşam elleriyle meyveleri soyup ablamla bizim ağzımıza  vermesinden hoşlanırdık. Yoksa başka türlü meyve yemeyi sevmiyorduk. Sonra portakal kabuklarını sobaya attığında odaya yayılan kokunun hastasıydım( http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/11/simulasyon.html)

*Jackie Chan, Bruce Lee  ve kovboy filmlerini çok severdim. A takımı, Kara Şimşek ve özellikle MacGyver dizisinin hastasıydım.

*Babamla futbol izlemeye bayılırdım.Babama erkek çocuğunun olmadığını hissettirmemek için çok severdim belki de. Bilemiyorum. Ama şunu söyleyeyim acayip izlerdim. Kendi takımımın futbolcularını geç başka takımın futbolcularını bile ezbere bilirdim. Prekazi, Arçil-Şota, Suat.. daha kimler kimler (http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/03/biz-o-gun-onlar-yenerdik-de.html )

*Mahalle kültürü vardı yaşadığım yerde. Genç kızlar genç erkekler birlikte diskoya gider, kaldırım taşlarında oturur sohbetler edilirdi ve bunun altında asla gizli anlamlar aranmazdı. Havalar ısınmaya başladığında ortak file çekilir voleybol oynanırdı. Kaldırıma oturup onları seyretmeyi çok severdim. Akşam çöktüğünde ise bayrak yarışı yapılırdı. Büyük kuzenlerim bizi de bayrak yarışına dahil ederdi. İşte o akşamlar en çok eğlendiğim zamanlardandı. Ve o gruba dahil olabilmek için çabucak büyümek isterdim.

Ben bu yazıyı yazdıkça yazayım geliyor. Elhasıl diyeyim de bir yerde sonlansın. Elhasıl ben çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Yani benim çocukluğumun üzerimde bıraktığı duygu bu.

Psikolojik ve ruhsal anlamda sağlıklı bir birey olmanın yolunun çocukluktan geçtiğine inananlardanım. Terapistler bile demiyor mu hadi çocukluğunuza inelim. Şaka bir yana benim oğlumla gayem de bu aslında. Yani arkasına dönüp baktığında 'mutlu bir çocukluk geçirmişim ben' dedirtebilmek..


*Epictetus- Bir İnsanın anavatanı çocukluğudur

Salı, Haziran 02, 2015

Yadırgadığın şeylerin bazen kanıksadığın şeylere dönüşmesi


Dün akşam iş çıkışı Eray'ı etütten almaya gittiğimde iyi görünmüyordu. İyi görünmüyordu derken enerji full çekiyordu çekmesine de ne bilim bir annenin kendi çocuğunda anlayabileceği bir şey bu. Mesela ben oğlumun gözlerinden anlarım hasta olacağını..

Yılın son etüdü için öğretmenimiz liste başa dönmesin isterseniz herkes kendi çocuğunun çantasına koysun bir şeyler demişti. Ö. ve ben yaparız biz bir şeyler dedik. Şimdi biri bir şey getirecek diğeri unutacak, öbürünün yemeği diğerinin gözünde kalacak ne gerek var değil mi? Ö. ıslak kek yaptı, annemle ben ise zeytinyağlı yaprak sarması ve patatesli sigara böreği.

Öğretmenimiz mesaj attı okul çıkışı. Perşembe etüdünde olan diğer gruba da dağıttım dolma ve börek diye. Çocuklar bayılmışlar ve öğretmenlerine Eray'ın annesine bizim adımıza teşekkür edin demişler. Bundan daha iyi ödül olabilir mi?

Eray tabağın da bulunan kek dışında hiçbir şeyi yemediği için tabağı öğretmen elime tutuşturdu. Al sana bir hastalık belirtisi daha. İştahsızlık.

Etüt çıkışı bahçede 10 dakika oynamak bir etüt geleneği olduğu için Ö., Arda'nın anneannesi ve ben oturduk banka çocukları izledik(!) Bir yandan da arkasını topladım Eray'ın. Bu sefer Ö. ve Arda'nın anneannesi de katıldı bana. Nevaleyi üçe böldük anlayacağınız.

Bu konuda gittikçe anneme benzemeye başladım. Annemde ay israf olacak, ay yazık günah diye diye tabaklarımızda ki kırıntıları toplardı. Bu durum çok hoşuma gitmezdi. Ama sonra ne oldu bilogcan bil bakalım. Yine hayat yapmam dediğimi yaptırdı, yutmam dediğimi yutturdu.

Eray ilk gıdaya geçtiğinde başladım bende annemleşmeye. Anne sütü, yumurta sarısının bilmem kaçı, bebe bisküvisi, ceviz, akşamdan suya konulmuş peynir vs. den oluşan bomba gibi bir kahvaltı hazırlardım. Doyduktan sonra arttı mı ay yazık olacak be diyerek doğruca mideye.

Cam rendeden geçirilmiş meyve püresi mi arttı bir saat sonra da yenilmez ki vitamini ölür nimetin dedim hopp yine doğruca mideye. Zamanla bende bomba gibi oldum olmasında konumuz bu değil. Konumuz yadırgadığım şeyin kanıksadığım şey haline gelmesi.İyi tarafı da yok değil hani. Ağzıma sürmem dediğim bir çok şeyi bu sayede yemeği öğrendim..

Çocukları beklerken seyretmeye dayanamadım bu arada. Kafamı başka tarafa çevirdim genelde. Öyle tehlikeli oynuyorlar ki. Lana çıkmış tahterevallinin bir başından diğer başına doğru ayakta yürüyor. Erkekler ise kaydıraktan tersten çıkıp baş aşağıya kayıyor, itişiyor. Arada ay desem de çenemi kapalı tutmaya çalıştım.Eray anan ne kadar müdahale ediyor, ne kadar da heyecanlı demesinler diye sustum.

Ya işte böyle bazen sana yanlış gelen şeylere çocuğun utanmasın diye susmayı da öğreniyorsun. Ha bu demek olmuyor ki yalnız kaldığında uyarmıyorsun. Tam nasihat etmeye başladım hemen konuyu değiştirdi uyanık. Etüt de çok yorulmuş, üç kitap okumuş. 100 beyin hücresi varsa bu etüt de 99 u yanmış. Ona geriye bu akşam için sadece 1 beyin hücresi kalmış. Artık ödev de yapamazmış. Sadece dinlenebilirmiş.

Anneme geçtiğimizde bir iki kaşık yemek yedi sadece. Sonrada yattığı yerden kalkmadı. Bak bu da başka ve en önemli hastalık belirtisi.

Sabaha karşı da zaten ateşlendi.

İki arkadaşın seramik dersindeki diyalogu ile bitireyim bu yazıyı..

A: Eray hadi Allah'tan daha güzel yapacağız
Eray: Allah'tan daha güzel yapamayız, çabuk tövbe çek


Not: 02/06/2015 tarihinde Eray ateşlendi..




Pazartesi, Haziran 01, 2015

İron man-80 / Ninja Kaplumbağalar-80

Sabah kötü bir rüya ile gözlerimi açtım. Ben gözlerimi açtım alarm çaldı. Keşke Erol'un düşüşünü görmeden çalsaydı ya bu alarm dedim durdum. Nasıl etkilendim anlatamam.

Ablamın inadı sebebiyle çıktık o yükseğe. Aslında çıkarken o kadar yüksek gelmemişti bana.En önde annem, arkasında ablam sonra ben ve Erol. Ablam tam tırmandı derken tahta merdiveni yanlışlıkla oynattı.Ben son anda kendimi yukarı atabildim. Erol benim kadar şanslı değildi. Bir süre tutundu bir yere ama ben Erol'u yukarı çekemedim. Ellerimin arasından kaydı gitti. Öyle bir çığlık attım ki. Acı dolu bir çığlık. Yere çakıldığını göremedim. Çünkü sonsuz bir boşluk. Sonra sonsuz bir acı..

İşyerine geldiğimde başım ağrıyordu. Şu yazacağımdan sonra manyak mısın kızım sen diyebilirsin blog bana içten içe Erol'u tutamadım diye suçladım kendimi. Tutmalıydım ya, tutabilmeliydim.

Tamam 1.89 boyunda 90 kilo ağırlığında bir adamı 1.60'lık benim gibi birinin tutması rüyalarda bile mümkün olmuyor olabilir. Ama filmlerde oluyor ya. Hem ben mutlu sonları severim. Kız cüssesine bakmadan oğlanı kurtarmalıydı.Oğlan da kıza kahramanım benim diye sarılmalıydı. Olmadı, tutamadım ellerimin arasından kayarken sadece çığlık atabildim. Hem de acı dolu bir çığlık. Yere çakıldığını bile görmedim. Çünkü sonsuz bir boşluk. Sonra sonsuz bir acı..

Bu psikolojinin haftanın başında daha beni ele geçirmesine izin vermemeliyim. Tontalaktan bahsedeyim sana. Ondan bahsetmek hep iyi gelmiştir bana. Üzerimdeki kara bulutlar dağılmıştır bir anda.


Cumartesi günü tekvando kulübü sona erdi. Eray sarı yeşil kuşağa geçmişti geçen hafta. Yoksa yeşil sarı mıydı? Hoca sarı kuşak verdi Eray'a üzerine annen üç parmak kalınlığında yeşil kurdele diksin  dediğine göre sarı yeşil daha doğru gibi geldi bak şimdi kulağıma. Nüfus cüzdanının fotokopisini ve bir adet resmini de verdik bu hafta sonu. Hocamız kuşağını federasyona onaylatacak.

Sarı-yeşil bir ara kuşak bu arada. Bu ara kuşağın olma sebebi yetenekli ve başarılı sporcuların derecelendirmelerini kolaylaştırmakmış. Eray ilk önce beyaz sonra sarı şimdi de ara kuşak olan sarı-yeşilde..

Bir yerde okumuştum ne kadar doğru bilmiyorum bu renklerin bir de anlamı varmış. Beyaz kuşak; saflık, temizlik, masumiyet gibi anlamlara gelirmiş. Tekvandoya ilk başlayan ve hiçbir bilgisi olmayanlar takarmış. Sarı kemer; kök salmak anlamındaymış. Yere atılan bir tohum nasıl ki bir süre sonra kök salar dünyaya merhaba der,sarı kemere geçen sporcuda tekvando dünyasında kök salmış, prensipleri öğrenmiş ve gelişmeye hazır duruma gelmiş sayılırmış.

Ya işte blog oğlum kök salmaya başladı. Yeri geldiğinde kök salabilen yeri geldiğinde kanatlanabilen bir ruhu olur inşallah. Düşündüm de acaba bu mümkün mü? Yani insan hem kök salarken hem de kanatlanabilir mi? Ben sadece kök salabilmeyi becerebildim biliyor musun? O da yani galiba. Sen sanma ki köklerinin derinlerde olması her zaman iyi bir şeydir. Tecrübe ile sabit bilogcan bazen çok acı verir.

Aman neyse nerede kalmıştık Eray yüzmeden sonra ilk defa bir sporu bu kadar çok sevdi. Hocasına bitmesin diye yalvardı. Hocanın tekvando salonu bize çok ters olmasa yazın da devam etsin diyeceğim ama kim getirecek kim alacak derdi başlı başlına bir sorun. Yine de kısmet bakalım..

21 mayısta Eray'ın yıl sonu gösterisi oldu. Yazamadım. Konsept İzcilerdi. Fotoğrafları alayımda ayrıntıları anlatırım sonra.Kısaca şunu yazayım. Mutluydu oğlum çok. Hatta en çok eğlenenler arasındaydı. Ablam anlattı gösteri sonrasında. Arka sırada oturan veliler arkadaşlarına şu çocuğa iyi bakın geleceğin Cem Yılmaz'ı demişler. Ablam anlattığında hahaaytttt pardon da Cem Yılmaz'da kimmiş dedim. Gerçekten de öyle. Benim oğlum şahsına münhasır kişilik :)

Geçenlerde bilgi yarışması oldu 1-A'nın. Sınıf Iron man ve Ninja kaplumbağalar olarak iki ayrıldı. Eray Ninja kaplumbağa idi. Tüh be Iron man olsaydın dedim yalan yok. Sonuç mu? 80-80 beraberlik.

Unutmadan yazayım grubun sözcüsü Eray'ı dinlememiş. Peygamber Efendimiz nerede doğmuştur diye bir soru çıkmış. Eray Mekke demiş. Neda hayır doğru cevap o değil demiş. Diğerleri de Neda'ya katılmış.Grubun sözcüsü ilk duyduğumda kahkahalar attığım ama şu an hatırlayamadığım bir yeri (cevap çok tatlıydı çok hatta çokça da komik) yazmış. Cevap hakkı yanlış cevapla karşı tarafa geçmiş ve onlar bilmiş. Allahtan berabere kaldılar da darılmaca gücenmece olmadı. Herkes hakkıyla madalyasını taktı.

Bu arada bugün annemin doğum günü bilogcan. Her sene yazdığım sözleri yazayım yine..

'Annem, arkadaşım ,dert ortağım, sırdaşım, tontalağımın ikinci annesi, ara sıra beni fırçalayıp hizaya sokanım, huysuzum ama tatlı kadınım, es es subayım, sabah sesini duymadan güne başlayamadığım, soluğunu her an yanımda hissettiğim, Türk filmlerinde birlikte oturup ağlaştığım, gücüme güç, umutlarıma umut katanım, ömür boyu çalışsam bile uğruna hakkını asla ödeyemeyecek olanım, anne olunca değerini daha çok anladığım. Doğum günün kutlu olsun, iyi ki doğdun iyi varsın. Allah seni benim başımdan eksik etmesin'

İmza
Ömür törpün:)

Gün kötü başladı lakin şu an iyi hissediyorum kendimi.. Bu aralar çok yazamasam da bilogcan iyi ki sen de varsın..


Cuma, Mayıs 29, 2015

Rahatlık ve yadırgama arasında bir yer


Erol Almanya'ya gitti bizde anneanneye taşındık. Aslında oğlumla evde yalnız kalmayı seviyorum. Lakin annemin evi hem işime hem Eray'ın okuluna çok yakın olduğu için zamandan kazanırız diyerek bu sefer böyle yaptık.

Her sabah kalktığımdan 40 dakika daha geç kalkıyorum. Annem kahvaltıyı hazırlamış oluyor, hiç acele etmeden kahvaltımı edip 5 dakika içinde de işimde oluyorum. Sonra çalış, çalış, çalış. Mesai bitiyor. 10 dakika sonra olmadı 15 dakikada (annem ekmek, yoğurt, ayran vs siparişi verdiyse 15 dakika) annemde oluyorum. Akşam daha geç varıyorum, malum akşam trafiği :)))

Babamla eve gittiğimizde bahçede yemek masası hazırlanmış oluyor. Ellerimizi yıkadıktan sonra hep birlikte yemeğe oturuyoruz. Günün havadislerini değiş-tokuş ediyoruz. En geç 19.00 de yemek yeme olayımız bitmiş oluyor. Biraz dinlendikten sonra Eray ile ödevlere başlıyoruz. Ödevler bittikten sonra bile oynayacak çok zaman kalıyor oğluma. İşin ve okulun eve yakın olmasının avantajının tadını çıkarıyoruz. Yani anlayacağın blog bu birkaç gündür koşar adımlarla hareket etmeyi bıraktım. Salına salına yürüyorum.. Ama yine de...

İnsanın kendi düzeni gibi yok. Üç gecedir çok iyi uyuyamıyorum.Galiba yerimi yadırgıyorum, yastığımı özlüyorum. Bir ara sana küçükken yastığımla ile ilgili anılarımı anlatmalıyım.

Ben o evde doğdum, çocukluğum, gençliğim o evde geçti. Liseden arkadaşım Dilek bize kalmaya geldiğinde sabah ezanına kadar yatakta kikirdediğimizde annem ara ara odaya gelip sizi kikirdekler sabahın köründe sizi havaya dikmezsem bana da Züleyha demesinler diye o evde dedi. Gelinliğim ile ben o evden çıktım. Bunları düşündükçe yerimi yadırgamam bana çok garip geldi.



Not: Annem okul yoksa sabahın köründe bizi ayağa hiç dikmedi, hiç kıyamadı..

Salı, Mayıs 26, 2015

Film saati

Keyifsizim, yorgunum ve bla bla blaa.. Altı çizili kelimenin içini doldurmak istemiyorum. Anlam yüklemek istemiyorum belki de. Ya da görmezden gelerek dayanıklılığımı test ediyorum. Kaç kere daha test edeceksem.

Kitap okumayı bıraktım. Hayatımın en vakitsiz zamanlarında bile bırakmazdım halbuki. Bir kolumda Eray, bir elimde kitap ayakta dolanarak okumuşluğumdur vardır benim. Onun yerine parçalara bölerek film izliyorum. Bir filmi kesintisiz oturup izlemek benim şartlarımda ne mümkün. Parça bölük de olsa bana nasıl iyi geliyor anlatamam.

Bir hafta Christopher Nolan filmlerine başlıyorum mesela. Memonto, Inception, Interstellar. Adamın senaryoları gerçekten çok değişik. Kafamı çok meşgul ediyor çok..

Bütün-yarım adlı çalışmamız olan kağıt tabak Sparrow

Ya da Jane Austen kitaplarının film uyarlamalarını izliyorum. Mesela kendi hayatının anlatıldığı Aşkın Kitabını izledim bu sabah. Ben mutsuz sonları sevmiyorum be blog. Biyografik bir film olduğu için böyle bitmesi gerekiyordu Ayla diye teselli ederken buldum kendimi. Gerçekler değiştirilemez kızım diyorum. Belki de filmler de hayal ve hayal ürünlerini bu yüzden seviyorum. İstediğin sonu yaz gitsin.

Bu arada filmi izledikçe Jane Austen kitaplarının neden hep mutlu sonla bittiğini anlıyorsunuz. Gerçek hayatta büyük aşkına kavuşamamış bir kadın romanlarında kavuşturuyor sevdicekleri.Sensen and Sensibility, Emma , Aşk ve Gurur filme aktarılanlar.. Tabii benim favorim üçü arasında Aşk ve Gurur..

Aşkın kitabında oynayan James McAvoy'a da bayıldım ayrıca. O adamı ayrıca Christian Bale'i severim. Bak Erol'un sesi geldi kulağıma

- Sen elalemin adamına nasıl bayılırsın
-Ya canım adamın filmdeki performansına bayıldım demek istemiştim

Adamın kıskandığı adama bak. Christian Bale...

-Erol demişken en sonunda sayılı gün geldi ve çattı. Yarın sabah Almanya yolcusu. Türkiye'yi temsilen gidiyor ve 70 den fazla ülke var grubunda. İşi hiç kolay değil. Üzerinde çok fazla heyecan ve baskı var. İnşallah emeklerinin karşılığını alır. Yarışmanın bitmesini hayırlısıyla bende dört gözle bekliyorum,gerçekten çok yoruldum-

Ya da dans ile ilgili filmler izliyorum.Genelde eski filmler oluyor. Gençliğimde kırk kere seyrettiğim ve seyretmekten bıkmayacağım filmler. Geçen hafta  Dirty Darcing'i izledim. Her seyrettiğimde de aynı duygu.Bu kız oynamak zorunda mıydı? Başka biri oynamalıydı bence. Mesela ben. Ya şaka şaka

Final sahnesindeki time of my life şarkısı benim çocukluğumun ve gençliğimin şarkısı. Şimdi çok yaşlısında sanki diyen çıkabilir. Benden sonra iki kuşak var blog sen hala ne diyorsun. Peki ben ne diyordum hah şarkı. Şarkıcının yavaş yavaş ve uzatarak Nowww I've had the time of me lifeeeee. No I never felt like this before diye başlayan kısım var ya işte o kısma bayılıyorum.

Flash Dance da ise bayan oyuncu olan Jennifer Beals'in performansını çok beğenirim. Bu arada What a feeling şarkısında müziğin sesini açar deli gibi dans ederdim gençliğimde. Offf ya ne günlerdi o günler. Şimdi çok yaşlısında sanki diyen çıkabilir.Cahit'ciğim yaş 35 yolun yarısı eder kısmının bir tık üstündeyim blog sen hala ne diyorsun.

Benimle Dans et, Sokak dansı gibi filmleri izledim. Bunlar sabun köpüğü gibi filmlerdir lakin içinde dans var ya bana çok iyi geldi.

Ya da takılırım spor filmlerine. Dingin Savaşcı, Milyon dolarlık bebek ilk aklıma gelenler

Ya da biyografi. Biyografi kitaplarını çok sevsem de filmlerinde nedense üzülürüm. Hepsi mutlu sonla bitmediği için belki de.Son günlerde Alan Turing'in hayatının anlatıldığı Yapay oyun, Stephen Hawking'in hayatının anlatıldığı Her şeyin Teorisini izledim. Eddie Redmayne'nin performansı bence 10 numara 5 yıldız idi. Valla adam oynamamış, yaşamış..

Louis Zamperi'nin hayatının anlatıldığı ve yanılmıyorsam Angelie Jolie'nin ilk yönetmenlik deneyimi olan boyun eğmez fena değildi. Okyanus'ta kalma kısmı gereksiz yere çok uzun tutulduğu için filmin akışını da performansını da etkilemiş. Yoksa adamın hayatta kalma azmi gerçekten çok etkileyici. Böyle filmleri izledikçe insan düşünmeden edemiyor. Bu şöyle olmadı bu böyle olmadı diye dünya işine fazlasıyla takılıyoruz ve resmen kaşınıyoruz. Ne hayatlar ne acılar yaşanmış geçmişte ve hala yaşanıyor ve insanlar böyle olmaya devam ettikçe de yaşanacak. Sadece dolu dolu nefes alabiliyorsak bunun için bile şükretmeliyiz halimize.

Listede hiç korku filmi yok çünkü korku filmi izlemem ben. O filmlerden çok korkuyorum. Çocukluğumda seyrettiğim Elm sokağında kabus filminde Freddy'in telefondan çıkardığı dili ve tuvaletten el çıkması bu travmanın en büyük sebebi. Uzun dönem ev telefonunda konuşurken tedirgin olmuştum ve yıllarca tuvalete gittiğimde acaba el çıkar mı diye beklemiştim. Ablam ve üç kuzen toplaşır seyrederdik bir de .En küçükleri ben. Çetin abim ne korkuturdu beni film esnasında. Anneme de bak sen çocuğumun zihinsel ve ruhsal gelişimi etkilenir mi diye hiç düşünmeden salmış beni aralarına.. Aslına bakılırsa aralarına katılmak için çok yalvarırdım ben...

Ya da bilim kurgu, Fantastik filmler seyrettim. Aslında onlar benim favorim. Onları da yazarım sonra. Çünkü yine farkında olmadan anılara girdim. O yüzden kısa bir mola..

Bu arada vizyon da Mad Max var. Bir fırsat yaratabilsem de ablamla sinemaya gidebilsem keşke.O filmi sinema da izlemek çok istiyorum.


Pazartesi, Mayıs 18, 2015

Ne plan ama..


Eray'ın uyuması için ille de biri yanına uzanacak. Bu alışkanlığı bir türlü yalnız uykuya dalma moduna çeviremedik. Dertlenmiyoruz elbet olacak bir gün. Dertlendiğim uykuya dalış süresinin uzun olması ve bu esnada adamı çileden çıkarması

-Anne çişim geldi
-Anne acıktım
-Anne susadım
-Anne bir hikaye anlatsana

Sonra zilyon tane soruya geçer.

-Anne Fatih Sultan Mehmet hastalıktan mı öldü yoksa yaşlılıktan mı öldü?
-Anne anneannemin köprüsünü* yapan kim?
-Şeytanı da yaratan Allah. O zaman Allah'a neden karşı çıkıyor ki ( arada kendi sorduğu soruları da cevaplandırır.  Tamam tamam bence şeytan lider olmak istiyor )

Cumartesi akşamı anne çişim geldi, susadım faslından sonra sıra ahret sorularına geçti.

-Annecim Suriye yağmalanıyor, neden yağmalanıyor
-Ayy Eray lütfen uyu
-Söyle annecim lütfen
-Aman ne bilim oğlum ya( uyumak üzere olan anne zırvalamaya başlar) Suriye'yi almak istiyorlar
-Peki bu kadar zarar göreceklerine neden vermiyorlar.
- Eray'cım sen ülkeni verir miydin.
-ASLA vermem. Hem de ASLA..
-Onlarda öyle düşünüyorlar demek ki..

1 DAKİKA SESSİZLİK

-Annecimmmm (sesinde hayret tınısı var)
-Efendim Eray
-Annecim bence Türkiye'yi almak istiyorlar
-Efendim
-Suriye Türkiye'nin komşusu ya Suriye'yi alıp Türkiye'ye geçecekler. Vayyy manyaklar vayy. Ne plan ama. BEN BİLE ANLADIM.

Ya işte böyle acayip de komple teorisi üretir kendileri. Bir süredir devam eden keyifsizliğim üzerine bu diyalog çok iyi gitti. Ve hala geldikçe aklıma gülüyorum...


* Babaannenin köy evine ikinci köprüden gidildiği için adı babaannemin köprüsüdür.Annemin evinden de birinci köprü göründüğü için de anneannemin köprüsü olarak geçer..


Salı, Mayıs 05, 2015

Düşünce Balonları


Tanıştırayım. Mr. Chong ve Mrs. Fu olur kendileri. Yani ben öyle koydum isimlerini.

Bu Mr. Chong ve Mrs. Fu aslında Eray'ın hayal gücü. Dün iş çıkışı Eray'ı almaya gittiğimde etüt bitmemişti. Boş bekleyeceğime okulun öğrencilerinin yaptığı Dünya çocukları adlı sergiyi gezeyim dedim. Bir de ne göreyim Eray'ın üç resmi var sergide. Hemen fotoğraflarını çektim. Etüt çıkışında sordum bu çocuklar nereliler. İkisi Çinli, diğeri ise Afrikalıymış.


Keşke Çinli kızın çevresini karalamasaymışsın dedim. Karalama değil ki düşünce balonu onlar dedi. İnsan düşünen bir varlık sonuçta değil mi? Tamam kabul de.Olaya bak arkadaş.7 yaşında bir çocuğun çiziminde bile milliyeti fark etmez kadın her yerde kadın. Kırk düşünce var peşinde.

Akşama ne pişireceğim(kafatası olan düşünce balonu oraya tekabül ediyor bence), iş çıkışı trafikte çoktur ,çocuğa ödev yaptırmaya vakit kalmayacak ( arabaya benzeyen düşünce balonu), hafta sonu hangi işin peşine düşeyim ben ( bir sürü soru işareti olan düşünme balonu). Bir de Chong'a bak sen. Düşünce yok, mutluluk çok. Adamın mutluluktan gözleri bile görünmüyor :)

Bazen işyerinde bir kolumdan biri, diğer kolumdan başka biri, ayağımdan çok daha başka biri, diğer ayağımdan öyle bambaşka biri , saçlarımdan yüzünü hiç görmediğim başka biri tarafından ayrı ayrı yerlere çekildiğimi hissediyorum. Sonra bu duygu geldiği gibi gidiyor çok şükür ki. Ya gitmeseydi. Aman Allah'ım düşünmek bile istemiyorum.

Neyse düşünce balonlarımdan birkaç tane ekleyeyim de unutmayayım.

-Yarın öğle tatilinde okula gidip çocuğun servis parasını kapatmayı unutma.
-Akşamdan ödev dosyasına 10 tl parayı sakın ha koymayı unutma.(Her ayın ilk çarşambası okulun waffle günü)
-Bu akşam okul çantasının küçük gözüne 2 tl koymayı hele hiç unutma (Her çarşamba otomat günü)
-Akşam eve giderken seramik öğretmenin istediği plastik kaseyi almayı unutma.
-Yarın beden günü. Günleri karıştırayım deme sakın. Çocuğun beden kıyafetlerini akşamdan hazırla..

Bu arada Chong Çince'de güçlü, kuvvetli ve etkili kimse anlamına gelirmiş. Fu ise iyi şans ve mutluluk demekmiş. Koyduğum isimlerin anlamları görünce çok güldüm. Çok ironik....


Not: Eray bu Çinli kızın göğsündeki mutlu yüz ne anlama geliyor anlamadım dedim. Bunda anlamayacak ne var gülen yüzlü baskılı tişört dedi :) Haa diyebildim sadece. Bazen aradığın soruların cevapları da çok basit olabilir. Bunu kendime arada hatırlatmam lazım...



Pazartesi, Mayıs 04, 2015

Fotoğraflar bir çocuğun mutluluğun kısa özeti...


Cuma günü işlerimizi bitirince 'ormanda mı yesek acaba yemeğimizi' cümlesini bitiremeden Eray yaşasın pikniğe gidiyoruz diye bağırdı. Artık o saatten sonra dönüş olmazdı. Erol hazırlık için oyalanma zaten geç oldu deyince ikindi kahvaltısı yapmaya karar verdik.

Simit arası kaşar, börek, kurabiye,salatalık, domates, termosta sıcak su...yani Allah o gün ne verdiyse. Aldık azığımızı döküldük yola. Eray o kadar mutluydu ki anlatamam. Uzun zamandır bu kadar mutlu görmemiştim çocuğumu.Yolda uydurduğu şarkıları söyledi bizde alkış yapıp tempo tuttuk.Arada çok teşekkür ederim annecim dedi sarıldı, dedi sarıldı, dedi ve sarıldı. Meğer mutlu olmak ve mutlu etmek bu kadar basitmiş.

Belki de mutsuzluğumuzun kaynağı mutluluğu çok komplike şeyler de aramamız..

O gün mutluluk bir çocuğun anne ve babasıyla keşif gezisi yapmasındaydı. Ne kadar basit değil mi? Tamam kabul anne kişisi neden düz yol varken dağ-tepe tırmanıyoruz ki biz diye söylense de keşif gezisini başarıyla tamamladı.



O gün mutluluk bir çocuğun babasıyla en sevdiği yerde yani onun tabiri ile duuada(doğa) top oynamasındaydı. Kimi tutuyorsun annecim dediğinde senin tarafındayım demem ise mutluluğu katladı.



O gün mutluluk bir çocuğun en sevdiği yerde yani onun tabiri ile duuada bisiklet sürmesindeydi.



Ve o gün bir anne ve babanın mutluluğu çocuğunun tabiri ile duuada çok mutlu olmasındaydı..

Ne kadar basit değil mi?

Lokum gibi pratik bir tarif: Fırında Kanat



Cumartesi yapacak çok işim olunca pratik bir yemek ne yapabilirim diye düşündüğümde geldi aklıma. Daha öncede de yapmıştım bu sefer fotoğrafını çektim ki kayıtlarda bulunsun. Pişme süresi uzun lakin fırına attıktan sonra başında durmadan işinize devam edebilirsiniz.

-1 kilo kanat
- bir çay kaşığı salça
-1 yemek kaşığı yoğurt
-1 diş sarımsak
-Pul biber, kekik,tuz (artık ne türlü baharatlardan hoşlanırsanız)

Tavukları önce tütsüleyip ,yıkadım. Bir kapta salça, yoğurt, sarımsak ve baharatları ekleyip karıştırdım. Sonra tavukları o sosla buluşturdum. Fırın tepsisine yağlı kağıt serip tavukları dizdim. Tepsinin üzerini folyo kağıt ile kapadım.Fırını önce 130 dereceye ayarlayıp 1 saat ,150 derecede 30 dakika ve folyoyu çıkarıp 180 derecede ise üzeri kızarana kadar pişirdim.

Sonuç: Kurumadan, lokum gibi bir tat.

Yanına da Erol'un sevdiği gibi tereyağlı arpa şehriyeli pilav ve salata.. Ohh yemede yanında yat..



Çarşamba, Nisan 29, 2015

Mim üzerimde kalmasın

Serpil'cim sağolsun geçen gün mimim sende demiş. Selamında, mimin de uzun süre üzerimde kalmasından hoşlanmadığım için hemen cevaplara geçiyorum efenim..

1-En son okuduğun kitap?

George R.R. Martin'in Ejderhaların Dansı kitabını okudum. Ve böylece Taht oyunlarının yazıldığı kadarıyla seriyi bitirdim. Kış Rüzgarları ve Bahar Rüyası henüz yazılmamış bakalım adamın keyfi ne zaman gelecek.

Elimde şu an (daha bir kaç sayfa okudum) Cassandra Clare'in Cennet Ateşi şehri var. Ölümcül oyuncaklar serisinin 6. ve son kitabı. Biliyorum seri ismi bilgisayar oyunu gibi geliyor kulağa. Ama ne yapayım bu tür kitaplar gerçekten başka bir dünya.

2-En son izlediğin film?

Sinemada en son oğlumla birlikte Ejderha Yuvasını seyrettim.

Evde sinema keyfinde ise mısırlarımızı ve çerezlerimizi yanımıza alarak Christian Bale versiyonlu Batman'i seyrettik. Erol katılmadı bize.O kulaklığını takarak başka bir film izledi. Allahtan oğlumla uyuşuyor zevklerimiz. Batman bittiğinde vay be ne filmdi dedi. Bende beğendim. Konu belli. Bruce Wayne küçük yaşta ailesini kaybederek koca bir servete sahip olur. İçindeki suçluluk ve öfke ile birlikte dünyayı dolaşır, suçlu psikolojisini anlamak için hapishanelere girer. Gölgeler Birliğine üye bir adamın hayatına girmesiyle rotası değişir. Gotham'a döner ve Batman doğar. Bundan sonrasını bir zahmet seyredin.

Sabahları işe erken geliyorum malum. Mesai başlayana kadar kitap okurdum.Şimdilik kitap okuma saatini kaldırarak sinema saati yaptım.Tam bir filmi bitiremiyorum maalesef. İkiye hatta üçe bölerek izliyorum. İşyerinde sinema keyfinde ise Hugh Jackman ve Christian Bale'in birlikte oynadığı Prestij filmini izledim. Filmde birlikte yola çıkan iki sihirbazın yollarını ayırmasından sonra birbirini geçme, üstün olma mücadelesini izliyoruz. Bu mücadele son zamanlarda öyle sınır tanımıyor ki izledikçe yoruluyorsunuz resmen. Film çok çok iyi olmasa da seyredilir.

Eray'ın çizdirdiklerinden

3-Siyah mı ? Beyaz mı?

Siyahı her zaman tek geçerim :)

4-Tiyatro mu? Sinema mı?

Eskiden tiyatro derdim. Sonra fikrim değişti. Karşılaştırılmasını bile doğru bulmuyorum. Bence ikisinin de yeri ayrı ,verdiği tat farklı. Ben mesela eğer kafamın meşgul olmasını istiyorsam sinemaya, ruhumun doyurulmasını istiyorsam tiyatroya giderim. Her ikisinde de oyunculuk, konu güzelse değmeyin keyfime..

5-Mesaj mı? Aramak mı?

Kişiye, konuya ve konumuma göre değişir. Aileme pek mesaj atmam, ararım. İllaki seslerini duymak isterim. Minibüs, otobüs gibi kalabalık bir ortamdaysam ailemden biri olsa bile mesaj atarım. Hoşlanmıyorum kalabalıkta konuşmaktan.

Eray'ın okul arkadaşlarının anneleriyle ise genelde mesajlaşırız. Ödev hangi sayfaydı ya, yarın etüt var mıydı gibi. Anlatabildin mi bu mesaj mı? aramak mı? konusu. Başta da yazdığım gibi bana göre kişiye, konuma ve konuya göre değişir.

6-Hep olmasını istediğin bir hayalin?

Hayalci bir insanımdır ama böyle sorulunca da gelmedi bak aklıma. Dünya'yı gezmek diyebilirim. Alayım şipşak makinemi boynuma farklı yemekler tadayım, yeni kültürler tanıyayım, yeni hikayeler- efsaneler dinleyeyim yeni ırklara nice to meet you hemşerim diyeyim. Ben çok şey mi istiyorum yaa.

7-Gelecekte kendin için ne düşlersin?

Sağlıkla- huzurla yaş almak. Oğlumun sağlıkla büyüdüğüne şahit olmak.

8-Burası olmasa hangi ülkede yaşamayı isterdin?

Tamam kızdığım, öfkelendiğim zaman tası tarağı toplayıp dilini bilmediğim insanların ülkesine gitmek çok istemişimdir. Ama koca bir ama. Ama ben köksüz kendimi yarım hissedecek tiplerdenim. Köklerim olmadan asla ,asla demiyorum. Hayatın insana ne getireceği bilinmez.  İlle de bir şey diyeceksem İskoçya..

9- Bloguma kaç puan verirsin? Devamlılığı için tavsiyen ne olurdu?

Serpil'cim hayatının bir kesitini anlattığın, duygularını, korkularını, kızgınlıklarını ve en önemlisi aileni paylaştığın günlüğüne puan vermek benim ne haddime. Blogunu seviyorum, devamlılığı için daha sık yazmanı tavsiye edebilirim sadece.


Bu mimde benimde bu konularda bir çift sözüm var diyen arkadaşlara gitsin :)

Son olarak ne diyoruz efenim; sürç-i lisan etmişsem affola..

Salı, Nisan 28, 2015

Erguvan


Öğle tatilinde babamla çıktık dolaştık biraz. Artık gönül rahatlığı ile bahar geldi diyebilirim. Biraz geç geldi ama olsun. Şu gördüğünüz erguvanın hatırına affettim.


Biz alamadıktan sonra....

Bu çizgi roman bizimle birlikte iki nikah, bir kız alma, bir düğün evi gezdi. İyi ki de gezdi.

Pazar günü iki nikah olunca, iki nikah arası saatler yakın olunca ve iki nikah salonu başka başka yerlerde olunca bir ayağımız iki pabuca girdi resmen. Kaç gündür nasıl yapacağız diye boşuna dertlenmişim her tarafa da yetiştik çok şükür hiçbir şeyden de eksik kalmadık.

İlk nikah Erol'un amcasının( amca dediğime bakmayın aramızda 9 ay var)idi. Birkaç saat önceden gittik düğün evine. Yiyip içerken bir yandan da son havadisleri dinledim. Çocuklar Eray'ın elindeki çizgi romana kitlendiği için yapma oğlum, zıplama kızım, didişmeyin çocuklar sesleri olmadı evde. Herkes sıraya girdi, sırası gelen kendi sayfasını okudu. Tamam arada hayırrr sıra senin değildi tamam mı benimdi sesleri çıksa da o kadar da olsun değil mi?

Sonra kız almaya gideceğiz denildi. Erol direkt nikah salonuna mı gidelim yoksa bizde mi katılalım diye sorunca Eray için değişiklik olur, görsün bu merasimi dedim. Ne garip bende hiç kız almaya gitmemişim. Ne bilim babam hep veren el alan elden üstündür dediği için mi bilmem ben almaya hiç becerememişim.

Çıktık yola Eray birden 'babacım kızı sen mi alacağın diye sordu. Babası da yok oğlum ben evliyim annenle zaten büyük amca evleniyor ya dedi. Eray da kızı biz alamadıktan sonra kız almaya gitmeye ne gerek var diyerek yaptığı işe yani çizgi roman okumaya devam etti. Bu kız alma merasimini çok yanlış anlamış tontalak çok..

Amcanın nikahı biter bitmez herkesten izin alarak taktık takımızı doğruca diğer nikaha. Öyle şanslıydık ki bizim gittiğimiz istikamette hiç trafik yoktu. Hatta erken bile vardık gideceğimiz yere. Eray okuldan arkadaşlarıyla koşturdu, biz veliler konuştuk derken zaten zaman çabuk geçti.

Eray öğretmenini görünce şaşırdı. Ama ee kem küm diye kekeledikten sonra az daha Emine öğretmenimi tanıyamayacaktım dedi. Çocuk da haklı her gün beyaz önlükle gördüğü öğretmenini beyaz gelinlik içinde görünce gerçekten bir tuhaf oldu. Nikah bitiminde ise çocukların öğretmeniyle toplu fotoğrafı çok tatlıydı, bize çok güzel bir anı olarak kaldı.

Sonra yine doğruca yengenin evine. Evli çiftimiz ve gençler gitmiş Ulus parkına gezmeye.Yine ben yiyip içerken en son havadisleri dinledim.

Eve dönerken de Eray'ın çok istediği Şampiyonlar ligi albümünü ve kartları aldık. Çok sevindi çok. Hatta o kadar sevindi ki albümü yastığının başucuna koyarak uyudu.



Cuma, Nisan 24, 2015

Sanat çocuk içindir :)

23 Nisan'ı Salı gününden kutladılar okulun spor salonunda. Aileler davetli değildi. Onlar eğlendi bize de fotoğraflardan seyretmek kaldı.

Palyaço gelmiş yüzlerini boyanmış önce.Eray korsan olmuş.Fotoğrafı görünce hiç şaşırmadım nedense. Patlamış mısır falan dağıtmışlar. Sandalye kapma yarışı, çuval yarışı şeklinde devam etmiş eğlenceler.

Akşam hemen ödevini yaptık ki 23 Nisan da bol bol gezelim. Sabah ilk program İstanbul Modern Sanattaydı. İstanbul Modern 23 Nisan çocuk bayramı dolayısıyla çocuklara 'Esin kutusu' adlı programı armağan etti. Oradaki eğitmenlere çocukları emanet ettik biz annelerde cafeye geçerek iki çift lafın belini kırdık.

Program sonunda üç arkadaş çok mutluydu, programı çok beğenmişler. Borusan, Sabancı müzesine sık sık giderdik, eğitimlere katılırdık da İstanbul Modern hiç aklıma gelmezdi. Şimdi onu da listeye ekledik.

Çıkışta üç anne üç çocuk İstanbul Trump alışveriş merkezine gittik. Aslında hiç istemiyordum gitmek lakin gruptan da Eray'ı ayırmak istemedim. Avmlere girmek benim de Eray'ında çok dengesini bozuyor.

Ortam inanılmaz kalabalık ve gergindi. Ne vardı derseniz. Ninja kaplumbağalar bir sağa hareket etti bir sola hareket etti. Bir arkaya döndü, bir çevresinde döndü. Ayyy daha fazla yazamayacağım kısacası çok dandik bir gösteriydi. Eray da bende sevmedik. Bir daha öyle bir programa gitmek mi tövbeler tövbesi..

Sonra D&R girip Eray'a söz verdiğim Zeytin ile Limon'un diğer çizgi romanını aldım. Daha öncede yazdığım gibi çizgi roman hastası kendisi. Sinemanın başlamasını beklerken başladı okumaya. Taa ki film başlayana kadar. Bu sefer sinemaya babasıyla girdi.

Bizde arkadaşla yemek yedik, kahve içtik bir nebze olsun kendime geldim. Arkadaşı da kendisi de filmi çok beğenmiş. Hele bir sahnesi varmış ki çok duygulanmış çok. Eee şimdi nereye gidiyoruz dediğinde eve gidiyoruz dedim. Eve gitmem bugün bizim bayramımız biraz daha gezelim diye tutturdu. Akşam oldu, yarın okul var dediğimde ' bu benim hayatımda geçirdiğim en kötü çocuk bayramıydı' demez mi? Artık hayatında ne kadar bayram geçirdiyse.

İstanbul Modern. Sanat çocuk içindir..



 Çocukların ve çocuk ruhunu muhafaza edenlerin bayramı tekrar kutlu olsun.


Not: Sanat toplum için mi yoksa sanat sanat için mi tartışmasına noktayı koyuyorum. Sanat çocuk içindir :) (o kadar ilgili çocuklar vardı ki)

Esin Kutusu eğitim programı-İstanbul Modern- 23/04/2015
         Kuzular Firarda filmi-  Trump Alışveriş merkezi