Cuma, Şubat 06, 2015

Amazon Köyü


Amazonlar tamamen kadın savaşçılardan oluşan bir ulus. Bazı tarihçiler Temiskira'yı (Terme-bu arada aslen Terme'li olduğumu söylemiş miydim?) Amazonların anayurdu olarak işaret eder.

Amazon kelimesinin memesiz anlamına geldiği en fazla kabul edilen görüş. Daha iyi ok atabilmek için sağ göğüslerini kestikleri ve böylece sağ omuz ve kolun gelişmesini sağladıkları rivayet edilir. Merak etmişimdir bu kadınlar köylerine neden erkek sokmaz. Erkeklere olan bu öfkenin, kinin kaynağı nedir. Bir kaynağa göre bu konuda iki rivayet varmış.

Birine göre erkekler civar topluluklara yaptıkları akınlar sırasında pusuya düşürülmüş ve öldürülmüş. Bunun üzerine kadınlar silahlanmış. Bir başka rivayete göre ise Amazonların köle olarak kullandığı erkekler Anadolu'da Zeus adından bir baş tanrının ortaya çıktığını duyar ve bununla böbürlenmeye başlarlar. Öfkelenen Amazonlar o gece bütün erkekleri öldürür, çocukları ise sakat bırakırlar. Bundan sonra Amazonlar ülkelerine erkeklerin girmesini yasaklar.

Amazon Savaşcıları savaş sonrası istirahat de

Soylarının devamı içinde komşu kabilelere bazı dönemlerde ziyarette bulunurlarmış. Doğan erkek çocuklar babaya teslim edilir, kız çocuklar ise anneleri tarafından büyütülerek tarım, avcılık ve savaşçılık konusunda yetiştirirlermiş.

Amazonların anayurdu Terme kabul edildiği için Amazonlar Samsun ve yöresinin tarihi ve kültürel değerlerinden görülüyor. Amazonlar adına her yıl Terme ilçesinde bir festival düzenleniyor. İnşallah bir gün o festivale de gitmek kısmet olur.

Samsun Büyük Şehir Belediyesi 2.5 dönümlük bir araziye yapay Amazon adası inşa ettirerek tüm ulusların ziyaretine sunmuş. Bu adada; Amazon köyü, Büyük Amazon Savaşçı heykeli, Sağ ve sol Anadolu aslanları, Amazon kanalı var.

Amazon köyünde balmumu heykelleri, günlük yaşamların anlatıldığı çadırlar bulunuyor. Eray'ın bu köyde en çok dikkatini çeken zincire vurulmuş erkek köleler oldu. Çocuğum adamın başından bir türlü ayrılamadı. Hatta öğretmenine telefonda kadınlar erkekleri zincire vurmuş. Erkekler gerçek gibiydi biliyor musunuz öğretmenin kılları bile vardı dedi.

Zincire vurulmuş köle Eray'ın dikkatini çok çekti



Amazonlar savaş planı yaparken

Kraliçe Hippolyte ve Muhafızı

 
 
Büyük Amazon Savaşçısı

Amazonların Çadırları

 
Amazon Kanalı
Ben köyü ve köyün kurulduğu manzarayı beğendim.Yüksekte olduğu için yanlız çok rüzgar vardı. Oyalanmadan dayımın evinin yolunu tuttuk.

Amazon Adası :26/01/2015

Perşembe, Şubat 05, 2015

Samsun Kent Müzesi

İyi ki cep telefonların navigasyondu ,konumdu bilmem neydi gibi özellikleri var. Erol cep telefonundan baktı Kent Müzesinin nerede olduğuna yakın bir mesafe de olduğunu görünce de yürüyelim dedi. Evet aslen Samsunlu olabilirim lakin Samsun'u pek bilmem. Çocuklar simit isteyince de verdik ellerine Samsun simitlerini başladık yürümeye.

Pazartesi olmasına rağmen açıktı. Çünkü bu müzenin bağlı olduğu kurum farklı. Giriş ücretleri de çok ucuz, ilk duyduğumda çok şaşırdım. Yetişkinler 2, öğrenciler 1 lira..

Samsun'un sosyal, tarihi, coğrafi, kültürel ve ekonomik yapısına ilişkin bilgilerin ve malzemelerin sergilendiği bir müze burası. Kent müzesini o kadar beğendim ki nasıl olurda ben bu müzeyi bilmem diye hayıflandım. Sonradan öğrendim 2013 yılında ziyaretçilere açıldığını.

Küçükken okullar kapanır kapanmaz annem hemen hazırlanır yaz tatilinde Samsun'a götürürdü bizi. Ablamı anneannem yetiştirdiği için ablam sevine sevine ben ise ağlaya ağlaya giderdim. Çünkü ben babasının kızıydım ve ondan bir süre ayrı kalmak çok zor gelirdi bana.




Kadının tütün dizmesi küçüklüğüme ait anılardan bir tanesi. Anneannemin evinin yakınında boş bir arazi vardı. Kadınlar o arazide yerde oturur ipe tütün yaprakları dizerdi. Sonra o ipi asar, yeşil renkli yapraklar kahverengiye dönene kadar kurutulurdu.

Bu zamana kadar pek çok müze gezip beğensem de bu müze bana nedense farklı geldi. Parça parça anılarıma dokunduğu için kim bilir. Mesela Samsunspor'a ayrılmış köşede kötü bir anı içimi yine yaktı. Yıl 1989. 10 yaş civarında olmama rağmen o haberi çok net hatırlıyorum günlerce gündemden düşmemişti. Babam çok üzülmüştü. Babam çok üzüldüğü için çok üzülmüştüm bende.

Samsunspor Malatyaspor ile yapacağı maça giderken Havza ilçesinde kaza yaptı.Üç oyuncu ve teknik direktör hayatını kaybetti. Birçok kişi de sakat kaldı. Bana göre Samsunspor o kazadan sonra kendini bir daha toplayamadı...


Aynen bu fotoğraftaki gibi annemin sokağında sepet örerek geçimini sağlayan bir dede vardı. Çok izlemişimdir sepetleri örerken.

Süpürge yaparken



Bu mutfağı görünce çok şaşırdım mesela. Rahmetli dedemin köydeki evinin mutfağına o kadar çok benziyor ki nelere gittim bir bilseniz.Böyle bir sofrada otururken mısır ekmeği geldiğinde ben normal ekmek istiyorum bu basit ekmeği yemem diye ağlayışımı hatırladım mesela..Çocuksun sonuçta. Dedemin kardeşi aradan 29-30 yıl geçse de hala anlatır güleriz birlikte. Ha bir de bu kara tuvalete çişimi yapmam diye ağlayışım var ki bu anı geçmişin tozlu raflarında kalsın mümkünse..


 
 
O zamanlar hemen her şehirde olan kara tahta ve fişler 


 
Müzede Samsunlu ünlüler ve eşyaları, Samsun'un kronolojik tarihi, Samsun'da yaşanan mübadele ve göçler, afetler. Cumhuriyet döneminde Samsun, Atatürk ve Samsun, Samsun vekilleri, valilileri, belediye başkanları, tarihi ve mimari yapıları, yemek kültürü, ekonomisi,eğitim...vs. Yani bir şehrin geçmişinde ve bugünün de ne olması gerekiyorsa her şey vardı. Biz ailecek çok beğendik.

 
Kent müzesinden sonra Amazon adasına doğru yol aldık. Onu da yarın yazarım artık.
 
 
Samsun Kent Müzesi- 26/01/2015
 

Bandırma Vapuru


Pazar günü öğleden sonra çıkabildik yola. Ablamın işi olduğu için mecbur bekledik. Cuma günü de Erol'un iptal edemediği bir toplantı olduğu için perşembeden yola döküldük. Yani 3.5 gün için 750 km yolu tepmiş olduk. Ne yapalım kısmet bu kadarmış.Ya o günler arası gidebilecektik ya da hiç gidemeyecektik.

Ben uzun ama çok uzun araba yolculuklarını sevmediğim için önce tereddüt ettim.Baktım annem siz bilirsiniz dese de Samsun'a gitmeyi çok istiyor biz de gitmeye karar verdik. Hem oğluma verilmiş bir söz vardı ortada..

Ben patatesli börek, annem ise dolma yaptı. Sıcak suyumuzu da koyduk termosa..Ohh yol boyunca gelsin kahveler, gitsin börekler ,mideye insin dolmacıklar, çerezler, kurabiyeler. Ağzımız bir dakika boş durmadı.

İzmit'e gelince Eray hadi daha gelmedik mi dedi? Nereye dedim. Havaalanına dedi. Uçakla gitmiyoruz ki dedim önce bir itiraz eder gibi oldu sonra da ne kadar daha arabayla gideceğiz dedi. 8 saat kadar yolumuz var dediğim de ise ohaaa lafı ağzından dökülüverdi. Tabii sonra da o kelime için özür diledi.

Yol boyunca neler yapmadık ki: Eray bir kitap okudu. Red kit, akıbetimiz güneş sönünce belgeseli, güldür güldür şov gibi programlar seyrettik. Eray mine craft oynadı.Yolculuğumuz benim düşündüğümden rahat geçti.

Samsun'a gece 01.30 gibi vardık. Sabah kahvaltıdan hemen sonra düştük yollara. Birinci gün; Bandırma Vapuru, Kent müzesi ve Amazon köyüne gittik.

Eray'a bir gün seni mutlaka Bandırma Vapuruna götüreceğim demiştim. Çok sevinmişti. Küçücük çocuk tarihten,milli mücadeleden ne anlar demeyin eğer ilgi alanına giriyorsa çok da iyi anlar. O yüzden ilk olarak anneannemin evine çok yakın olan Bandırma vapuruna gittik. Adam topu, tüfeği, torpidoyu görür görmez onların yanına koştu.

Annecim sen topun karşısına geç düşman ol ben de seni geri püskürteyim dedi. Hani denize dökülmüşlerdi ya onlar gibi diye de ekledi. Uyuzluğum tuttu banane dedim. Çünkü artık hırsız olmaktan, hasta olmaktan, öğrenci olmaktan...bıktım. Tüm cafcaflı roller küçük beyefendi de.. Sen düşman ol, ben seni püskürteyim dedim. Kabul eder mi? Teyzesini düşman yaptı çivvçüvvçiiiçüvvv gibi seslerle düşman teyzesini yok etti.

Bandırma Vapurunda ise çok heyecanlıydı.Çok meraklı gezdi. Buyrun fotoğraflarla Bandırma Vapuru ve Milli Mücadele Parkı Açık Hava müzesi;

Mantelli Sahra Topu: Künyesi; Rusya-1897. 1923 senesine kadar ordumuz tarafından İstiklal mücadelemizin bütün savaşlarından kullanılmış.





MK 23 denizaltı Torpidosu
 
 
İlk adım anıtı
 
Bandırma Vapuru: Mustafa Kemal Atatürk'ün 9.Ordu Müfettişi olarak, 18 arkadaşıyla birlikte İstanbul'dan Samsuna getiren Bandırma Vapuru, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ne giden yolda çok önemli bir görev yaparak tarihteki yerini almıştır.
 
Bandırma Vapuru Torocaderto adıyla 1878 yılında İskoçya'da yolcu ve yük gemisi olarak inşa edilmiş ve 5 yıl bir şirket tarafından çalıştırılmıştır.1883-1910 yılları arasında bir armatörce Osmanlı Deniz Yolları İşletmesinde(İdare-i Mahsusa) kayıtlı olarak Panderma adı verilerek kuru yük gemisi olarak kullanılmıştır.Sonra da statü değiştirerek Bandırma adını alarak posta vapuru haline getirilmiştir.
 
16 Mayıs 1919 günü 9.Ordu Müfettişi(Mirliva) Mustafa Kemal ve 18 arkadaşını İstanbul'dan alarak 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a ulaştırdıktan sonra posta gemisi olarak hizmetine devam etmiştir. 1924 yılında ise vapur hizmet dışı bırakılmış, 1925 yılında ise parçalanmıştır.
 
Bandırma Vapuru gerçek boyutlarına sadık kalınarak yeniden inşa edilmiş ve müze gemi olarak 19 Mayıs 2003 tarihinde hizmete açılmıştır. Bandırma Vapurunda; Tefriş ve yatak odası, Sergi salonu, Kaptan köşkü, Kaptan kamerası gibi bölümler vardır.
 
 


Bandırma Vapurunun Yeni Kaptanı
 
 



 
 




 
 
 
Bandırma Vapurundan son bakış...
 
 
Sonra çocuklar aldı eline simidi yürüye yürüye Kent Müzesine doğru yol aldık.
 
Bandırma Vapuru ve Milli Mücadele Parkı Açık Hava Müzesi : 26/01/2014

Darmadağın


Bu hafta  darmadağın olmuş durumdayım. İnsan işe birazcık gitmedi diye ortalık bu kadar karışmamalı. Üç gündür enkaz halde eve gidiyorum. Eve girer girmez yemek yiyip Eray'a ödevlerini yaptırıyorum. İnşallah pazartesi daha iyi olacak.

Fotoğraflar Eray ile benim çıldırış anlarımızdan. Kah o beni çekti kah ben onu. Saçlarımızı dağıttık, güneşe arkamızı verdik ve çekim yaparken bol bol kahkaha attık.

Eray beyler annesinin saçlarının altında.



 

Salı, Şubat 03, 2015

Yeşil kurdele

Okuma kurdelesi-23/01/2015

Bir yerlerden başlamam lazım yazmak için. Yoksa iyice kopacağım buralardan. Yılbaşından sonra her şeyin üst üste gelmesi de bahanem oldu yazmamak için. Eee bir de üstüne izin eklenince.. İzinde kafamda tasarladığım hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi yapamadım yine yeni yer öylece kaldı. Ne diyeyim kısmet değilmiş.

Tontalağım yazmadığım bu zaman zarfında karnesini aldı. Diğerlerini saymazsak ilk karne. Nasıl da heyecanlandım anlatamam. Eray beyler her zaman ki gibi cool takıldı ortalıkta. Sanki her gün karne alıyormuş gibi. Çok önemsemiyor bu durumları. Galiba hayatı boyunca da böyle gidecek. Aslında şimdi yazarken düşündüm de  karne durumlarını bende önemsemiyorum artık, eskisi gibi değilim. Sadece ne bilim tanımlayamıyorum bu durumu heyecanımın sebebi galiba büyümesi...

Ödev yaparken de böyle bizim küçük bey. Daha iyi yazabiliyorken özensiz yazdığı bir akşam 'Eray'cım neden böyle gelişi güzel yazıyorsun biliyorum ki düzgün yazıyorsun lütfen düzgün yazar mısın dedim. O da bana
 
Annecim böyle şeyleri çok fazla kafana takıyorsun. Altı üstü bir ödev takma kafana. Hayatta önemli olan ödev değildir. 

dedi. Zınk diye kaldım tabi önce. Sonra kendi düşüncelerimi savundum. İnsanın yaptığı bir işi saygı göstererek yapması gibi, ödevlerin hayatın amacı değil aracı olduğu gibi... Yani kafa ütüleyen nasihatler mi diyelim, yaşanmışlıklar ve tecrübeler mi diyelim artık buna da sen karar ver blog..



Neyi yazmayı unutuyordum. Eraylar o gün okuma kurdelesini taktı. Hiç kimse ayrılmadan herkes tek tek sırayla taktı. Zaten Eray okuyordu da ne bilim kurdele beklemiyordum sürpriz oldu.

Bizim zamanımızda kurdele kırmızıydı. Her yerde böyle mi bilmiyorum Erayların okulunda erkekler yeşil ,kızlar pembe taktı. Sonra da karneler dağıtıldı. Not sistemi yok. Not yerine çok iyi yazılmış o kadar. Zaten karneler dağıtılmadan  bir hafta önce yapılan brifingte  detaylı bilgi verilmişti.

Sonra dört günlüğüne Samsun'a gittik. Eray'a sözüm vardı bir konuda. Sözümü tutmuş oldum şükür ki.. İzinde hiçbir şey yapamadım derken bunu atlamışım. Oğluma olan sözümü tuttum. Samsun gezisini de yazarım sonra..

 
 
İlkokul 1. sınıf karnesi : 23/01/2015



Çarşamba, Aralık 31, 2014

Dıgılık

Arkadaşımın evi- Bebekli ev hayatı

-Çok yorgun ve keyifsiz hissediyorum.Hayırlısı ile şu iş günü bir bitse de toparlayacağım kendimi.

-Annemin stoklarında zeytinyağlı yaprak sarması kalmamış. Akşam ablam mesaj attı sen de durumlar nasıl. Saydım üç poşet yaprak sarması var. Birini çıkardım bu akşam için anneme getirdim kaldı iki. Acilen annemle bir gün ayarlayıp stokları çoğaltmamız lazım.

-Patlıcanları yazdan közleyip buzluğa atmıştı onunla da salata yapacakmış. Buzluğa giren patlıcan güzel olmaz demiştim ya hiç alakası yok, tadı hiç bozulmamış. Keşke bende daha fazla közleyip atsaymışım. Gece mide ağrısı çekeceğim şimdiden belli oldu. Hey irade denen şey bana yemek konusunda neden uğramazsın.

-Annem önemsiyor böyle günleri o yüzden sabahtan beri harıl harıl çalışıyor. Biraz önce annemi aradım ne yapıyorsun ne kaldı diye. Köfteyi yoğurdum da dıgılık yapıyordum dedi.Yani Türkçe meali köfteyi yoğurdum, yuvarlıyorum :) Ahh bu annemin lafları da olmasa ben neye güleceğim bugün..

-Yeni yıldan beklentim sadece sağlık ve huzur. İnşallah sevdiklerinizle birlikte sağlıklı ve huzurlu bir yıl geçirirsiniz.

Salı, Aralık 30, 2014

Bir varmışsın bir yokmuşsun

T. beyin yeğeni (amirim) vefat etti dün akşam. Bu öğlen karşıda cenazeye katıldık. İnsanların içleri cayır cayır yanarken biz donduk. Gerçekten çok soğuktu bugün.

Benden dört yaş büyük bir kadın üç çocuk bıraktı ardında. İlkokul 4.sınıfa giden kızını okuldan aldıktan sonra yemek koymuş önüne.Sonra da kendimi iyi hissetmiyorum biraz uzanacağım demiş. Ve bir daha da hiç kalkmamış. Küçük kızı annesine seslenmiş, seslenmiş olmadı dürtmüş, korkmuş ve sonra yakınlarına haber vermiş. Annem kalkmıyor demiş. Yavrucağın aklına ne gelsin ölüm.. Sapasağlam bir kadın.

Büyük kızı ağlama diye telkin edenlere nasıl ağlamam anne bu ya dedi. Sonra da anne bu ya, anne bu ya diye dakikalarca ağladı. En çok da bu manzara etkiledi beni. Doğru ya nasıl ağlamasın anne bu ya.

 Görünür sebep: Kalp krizi. Kırkına gelmemiş bir kadını aldı ve ardında üç çocuk bıraktı.

Ayla dedim orada bak dön üzüldüklerine,kırgınlıklarına, öfkelerine.. Değer mi?

Bugün bir varmışsın saniyeler sonra belki yok olmuşsun..


Pazartesi, Aralık 29, 2014

Çizgi roman aşkına


Cumartesi sabah anneme kahvaltıya gittik sonra da Eray'ı 10.00 da etüde bıraktık. İki ders Türkçe bir ders İngilizce vardı. Türkçe de dikte çalışması, İngilizce de ise p sesi ile başlayan kelimelerle ilgili ders yapılacaktı.

Eray'ı bırakır bırakmaz S.abla ile kahve içmek için Özdilek Alışveriş merkezinin önündeki Starbuck'a gittim. Bir ara Alışveriş merkezine girip Ayı paddingtonga bilet aldım. S. ablayı beklerken kendimi bir tuhaf hissettim. Tuhaf derken eski günlerdeki gibi. Dertsiz aşım, ağrısız başım durumları yani. En büyük sorumluluğum okul ya da iş olduğunu en büyük sorunumun ay yarın ben ne giyeyim olduğu günler. Sohbet güzeldi.

Erol Eray'ı etütden alıp yanıma getirdi. Eray ile S. abla sohbet ederken ben de mektup yazdım. Hem de ahretliğime. S. abla ben göndereceğim zaten seninkini de içine koyarım dedi. Eray da çizdirdi bir şeyler..

S. abla kalkınca bizde Eray ile alışveriş merkezine girdik. Yarım saat olduğu için filme Eray kah beni çekti, kah ben Eray'ı çektim, kah birlikte selfie yaptık, azcık gezdik derken sinema saati geldi.

Ayı paddington'ı Eray çok sevdi.Neredeyse gözlerini kırpmadan seyretti. Peru'yu terketmek zorunda kalan bir ayının hikayesi anlatılıyordu film de. Lucy teyze depremden evleri yıkılınca küçük ayıyı sahip çıkacak birini arar. İlk aklına gelen de yıllar önce onları Peru'da ziyaret eden İngiliz kaşiftir. Küçük ayıyı İngiliz kaşifi bulmak için Londra'ya gönderir. İşte tüm macera böylece başlar. Ama gel gör ki hiç bir şey düşündüğü gibi değildir. İngilizler küçük ayının farkında bile değildir. Taa ki istasyonda anne Brown'a rastlayana kadar. Bundan sonrasını da artık bir zahmet kendiniz görün :)

Yalnız küçük ayının seslendirmesini Esen Yenerler yapmış. Bence çok kötü bir seslendirme olmuş. Bir kere duyguyu verememiş. Bunun dışındaki seslendirmeler çok güzeldi. Bir de anne Brown rolündeki Sally Hawkings'in performansını çok beğendim. O kadar naif oynamış ki.. Kıyafetleri de tam benim tarzım, bayıldım :)

Sinema çıkışı Arda abiye kitap almak için D&R gittik. 11 yaş çocuğu ne okur pek bilmediğimden çocuk bölümündeki görevliye sordum. Sağolsun hemen yardımcı oldu bana. Macera kitabından hoşlandığı için macera kitabı aldım.

Eray bey durur mu ben kitap seçerken kendine çoktan seçmiş bir kitap. Bayılıyor çizgi romana. Uzun zamandır var bu tutkusu. Çok çıkartmışızdır Erol bir kolundan ben diğer kolundan havaya kaldırarak kitapçıdan çıktığımızı. Çünkü seçtiği çizgi roman bazen yaşına uygun olmuyor,yapıştıysa eğer bırakmıyor, lafla da ikna olmuyor. Neyse ki bu sefer bulmuş kendi yaşına uygun bir şeyler. Bende aldım, o kadar çok sevdi ki kitabını her yere taşımaya başladı. Akşamları ise başucuna koyuyor.

Sonra da GeoEray'ı yapmak için eve geçtik.