Çarşamba, Nisan 22, 2015

Dua



Cennet demişken bak aklıma ne geldi. Boş zamanlarında Eray dua öğreniyor. Sübhaneke bitti şu an Allahümme Salli duasında. Aslında geçen sene 4-5 duayı öğrenmişti ve çok da güzel okuyordu. Çocuğa tekrar ettirmeyi unutunca yazın kayıtlardan silinmiş.

Küçüklüğümde her yaz annem ablamla beni mahallenin camisine yollardı.Yaz sonu kurana geçmiş olurduk. Sevinirdi annem. Allah geçinden versin öldüğümde arada gelir başımda bir şeyler okursunuz belki derdi. Lakin kış boyu tekrar etmeyince hopp tekrar başa.Yıllarca bu böyle devam etti. Eee beyin de haklı kullanılmayan bilgiyi neylesin. Doğruca hafızanın en tozlu raflarına..

Şimdi Eray boş kaldıkça dua öğrenmeye tekrar başladı. Sübhaneke bitti bile.Eray dinleyerek değil(birkaç kez de dinliyor tabii), okuyarak ve görerek daha çabuk öğrendiği içinde bilgisayara yazdık. Bakalım yaza kadar kaç dua öğrenecek.

Video dün akşamdan.. Öğrenme çalışmalarından..

'Cennet Annelerin Ayaklarının Altındadır' oğlum..

Sinema çıkışı da anneme geçtik. Eren ile yengemin İstanbul'da son gününde dışarıda yemek yedik ailecek. Babam hadi iyisiniz bendensiniz dedi. E zaten kimden olacaktık ki dedim. Açık havada yemek yemeği öyle özlemişim ki havam değişti resmen.

Eren demişken aç parantez Samsun'a dönünce trafik kazası geçirmiş evinin önünde. Araba arka arka giderken çocuğu altına almış. Duyunca şok geçirdim önce. Ayağı çatlamış, alçıya almışlar sadece. Allah beterinden korumuş.

Yengemin o gün bir oğlu askerden döndü, bir oğlu da kaza geçirdi. Öğlen mutluluğu, akşam ise üzüntü ve korkuyu yaşadı. Hayat kendini hatırlatıyor bir şekilde. Veririm de- alırımda. Aradığımda sesi çok yorgun ve şaşkın geliyordu. Dedim ki geçmiş olsun mu diyeyim, gözün aydın mı diyeyim, kolay gelsin mi diyeyim bilemedim kapa parantez..

Cumartesi akşamı eve döner dönmez hemen ödevlere başladık. Türkçe, hayat bilgisi, matematik dersinden test vermiş öğretmeni. Ne yalan diyeyim soruları görünce şaşırdım.Biz ilkokul 1 de böyle uzun paragraflı sorular çözer miydik ya da test çözer miydik? Galiba TEOG ve türevi sınavlara çocukları ilkokul 1 den hazırlamaya başlıyorlar.

Test çözerken Eray bazen şıklara takılır. Mesela aşağıdakilerden hangisinde aile sevgisinden söz ediyor diye bir soru vardı.Evet doğru cevabı işaretledi ama bir yandan da annecim b'ye ne kadar yanlış yazmışlar baksana öyle mi denir. 'Annecim bana kitap alır mısın' yazar insan değil mi? dedi.  Eğer soruda hangisi yanlış bir harekettir diye yazsaydı Eray'ın bunu işaretleme olasılığı vardı. Çünkü bir çocuğun annesiyle emir kipiyle konuşması Eray'a göre yanlış bir hareket.


İşte bazı Üz çocukların yazılı sınava göre test sorularında başarısız olmasının sebebi bu.Hayata bakış açıları da düşünce yapıları da farklı :) Aman hayat okulunda mutluluğu yakalasınlar da deseniz de bazen ne bilim anlayın işte..

 
Pazar günü de ev işlerini aramızda pay ettik. Eray isterseniz ben yerleri paspas yapabilirim dediğinde neden olmasın dedim. Babası süpürüp halıları kaldırınca silmesi de rahat oldu. Oğlum koltukların altını, masanın altını silmeyi unutma dedikçe tamam annecim yaparım demesi yok muydu çok tatlıydı, tatlı..

Tamam itiraf ediyorum çok iyi olmadı lakin böyle yapa yapa öğrenecek. İşte annenin/babanın en önemli ödevlerinden biri de bu. Çocuğu meslek sahibi yaptım oldu da bitti değil, onu hayata ve hayatın getireceklerine karşı yetiştirmek.

Annem bu konuda başarısızdı.17 yaşımda 1.5 sene ailemle ayrı yaşamak zorunda kalınca bunu bizzat yaşadım. Önce dersleriniz dediği için ablamla elimiz soğuk sudan sıcak suya girmedi. Mutfağın yeri nerede deseniz koridor boyunca dümdüz git sonra sağa yok yok sola hangisiydi ya diyebilirdik. Tamam son yazdığım biraz abartı oldu da böyle yazmamım sebebi durumun vahametini anlatabilmek.

Annemler kendi evine gitti. Bende kahvaltı etmek için ertesi gün mutfağa girdim. Hani Türk filmlerinde bir sahne vardır ya zengin kız mutfağa girer yumurta kırması gerekir, bir süre yumurta ona bakar, o yumurtaya. Sonra yumurtayı eline alır birbirine hızlı tokuşturduğu için kabukları ile birlikte tavaya boca eder. Ben çok gülerdim o sahneye. O zamanlar hayatında bir kere bile yumurta kırmamış ben yok artık bile derdim. Aslında yok artık değilmiş o gün anladım. Tamam tüm kabukları olmasa da hatırı sayılır kabuğu tavaya boca etmiştim ve  o gün acı gerçekle tanıştım.

Şimdi hayatımı kimseye muhtaç kalmadan idame etmeyi bilmiyor muyum şükür ki biliyorum. Lakin yetiştiriliş tarzımdan ötürü bazı şeyler benim için hiç kolay olmadı. Yine şükür ki dünya dönerken insan da değişebiliyor bazen.(çıtkırıldım hanım iğnesi captain Amerika'nın kalkanı gibi bir kalkan edindi kendine mesela)

Onun için Erol'a sakın arkasından silme ya da silersen görmesin dedim. Şimdi çocuğa yaptın ama yetersiz yaptın, yaptın ama çok başarılı değildin mesajı vermeye ne gerek var. Öğrensin oğlum. İnsanın nerede, ne zaman, hangi yaşta yalnız kalacağı hiç belli olmaz..


Not: Dün akşam bir konuda inat etti beyefendi. Ama ne inat. Neden olmayacağını anlattım. Bana bu evin hakimi sen değilsin diye karşılık verdi. Neden olmayacağını anlattım bu sefer her şeye sen karar veremezsin dedi. Tabii bir yandan da ağlıyor. Bir kez daha anlattım. Yemeğe oturdum ve bu sefer sustum. Hiçbir tepkisine cevap vermedim. En sonunda bir de derler ki cennet annelerin ayaklarının altındadır, kim demişse yalan demiş dedi. Sonradan aramızdaki sorunu halletsek de ilk duyduğumda mideme koca bir yumruk yemiş gibi oldum ve o yumruğun acısı bir süre geçmedi.



Salı, Nisan 21, 2015

Kim.Neyin.Peşinde.


Cuma akşamı anneannede kalacağım diye tutturunca hatta ortalığı yıkınca kesin dedim teyzesiyle bunlar başıma yine bir çorap örecek. Düşündüğüm gibi de oldu.(Eray'ı anneme bırakınca Eray'a değil ablama derim zaten abla uslu dur diye)

Facebook'tan Eray diye biri bana arkadaşlık isteği göndermiş. İsim-soy isim benzerliğidir herhalde diye tam red edecekken zır telefonum çaldı. Arayan benim ufaklık. Annecim artık seninle faceleşebileceğiz diye çığlık attı. Anında jeton düştü tabii. Hoparlör de hazır açıkken teyzesini tebrik ettim bu parlak(!) fikri için. Hoş o fikrin kendine ait olmadığı konusunda ısrarcı.Ha bir de teyze der ki niye kızıyormuşum yazması gelişirmiş..

Neyse daha fazla uzatmadım konuyu. Şifre bende olduğu sürece kontrol altında olur hem ne bilecek mesaj atmayı. Bu düşünceye daha nokta koyamadan telefonum kıpraştı. Eray faceden mesaj atmış. Yahu ben kiminle dans ediyorum bunlar Z kuşağı.

Ne yapıyorsun dedi bana. Hiç ne yapayım oğlum yatacağım, face hesabın uğurlu olsun dedim. İyi uykular dedi ardından. Ben konuşmayı bitirdi zannettim. Nerdeee. Yazdıkça yazdı. Ama nasıl yazıyor...

Teşekkür. Ederim.Beni. Ananeme Postaladınız

Her kelimeden sonra nedense nokta koyuyor.. Stop..

Bir de bir ajitasyon. Sanki akşam kalacağım diye yaygarayı koparan kendi değilmiş gibi beni postaladınız yazmaz mı?

Bu arada cumartesi sabahı Eray'ın veli toplantısına katıldık. Şükürler olsun ki iyi gidiyor, güzel geri bildirimler aldık. Tek sorun aslında sorun mu bu bilemedim biraz yalnız olması. Değişik oyunlardan, değişik düşüncelerden, konulardan hoşlandığı için bazen kalabalıklar arasında yalnızlaşması..

Seramik öğretmeni maşallah çok özgüveni yüksek dedi hatta bir de örnek verdi. Bir gün teneffüste koridorda nöbetçi iken Eray gelmiş yanına. Öğretmenim sizinle hamurdan bir şeyler yapabilir miyiz demiş. Nöbetçi olmasam yapardım lakin görev yerimi bırakamam deyince 'isterseniz Y. beyden(müdür yardımcısı) sizin adınıza izin alabilirim demiş. Bence hocam özgüvenin fazlası da zararlı..

Düşünce becerileri-üretkenlik dersleri en sevdiği dersler arasında olduğu için öğretmeniyle daha uzun konuştuk. Sürekli bana soru sorar, anlatır dedi. Evet Eray bu dedim. Bir şeyler üretirken çenesi de durmaz. En son öğretmenim bebeklerin, çocukların kalbi yetişkinlerin kalbinden daha hızlı atar biliyor musun demiş. Nedeni sormuş öğretmeni de.Çocukların büyümeye ihtiyacı var. Kalpleri daha küçük ve büyülemeleri için daha fazla kan pompalanması lazım demiş. Eee o zaman büyüklerin neden daha yavaş diye sorunca tipik Eray cevabı;

Çünkü yetişkinler daha hızlı mezara girmesin diye :)
 
Ya işte böyle. Zaten büyüklermiş. Daha hızlı büyümelerine gerek yokmuş, Daha hızlı büyürlerse daha hızlı mezara girerlermiş. Kalpleri de bu yüzden bebeklere göre daha yavaş atarmış. Düşündüm de çok mantıksız değil..
 
Toplantı çıkışı gençleri aldım(Eray ve Eren) sinemaya gittik. Eray Ejderha yuvasına gitmek çok istiyordu ona girdik. Gözlerini ayırmadan seyrettiler, filmi çok beğendiler. Liya ve Lambert'ın yakınlaştığı bir sahnede vardı ki Eray hayır olamaz dedi ve gözlerini kapadı. Çok utanıyor çok.
 
Film çıkışı babası daha filmi sormadan 'babacım bir görmeliydin film de her şey vardı, heyecan, savaş, korku,ejderhalar....coşkuyla sıralarken Eren aşkı unutma dedi. Ya evet bir de aşk diyerek yürüyen merdivendekilerin gülümsemesine sebep oldu.. Gülüyorum bu ara ona.
 
Hep değil tabii. Geçen gün bir şey konusunda çok ısrar edince yaa Allah'ım ya güzel Allahı'ım dedim. Çok sakin bir şekilde hep Allah'ım diyorsun farkında mısın annecim dedi. Rutinlikten hiç hoşlanmaz bu arada. Ne diyeyim peki diye sordum sinirli sinirli. Immm yaaaa Peygamberim, ya güzel Peygamberim mesela diyebilirsin dedi.
 
Ana-oğul yine epeyce güldük..
 
 
Not: Fotoğrafı toplantıya gidince çektim. Resimleri sınıf kapılarına asmışlar. Galiba soru ailenle ne yapmaktan hoşlanırsın .Eray ailemle piknik yapmayı severim demiş ve çizmiş.Meğer benim çocuğum tabiat resmi de çizermiş( Arabamızı, güneşi yarım yamalak çekmişim ama olsun) 
 
 esme bakıyorum da baba-oğul şapkasız çıkmam abi modundalar benim saçlarım ise her zaman ki gibi rüzgarla dans ediyor. Pikniğe bile topuklu ayakkabı ile gidiyorum bu nasıl kokoşluk böyle. Aslında benim tanımlayan kelime pejmürde. Eray nedense böyle görüyor kızları .Pazar günü asansörde yol alırken aynaya bakarak saçımı toplayan bene yorumu ' babacım kızlar hep güzellik peşinde değil mi? Babasının yorumu ' o zaman erkeklerde hep kızların güzelliğinin peşinde diyebilir miyiz? Hayır babacım kesinlikle değil.. Erkeklerde hep para kazanma peşinde...
 
 
Kim. Neyin. Peşinde. Olursa. Olsun. Sizin. Peşinde. Olduklarınız. Hep. Umut. Ettikleriniz. Olsun. STOP..
 
 
Ejderha Yuvası-18/04/2015-Metrocity


Cuma, Nisan 17, 2015

Anne ödev ve sorumluluklar, baba ise eğlence demek


Bu hafta evdeki denge biraz bozuldu. Yengem tekne kazıntısı kuzenimle bir düğün için Samsun'dan gelince Eray bayram yaptı. Aramızda 26 yaş olan kuzenimle çok iyi anlaşıyor çünkü.

Uyku zamanı gelince Eren'le oynamak istemesinden ötürü uyumamak için kıyamet koparsa da her akşam bu mevzuda bizi yorsa da evde misafir olmasının ödevlerine katkısı oldu. Yani hiç sorun çıkarmadan hemen bitsin diye bir yapması var ki sorma gitsin.

8 sayfalık testi okuyup yapması 15 dakikayı almadı ya ben dün akşam çok şaşırdım. İsteyince oluyormuş demek..

Soru-cevap şeklindeki ödeve gelince ne yazacağını merak ettim. Bazı sorulara ne cevap yazacağını adım gibi biliyordum zaten.En sevdiğiniz yemek kısmına köfte-patates-makarna üçlemesini yazacağını bildiğim gibi ya da babanız işten geldiğinde onunla ne yapmak isterdiniz sorusuna oyun oynamak isterdim demesi gibi.

Ama iyi bir anne ve baba nasıl olmalı sorusuna ne cevap yazacağını tahmin edemedim. İyi bir anne iyi kalpli, iyi bir baba çalışkan olmalıymış.

Evde sizi iki sürpriz beklese bu sürprizlerin ne olmasını isterdiniz sorusuna verdiği cevaplar benim cevaplarımın yanından bile geçmedi. Kırk yıl düşünsem star wars kılıcı ve şövalye kıyafeti isteyeceği aklıma gelmezdi.

Ve en tahmin edilebilir bir soru. Ama yine de annem der mi acaba demeden edemedim. Evde en iyi kiminle anlaşıyorsunuz sorusuna hiç düşünmeden babam dedi. Ne bilim ya bir an işte sadece bir an annem der belki diye umut ettim.

Demezdi zaten neden desin ki..

Dün annenin işyerine ziyaretinden bir kare.

Şimdi gelin birlikte bakalım. Ben yani evin annesi işten dönünce neler yapıyor. Eray'cım yemekten önce abur cubur yiyemezsin, sofrayı kaldırmama yardım etmelisin, Eray ödev vakti, odanı ve oyuncaklarını toplamadan bir sonraki aşamaya yani televizyon seyretmeye geçemezsin, uyku vakti vs. Bunun gibi onlarca madde sayabilirim..

Diğer tablo ise şöyle. Baba oğluyla arabaları yarıştırıyor, uzaktan kumandalı helikopter uçuruyor, bisiklet sürüyor, uçurtma uçuruyor, satranç oynuyor, evde sinema keyfi yapılıyor, sıcak çikolata içmeye gidiliyor....

Yani anneler ödev ve sorumluluklar, babalar ise eğlence demek çocuklar için. En azından benim çevremde öyle. Siz olsanız hangisini seçerdiniz?

Dertleşeceği zaman, sırlarını paylaşacağı zaman, bir sorunu olduğunu zaman bana gelir bak o da ayrı bir konu..

Sonra babanızın, annenize hangi hediyeyi almasını isterdiniz sorusuna gülerek ejderha oyuncağı olabilir demesi yok mu? Şakacı çocuk. Erayyyyy deyince tamam tamam kabul biraz abartmış olabilirim kitap dedi.. Kitaptan daha iyi ne hediye ne olabilir ki...

Yorgun hanım iğnesi-Dün öğle tatilinden- Yorgunluktan bir banka ilişirken




Çarşamba, Nisan 15, 2015

Perspektif çalışma nedir?


Pazartesi günü akşam babamla Eray'ı almaya gittik. Malum pazartesi akşamları etüd olduğu için geç çıkıyor. Arabada sohbet etmeye başladık. Konu resim dersine geldi.

 -Ne çizdiniz Eray'cım konu neydi?
- Didem öğretmen serbest çalışma yaptırdı
- Sen ne yaptın peki
-İşte bilirsin araba, gemi, köprü falan filan .Ben bunlarla perstetik (perspektif) bir çalışma yaptım.
-Perspektif çalışma mı?
-Evet

Ben de tık yok tabii. O an kurduğu cümleyi özümsemeye, anlamaya çalışıyorum. Devreye dedesi girdi. Yani oğlum perspektif çalışma derken bir kompozisyon mu yarattın dedi. Eray da dedesine perspektif  çalışma nedir anlatmaya başladı..

Şimdi dedecim köprüdeki en uzaktaki arabayı görüyor musun? Aslında o arabanın gerçek boyutu(çocuk gerçek boyut dedi ya) daha büyük. Arabaya yaklaştıkça gerçek boyutuna yaklaşırsın. Uzaklaştıkça araba ufacık görünür. Ya da mesela güneş diyelim. Aslında gerçek boyutu bize göründüğünden milyonlarca, milyonlarca, milyonlarca daha büyüktür. Ama uzakta olduğu için küçük görünür.İşte buna perspektif (tam olarak söyleyemiyor)denir.
 
O kadar tatlı anlatıyordu ki yüzümde kocaman bir gülümseme ile birlikte sessizlik içinde dinledim. Kelimelerle arası her zaman iyi olmuştur olmasına da anladığını karşı tarafa anlatmadaki başarısına ayrıca şaşırdım.
 
Dede bu anlatım karşısında perspektif çalışmanın ne olduğunu anladı. Öğrenmenin yaşı yok sonuçta, anlatanda güzel anlatırsa..
 
Ya işte böyle bilogcan. Gün geliyor kaşığı nasıl tutması gerektiğini öğrettiğin altı bağlı bebeden bir şeyler öğreniyorsun. Bu nasıl bir duygudur anlayabiliyor musun? Bir de zaman sana bir çift lafım var. Artık çok ama çok hızlı koşuyorsun...



 

Fotoğrafa dair bir not: Oğlum hep kara delikler-solucan delikleri, karmaşık şeyler .Bir doğa resmi çizdi de azcık gözümüz gönlümüz açılsın dedim. O da bana benim hayal gücüm böyle ne yapayım anne dedi. Sustum.
 
 

Salı, Nisan 14, 2015

Kısa kısa haberler


 
Birkaç gün yazmayınca yine birikti. Bu sefer kısa kısa haberler şeklinde vereceğim havadisleri.
 
  • Eray beyler şarkı sözü yazmaya başladı. Haber içeriği için devam ediniz efenim.
 
Küçüklüğünden beri Nil Karaibrahimgil şarkılarını çok sever beyefendi.Cuma akşamı babasıyla sen ona aşıksın şarkısını dinlerken 'babacım nasıl yazıyor bunları anlamıyorum' dedi. Babası da bazı insanların böyle bir yeteneği vardır.Yazma istediği gelince ( ki buna ilham denir) kelimeleri kağıda döker lafını bitiremeden birden ayağı fırladı. Annecim bana bir kağıt verir misin dedi. Ne yapacaksın diye sordum. İlham geldi şarkı sözü yazacağım da...
 
Gülümsedim. Masada şarkısını yazarken sabırla bekledim. Ama var ya bunların hepsi aynı.Şarkı sözü yazarken ses çıkarmayın, televizyonun sesini kısın tikkatimi toplayamam yoksa. Bir kapris, bir kapris sorma gitsin.. Ve sonra okumam için bana getirdi.
 
Sen gidersen kalbim ikiye ayrılır
Sen ölürsen o adamları(a) kızarım
Sen seni çok özlüyorum
 
Kimi özlüyor bu çocuk ve o adamlar kim? Çocuğumdan ve sevdiceğinden ne istiyor diye içim içimi yese de sözler kalbime dokundu. Hele kalbim ikiye ayrılır demiş ya. Oyy çocuğum sana gelen bana gelsin senin kalbin değil benim kalbim ayrılsın oyy ben nirelere gidem diye olayı trajediye bağlayacakken neyse ki tekrar buldum kendimi. Bence 7 yaşında ve ilk şarkı sözü yazan biri için hiç fena değil.
 
  • Eray beyler Mart ayının İngilizcenin yıldızı olmuş ve Nisan ayından bir puan kaybetmiş. Haber içeriği için okumaya devam ediniz.. 
 
Ayın elemanı gibi bir uygulama var İngilizce dersinde. Her ay İngilizcenin yıldızı seçiliyor. En çok puan alan(derse katılım, dinleme, sessiz durma, örnek davranış sergileme..) çocuk o ayın yıldızı oluyor. Öğretmeni Eray bu ay fark attı, dersle çok ilgili demişti. Ve Mart ayının yıldızı seçilmiş.
 
Dün akşam günlük okul nasıldı, neler yaptın muhabbetini yaparken
 
-İngilizce dersinde bir puan kaybettim annecim
-Aaaa neden
-Çünkü çok konuştum derste
-İnanmıyorum sana..Binbir emekle kazandığın puanı, derste konuştuğun için kaybettiğine inanamıyorum. Hem de derste de konuşmaya hakkın yok ki..
-Boşver annecim bunları. Önemli olan puan değil. Önemli olan dersi öğrenmek değil mi?
 
  • Eray beyler anneanne ile sağlıklı yaşam programları seyrediyor olmalı. Haberin devamı için..
 
-Annecim bana deterjan giydiriyorsun
-Efendim anlamadım
-Kendi sabunumuzu kendimiz evde yapamaz mıyız?
-Yaparız yapmasına da Eray bir süre sonra bırakırız gibime geliyor.. Baksana koşturmamıza
-Annecim yapmalıyız. Babamın hayatını, benim hayatımı, senin hayatını yani KISACA ailemizin hayatını tehlikeye atıyorsun..
 
  • Eray bey ile her türlü konuda sohbet harika.. Sinemaya gittiğimiz bir gün

-Annecim filmi beğendim mi?
-Evet beğendim, güzeldi
-Bende beğendim. Peki duygusallaştın mı? (nabız yokluyor)
-Evet duygulandım. Özellikle Of'un Lüle'yi bıraktığı sahnede kötü oldum.
-Bende. Duygusallaşmamak için beynime o kadar komut verdim, dinlemedi beni :)) Çok duygulu bir filmdi..
 
  • Ve dedikodu haberleri. Anne evde iş yaparken Eray beyler parkta bir kızla tanışmış ve birlikte bisiklet sürmüşler.  Haber içeriği kıskanç bir anne tarafından kaldırıldı...
 
 
Not: İlk şarkı sözü yazma 10/04/2015
 
Sıradaki yazı: Perstetik (perspektif) resim nedir?

Çarşamba, Nisan 08, 2015

Renklerin lideri


Cuma günü akşam Eray'ın haftalık karnesini görünce Türkçe'nin köküne kıran girmişçesine oh my god dedim. Çarşamba günü yani bugün Renklerin lideri adlı bir dramayı sahneye koyacaklar. Ve bu drama için karton ,kumaş gibi materyallerden uygun bir kostüm ayarlamamız istenmiş. Eray beyaz rengi temsil eden güvercin olacak. Geçen hafta kısacık repliğini ezberlemişti zaten.

Benim bu konularda ufacık bir sorunum var. Çok güzel düşünürüm, parlak fikirler bulurum hiç mütevazi olmayacağım ama uygulayamam. Uygulama özürlüyüm. Uygulayamadıktan sonra parlak fikrin ne önemi var değil mi? Kesinlikle blog Orhan babanın da dediği gibi bence sende haklısın.

Allah bu konudaki yeteneği benden alınca ya da hiç vermeyince demek daha doğru olur dengelemek adına bana Erol'u vermiş. O da çok güzel uygular mesela. İnce motor gelişimi iyidir. Ben projenin beyni o projeyi uygulayan. Bir elmanın iki yarısı durumları yani.

Arada neden hep senin fikrini uygulamak zorundayız diye oyunbozancılık yapsa da, ben şurası olmadı burası böyle olacak diye işine karıştığım için cıngar çıksa da biz güzel bir ikiliyiz hatta üçlüyüz. Allah birliğimizi hiç bozmasın..

Bu güvercin meselesinde öğretmenimiz beyaz giysin bir de kanat taktı mı tamam demişti. O zaman kanat için malzemelerimizi sayalım. Büyükçe mukavva, kurşun kalem, maket bıçağı, kağıt bant, lastik, tüy ve evin halini gördükten sonra dayanma gücü..



Mukavvaya önce Erol kurşun kalemle kanat çizdi. Sonra da maket bıçağı ile kesti. Mukavvayı ikiye katlamaya sıra geldiğinde ikiye ayrılmasın mı? Panik yok. Biz bu tür aksiliklerle hep karşılaşırız. Kağıt bandı iki mukavvanın arasına yapıştırdık arada boşluk kalacak şekilde ki kanat çırparken Eray rahat hareket etsin. Her şeyde bir hayır vardır lafı bir kez daha tarafımızdan onaylandı. Eğer mukavva öyle ayrılmasaydı o şekilde yapmayı akıl edemeyecektik. Kanadın iki tarafına kollarını geçirebileceği lastikler taktık.Mukavvayı ince beyaz bir malzeme (malzemenin adı aklıma gelmiyor) ile kapladık ki çirkin görüntü gitsin. Sonra da yattık.

Dün öğle tatilinde de tüy aramak için düştüm yollara. Ama bizim çevrede bulamadım. Sonra da annemin tahminimce dinazorlar zamanından kalma tüy yastığı geldi aklıma. Bir koşu gidip annemin evine yastığı aldım. Akşam bir köşesinden açıp tırtıkladım. Tüylerin hepsinin beyaz çıkacağını düşünmekle yanılmışım. Ailecek kafaya takmadık farklı bir görüntü oldu diyerek yaptığımız işe devam ettik. Ama yapıştırma işi bitince üstümüz, başımız ve evin hali görülmeye değerdi. İşte bu noktada dayanma gücü girdi devreye..

Tüyler kuruyunca kanadı takıp provasını yaptı.

Tüylü beyaz kanatlarım var
Mavi gökyüzünde süzülürüm
Temizliğin rengiyim
En güzel renk beyazdır
Bu yüzden lideriz benim
 
 
 
 
Prova bitince de küçük bey kuş kanadından daha çok melek kanadına benzemiş dedi. Bende baba olduğunda oğlunla(kızınla) kuş kanadına benzeyen kuş kanadını sen yaparsın o zaman dedim. Bak bu lafa benzeyen laflar da bir aile geleneği..


Not: Melek kanadına benzeyen güvercin kanadı ve Renklerin lideri draması- 08/04/2015

Ne günlerdi be o günler dediğim günlerden birkaç örnek :)

http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/11/gunesi-gorduk.html

http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2011/11/adn-ece-koydumk.html

http://hanimignesi.blogspot.com.tr/2012/10/hayvanlar-temal-sergi.html

Salı, Nisan 07, 2015

İnsanın çocukluğuna dönmesinin bir yolu da..


Cumartesi listemize bir çizik daha attık. Yani uzun zamandır oğlumuzla yapmak istediğimiz ama bir türlü yapamadığımız bir şeyi gerçekleştirdik. Uçurtma uçurduk.

Ve ben çok şaşırdım. Görüldüğü kadar basit değilmiş meğer. Uçurtmayı uçurduktan sonra ipi çek, salla, oldu da bitti maşallah gibi geliyordu uzaktan bana. Ya öyle mi uçurulur, şöyle yapsanıza, böyle çeksenize diye dışarıdan çok bilmiş bilmiş konuşurken Erol elime uçurtmanın ipini tutuşturduğunda kazın ayağı öyle değilmiş anladım. Kartalı iki dakika da alaşağı ettim. Beş dakika tutabilseydim bari havada.

Uçurtma uçurmadaki başarısızlığıma yansam da bizimkileri izlerken yüzüme kocaman bir gülümse yayıldı. İnsanın çocukluğuna dönmesinin bir yolu da çocuk sahibi olmakmış. Eskiden ne anlatırdım, ne özlerdim o günleri. Uçurtma havalarda süzülürken neden eskisi kadar anlatmadığımı, neden eskisi kadar özlemediğimi anladım..





 

Pazartesi, Nisan 06, 2015

İzlemedeyim, tamam

Çaldığı tınıyı hissetmek

Sene 2003. Eski işyerinde bir arkadaş gitar dersi vermeye başlamıştı. Bunu duyunca hemen heves ettim tabii. O zamanlar içimde ukde gitar çalamamak. Artık param da zamanım da var diyerekten aldım elime gitarı vardım kurs yerine. Bir de ne göreyim gidince çıstak çıstak Erol beylerde yerini almış.O vakitler Erol'la aynı işyerindeyiz ama muhabbetimiz merhaba ile sınırlı.

Paramda zamanımda var artık demekle olmuyormuş bu arada. Kabiliyet diye de bir şey lazımmış. Tabi bu acı gerçek yüzüme tokat gibi inince bıraktım kursu. Bir iki hafta sonra da Erol bıraktı. Erol'la çıkmaya başlayınca aklıma geldi sormak. Sen iyi kötü beceriyordun niye bıraktın ki kursu. Meğer kursta benim olduğumu duyar duymaz kendini atmış Taksim'e, bir gitar alıp koşmuş kursa.. Ben kursa sen olduğun için gelmiştim, sensiz kursu neyleyeyim dedi.


Keşke hiç ayrılmasaydın demiştim hatırlıyorum. Çünkü kesinlikle istidadı vardı çalmaya. Galiba Eray beyde babaya çekmiş. Babasının gitarını alıp çekilir köşesine. Sonra bazı sesler çıkarır. Bazılarından memnun kalır, bazıları ise hiç hoşuna gitmez.

 
 
Bakalım Eray'ın gitar çalma aşkı nereye kadar gidecek. İzlemedeyim blog tamam. Gelişmeler devam ettikçe bilgi veririm..
 

Cuma, Nisan 03, 2015

El izi


Dün akşam ki numarası. Odasına girebilmek için el izimizin uyması gerekiyormuş.Ya da en azından odaya giriş şifresini doğru tuşlamak lazımmış. Şifreyi yanlış kodlarsan sistem geri dönünüz, gidiniz, gidiniz diye uyarı veriyormuş. Haaa haaa artık iznim olmadan odama giremezsiniz demez mi velet..

Aman canım benim de canıma minnet.Odanın temizlenmesi için ilk aşama odaya girmek olduğuna göre ve benim de bu sır gibi saklanan şifreyi bilmediğim düşünülürse...

Bakalım hafta sonu küçük bey bir elinde süpürge bir elinde toz bezi ne düşünecek..

Salı, Mart 31, 2015

Sahi kaç yıl oldu

 
Sahi ya ben mim yapmayalı kaç yıl oldu?

En son 09/05/2012 tarihinde bir mim cevaplamışım. Yine bu mime benzer bir konusu varmış. Yani kitaplar. Neredeyse 3 yıl olmuş.Vay be dedim üç koca yıl ne çabuk geçmiş. Şebnem sevdiğin 10 kitabı listele demiş.

Şu an sevdiklerimi bir sıralasam hepsi bilim kurgu, polisiye falan olur. Çünkü çok uzun dönemden beri bu tarz kitaplar okuyorum. Belki de içinde bulunduğum dünyadan uzaklaşmanın bir yolu bu.Bak şimdi nedenini bilemedim zaten bilmek de istemiyorum. Tek bilmem gereken de çok iyi zaman geçirdiğim.

Acaba 20'li yaşlarda okuduğum ve beni etkileyen kitapları şu yaşta okusam ne hissederdim diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Mesela Piedra Irmağının kıyısında oturdum, ağladım aynı etkiyi verir miydi bana.

Şey gibi bu.Tarihi olayları bulundukları dönemlere göre değerlendirmek gerekir ya okuduğumuz kitapların üzerimizdeki etkisini de o an ki yaşa, dünya görüşüne, hayat gailesine, zaman içindeki kişisel gelişimize göre değerlendirmek gerekir. Ben o an ki dönemin hislerine göre listelemeyi düşünüyorum.Tekrar okuyana kadar nasıl etki yaratacağını bilemeyeceğime göre. Bakalım neler varmış listede..

1-) Nietzsche Ağladığında-Irvin Yalom. Bu kitabı o dönemde çok beğenmiştim.

'Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır'
 
Yine Irvin Yalom'un Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri. Bu kitapta 10 etkileyici öykü var.
 
2-)Sofie'nin Dünyası- Jostein Gaarder. Benim bu kitabı okuduğum dönemde otobüslerde her 5 gencin ikisinin elindeydi hatta bu kitabı okumayanı dövüyorlardı. Şaka ya şaka.  Sahi sen Kimsin?
 
3-) Piedra Irmağının Kenarında Oturdum, Ağladım. Paulo Coelho- 20 yaşında olmalıyım bu kitabı okuduğumda. Dile kolay tam 16 yıl geçmiş. Çok ağladığım dün gibi aklımda.
 
4-) Sokrates'in Savunması -Platon.. Ve tabiki  Devlet'i
 
5-)Adam Fawer- Olasılıksız ve Empati. Her iki kitabı da çok sevmiştim. Empati'de final kısmı askıda kalmış,hikayenin devamı gelecekmiş gibi bir his uyanmıştı bende. Kısmet bakalım.Oradan bir alıntı
 
'İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz'
 
6-) Stieg Larsson- Millennium Serisi- Ejderha Dövmeli Kız, Ateşle Oynayan Kız, Arı Kovanına Çomak Sokan Kız. Gerçekten kurgu ilmek ilmek örülmüş..
 
7-) Philippa Gregory- Boleyn Kızı Serisi. Galiba 5 kitaptı. Kitabın dili çok akıcı ve sade olduğu için rahat okunuyor.
 
8-) Jean Christophe Grange- Sisle Gelen Yolcu (diğer kitapları da olabilir Kızıl Nehirler, Kurtlar İmparatorluğu, Ölü Ruhlar Ormanı, Taç meclisi) Bu adamın kitaplarını okumaya başlamayı seviyorum ama bitirmeyi hiç sevmiyorum.Yok yok kitaba bağlandığımdan değil. Evet çok güzel kurguluyor, karakterler iyi, acayip bilgiler öğreniyorsun her kitapta ama sonları hep hüsran. 220 km hızla giderken aniden frene basılmış gibi.
 
9-) George R.R. Martın- Taht Oyunları. 9 kitaplık serinin dokuzuncu kitabı elimde ve bitmek üzere. Adamın diğer kitapları daha ortalıkta yok yazmamış bile. Ne olacak Tembel teneke.Bir serinin yarım kalmasından hiç hoşlanmıyorum ama ne diyeyim bile bile başladım. Kendim ettim kendim buldum..
 
10-) Veee tabiki bu tür kitapları asla okumam dediğim halde okumama ve sevmeme neden olan Alacakaranlık Serisi- Stephenie Meyer. Benim için başlangıçtır bu kitaplar. Sonrada devamı geldi.

Ben de bu mimi kim cevaplamak istiyorsa ona gönderiyorum..



  

Pazartesi, Mart 30, 2015

Bir öğle tatili klasiği 4


Şu öğle tatillerinde kaçacak yerim olmasa ne olurdu bilmem. O kadar iyi geliyor ki bana. Yoksa çekilecek yer değil. Ya da ben eski ben değilim. Çekemiyorum. Aslına bakarsan dünya dönerken benim aynı yerde durmuş olmam da kötüye işaret olurdu. Yani yıllarca süren aynılık yaşamamış olmak demek değil midir?

Değişiyorum. Dünyanın hem kendi etrafında hem de güneşin etrafında dönmesi gibi bende hem kendi eksenimde hem de çevremde gün be gün değişiyorum. Annemin her geçen gün sen çok değiştin Ayla demesi de boşuna değil.

Değişim eskiden olsa korkuturdu beni. Artık korkmuyorum.Arnavut kaldırımlı sokakta yürürken çok düşündüm. Peki bu değişimden memnun muyum?







Perşembe, Mart 26, 2015

Sohbet doktoru


Aslında Eray'ın anlatmakla sorunu yok. Her akşam birbirimize günümüzü anlatırız. Anlatır derken öğrenmemi ve bilmemi istediği bilgiler kadar :) İstemediği veya hoşlanmadığı sorulara unuttum ya da annecim boş ver bunları şimdi diyerek geçiştirir.

Geçen gün bir yazı okudum internette. Orada çocuğa her akşam sorulması gereken 3 sorudan bahsediyordu. Soruları gördükçe ahh ne kadar güzel fikir dedim yalan yok. Çocuk böylece annesi tarafından sorgulanıyormuş gibi hissetmeden kendini üzen, sevindiren şeyleri anlatabilirdi. Bu sorularla belki kalbinin derinliklerine sakladığı kırgınlıklarına, minik heyecanlarına dokunabilirim bile dedim.

-Bugün seni gülümseten, mutlu eden ne oldu?
-Bugün seni üzen ne oldu?
-Bugün öğrendiğin bir şey ne oldu?

Dün akşam yemekte aklıma geldi. Dur bir uygulayayım dedim. Önce bir havaya girdim. İlk soruyu sordum Eray bana tuhaf tuhaf baktı. İkinci soruda da artık

'annecim aynı bir sohbet doktoru (terapist) gibi konuşuyorsun, sorular soruyorsun

dedi. Tabii anında havam söndü :)) Her metodun her çocukta etkili olmadığını bir kez daha öğrendim.

 

Pazartesi, Mart 23, 2015

Modelleme yöntemi ile problem yazma

 
Yeteneği yok ama duruşu, hareketi çok artistlik hareketler bunlar dedirtecek cinsten. Çok mutlu takvendo dersinde. Bu sefer bizde izledik biraz. Disiplinliydi Allah için. Hatta bu duruma şaşırdım nedense.

İzliyor muyuz? beğeniyor muyuz? diye sürekli gözü oturduğumuz yerdeydi. Baş parmağı ile ok mi yapıp bizden onay istedi.Babası ve ben aynı baş parmakla cevap verdik. Bu sefer onayı kabiliyetine değil, mutluluğuna verdik. Konsantresi bozulmasın diye de bir süre sonra aşağıya indik.

Ders çıkışı anlatmaya başladı.İki çocuk çok yaramazlık yaptıkları için ceza almış. Öğretmenin yanına gidip öğretmenim beni de cezalandırabilir misin lütfen demiş. Oğlum neden ceza istiyorsun ki dedim. Çünkü şınav çekmeyi çok seviyormuş. Zaten şınav çekmesini öğretmen çok beğenmiş. Ne diyeyim ki ben şimdi :))

Sabah Götürk'ten çık Ortaköy'e etüde ve tekvandoya gel, çıkışta Bağdat caddesine git, sonra da Beykoz'a babaanneye geç derken ailecek nerede yatacağımızı bilemedik.Çok yorulmuşuz cumartesi günü çok.


Pazar günü ise telefonlarımızı Eray bey cevap verdi. Çünkü babasıyla ben telefon kullanmama cezası aldık.Cezanın sebebi :onun kitap yazmasına yardım etmemek.Kendi adıma konuşmak gerekirse yardım ettim aslında. Ama tüm gün de başında oturamam ki.Evin iyi kötü toplanması lazım, makineye çamaşır atılması lazım, en önemlisi karınların doyurulması lazım.

Ha bir de şu yardımcı meselesi var. O projeyi üreten, uygulayan ben ise yardımcı.Yardımcı lütfen mavi renkli kalemi getirir misin bana demez mi? Yardımcıların görevi buymuş. Onun tabiri ile üç matematik kitabı yazdı dün.


Bir ara telefon çaldı. Arayan babaannesiydi.Normalde telefonu o açmaz ya babaannesi şaşırdı. Anneni verir misin oğlum bir şey söylemem lazım deyince 'üzgünüm babaanne annem cezalı telefonla görüşemez ancak çok önemli konularda telefonla konuşabilir şu an önemli bir konu yok diyerek telefonu bana vermedi. Babaannesi sordu ee bu ceza ne zaman kalkacak. Uygun davranmaya başladığımız zaman cezamız kalkacakmış.

Çarpma ve bölme sorularını ben yazdırdım çünkü henüz onları bilmiyor. Valla tüm akşamımız soru uydurmakla geçti. Meğerse ne kadar zor bir şeymiş matematik kitabı yazmak.Ama var ya Eray bu konuda benden daha başarılı.

Beş tane A4 kağıdını üst üste koydu sonra ikiye katladı. Katladığı yerden zımbaladı. Oldu mu sana 10 sayfalık bir taslak. Sonra soru uydurmaya aman üretmeye başladı.

Müsvedde kağıdına yazdığı ilk soru. Zaten bundan sonra kitap oluşturma fikri doğdu..

4 kuş bir yere koncak 5 kuş daha gelirse toplam kaç kuş olur.
Eray'ın 4 elması var teyzesi ona 5 elma daha verdi. Eray'ın toplamda kaç elması oldu.
Bir de modellemeler yaptı. Yani bir canavar çizdi artı dedi üç canavar çizdi eşittir dedi kaç canavar olur :))
Bir yanardağ patladı (yanardağ çizdi) artı dedi 4 yanardağ daha patladı eşittir kaç yanardağ patladı.

Gecede kitaplarını koynuna alarak yattı.

Aaaa şimdi benim de aklıma bir soru geldi. 5 iş günü var. Bugün geçti gitti sayılır. Hafta sonuna toplamda kaç iş günü kaldı..

En iyisi hiç hesap yapmadan yaşamak

İyi haftalar herkese..


Not: Eray'cım bugün hiçbir eşyanı kaybetme olur mu? (sürekli silgi, kalem kaybeden oğluna annenin tembihi) Annecim bu konuda sana asla söz veremem, ancak dikkatli olmaya çalışabilirim diyebilirim.

 


Cuma, Mart 20, 2015

Ders: Ailenin ödev ve sorumlulukları

 İnsanın en azından bir tane yanındayken kendini iyi hissedebildiği, birlikte gülüp birlikte ağlayabildiği bir dostu olmalı bu hayatta - Eray kankasıyla

Dün 15.15 gibi işten çıktım. Erol'la doğruca Eray'ın okuluna gittim. Allahtan teneffüstelerdi de son derse girmeden yakaladım. Öğretmeninden erken çıkması için izin aldım. Eray nasılda sevinecek diye düşünürken üzgünüm anne gelemem dedi. Gel de buradan yak şimdi.

Meğerse son ders 18 Mart ile ilgili bir şeyler seyredeceklermiş cep sinemada ve Eray onu beklemiş tüm gün. Patlatılan mısırlardan biraz alınca neyse ki bizimle gelmeyi kabul etti.

Yolda bizim biraz işimiz olduğunu biz gelinceye kadar kitap okumayı bitirse kankası Erdemlere gidebileceğimizi söyledim. Çok sevindi çok. Hatta kitapları bitiremem korkuysa arabada okumaya başladı. Apartmanın kapısında bizi bekleyen anneanneye Eray'ı teslim ettik.Merdivenleri çıkarken bile kafasını kaldırmıyordu kitaptan. Konu komşu bu manzarayı görüyorsa çocuğa bak nasıl da çalışkan diyordur dedi Erol. Ah bir bilseler.Birlikte güldük. Hem güldük hem de yeni kararlar için yola devam ettik.

Ha bu arada Eray kitap şampiyonu olamadı. Birinci, ikinci ve üçüncü seçildi. Kitap şampiyonası devam ediyor dördüncüsünü, beşincisini... belirlemek için.

Eray'ın ağzındaki aftlarda geçmeye başladı. Zor bir haftaydı bizim için bu yüzden. Anne bir şey yap diye ağlarken bol bol sarıldım oğluma. Sabır oğlum az daha sabır dedim. Sabrediyorum annecim sabrediyorum ama geçmiyor ,sen de hiçbir şey yapmıyorsun dedi. Galiba bu hafta en çok bu olay beni üzdü. Çocuğunun canı yanarken hiçbir şey yapamamak..

Görüşme bizim açımızdan bir su kafalının yüzünden verimsiz geçti. Söyledim ama. Grup şeklinde görüşmek yerine tek görüşmeyi tercih ederdik diye. Yok be grup terapisine katılmadık karı-koca. Başka bir konu. Aslında hep aynı konuda netleşince yazarım belki sonra..

Eve gelince bir baktık ki kitaplar okunmuş. Eray ile söz verdiğim gibi Erdemlere gittik. Erol durur mu annemi alarak kahve içmeye gitti.Bir de soruyor hasbam.Kıskandın mı? Yok be ne kıskanacağım sizi.

Erdemle çok eğlendi. Onlar güzel güzel oynarken biz de arkadaşla iki belin lafını kırdık. Hafta içi bu değişiklik bana da iyi geldi. Gitme vakti gelince Eray yine sorun çıkardı.

Eve gelince hayat bilgisi ödevini yaptırdım. Yaptırdım yaptırmasına da yanlış yaptırmışım. Ödev olan sayfa başkaymış. Bunu Eray'a söylediğimde evde bir cıngar koptu. Hayatta asla yapmam dedi. Ben de insanım dedim oğluma. Hata yapma hakkını bana da tanıyın. Neyse ki aramızda bir şekilde anlaştık da ödevi yapmaya başladı. Konu: Ailenin ev içindeki ödev ve sorumlulukları..

Benim sorumluluklarım kısmını yazdı, ohh be kardeşim yok diyerek kardeşimin sorumlulukları kısmını atladı.Sıra annenin sorumluluklarına gelince kalemi bana uzattı. Yani dedim ne yapayım kalemi.Anne sen olduğuna göre annenin görevleri bölümünü sen yazmalısın dedi. Şaka mısın sen oğlum dedim oğluma.

Yok inat etti. Herkes kendi görevini yazsınmış. Neden bizim görevlerini o yazsınmış. Herkes kendi görev ve sorumluluklarını bilsinmiş. Diyorum ben bu çocuk hep farklı bakıyor olaylara. Aslında aramızdaki kriz konularına bir köşeye çekilip baktıkça hani hak vermiyor değilim de oğluma..

Neyse bir şekilde yine ikna ettim. Ooooo bu ne ya yaz, yaz bitmiyor dedi. Yalan mı dedim. Yap yap bitmiyor görevlerim. Sonra babası öptü kokladı, ben öptüm kokladım doğruca yatağa.

Normalde bu post burada bitmeliydi. Ama teyzesi sabah sormuş Eray'a. Hayat nasıl gidiyor demiş. Güzel gidiyor dedikten sonra hayır ya çok da güzel değil. Ben büyükçe annem ve babam bana daha çok kızıyor demiş. Onlar kızdıkça ben daha çok yaramazlık yapıyorum.Teyzesi de bu durumu ailenle konuştun mu ben bir konuş derim deyince Eray ne desin

Yok konuşmadım çünkü bu anneyle-babanın görevi benim değil

Galiba bazen büyük büyük konuşunca onun küçücük bir çocuk olduğunu unutuyorum. Hatırlayınca yada bir şekilde hatırlatılınca Ayla diyorum bu çocuk daha 7 yaşında..

Bir de diyorum ki insanın en azından bir tane yanında kendini iyi hissedebileceği, birlikte gülüp birlikte ağlayabileceği bir dostu olmalı hayatta..




Pazartesi, Mart 16, 2015

Ahhh biz kızlar

Bir annenin evladına nazarı çok değermiş lafına eskiden hiç inanmazdım. Evladım oldu,onunla yol aldıkça ve yaşadıkça inandım. Ne zaman çok şükür şu da güzel gidiyor bu da güzel oluyor dediysem genelde söylediğim tersine döndü. Ve her seferinde hay benim dilimi koca koca eşek arıları soksun dedim mi dedim yeminle..

Perşembe öğleden sonra okulun hemşiresi beni aradı. Numarasını görünce fonda gerilim müziği çaldı önce. Okulun hemşiresi beni niye arar bilogcan sence. Bingo. Eray ateşlenmiş. Allahtan okul çıkışına çok az vardı, servisle eve döndü. Akşam eve dönünce yatan bir çocuk beklerken bir kanepeden bir kanepeye uçan bir çocuk görünce şaşırdım önce. Geldi ve geçti şükür diyemedim, biliyorum Eray'ın bünyesini ezbere..

Gece 02.00 gibi ateşi çıktı. Ondan sonrada ateş 3-4 saat arayla çıkıp durdu. Calpol ve İbufeni dönüşümlü olarak verdim. Bu sefer herhalde Beta ya da ortalıkta dolanan bir virüs dedim malum ortalıkta inanılmaz bir salgın var. Pfafa'yı 21 gün önce atlatmıştık ve atağa çok vardı ya onu hiç listeye almadım.Hatta geçen sefer atak arası iyice seyreldi şükürler olsun bile yazdım.

Cumartesi hemen doktora gittik. Aman dedim doktora acayip de bir salgın var. Doktorumuz da iki tür virüsün ortalıkta dolandığını söyledi. Biri öksürük, burun akıntısı ve eklem ağrıları diğeri ise mide bulantısı ve kusma yapıyormuş. Ama Eray'da bunların hiçbiri yok annesi Eray büyük ihtimalle Pfafa atağı geçiriyor dedi. Olur mu dedim bizim atağa çok var, Eray'ın atak arası iyice uzadı.

Omzumu çektim olmaz dedim, kaşlarımı yukarı kaldırdım olmamalı dedim, başımı öne eğdim olur mu ki dedim.. Bazen olurmuş. Hemen bu durumu bir ananın çocuğuna nazarına bağladım.. Nasıl olur ya..

21 gün önce flantadin aldığı için hemen vermeliyim dedi. Çünkü yılda bu ilaç 6 ya da 7 kereye kadar alınabiliyormuş. Atağın kendi kendine geçmesini bekleyelim eğer ki pazartesi akşam hala ateşi var o zaman mecbur vereceğiz dedi. Ve bugün pazartesi. Saat 15,30. Ve kuzum hala ateşli.. Ahh ya yine söyledim. Millet içinde sakın bana kuzum deme demişti. Yalnızken kuzum diyebilirmişim, millet içinde kaplanım, aslanım diyecekmişim...O zaman yeniden başa saralım..

Ve bugün pazartesi. Saat 15.31. Ve kaplanım, aslanım hala ateşli..

Doktora giderken telaşla topuklu ayakkabı geçirdim ayağıma.. Hasta da olsa Eray'dan kaçmaz bu ayrıntı asla..

-Annecim neden topuklu ayakkabı giydin bugün
-Ne bilim canım istedi
-ben sebebini biliyorum
-neymiş
-çünkü güzel görünmek istiyorsun
-Evettttttt. Güzel görünmek istemenin nesi kötü ki
-Ahhhh siz kızlar hep böylesiniz

dedi ya gel de gülme şimdi.



Hafta sonu ağzındaki aftlar sebebiyle neredeyse hiçbir şey yemedi. Neler yapmadım ki.. Sadece üçgenden belki yiyebilirim dedi. Üçgen dediği şeyde fotoğrafta görüldüğü gibi çift kaşarlı, salamlı yumurta ekmekler. Sadece bir tane yedi. Koskoca gün bir tane.. En sevdiği şeyleri bile geri çevirdi. Nasıl geri çevirmesin hem. Koskoca ben, ağrı eşiğim yüksektir diye gerim gerim gerinen ben bir aft çıkınca ne hallere düşmedim mi?

Sonra dedesi bizi ziyaret etti. Yemek yemese de yine de yanımızda oturdu, sohbet ettik hep birlikte. Bir ara dedesi biri hakkında adamın parası var ama aklı yok dedi :) Allah işte birine para verir akıl vermez, diğerine akıl verir para vermez. Başka birine ise her ikisini de vermez güzellik verir der dermez Eray girdi araya..Dede'cim böyle konuşma günah olur dedi. Neden günah olacakmış ki dedim vereceği cevabı merak ederek..

Dede'cim Allah demek ki böyle uygun görmüş. Allah'ın uygun gördüğü ve verdiği şeylere şükretmeliyiz. Ve böyle konuşmamalıyız..


Ne diyeyim ki ben şimdi. Allah dermansız hastalıklar vermesin, şükürler olsun bugünümüze.Ve sağlıklı haftalar herkese..


Not:12/03/2015- PFAFA Atağı




Cuma, Mart 13, 2015

Oğlum bu olaydan sonra annenin ne olduğuna sen karar ver

Oğlum senin anan bir melekti aman salaktı derlerse inanmamazlık yapma sakın inan. İlk defa bir şeye heves ettin gittim onu da elime, yüzüme bulaştırdım. Rekabeti iyice körükledim..

Her şey dün akşam oldu. İnsanın aklı da eli de gözü de başka işte olunca.. Sonuç kaçınılmaz idi.

Sen tabiatın gereği yarışmaları sevmiyorsun, rekabetten hoşlanmıyorsun. Hırs denen şeyin nasıl telaffuz ediyorsunuz yeni sistemde hahhh hı'sı yok sende. Normalde stickerları çok sevsen de ödül olarak sunulduğunda kazanmak için tek adım bile atmıyorsun. Cezalar da senin için caydırıcı olmuyor. Yani ödül de ,ceza da senin bünyeye vız gelip tırıs gidiyor.

Ama bu  demek olmuyor ki üzülmüyorsun. Bir arkadaşının kazandığı hediyeyi çok beğendiğin akşam höykürerek ben neden alamadım anne diye ağladığında anladım.O gece çok şaşırdım biliyor musun?O kadar umursamaz görünüyordun ki bu yarışmalar karşısında. Meğerse iç dünyanda neler yaşarmışsın.

Eee madem oğlum o zaman sende adım at, mücadele et, sende kapasite var dediğimde bana baktın ve o gün bana bir cümle söyledin.Haklıydın. Hem de çok haklıydın. 7 yaşında olmana rağmen senin mantığına, tabiatına, düşüncelerine ters olduğunu o cümle ile çok güzel anlattın.

Hoş bak bu konuda birbirimize çekmişiz. Ananında hırs denen şeyin nasıl telaffuz ediyorsunuz yeni sistemde hahhh hı'sı yok bünyesinde. Bir çimdik olaydı inan şu an çok başka yerlerde olurdu. Peki bu konuda pişman mı?  Cevap veriyorum bu konuda asla. Ha bir de ünlü üstat, yazar, çizer Mahmudi'den esinlenerek söylediğim gibi oğlum olmadan asla.

30 yeni kitap :)
Bir ay sürecek kitap şampiyonası pazartesi akşamı başladı. Belki de okumaya başladığından beri evde kendi aramızda güzel okuduğun için sürekli aman efendim kitap şampiyonu, aman efendim okuma ustası, aman efendim bilmem ne dediğimiz için mi bilmem bu yarışmaya heves ettin. Ben de sana aslolan okumak ve öğrenmek ama madem ilk defa bir şeyi çok istedin bende sana tüm desteğimi vereceğim söz dedim. Bir de kitap şampiyonu sen olacaksın diyerekten seni havaya soktum :)

Her akşam iki kitap hatta dün akşam üç kitap okudun. Sonra ben ne yaptın biliyor musun. Kitapların fotoğraflarını çekip öğretmenine hocam süper gidiyor çalışmalarımız bu akşam üç kitap okudu. Hocam şöyle yaptık, hocam böyle yaptık. Bugün 30 kitap aldık. İnşallah onları da okuyacak diyerek tüm ama tüm taktiklerimizi ortaya serdim.Öğretmeninin sessizliği dikkatimi çekse de yoğunluğuna verdim. Sonra öğretmen özelden yazınca çaktım köfteyi. Meğersem o tüm yazıları tüm arkadaşlarının analarına yollamışım :))

Öğretmenin Ayla hanım artık işiniz çok zor, tüm anaları gaza getirtiniz dedi biliyor musun? Sanki gazları çok azmış gibi. Bir de kendi anneme soruyorum 'bu ne hırs, bu ne oyunculuktur anlamıyorum anne..

Ya oğlum işte böyle. Artık senin işin çok zor. Salaklığıma kahkaha atıp gülsem de seni çok pis havaya soktum diye üzüldüm. Halbuki ilk defa bir şeye heves etmiştin.

Bu arada oğlum senin anan bir salaktı aman melekti derlerse inanmamazlık yapma sakın inan.. Yoğunluktan, yorgunluktan bazen oluyor böyle karışıklıklar.

Çarşamba, Mart 11, 2015

Yummy yummy yummy I like honey



Eray'ın dün okulda İngilizce şarkı gösterisi vardı. Bu sefer babası gitti. Biraz söylene söylene gitti. Eee hep ben izin alamam ki. Aslında gitmek çok istedim de malum izin olayları. Sağolsun babası her anını videoya çekmiş, gitmiş gibi oldum bende.

Videoyu seyredince Erol'a 'okula benim değil senin gittiğin nereden de belli' dedim. Hadi okul formasını ıslattı üstü değişti bunu anlarımda, gösteri başlamadan çocuğun pantolon düğmesi hiç mi dikkatini çekmedi :)) Çekmemiş adamın. Gerçekten de biz farklı gezegenlerdeniz..

Eray açısından gösteri kıpır kıpır ve eğlenceli geçmiş görünüyor. Tabi birazda sabırsız. Herkesin Erayyy diye bağırdığı bölüme ise hiç şaşırmadım..

Şimdi ben susayım da video konuşsun..


Not: Çocuğumun büyümesinin en güzel yanlarından biride galiba çocuğumla dertleşebilmek. Yatmaya yakın Eray'ın yaptığı bir şey yüzünden 'Neden böyle oluyor oğlum anlamıyorum' dedim. Eray geldi kucağıma oturdu, öptü 'annecim bu olaya güzel bir yanından bakmayı deneyemez misin' dedi. Deniyorum oğlum gerçekten inan bana dedim. O tarafa çeviriyorum, bu tarafa çeviriyorum hadi diyorum şöyle bakayım yok bulamıyorum. Öptü beni kocaman sonra da ohhh dedi ve ekledi anne Eray böyle mutlu diyemez misin?

Ben bu lafın hala etkisindeyim bugün.Oğlumdan her geçen gün bir şeyler öğreniyorum.Bazen onun bana rehberlik etmek için dünyaya geldiğini düşünüyorum. Meğerse o dünyaya gelmeden ben ne kadar eksikmişim..


10/03/2013-İngilizce Şarkı gösterisi- Toplamda üç şarkı söyledin.Bir şarkı Şule ile iki şarkı sınıfça..