Perşembe, Mayıs 15, 2014

Işığım Söndü

IŞIĞIM SÖNDÜ
Karıcığım hoşçakal, ışığım azalıyor,
Yanımda ölü arkadaşlarım.
Artık kömür kokulu ekmekler getiremeyeceğim sanırım.
Buraya kadarmış çocuklarım, hoşçakalın,
Hakkınızı helal edin; anacığım, babacığım.
Işığım azalıyor, hoşçakalın..

Üstüme değil içime çöken ocağın sessizliğinde
Tek tek seslerinizi duyuyorum, yüzlerinizi görüyorum,
Işığım azalıyor, soluğum azalıyor, biliyorum,
Yavaş yavaş dünyanın kara kalbine gömülüyorum.
Işığım söndü, işte gidiyorum..,

Ah, en çok da şimdi, bir bilseniz
Nasıl da bulutları, ağaçları, gökyüzünü özlüyorum.
Işığım söndü.. hoşçakalın, arkadaşlarım çoktan gitti,
Artık ben de gidiyorum...

ŞERİF ENGİNBAY

Onlar ağaçlara, gökyüzüne, dolu dolu nefeslere ,ışığa hasret gitti, çok çok üzgünüm. Bu şiir mahvetti beni.

İptal

Cuma günü ana sınıfı 6-A nın yani Eray'ın sınıfının toplu doğum günü ve mezuniyet kutlaması olacaktı. Oyuncaklar alındı, anneler ikramları paylaştı. Ben zeytinyağlı yaprak sarması yaparım demiştim. Hatta salamura olan yaprak suya bile konulmuştu. Bu akşam saracaktım.

Lakin anneler olarak içimize sinmedi. Soma yangın yeriyken, ocaklara ateş düşmüşken, çocuklar babaları için ağlarken, çocuklarımız pastanın mumlarını söndürürken alkış tutamazdık. İçimize sinmezdi, sinmedi. İleri bir tarih de yapılmak üzere iptal ettik.

Bugün kocaman camları olan, gün gören, güneşin daima içeride olduğu odamda nefes alamıyorum. Onlar yıllarca kara kuyularda nasıl çalışmışlar. Orada sıkışıp kaldıklarında çaresizliklerini düşündükçe aklıma mukayyet olamıyorum.

Not: Tontalağım, oğlum bir gün bu blogu okuyacak kadar büyüdüğünde bil ki 13/05/2014 tarihinde ülkemizde bir katliam yaşandı. Giden umutların, planların, nefeslerin sayısı şimdilik 282. Tabi bu sayıyı çarp dörde, beşe. Çocuk, eş, ana, baba...Sayı maalesef ki artacak. Katliamın adını dün iş kazası koydular biliyor musun? Ha bunlar olağan şeylermiş bir de....


Çarşamba, Mayıs 14, 2014

Madenciler (Kara kuyular derindir)



Kara kuyular derindir
Burada kalır madenciler
Ücreti bir aferindir
Zehir solur madenciler
 
Birde kara yüzleri var
Yaşamdan hayli uzak
Kömür gibi kadere bak
Bilmem n'olur madenciler
 
Grizu gelir uykuda
Nice canlar yuta yuta
Biz Cennet'te o uykuda
Toptan ölür madenciler
 
Dile kolay kuyu gibi
Salınır gezer sağ gibi
Bin senelik maden gibi
Fosil olur madenciler
 
Yeryüzünde sevda güzel
Derinlerden selam eder
Bu dünyadan kömür gider
Duman gelir madenciler
 
Der Mahzuni kuyu dardır
Bize kolay o'na zordur
Bir onurlu teri vardır
Bunu bilir madenciler
 
Aşık Mahzuni Şerif


Mekanınız cennet olur inşallah.

Herşeye kader diyemezsin


 
Kömür üretiminde ilk iki sırada yer alan Çin ve ABD deki ölüm oranları Türkiye'den çok çok düşük. Çin de milyon ton başına düşen ölüm sayısı 1,27 iken aynı oran Türkiye'de 5 katı. Düşündürücü, vicdan sorgulayıcı bir rakam.

Yayınlanan raporlar bunların alt yapı ve teknoloji ile önlenebilir sorunlar olduğuna vurgu yapıyor. O zaman şu sonuca çıkıyoruz. Türkiye'de ki maden ölümleri KADER değil CİNAYET.

Bir süre önce torba yasası meclise verilmişti. Gazeteler de Taşeronlara Müjde! başlıkları atıldı. Sevindim ne yalan diyeyim. Tazminat hakları olacak dedim, yıllık izinler güvenceye altına alınacak dedim.Yani dedim de dedim. Ama şimdi sadece ne diyorum biliyor musunuz?  Ölmesinler yeter..

Bugün çok kötüyüm. Susamıyorum. Susamadığım gibi de çalışamıyorum. Hayatın adil olmadığını hep düşünürdüm de hiç bu kadar adil olmadığını düşünmemiştim.

Not: Madenden çıkarılan işçi çizmelerimi çıkarayım mı? demiş. Dağıttı bu laf beni hem de fena dağıttı.


Salı, Mayıs 13, 2014

Fotoğraf albümleri

25/10/2001- Taksim- Kurs çıkışı
 
Dün hava sıcak ve güneşli bu durum ruhumu da sirayet etti yazmamın peşi sıra günüm kötü gitmeye başladı.Tabi ki sebep dış faktörler.
 
Bazı kişilerin kişiliksizleri, bulundukları yerleri özümseyememeleri, tavan yapan egolar, sınır tanımayan bencillikler hepsi mi üste üste gelir anlamadım gitti.
 
Aslında kendi halimde mutlu bir insanımdır. Bir kitabın satır araları,çocuğumun iki kelimesi, bir lokma lezzet ,hoş sohbet, çiçeklenen ağaç beni coştum yine dalgalanıyorum ben moduna sokabilir. Lakin dış faktörlerle bazen bu ne mümkün. Dün öyle bir gündü namussuz gün geçmedi gitti.
 
Böyle durumlarda bana ne iyi gelir biliyor musun  blog. Gülme sakın ya da dur gül hatta birlikte gülelim. Fotoğraf albümlerine bakmak. Kah gülmek, kah hüzünlenmek kah hayıflanmak. Bir iç çekip hey gidi ne güzel günlerdi demek. 
 
Tabii bunun kendimce bir açıklaması var. Galiba o 'an' dan kendimi olabildiğince soyutlamak istiyorum.
 
Bugün hala keyfim biraz limoni. O yüzden birkaç fotoğrafa baktım. Keşke yanıma albümlerden birini alsaydım dedim. Fotoğraflara bakıp bakıp anlatsaydım.
 
Sene 25/10/2001 deseydim.Taksimde bir arkadaşla kurs çıkışı yemek yiyoruz. İş başvurularım belki olur diye kursa 19.00 da gidiyorum. 22.00 de de çıkıyorum.Hafta içi her akşam İstiklal'de kalabalıklar içinde sırtımda çantam, ellerim cebimde tek başına yürüyorum ve o anlar en huzurlu zamanlar benim için. Sonra cümleyi şöyle bitirseydim. Saçlarımı çok özlüyorum.


Pazartesi, Mayıs 12, 2014

Bu borç ödenir mi?

10/05/2014 tekrar yüzmeye başladı.

Bugünün havadisi tontalak tekrar yüzmeye başladı. Çok sevindi o kadar sevindi ki bize' size olan borcumu nasıl ödeyebilirim' dedi. Bu söz karşısında şaşırdım. Daha çok küçük öğrenecek. Anne-baba hakkının ödenmeyeceğini vakti zamanı gelince o da öğrenecek. Sözler nasılsa etkili olmazdı. Bazı şeyler var ki yaşanarak öğrenilecek.

Cumartesi-pazar yüzme saat 09,30 da. İlk etapta o kadar erken olması konusunda tereddüt ettim. Kahvaltı, hazırlanma ve bir dünya yol nasıl yetişeceğiz dedim. Deneme yanılma yoluyla iki günde düzene oturttuk.

İlk gün erken kalkıp Erol'la kahvaltı hazırladık. Tontalak kalkar kalmaz yiyemeyenlerden. Ben ise  gözümü açar açmaz yiyenlerdenim. Hatta yatakta tek gözüm açık bile yiyebilirim. Çocuğum babasına çekmiş illa bir zaman geçecek. Tabi pek yemedi kahvaltı onun içinde, bizim içinde işkence oldu. Yüzmeye iki arkadaş başladı. 10,30 da ise bitti. Duşlar edildi, hazırlanıldı tekrar çıktık yola.

Arkadaşıma kahvaltıya geçtik.(tontalak düzgün kahvaltı etmemişti) Çocuklar öyle güzel yedi ki maşallah dedim durdum. Su acıktırmış onları. Çocuklar çok güzel oynadı, zaman çok çabuk geçti, döndük kürkçü dükkanına.

Erol sağolsun evi silip süpürmüştü dönünce bende diğer işleri hallettim. Sonra karı-koca çay keyfi.

Pazar bu sefer kahvaltı hazırlamadım. Nasılsa yemeyecek. Bir muz verdim eline çıktık yola. Yüzmede o kadar mutlu ki anlatamam. Yüzme sonrası kahvaltıya babaanneye geçtik. Lakin yolda Eray çok açım çok açım diye canımızı yedi. Eve girer girmez bir masaya oturması var ki aç kurtlar gibi.

Eeee malum anneler günü anneanneyi ziyaret etmeden olmaz. Anneanneye uğradık yemekler yenildi- içildi. Şimdi buraya yazmayacağım hep istediğim bir şey vardı. Onun için ilk adım atıldı. Hayırlısı olur inşallah.

Sonra kendi gerçeğime yani evdeki yığılı ütülerime döndüm.

Allahtan pazartesi sendromu yaşamayanlardanım. Hava bugün açık ve güneşli. Bu durum ruhumu da sirayet etti.

10/05/2014 tekrar yüzmeye başladı.
Cumartesi- Pazar 09.30- İTÜ


Cuma, Mayıs 09, 2014

Tenteye düşen yağmur damlalarının sesi


Bugün hava yağmurlu.Öyle güzel yağıyor ki öğle tatilinde yürüyemedim diye hiç üzülmedim. Bazen durmasını da bilmeli. Kantine gidip bir kahve içtik. Görüntüsü kır kahvesi gibi. Açık alan, çelik tente, masalar ve alabildiğine yeşillik. Tenteye düşen yağmur damlarının tıkır tıkır sesi bugünkü huzurumun sebebi.

Ha onlar mı bugün cep telefonuma takılanlar. İllaki çekeceğim, malzeme ayağıma kadar geldi. Kıyamam çok üşümüşler.

Erken Verilen Hediye


Dün işten çıkıp anneme gidince ne göreyim masanın üstünde bir hediye. Anneler günü için okulda yapmışlar. Başka bir şey istemem bu yeterde artar bana.

Hadi oku ne yazıyor dedi. 'Canım annecim seni bu kadar çok seviyorum yazıyor' dedim. Hayır yanlış okudun 'canım annecim seni bu kadar çoooooooooooooooooook seviyorum yazıyor' dedi. Sarıldık, öpüştük, koklaştık. Çok teşekkür ettim. Önemli değil dedi büyümüş bir edayla.

Babasının eğitimi vardı her zaman ki saatinden geç geleceği için bizi almasını beklemedik çıktık yola. Önce 15 dakika yürüdük otobüs durağına, akbili pek kullanmadığım için boştu onu doldururken çilekli sakız da aldık yanına.

Otobüs boştu Allahtan pek bir sevindim. Eray'ın çantası, kendi çantam, giysi çantası ve Eray ile nasıl dururdum ayakta yoksa. İkimizde birer koltuğa oturduk. Adamın biri oturmadı ayaktaydı ve bir yere tutunmuyordu. Otobüs fren yapınca düşüyordu az daha. Tontalak bu durur mu?

-Abicim şuraya tutunabilirsin
-He öyle mi oraya mı tutunayım (bebekle konuşur gibi)
-Evet tabi belediye orayı tutunmak için yapmış.

Herkes gülüştü bu cevap karşısında. Tontalak camdan dışarıyı seyrederken Akmerkezdeki metro inşaatını gördü ve başka abiye

-abicim buraya ne yapılıyor
-Buraya metro yapılıyor
-He metro demek(kafasını sallıyor) Metronun adı ne peki
-Metronun adı Metro. Metronun hem başka adı mı olurmuş
-Annecim burası neresi
-Akmerkez oğlum
-Abicim Akmerkez-Levent metrosu gibi bir ismi olabilir onu sordum :)

Levent durağında indik. Off bir rüzgar vardı orada hiç sormayın. İçeriye yürüdük, Metrocity  durağındaki metroya binecekken baktım yol bomboş. Ani bir kararla otobüse bindik. Telefona baktım iki cevapsız arama. Erol'un eğitimi bitmiş bana ulaşamayınca merak etmiş. 4.Leventte inip babanın arabasına bindik. Tontalak arabada uyudu , babası eve kucağında taşıdı. Pijamalarını giydirirken hiç uyanmadı.

Gece ben de çok huzursuz uyudum. Öyle kötü bir rüya gördüm ki hiç anlatmayayım. Gece gözlerimi açtım yatakta hiç kımıldayamadım. Gözlerimi kapadım tekrar uyumuşum aynı rüyayı tekrar gördüm. Gözlerimi açtım yatakta doğruldum,bir dua okudum.Yattım tekrar uyumuşum aynı rüyanın devamını gördüm. Öyle ağladım ki rüyamda  uyandığımda yanaklarımı yokladım. Rüya mı gerçek mi anlayamadım.Kalkıp Eray'a baktım (oğlumu gördüm rüyamda) nefesine kulağımı dayadım, bir süre dinledim bir nebze rahatladım. Yerime yatıp yorganı başımı çekip ağladım.

Allah'ım sen bizi evlatlarımızla sınama AMİN.



Perşembe, Mayıs 08, 2014

Paytak


Ahretliğim hani demiştim ya sana benim bir tane daha sığınağım var diye. Heh işte oraya gittim bugün.Yalnız paytak çok dalgındı.Nasıl bir dalgınlıksa seslendim seslendim hiç duymadı.

Reverans

reverans

Dün öğle tatilinde Nuran abla ile her zaman ki gibi parka keşfe çıktık. Hava bulutluydu ve ben bulutlu havaları çok severim. Nuran abla baksana şu kırmızılı ağaç ne güzelmiş dedi. Kesinlikle renkleri çok güzel derken gözüm bir ağaca takıldı.
 
Bir ağaç, kırmızılı ağaca reverans yapmış.
 
Yüzümde tebessümle yoluma devam ettim.
 
 

Kampanya

Bir dönem Eray'ı televizyondan uzak tutacağım diye ant içtim. Aslında çok televizyon izleyen bir çocuk hiçbir zaman olmadı çünkü vakti yoktu. Hafta sonu hep dışarıda , hafta içi  16,30 kadar okulda olduğu için zamanı kalmıyordu. Lakin okul çıkışın da izliyordu. Bu zamanı da ortadan kaldırmaktı niyetim. Sonra bir kampanya başlattım.

Kampanya adı  : Televizyona Hayır
Kampanya Amacı : Çocuğumuzla kaliteli zaman geçirmek
Hedef Kitle : Tontalak
Kampanyada Kullanılacak İletişim Etkinlikleri ve Araçları : Make' N break, Puzzle, Hafıza Kartı, geleneksel oyunlar, duygu oyun parkurum vs.
Kampanyaya destek veren gönüllüler :Teyze, anneanne, babaanne ve dedeler (bizleri saymıyorum zaten bu bizim görevimiz)

Efendim ilk önce Eray'ın en sevdiği oyun olan Hafıza kartı. Şimşek Mcqueen'li 32 çift kart aldım. Eray bu kartlara bayıldı bayıldı. İlk etapta 18 çift ile başladık, tontalak herkesi darmaduman etti. Ne kavgalar çıktı. Özellikle dedesi(babasının babası) sürekli yenildiği için oynamama kararı aldı. Teyze ise hırs yaptı lakin sonuç hep hüsran oldu. Eray'ı hafıza kartında zorlayan tek kişi bendim ayıptır söylemesi. Hatta Erol bile dedi bunlar ana-oğul aşmış.32 çift karta geçtiğimizden beri artık Eray için zorlu bir rakip değilim çünkü o kadar kartı tutamıyorum aklımda Eray ise bu işten pek memnun:)

Teyze ile hafıza kartı oyunu
 
İkinci oyunumuzun adı Make'n Break. Bu oyunu hep annemlerde oynadık Allahtan. Bizde oynasak var ya komşular kapıya dayanmıştı. Genelde dört kişi oynadık şunu söyleyeyim herkes pek bir mızıkçı olmuş.
 
Anneanne ile Make'n Break
Oyun kısaca şöyle; zar atıyorsun zarda hangi sayı yazarsa saati o dakikaya kuruyorsun en fazla 3 dk. var zaten. Sonra oyun kartlarındaki şekillere göre blokları diziyorsun. Oyun kartlarındaki puanları oyun sonunda topluyorsun ve birinci belli oluyor. Bu oyunun en başarısızı benim. Anlamıyorum zar hep 1 gelir mi :)
 
 
Eray'ın en sevmediği şeylerden biridir Puzzle. Mızıldana mızıldana oynar.Ve genellikle puzzle babasıyla yapar.
 
 
Duygu Oyun parkurum. Bunun gibi çok oyun var elimizde. Tebdili mekanda ferahlık vardır diyerek bazen dışarıda oynarız. O da genelde Kahve dünyası olur.
 
 
İpad ile oyunlarda oynarız. Yüklediğimiz oyunlar genelde Eray'a fayda sağlayacağını düşündüğümüz şeyler olur. Matematik kralı gibi, TEB gibi, satranç gibi. He diğer oyunlarda yok mu var elbet ara sıra nefsi körlemek de gerek. Yalnız her oyun yüklendiğinde bir oyun silinir bilgisayardan tontalağın seçimini ona göre yapması gerek. Eray matematik kralına bayılır. Bu program sayesinden basit kesir işlemlerini bile yapıyor.
 
 
Geleneksel oyunlarımızı da oynuyoruz elbet. Artık saklambaçtan böğğğ geldi. İçimden hiç gelmiyor ne yalan diyeyim. Baba-oğul Eray'ın deyimiyle küreş (güreş) yapar. Adil olsun diye Eray babasının ellerini arkadan bağlattırır :)
 
 
Uzun bir dönem bu kampanyayı çok güzel yürüttük. Lakin bu aralar çok boşladık. O yüzden bir silkelenmek gerek. Eray'ın bir dialogu ile bu postu bitirelim
 
- Babacım küreş yapmaya ne dersin?
- Olur yapalım
- Yağlı küreş yapacağız ama
- Sıvı yağ ile cıvık cıvık oluruz
- Biz de tereyağ süreriz o zaman, nüften babacım tereyağlı küreş yapalım... 
 
 

Çarşamba, Mayıs 07, 2014

İlk Röportaj


Atv ana haber 09 Ekim 2013 19.41

O zamanlar yani laptop, Ipad, tabletin hayatımıza girmediği teee eski zamanlar.

O zamanlar yani bilmem kaç kanal, bilmem kaç haber bülteninin olmadığı tee eski zamanlar.

O zamanlar yani anneannenin uzaktaki kuzusunu ve kuzusunun kuzularını özlediği tee eski zamanlar.

Telefonda duyardı sesimizi lakin görmekte isterdi anneannem bizi. Kolay mı? Ablam ilk torun ben ikincisi. Nasıl da tatlı olur torun sevgisi.

Her 23 Nisan, 19 Mayıs, bayram seyran zamanlarında anneannemin dinlerdik serzenişini.Kızım bir sürü çocukla röportaj yapıldı.Elalemin şuncacık çocuğu çıktı da televizyona bir siz yoksunuz yine. Neredesiniz? Çıkında azcık yüzünüzü göreyim.

Anneannem bunun mümkün olduğunu düşünüyordu kesinlikle.Bilmem kaç milyonluk nüfusu olan bir ülkede, o zamanlar sayılı haber kanalı gelsin herhangi bir konuda herhangi bir ilkokulda röportaj yapsın bu da bizim Ortaköy ilkokulu olsun.Ne diyelim bu düşüncenin adı hasretlik olsun mu?

Zaten bir sır vereyim bizim ilkokula gelselerdi o zamanlar girmezdim o kalabalığa kesinlikle. Yok özgüven eksikliğinden değil bu durumum. Göz önünde olmayı sevmezdim hatta hala sevmem bendeki son durum budur. Ha oğlum mu? O benim tam tersim.

Şimdi öyle bir zamandayız ki sarılamasak da, dokunamasak da açıyoruz bilgisayarı bağlanabiliyoruz anneanneme.Görüyor kuzusunun kuzusunun kuzusunu. Değişen bir şey daha var eskiden telefonda sesin iyi gelmiyor derdi annem şimdi ise iyi görünmüyorsun anne yoksa hasta mısın?  Hey teknoloji sana sesleniyorum sen nasıl bir şeysin.

Bu arada 9 ekim de anneannemi aradım.Kız hadi iyisin gecikmeli de olsa Allah dualarını kabul etti dedim. Ne duası dedi. Torununun yavrusu ile bugün röportaj yapıldı, akşam haberlerine çıkacak yüzünü göresin diye bir haber edeyim dedim.

Evet tontalak  Atv ana habere çıktı. Demiştim ya benim tam tersim diye o yüzden çok sevinçliydi televizyonda kendisini görecek diye. Neyse ellerine tutuşturmuşlar tabletleri sonrada tablet bilgisayarlar üzerine konuşmuşlar. Sonra da Anneler-babalar dikkat diye kocaman alt yazı yazmışlar

Tontalak bu tabi evin tüm sırlarını vermiş.Tablet babamın değil, işyerinin ve iş yeri tabletine oyun yüklemek yasak :)

Öyle işte bu haberi de yazayım dedim. Anneanneme de diyorum ki gecikmeli de olsa duan kabul oldu  hadi yine iyisin.

Haa Lcd nin üzerindeki, yanlarındaki  danteller mi ne? Teknolojiyle beraber zamanla çok şey değişse  de annemin evinde bazı şeyler hiç değişmedi.

Tontalakla ilk Röportaj : 09 Ekim 2013 Atv ana haber

Sığınak


Ah ahretliğim geldiğinde bu merdivenlerde seninle fotoğraf çektirmek o anı ikimiz için ölümsüz kılmak çok isterdim. Her gün gittim yanlarına az daha dayanın mayıs ortasına ne kaldı ki diye fısıldadım kulaklarına.

Nereden de biliyorsun huyumu. Tabi ki bu yola koydum bir isim. Çok klasik olacak biliyorum ilk hissettiğim buydu ne yapayım. Tanıştırayım kendileri Huzur yolu.

Lakin sana bir iyi bir de kötü haberim var. Hangisini önce söylememi istersin. Tamam önce kötü haber. Huzur yolunun çiçekleri soldu, kurudu. Demek ki ahretliğim kısmet değilmiş.

Bu arada iyi haberi vereyim mi?

Biliyor musun benim bir tane daha sığınağım var.Orayı da çok seveceksin sen.

Salı, Mayıs 06, 2014

Bilinene doğru yol alırken geçen bir diyalog

Drama dersinden bir kare

Geçen hafta. Arabadayız. Bilinene doğru yol alıyoruz her zaman ki gibi. Ortam sessiz. Sessizliği tontalağım bozdu. Annecim biliyor musun arkadaşlarım beni bisikletin arkasına (üç tekerli, demirden bir bisiklet) oturtmuyor dedi. Neden ki dedim. Ne bilim ki dedi.

Dün. Arabadayız. Doktordan çıkmışız. Yine bilinene doğru yol alıyoruz. Ortam sessiz. Sessizliği bu sefer bendeniz bozdu. Tontalağım bak önemli bir şeyin yokmuş Allah'a şükürler olsun. Şimdi, bol bol dinlen, yemeklerini güzelce ye bak nasılda hemen toparlanacaksın. Kaç gündür yemedin zayıf düştün, yemeden toparlanamazsın ki dedim. O da bana

Yemek yiyince kilo alıyorum, kilo aldıkça arkadaşlarım çekemediği için bisikletin arkasına bindirmiyorlar beni

diye patladı. Yüreğime bir ağırlık oturdu. Üzüldüm üzüldüğü için, kırgınlığını taaa içimde hissettim. Bazen çocuğunu her şeyden koruyamıyorsun, her şeye müdahale de edemiyorsun. Onun adına bazı sorunları da çözemiyorsun.

Vardır belki iki hafta Eray'cık diye sesleniyormuş birkaç arkadaşı Eray'a. Biliyor musun çok kızıyorum dedi bana. Konuşmayı denesen dedim denedim annecim inan bana dedi. Bana Eray'cık demeyin hoşlanmıyorum demiş ama onu duymamışlar. Dedim ki peki sen onları duymamayı denesen. Yüzüne baktım ne demek istediğimi anlamaya  çalışıyordu.

Devam ettim. Biliyor musun ilkokula dörde gidiyordum ilk gözlük taktığımda.10 yaşında falan olmalıydım. Gözlük takmayı sevmiştim çok sevinçliydim. Gözlüğümle dışarıya ilk çıktığımda sokakta arkadaşlarım bana ne dedi. Dört göz, dört göz, dört göz...

Önce bağırdım bana öyle seslenmemeleri için, konuştum, ağladım ama olmadı hep alay ettiler. O kadar üzgündüm ki. Teyzen bir gün dedi ki onları duymazdan gel, onlar sana dört göz dediğinde umursama. Bir süre daha devam ettiler ben umursamadım sonra bammm...Bana dört göz demediler. Sonra başka başka yerde dediler. Yine umursamadım...Dinledi, tarttı bence o gün söylediklerim kafasına da yattı. İtiraz etmediğine göre.

Demem o ki çocuğunun adına bazen sorunları çözemesen de sorunlarla baş edebilme yöntemleri konusunda yardımcı olmaya çalışıyorsun. Bazen de yüreğine ağırlık oturup sadece çocuğunun üzüntüsünü, kırgınlıklarını  paylaşıyorsun.



Sadece biraz dinlemeye ihtiyacı varmış


Pazar günü sabah tontalağım ateşlendi. Sabah erkenden kalkan çocuk geç saate kadar yatınca anlamalıydım durumu. Ateşini bir ölçtüm 38 olmuş. Hemen gidip salonu havalandırdım, temiz çarşaf serdim sonra Eray'ı alıp salona yatırdım. Televizyon karşısında yattı pek bir şey yemedi. Ateş gittikçe arttı.3-4 saatte bir  Calpol ve Ibufeni dönüşümlü verdim.

Kesinlikle hasta olduğunu kabul etmedi çünkü salı günü gezisi vardı ya ona gidememekten korktu.

-annecim bugün tatil di mi
- evet tatil
-gezi hangi gündü
-Salı
-he tamam giderim, şimdi dinleneyim o zaman
-Eray'cım bunları konuşmak için çok erken ama o gün iyileşememiş olabilirsin
-Hayır hasta değilim sadece biraz dinlenmeye etvayecim (ihtiyaç)var benim.

Gece daha da kötüleşti. Bu zamana kadar ya pfapa olurdu ya beta. Bu sefer başkaydı çünkü mide bulantısı ve kusma vardı. Zor bir gece geçirdik. Bir ara gece babasıyla sohbet ettiler.

-Ahh oğlum neden böyle hasta oldun
- İnsanlar hasta oluyor çünkü sağlıklarına iyi bakamadıkları için. Sonra mikroplar geliyor tetaminlerle (vitamin) savaşıyor.
-Sonra da ateş mi çıkıyor
-Ateş geliyor ama mikroplarla savaşmak için

Sabah erkenden randevu almak için hastaneyi aradık doktorumuz kongredeymiş o yüzden akşam saatine almış randevularını. Sevindim, işten izin alamazdım( denetim var) babası götürecekti mecburen. Akşam olunca hep birlikte doktora gittik.

Doktorun yanına girmeden bizimle pazarlık yaptı. Metin beye söyle beni hemşireye göndermesin, hemşire boğazıma çubuk sokmasın dedi (betadan alıştığı için).Bunun için söz veremeyeceğimi  söyledim,mızıldana mızıldana doktorun odasına girdi.

Anlattım. Bu sefer hastalığının biraz farklı seyrettiğini söyledim. Bana göre ne Pfapaya ne de betaya benziyordu. Muayene etti ve üst solunum yolları enfeksiyonu dedi. Şaşırdım. İlaç yazdı. Eğer çarşamba akşamına kadar ateş devam ederse perşembe bekliyorum sizi dedi. İnşallah tekrar çıkmaz.

Ha bu arada hava şartları sebebiyle gezi ertelendi. Eray'a bu haberi uça uça verdim. Kuzum çok ama çok rahatladı. Bugün de dinleniyor evde

Boy-Kilo : 26 kg 122 cm

Tarih : 04/05 /20014 pazar sabah ateşlendi
            05/05/2014 pazartesi akşam doktora gidildi.

Teşhis: Üst solunum yolları enfeksiyonu
İlaç   :  Klamoks, öksürük olursa Levapront , ateş düşürücüler Calpol-İbufen

Not: Hastane çıkışı eczaneye girdim. İlaçları hazırlıyor bir çocuk. Biz klamoks satmıyoruz size müdahili olan Agumentini veriyorum dedi( poşete koyuyor bu arada) Zaten uykusuzum zaten zor bir gün geçirmişim bu emrivaki karşısında 'peki siz bana ister misiniz diye sordunuz mu? sordunuz da ben kabul ettim mi muadil ilaç istemiyorum doktorumuz ne yazdıysa o sizde yoksa yoktur dedim mi dedim.İnsanları kırmak hiç istemesem de bazen zorluyorlar karşı tarafı. Bunun doğrusu şudur:  Elimizde istediğiniz ilaç yok muadili şu ilaç var ister misinizdir. Banane satış tekniğinden ayakkabı, çanta satmıyorsun sen.

Pazartesi, Mayıs 05, 2014

Sigaradan Pişman Ol

Efendim uzun zamandır ne yazmıyorum bu bloga. Tabi ki tontalağımın diyaloglarını. Bu diyaloglar bazen düşündürücü, bazen müdahale edici, bazen öğretici , bazen de...

Evet bazen mesaj kaygılı ve düşündürücü diyaloglar

Bir dönem çocuk kanallarında sigara ile ilgili bir kamu spotu dönüyordu. Bundan çok etkilenmiş olsa gerek bahçede sigara içen teyzesini görünce

-Zigara pişmanlıktır. Zigaradan pişman ol teyzeciğim. Reca edersem zigarayı bırakır mısın?

Evet bazen müdahele edici ;

-Kuzum, kara kuzum
-Annecim sakın örtmenimin yanında bana kuzum deme
-Efendim, ne diyeceğim
-Aslanım de kaplanım de ama sakın kuzum deme

 Evet bazen de öfkeli ;

-Eray'cım anneannenin arkadaşı Gül teyze gelecek sakın evi dağıtma olur mu?
-Banane şimdiden sevmedim onu hiç çiçekten isim mi olurmuş.

-Seni patronuna şikayet edicem annecim bir daha seni işe almasın
 
Evet bazen öğretici;

-Ressamlık benim kanımda süzülüyor (dedi ve devam etti) Biliyor musun her şeyin bir rengi vardır annecim.

-Kitap okumayı(aslında bakmak) çok seviyorum ,kitap okumak hayallerimi zenginleştirir.

Evet bazen şaşırtıcı ;

-Torunum yağmur yağıyor mu orada(babaanne telefonda sorar)
-yağıyor tabii
-aaaaa
-aaa deme sakın yağmur Allah'ın rahmeti sen bunu bilmiyor musun?

Evet bazen çok ciddi ;

(Babaannesinde ödevi çizgi çalışmasını yapıyor bu arada geveze anne-babaanne konuşuyor)

-Offf çok gonuşuyorsunuz gonuşmayın kafamı dağıtıyorsunuz.

Evet bazen de ukala dümbeleği ;

(Gelirken sıcak çikolata almayı unutan annesine)

-Anneannem 50 kere söyledi sana bu da 51 oldu neden almadın. (bu lafın güzel yanından bakmak istiyorum oğlum sayı saymayı biliyor)

Evet bazen annesinden gizli ;

-Teyze seninle biraz odanda gonuşabilir miyiz?

Evet bazen korku dolu;

(Bir cumartesi babaanneye gideceğiz yoldan taksi bulmaya çalışıyoruz ama yok.15 dakika hem yürüdük hem taksi bakındık. En sonunda şükürler olsun bir taksi aldı bizi ve taksiciye can alıcı soruyu sordu)

- Abi sen hangi takımlısın
-Galatasaraylıyım
-O zaman sen bir eziksin
-Aaa  oğlum öyle demek istemedin di mi? (zar zor taksi bulmuşum)Hem nereden duyuyorsun bu lafları Eray hiç yakışıyor mu sana :)
-Biz okulda arkadaşlarımla Galatasaraylılara hep ezik deriz annecim.

Evet bazen komik ;

(Yılsonu gösterisinde neler olacağını anlattı ve sonra)

-Annecim sende gel istersen fotoğraf çekebilirsin ama farları(flaş) kapatırsın çünkü bizlerin tikkatini dağıtıyor.

Evet bazen özlem dolu ;

-Annecim okula gitsem seni özlüyorum, evde kalsam okulumu özlüyorum bir fikrim var bizim okulda çalışsana seni  her gün görürüm o zaman
-Oğlum sizin okulda nasıl çalışırım, ne yaparım
-Immm (bir süre düşünür) temizlik yaparsın
-Yok ben temizlik yapmak istemiyorum
-buldum çay taşırsın
-çay da taşımak istemiyorum
-annecim çok çok çok çalışırsın zamanla öğretmen olursun, sabırlı olmalısın bizim örtmen hasta olduğunda yerine sen gelirsin

Evet bazen çok sportif;

(Darüşaka Doğuş-İstanbul BSB basketbol maçı)

-Hadi aslanım, hadi aslanım tühhh be (basketi kaçırınca)

Evet bazen memnuniyetsiz;

(Sunum için değişik görünsün diye kotuna elbise askısı taktım)

-Hiç güzel olmadı böyle çiftlik adamlarına benzedim

Evet bazen çokça tembel ;

(Öğretmeni hedef belirlemiş şu kadar kaplumbağa toplarsanız (her yaptıklarında bir kaplumbağa yapışıyor dosyalarına) akvaryum hediye edeceğim demiş)

-Aaaa bu çok güzel fikir Eray'cım zaten akvaryum istiyordun hemen çalışmaya başlayalım mı? belki senin olur.
-Boşverrrrr annecim hayvancıdan( petshop) gider alırız.

Evet bazen de ne olursa olsun çocuk işte dedirten  ;

(Nikah-düğün videosunu izliyoruz nereden aklımıza geldiyse)

-aaa annecim ben neredeydim, bensiz mi gittiniz düğüne yoska...

Alıştırma tekerlekleri

 

Eray'ım hafta sonları babasıyla bir saat olsa da mutlaka bisiklet sürer.Cumartesi babası alıştırma tekerleklerini çıkaracağım dediği zaman olmaz, düşer, daha çok küçük diyerek bahaneler sıraladım. Ben bu konularda(Erayla ilgili) çok cesaretsizim. Gittim bu lafları bir de tontalağımın yanında ettim. Hayır babacım çıkarma sakın süremem dedi sonra yaptığım hatayı fark ettim.

Hadi bakalım hanimiğnesi topla bakalım durumu derken açık açık konuşmaya karar verdim. Bazen kendisinin büyüdüğünü unuttuğumu fazlasıyla telaş yaptığımı aslında kocaman bir çocuk olduğunu,  çalışarak, çabalayarak bu işi yapabileceğini söyleyerek yaptığım hatayı düzeltmeye çalıştım. Hiç çocuğun yanında düşer denilerek cesareti kırılır mı benim ki de laf işte. Kendime çok kızdım lakin ne bilim boşta bulundum.

Ben evde temizlik yaparken merak ettim aradım. Ne yapalım belim koptu ama kullanıyor şu an dedi. Sadece nasıl yani diyebildim. Onlarla gitmediğime çok pişman oldum. Eve gelince videoyu izledim ilk gün için bence süper. Yalnız videoyu bloga yükleyemedim (facebooka yüklemekte sorun yok anlamadım) bende ekran görüntüsünü aldım.

Kaç kere seyrettim videoyu bilemezsiniz. Konu sadece altı üstü bir bisiklet kullanıyor olması değil işte :)

03/05/2014 İlk defa alıştırma tekerleksiz bisiklet kullandı. Kask, dizlik alınması için araştırmalara başlandı.

Not: Tontalağım ateşlendi, bugün anneanne evinde dinlenmede. Tüm gece ayaktaydık. Bir de denetleme var işyerinde herkes çok gergin ben bu haftaya kötü başladım inşallah devamı iyi gelir.

Cuma, Mayıs 02, 2014

Çok Artistlik Hareketler Bunlar

Tontalağımın en çok yüzme öğrenmesini istiyordum. Küçükken bazı şeyleri yapmak daha kolay sonradan zor olmasın dedim. O yüzden yaz tatilinde 1,5 ay yaz okuluna gönderdim.

Ay bu durumun millete dert olacağını nereden bilebilirdim. Çocuk zaten kışın hep okuldaydı ne gerek vardı diyenler, önceden çalışıyordun hadi anladık şimdi evdesin bari çocuk dinlensin diyenler ve çocuğumu benden daha çok(!) düşününler.. İlk zamanlar kendimi savunmaya başladım sonra yahu ben kendimi niye savunuyorum ki diye söylenenleri ımm ommm ummm şeklinde dinleyerek kafamı salladım..

Evet o dönemde evdeydim ve evde olmam çocuğumu yaz okuluna göndermemem anlamına gelmezdi ki. Çocuğumdan kurtulmam onu düşünmüyorum anlamına  hele hiç gelmez. Hatta çok düşündüğüm için gönderdim. Çocuklar sanki bizim dönemdeki gibi sokakta mı oynuyorlar Allah aşkınıza. Hem yazın evde ne yapacaktı benimle. Söyleyeyim. Yemek yapabilmek için televizyon karşısına oturtacaktım evi temizleyebilmek için eline ıpad verecektim.

Zaten okul çok yakında idi sabah bıraktım 16,00 gibi aldım. O vakte kadar bende her şeyimi hallettim ve yatana kadar bol bol oğluma vakit ayırdım. Hem çok önemli bir nedenimiz daha vardı yüzme öğrenmek. İyi ki de göndermişim çok eğlenceli vakitler geçirdi orada. Her gün 1,5 saat yüzme vardı. O saat gelene kadar öğretmenini mahvetmiş o ayrı mesele.

Örtmenim ne zaman yüzme saati, örtmenin ne zaman yüzme saati... 
 
İlk günlerden bir fotoğraf. Önce iki kollukla yüzmeye başladı. Eve geldiğinde o kadar mutluydu ki
 

Zamanla tek kolluğa düştü

 
Ta ta tatammm kolluksuz yüzdüğü ilk fotoğraf 26 Temmuz 2013.Eve geldiğinde ballandıra ballandıra anlattı. Önce inanamadım sonra ertesi gün öğretmeni biliyor musunuz Eray artık kolluksuz yüzüyor dedi.



 
Yaz okulu bitti bir ay cumartesi- pazar 1 saat spor salonuna gitti.
 
 
Sonra yaz tatili için Marmaris-Alaçatı ve Cundaya gittik. Bol bol yüzdü. Yüzüyor derken kat etmesi gereken daha çok yolu var. Çünkü çabucak yoruluyor ve yorulduğundan birinin onu tutması gerekiyor.Yüzme konusunda çok cesur hatta beni korkutan bir cesurluk bu.
 
 
Dalmayı çok seviyor. Çocuk bir dalıyor ortalıkta yok. Beni otelde bas bas bağırttılar baba-oğul. Erol ben sana göstereceğim dedim tatil boyunca. O da çok abartıyorsun çok abartıyorsun dedi durdu. Gül gibi geçindik Allah şahit:)
 
 
Tatilin üçüncü gününde dalmayı geçip artistlik harekete geçtiler. Ama benim kalbim güm güm. Babası Eray'ı kaldırıyor ve tüm gücüyle fırlatıyor. Öyle kahkahalar attı ki otel çınladı mutluluğundan. Tamam tamam ,yeter o kadar demişim ki Eray en sonunda bana 'sen hiç eğlenceli bir anne değilsin' dedi.Kalbim tabi ünlü düşünür, yazar, söyler Teoman'ın dediği gibi Paramparça...
 
 
Harbi artizzzlik hareketler bunlar

 
 
Allah'ın izniyle bu yaz yüzmeye tekrar başlayacak o günü iple çekiyor. Yalnız tek bir şartı varmış okula gitmeyecekmiş sebebi de sevmediğinden değil artık öğrenmiş bebek değilmiş ne gerek varmış. Otel havuzlarına gidecekmiş bizde aynen şöyle dedik oldu gözlerimiz doldu.
 
İlk kolluksuz yüzme 26 Temmuz 2013
 
Not: Videoyu yükleyemedim:(