Perşembe, Temmuz 28, 2011

Pierre Loti


Biz gezmeye devam ediyoruz.Pierre Loti’ye gittik geçen akşam malum işten dönünce pek vakit kalmıyor ancak böyle yerlere gidip çayımızı, kahvemizi içip turluyoruz. Duygu(kuzenim) yaptığım programdan hoşlandı .O da seviyor kültür gezilerini, manzaraları. Pierre Lotiye çıkınca manzaraya bayıldı ,sürekli Ayla abla teşekkür ederim dedi de erkek kuzenimden ses yok. Anlıyorum onu ben. 17 yaşında ki delikanlı neylesin sarayı, neylesin Lotiyi. Masada otururken göz kırptım ona ve dedim ki pazar günü bir Taksim yapsak,İstiklal’e aksak hı ne dersin. Kikirdedi , biliyorum istediklerini.

Akşamımız güzeldi, Eray da gayet sakindi, aslında yaramazlık yapmaya vakti kalmadı.Garsonu çağırıp çağırıp sipariş verdi, hali görülmeye değerdi, çok komikti. Öyle büyümüş halleri vardı ki inanamadım. Garson Eray’a limonata getirdiğinde bardağı koyması gerektiği yeri gösterdi sonra garson doğru bir iş yapmış ya kafasını sallayıp nanam(tamam) dedi ve garsona teşekkür etti. İşte o an masada kahkaha koptu.

Ha bizim ailenin ufak bir sorunu var. Fotoğraf çektirme özürlüsü. Kaç poz çektim tahmin edemezsiniz her seferinde bir ya da iki kişi başka yöne baktı. Artık pes ettim kim nereye isterse baksın dedim,acaba  ne düşüyorlar:))



Çarşamba, Temmuz 27, 2011

Mini Kültür Gezisi

Eray çok mutlu, nasıl olmasın ev kalabalık. Kalabalığı hep çok sevdi.Samsundan pazar günü annem ve 17 yaşında iki kuzenim geldi. Pazar sabahı hep birlikte maaile kahvaltı ettik ,özlemişim kalabalık şekilde kahvaltı etmeyi.Bir hafta kalacağız dedikleri için(dün program değişti 15 gün daha buradalar) hafta içi çalışıyoruz diğer hafta sonuna kalamayacaklar diye geldikleri gün biraz dinledikten sonra hemen program yaptım.İstanbul’a kadar gelip de kültür turuna çıkarmamak olmazdı.Geç gittik Sultanahmet’e o kadar kalabalıktı ki anlatamam.Önce Ayasofya müzesine gittik ,bizim müze kartımız vardı, kuzenler ise 18 yaş altı olduğu için ücretsizdi

Hünkar Mahfili;  padişahların Cuma ve Bayram namazlarını, ayrıca Kandil gecelerinde yatsı namazlarını bulundukları şehrin Selâtin Camilerinde kılmaları nedeniyle, Osmanlı mimarisinde "Hünkâr Mahfili" ya da "Mahfil-i Hümayun" olarak adlandırılan, Padişahların ibadeti için oluşturulmuş, özel mekânlardır.


Geleneksel cami mimarisinin başında gelen ve özel bir bölüm teşkil eden mihrap, cami, mescid ve namazgâhlarda yön olarak kıbleye bakan ve namaz esnasında imamın, cemaati arkasına alacak şekilde önünde durduğu girintili, çevresine göre yüksekçe bir bölümdür. Ayasofya Müzesi içersinde ana mekânın güneydoğusunda yer alan mihrap kısmında, dönem dönem Osmanlı Sultanları tarafından onarım ve eklemeler yapılmıştır.


Dilek taşı ;yapının kuzeybatı yönünde terleyen sütun ya da dilek sütunu olarak adlandırılan bronz levhalar ile kaplı, ortası oyulmuş bir sütun yer almaktadır. Bazı kaynaklarda, bu sütunun, zaman içerisinde halk arasında kutsallık kazandığı belirtilmektedir. Doğu Roma döneminde insanların iyileşmesine yardımcı olduğu konusunda rivayetler oluşmuş; efsaneye göre, yapının içersinde şiddetli bir baş ağrısıyla dolaşan İmparator Justianos, başını bu sütuna yaslamış ve bir müddet sonra baş ağrısının geçtiğini fark etmiştir. Bu olayın halk arasında duyulması üzerine, sütunun şifa özelliğinin olduğu söylencesi yayılmıştır. Bu nedenle insanlar, parmaklarını sütundaki bu oyuğa sokup, ıslanan parmaklarını, hastalığı hissettikleri yerin üzerine sürdüklerinde iyileşeceklerine inanmışlardır. Başka bir efsanede ise bu ıslaklığın Meryem'in gözyaşları olduğu söylenmektedir.

Osmanlı Dönemi'nde, Ayasofya camiye çevrildiğinde Fatih Sultan Mehmed ve mahiyeti, Hocası Akşemseddin imametinde ilk cuma namazını kılmak için secdeye varmış, ancak, yapının yönü Kâbe'ye dönük olmadığı için namaza bir türlü başlayamamışlardır. Tam o sıra da Hızır Aleyhisselam'ın geldiği ve bu sütundan güç alarak yapının yönünü Kâbe'ye çevirmeye çalıştığı fakat halktan biri tarafından görülmesi üzerine, caminin yönünü çeviremeden kaybolmak zorunda kaldığı söylenir. Günümüzde ise, insanlar sütundaki bu oyuğa soktukları başparmaklarını saat yönünde tam bir tur döndürerek dilek tutmaktadırlar.


Buyrun hep birlikte üst kata çıkalım:)


Mermer Kapı ;Patrikhane görevlilerinin dinsel toplantılarını yaptıkları mekân olan güney galeri, mermer bir kapı ile batı galeriden ayrılmıştır. Kapı, batı galeriden bakıldığında iki ayrı kapı görüntüsü vermekte olup, yüzeyinde panolar içersinde, bitki, meyve ve balık motifleri bulunmaktadır. Mermer kapının bir tarafının cenneti, diğer tarafının da cehennemi temsil ettiği söylenir. Kapıdan içeriye girildikten sonraki mekân, patrikhane mensuplarının dinî toplantılar için kullandıkları, önemli kararları aldıkları ve aynı zamanda Ayasofya'nın İmparatorluk kilisesi olması sebebiyle, devletin din işleri ile ilgili kararlarının da alındığı bir mekân olarak kullanılmıştır. 1166 yılında İmparator Manuel Komnenos Dönemi'nde Synode Meclisi'nin de burada toplandığı bilinmektedir. Toplantı sonucunda alınan kararlar, mermer levhalara yazılarak, dış narteksin duvarına asılmıştır. Günümüzde dış nartekste bulunan bu panolar aslının kopyasıdır.


Deisis Kompozisyonu; tasvirde, sağda İoannes Prodromos (Vaftizci Yahya) ile solda Meryem, ortada ise Pantakrator İsa bulunmaktadır. Mozaikte kıyamet gününde insanlığın affedilmesi için Meryem ve Yahya'nın İsa'ya yakarmaları tasvir edilmiştir.


Sunu Mozaiği; Simetrik bir düzene sahip olan bu mozaik panonun zemini yine altın varaklı mozaiklerden meydana gelmiş, ortada arkalıksız bir taht üzerinde Meryem ve başının iki yanındaki madalyonlarda METER ve THEOU yani "Tanrı Anası" olduğunu ifade eden kelimelerin kısaltılmış monogramları bulunmaktadır. Meryem'in kucağında Çocuk İsa tasvir edilmiştir. Meryem'in solunda kentin kurucusu olan İmparator I.Konstantinos, elinde İstanbul kentini temsil eden maket tutmaktadır. İmparator I.Konstantinos'un yanında yukarıdan aşağıya doğru koyu mavi harflerle Grekçe; "Azizler Arasında Büyük İmparator Konstantinos" yazılıdır. Meryem'in sağında ise İmparator Justinianos, elinde Meryem ve İsa'ya takdim ettiği Ayasofya maketini tutmaktadır. Yanında yukarıdan aşağıya doğru koyu mavi harflerle Grekçe; "Hatırası Ünlü İmparator Justinianos" yazmaktadır. Bu mozaikte, İmparator I.Konstantinos ve İmparator Justinianos'un ellerinde tuttukları maketleri Meryem'e sunmaları ile Meryem'in, şehrin ve kilisenin koruyucusu olduğu vurgulanmak istenmiştir


Ayasofya müzesinden eklenecek çok fotoğraf var ama hepsini eklemek mümkün değil:)

Topkapı Sarayı


Topkapı sarayının bahçesi, çocuk arabasıyla içeride gezmek yasak olduğu için ben çok kere gezdiğim için dışarıda kaldım tabii fotoğraf makinesi de benimle kalmış:))Kuzenimi çektim bahçesinde...


Daha Arkeoloji müzesi ve Yerebatan sarnıcı gezecektik ama geç gittiğimiz için yetiştiremedik programı artık bir daha ki haftaya.Sultanahmetten Eminönüne kadar yürüdük biraz oralarda gezdik, Eray trene (tramvay)binmek çok istedi.Kabataş'a kadar tramvaya bindik.O kadar mutlu oldu ki .Bir daha binelim anne dedi. Söz verdim en kısa zamanda bir daha bineceğiz sonra Ortaköy'e doğru yol aldık. Eve vardığımızda dede ızgaraları yapmıştı,oyyy oyy söylemesi ayıp ne güzel de yedik:))

İlk tramvay 24/07/2011-Eminönü-Kabataş:)


Kuzenler bizde kalıyor, pazar günü iner inmez Ayla abla Eray kaçta uyanıyor dedi. Valla süprizi hiç bozmayayım ertesi sabah üzerinde zıpladığında saate bakarsın dedim:))Çocuk haftasonu hayatta 09,00 da kalmaz hayatta üç gündür 09,00 kalkıyor ben anlamadım bu işten

Salı, Temmuz 26, 2011

Kreş Mevzuları


Çocuğum aklımı aldı benim yoksa ben her zaman ki gibi masumum. Zaten adamın sabah kalkışından belliydi o günümüzün nasıl geçeceği. İlk kelimesi ahi(hayır) olunca anladım da ne bilim işte döndürebilirim bu gidişatı diyerek görmemezlikten geldim

-Eray hadi oğlum çişe gidelim
-çişş buukkkk (yok)
-Tüm gece gitmedin nasıl olmaz hadi gidelim
-bukkkkk
-hadi pijamalarını değiştirelim, bak ben değiştirdim
-ahii
-kahvaltı edelim
-etmem
- peki sen bilirsin bizde babanla ederiz

Bol yapmamlı, etmemli dialogdan sonra dışarıya çıkmam diye tutturdu üstüne gitmedik azcık rahat bıraktık. Dar zamanda kahvaltı etmek istedi ama kahvaltısını salona televizyonun karşısına mama sandalyesine getirilmesini buyurdu. Yaptık. Sonra üstümüzü çıkaralım dışarıya çıkalım dedik çıkmam dedi. Üstünü çıkarmaya kalkınca öyle bir çığlıklar attı ki daire 11 çocuğun barnaklarını mengene ile sıkıştırıyor galiba dedirtten cinsten anlayın yani. Bir yandan anne evde zıp zıp zıplamaya geç kalacağız diye böğürmeye başladı, hanım iğnesinin randevusuna geç kalması görülür bir şey değil. Baba bunaldı evde ki hangi deliye bakacağını şaşırdı. Biri çıkmam evden diye çığlık atan  bir çocuk, diğeri eyvahlar olsun geç kalacağız eyvahlar olsun diye zıp zıp zıplayan bir anne. Don atlet çocuğu kaptığımız gibi arabaya bindik o esnada bir tişört giydirebildik ama pantolon giymeyi red ettik. Araba koltuğuna zinhar oturmam dedi artık sinirleri dayanmayan baba araba koltuğuna oturmazsan bizimle gelemezsin o zaman in aşağıya dedi. İndi adamın canına minnet. Arabanın kapısını kapadık hadi bye bye dedik hiç oralı olmadı kapı önlerinde 10 dakika bekledik Gideceğimiz yol 5 dakika ve 5 dakika var randevuya ,adam kesinlikle pes etmedi.. Randevuyu geç kalacağımızı bilmesek tamam demezdik ya neyse .Kucağıma oturunca beni yalamaya annemmm diyip boynuma sarılmaya kocaman seviyormuş annesini kollarıyla göstermeye başladı biliyor aslında hatasını. Haaa burada hala pantolon yok üzerinde. Bir iki dakikalık rötarla kreşin önüne geldik.Kreşin kapısını görür görmezzz ayyy anne diye bağırdı çok hoşlandı. Pantolon giymeyi orayı görünce kabul etti. Bastık zile kapı duvar kimse açmadı .10 dakika bekledik tabii ben durur muyum daha randevularına sahip çıkamıyorlar çocuklara nasıl sahip çıkacaklar diye saydırdım da saydırdım. Kimse çıkmayınca da diğer randevu 11,00 de olunca arabaya binip parka gitmeye karar verdik. Söylendikçe söylenmeye devam ettim hızımı alamayınca da tele sekretere not bıraktım. Allahtan kontrol edebildim de kendimi gayet usturuplu bir not bıraktım. Hala söylenmeye devam tabii. Ben hangi şartlar da evden çıktım insanların yaptığına bak, saygısızlar oyy oyy daha ne laflar.....O ara

Zır bir telefon

-Ayla hanım gelmeyecek misin
-hııııı (devreler karıştığı için ses yok bir süre) amaa amaaa( bir müddet kekeleme) ben geldim (buz gibi bir ses)
-Ayla hanım duyabiliyor musun sizi şuradan arıyorum 10,00 da randevumuz vardı sizi bekliyoruz(saat olmuş 10,25)

Hemen elimde ki notlara baktım telefonda ayy inanmıyorum dedim hemen geliyoruz diyerek telefonu kapadım. Meğersem notları karıştırmışım Pazartesi akşam gideceğim kreşinin önüne gitmişim diğer kadınları da 25 dakika bekletmişim. Yok Allahın sopası yok hep bu geç kalma konusunda büyük konuşurum. Kadınların yüzüne bir müddet bakamadım bin özür diledim gerçeği anlattım.


Kreş seçmek ne zormuş dört günde anladım. Kreş evet çok güzeldi ama eksikti bir şeyler içime sinmedi. Sana bir şeyleri beğendirmek ne zor diyen kocaya inat ilk cümleyi ben kurmadım. Sustuk bahçede yürürken inanılmaz bir sessizlik oldu. Arabaya binerken evet kreş güzel lafım yok ama beğenmedim sebebini sorma dedi Erol. Di mi dedim yüzüm parladı aynı fikirde olmak hoşuma gitti. Kadınlardan hiç elektrik almadım. İşletmeciyi ne yapacaksın sen kreşe bak denilebilir. Ama bir kere kendi aralarında çok tutarsızdılar birinin evet dediğini diğeri hayır dedi Erol’un da gözünden kaçmamış. Sonra Eray ile iletişim kurmadılar çocuğa bakmadılar bile bu durumdan hoşlanmadım.Bir kere insan tebessüm etmez mi anlamadım.Tabii ki orası bir işletme para kazanacaklar ama biraz da eğitimci gibi davranmaları gerekmez miydi. Listeye bir çizik attık.

Sonra 11,00 de başka okula gittik, adımımı attım okulun müdürü karşıladı bizi. Kadın ilk önce Eray ile konuştu birbirlerinden hoşlandılar sonra biz konuşmaya başladık tamam bu kadın kesinlikle işletmeciden ziyade eğitimci dedirtti. Aynı dili konuştuk ya,benim ne anlatmak istediğimi anladı ya okulu daha gezmeden orayı biz çok sevdik.Bizi maddi anlamda çok zorlar orası ama yine de şartlarımızı zorlamaya bakacağız dedik cebimize attık.

Pazartesi öğlen tatilinde gittik başka kreşe .Aman aslında ben pimpirikli zannederdim de kendimi meğersem babamız benden çok daha hassasmış. Bir garip hallerdeyiz .12 saat çocuğumuzu hiç bilmediğimiz yerlerde bırakacağız ya tedirginiz. Erol hoşlanmadı anladım ‘biz babaların size ne soracağı bellidir aslında(para)’sorusunu bile sormadı yani durum vahim. Teşekkür ettik ayrıldık listeye çizik attık.

Akşam iş çıkışı 18,30 ve 19,00 da yanyana iki kreşte randevumuz vardı. İlki kurucusu ve işletmecisi Profesör bir pedagog. Orası en geç 17,00 de kapanıyor ve bizim 18,30 kadar bırakacağımız duyduğu anda bıraktı işletmesini anlatmayı. Kadın resmen bize ücretsiz rehberlik verdi, zaman ayırdı. Çok samimiydi söylediklerinde yaşı kaç olursa olsun sabah 07,30-18,30 arası çocuğu kreşe bırakırsanız ciddi sorunlar olur dedi.Kesinlikle önermem yolunu bulun dedi, kadın  bizim için fikirler üretmeye yardımcı olmaya çalıştı.Orada kreşe gitmesini çok isterdim kısmet tabii. Diğer kreşe gittiğimiz de(usturuplu not bıraktığım yer) yine aynı sorun saatler .Kadın o kadar tatlıydı ki sanki arkadaşımla sohbet ediyor gibi hissettirdi. O da diğer pedagogun söylediği şeyleri söyledi şartlarınızı zorlayın çocuğu o kadar saat kreşe vermeyin. O da oturdu bizimle çözüm aradı dedim ya arkadaşımla sohbet eder gibiydik bir ara o kadar üzüldüm ki hiç ama hiç tanımadığım bir insanın yanında gözyaşlarım akıverdi,kendime çok şaşırdım.

Aklımız karışık artık annane, babaanne ve biz göçebe hayattan yerleşik hayata geçmek istiyoruz bu yaşam hepimiz için çok yorucu ama bir yandan birbirimize o kadar uzağız ki çocuğumu evde karşılayacak kimse yok.Annem zaten kreşi bu sene istemiyor çocuğumu zayıflatırlar çocuğumu ezerler diye peşimde dört dönüyor. Annemin de gönüllü olmasıyla yarın değişmez ise şöyle bir karar aldık Sabah 09,00 akşam 16,00 yada 17,00 kreş sonra annem evde karşılayacak. Anneme de kıyamıyorum evinden uzak kalacak ama ben torunum için seve seve gelirim dedi.

Ne diyeyim bazen seni çocuk için kırsamda annem sen hakkını helal et.Bugün son fotoğrafa bakıp nefes almaya çalışıyorum, keyfim ise hiç yok

Perşembe, Temmuz 21, 2011

Ferman


Ey Ahali

Damdadadamdadamdamm

Duyduk duymadık demeyin, soğan ekmek yemeyin.Küçük şehzademize eğitim kalitesi düzgün,bireysel farklılıkları göz önünde bulunduran,yaratıcı, eleştirel ve bilimsel düşünmeyi destekleyen, aile katılımına olanak sağlayan, çocuk merkezli, temiz, güvenilir ,menüsü şokella - ekmek ile kısıtlı olmayan ha bir de fiyatları uçuk olmayan bir kreş aranmaktadır. Fikri gelenlerin valide sultan hanımiğnesine bir haber uçurmaları gerekmektedir. Fikri geldiği halde ne uğraşacağım bea diyenlere tez zamanda bu blog ailemi  küsecek olup, yorum atmayacaktır.

Mücebince amel oluna

Damdadadamdadamdamm


Şaka bir yana tontalığımıza kreş arıyoruz.Kafamız biraz karışız ben şirkete yakın(4. levent) bir kreş istiyorum, bir sorun olduğu zaman yettim oğlum diyip iki dakika da kreşe damlamak için ,Erol evimizin bulunduğu semtte(Göktürk) isiyor, annanemiz ise ara sıra bakmaya gidecekmiş:) kendi oturduğu semtte istiyor(Ortaköy).Bu çevrelere bakıp ona göre değerlendirme yapacağız yok baktık içimize sinmedi bu sene için vazgeçebiliriz ama bizim gönlümüz kreşe başlamasından yana.Göktürk- Levent civarı -Ortaköy de kreş biliyorsanız yardımlarınızı bekliyoruz olma mı? İlk görüşme evimizin olduğu semtte cumartesi günü. Ne diyelim haydi hayırlısı


Çarşamba, Temmuz 20, 2011

Eray'dan Seçmeler


Sene kafam yerinde alaturka oldum ben dönemleri, bekarım, çalışıyorum kendi paramı kendim kazanıyorum.Bir yere mi gitmek istiyorum gidiyorum, uyumak mı istiyorum uyuyorum ,uyanık mı kalmak istiyorum kalıyorum canım ne isterse onu yapıyorum.Bir arkadaşım var çok sevdiğim o evli ben bekar.Bir de çocuğu oldu o vakitler. Bir araya geldiğimiz de sürekli çocuğunu anlatıyor ama görseniz nasıl da gözleri parlıyor.Tamam ben çocukları çok severim de ne bilim hep aynı konu olunca e bir de anne olmayınca içten içe püflerdim ne yalan diyeyim.

Anladım hem de çok iyi anladım ,çocuğum olunca bazı insanlar gibi bende çocuğumdan bahsetmenin bana mutluluk verdiğini anladım.Bazen farkında değilim nasılsın Ayla diyorlar ben bir bakmışım tontalaktan bahsediyorum.Kakasını tuvalete yaptı biliyor musun diyorum,karşıda ki insan anne ise benimle coşuyor inanmıyorum hadi inşallah gerisi gelir diyor yok eğer anne değilse eee kakasını başka nereye yapacaktı ki bakışı atıyor. Frenliyorum.Kimseyi de sıkmak istemiyorum ama ne yapayım anlatmak istiyorum. O yüzden bu blog iyi geliyor bana.Ben bugün oturayım çocuğumu anlatayım, belki de ne bilim kikirdemeye ihtiyacım var.. Yaptıkları,söyledikleri atla deve şeyler değil ama ben yani annesi inanın öyle hissediyorum.Sonuçta herkesin çocuğu kendisine özel.

Eray'dan seçmeler

Tontalak büyüdü de artık çözümler üretmeye başladı.Aaa doğru çözümler demedim ki işine geldiği gibi çözümler üretmekte Allah için üzerine yok. Pili bitmiş oyuncağının yok kelimesini bu aralar algılamasını sağlamak için her istediğini almıyoruz.

-Anne pii ver pii
-oğlum evde pil yok ki
-anne al (marketin olduğu yönü gösteriyor)
-ama paramız yok kii
-aaaa gagamız(para) var
-paramız yok oğlum, olunca söz

Düşünürken elini çenesine koyar sonra ımmmm der sonra çözümü bulunca da hehhhh der ve geçen hafta yine öyle yaptı .Mutfaktan koşarak çıktı ve babamın(dedesinin) gömleği ile geri döndü. Annem tabii kahkaha attı ben ise yüz verme şeklinde gözlerimi pörtlettim.Eeee gözleri pörtletme sırası bana geçti.Bakkk gaga var dedi hiç utanmadan gömleğin içinden cüzdanı, cüzdanın için parayı aldı. Yüzsüzlüğüne şaştım. Ben ki bu yaşıma geldim daha babamın pantolonuna veya gömleğinin cebine elimi uzatmışlığım yok Eskiden gömleğimin cebinden al para derdi gömleği getirirdim babama içinden cüzdanı bile almazdım. Kızım bana niye getirdin alsaydın ya dediğinde ıı ıhh sen ver derdim. Bilmem ki bu çocuk böyle kime çekti....

Tontalak büyüdü diyoruz ya büyümüş de artık annesinin işyerine telefon açar (babaannesinin tuşları çevirdiğini saymazsak)olmuş ve yine çok mantıklı çözümler üretiyor

-Anneeee(nasıl bağıyor telefonda)
-efendim oğlummm
-anne men geldim mennn
-hoş geldin sefa getirdim oğlum sen annene telefon mu açtın
-hıhıııı
-aferim oğluma benim
-anne gel anne gel anne(nasıl küçük emrah ses tonu tamam bak bu yönü bana çekmiş)
- Oğlum gelemem ki,akşam gelirim
- I ıhh anne gel anne gel
- Nasıl geleyim oğlum
- Babanın bırn bırnıyla gelll(Bak bunu hiç düşünmemiştim ben )

Bu arada kendisine söyleneni asla unutmuyor. Babaannenin alt katında bebek var. Eray ses yapınca babaanne oğlum bebek var uyuyor ses yapma olur mu der.İlk defa evde dün bir mevlüde katıldı tontalak.Hoca haliyle kuran okuyor. Sen git hocanın burnuna dibine gir

-Sus sus bi dakka, bi dakka(dakika) bebek uyuyor bebek uyuyor de kadını da rahat bırakma kuran boyunca

Bu hocalarda çok ses çıkarıyor di mi?

He birde bir gözlem yeteği var ki sormayın gitsin. Bu sabah babaanneye bırakırken alt komşu ile karşılaştık kucaklarında bebekleri vardı

Bugün çok ses yapınca babaanne sus oğlum bebek uyuyor dediğinde aaa bebek ditti (gitti) demiş kadının kafasının etini bitirmişşşş, Eray dan seçmeler de bugünlük bitmiş.

O arkadaşımla yine sık sık bir araya geliriz bana çocuğunu anlattığında onu tüm enerjimle dinler sadece dinlemekle kalmaz anlarım.Bu sefer sadece onun değil benim de gözlerim parlar.

Babaya Not:Dün akşam çerez yiyor tontalak.Tabağındakini bitiremedi babası da bitiremediysen ver bana yiyeyim dedi. Ihhh mermem (vermem )anneme vereceğim dedi hiç üşenmeden yerinden kalktı elleriyle bana yedirdi. Söylememe gerek var mı babamız bozuldu. Bozulma be babası herkes ektiğini biçer.Yemek vakitlerimizi bir düşün sadece:)

Salı, Temmuz 19, 2011

Eskici



Eskiden yeterdim kendime
Artardım bile
Şimdi ne yapsam nafile!
Ve
Kim demiş 'can eskimez' diye
Bu can tedirgin tende
Can da eskimiş
Ben de...

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Görsel: Yunkabu

Pazartesi, Temmuz 18, 2011

Manilerimiz hastalandı


Sabah telefon geldi üzüldük.Annanem yarın sabah ufak bir operasyon geçirecek hayırlısıyla.Annem akşam uçağı ile Samsun yolcusu.Operasyon ufak da olsa telaşlıyız yaşından sebep.Kötüyü düşünmek istemiyorum ama ağlamaktan da kendimi alıkoyamıyorum.

Sakın bak annane sakın Eray'ım manileri büyüyünce benden değil senden dinleyecek.Allahım sağlıklı uzun ömürler versin sana

Evlek ekili kaldı
Saban dikili kaldı
Ananım babamın evinde
Boynum bükülü kaldı



Cumartesi, Temmuz 16, 2011

Yokuş

Bir telefonla beyni uyuştu,hiç tereddüt etmeden işten izin aldı yüreğinde koca bir taş, boğazında ise bir yumru bindi bir taksiye. Yol boyu düşündü o ne yapabilirdi .Aslında hiçbir şey .Olsun hiçbir şey yapamasa da  onların yanında olması gerektiğini biliyordu ya o güçle yoluna devam edebildi.Taksideyken bir telefon açtı karşısında ki sese sende bizimle olmalısın gel dedi ,işlerimi toparlayabildikten sonra çıkabilirim dediğinde ise sessizce ağladı.Tek başına oraya gidecek gücü hiç yoktu.

Gideceği yere vardı, taksiden indi bir süre evi seyretti ne garip bir adım atamayacak kadar yorgundu.Hay aksi rüzgar da yoktu.Aslında onu yoran yol boyu rotası belli olmayan düşünceleriydi,keşke keşke birazcık rüzgar olabilseydi de düşüncelerime yön verebilsem diye içinden geçirdi ama sonra kendi haline güldü. Rotası belli olmayan düşüncelerine hangi rüzgar yardım edebilirdi.

Zili çalmamıştı ama kapı açıldı göz göze geldiler ağlamaktan şişmiş gözleri değil gözlerinin içindeki acıyı gördü. Nasıl görmesin onu kendinden bile iyi tanıyordu.Böyle bir durumda ilk kelime ne olmalıydı.Kuru bir naber mi?Eeee nasıl gidiyor mu? O gün o dakika manasını hiçbir zaman anlamayacağı ve en nefret ettiği cümleyi duymaya bile razıydı.'Bildiğin gibiyim işte'.Böyle durumlar da ilk ve son kelimeyi söylemek ona ne çok zor gelirdi.Değer verdiği insan yine onu düşündü zaten onu hep kendinden önce düşünürdü. Neden izin aldın işten, zor durumda kalacaksın. Böylelikle ilk kelime de kendiliğinden yönünü buldu.Şu an işte değil senin yanında olmalıyım.

Uzun dar bir koridoru vardı birbirlerine hiçbir şey söylemeden yürüyüp odaya girdiler.Yalnız değildiler, bir süre hep birlikte sessiz kaldılar.Sonra erkek başladı anlatmaya öfkeliydi kadın girdi araya çok öfkeliydi.Tansiyon anlattıkça düşmeye başladı

Erkek devam etti anlatmaya kırgındı
Kadın girdi araya çok kırgındı.

Gelirken ben ne yapabilirim diye düşünmüştü ya birbirilerine söyleyemedikleri konusunda kendisinin bir vesile olduğunu anladı.

Erkek anlatmaya devam etti üzgündü
Kadın girdi araya çok üzgündü

Bir şey söylemem gerek diye düşündü üzülmeyin ne olur hele de bunlar için hiç üzülmeyin sağlıklısınız ya şükredin hem bakın nasıl şartlarda yaşıyorsunuz diyecekti düşüncelerinin dile gelmesini engelledi.Başkalarının kendi derdini küçümseyerek 'aman senin derdin dert mi benim derdim yanımda gibi söylemleri biliyordu ya aynı şeyi sevdiklerine, hem de çok sevdiklerine nasıl yapabilirdi.

Erkek anlatmaya devam etti acı çekiyordu
Kadın girdi araya çok acı çekiyordu

İkisinin de haklı olduğu noktalar vardı ama her ikisinin de haksız olduğu nokta birbirlerini değiştirmek istemeleriydi. Karşı tarafı değiştiremeyeceğini anlatmaya çalıştı evet şekillendirebilirdi insanlar birbirlerini yani sivri köşelerini törpüleyebilirdi ama değişim hele de karşı taraf istemedikten sonra değişim ne kadar imkansızdı

Erkek anlatmaya devam ediyordu yorgundu
Kadın araya girdi çok yorgundu

Kadının gözyaşlarını görünce daha fazla dayanamadı o da ağlamaya başladı.Dinledikçe anıları yara aldı, yüreği ise kanamaya başladı.Birden 'ne yani bu zamana kadar yaşanılanların hepsi yalan mıydı 'diye haykırdı ,herkes sustu, onun da ne çok acı çektiğini gördüler ya

Erkek anlatmaya devam etti geleceğe karşı umutluydu
Kadın araya girdi çok mutsuzdu

Hiçbir şey söylemeden zengin kalkışı yaptı , kendi bile şaştı yine o koridordan sessizce birlikte yürüdüler ayakkabılarını giydi arkasına dönmek istemiyordu çünkü kırgındı ,arkasına dönmek istemiyordu çünkü üzgündü ama dayanamadı arkasına döndü son söz hoşcakal dedi

Yürüdü ve nefret ettiği o yokuşun başına geldi.Yani önceleri söylene söylene çıktığı o yokuşun başına. İlk defa çıkarken o yokuş bitmesin istedi.

Perşembe, Temmuz 14, 2011

Boyumun Ölçüsü


Fotoğraf Ekim 2010-Side

Sene Ekim 2010

Bunalmışız ama çok bunalmışız hadi bir Side yapalım, tontalak ile nasıl dinleniliyorsa o biçim dinlenelim demişiz

Otelin %99 u yabancı uyruklu belki de daha fazlası çünkü otel tam kapasite ile doluymuş sadece 5 oda Türk varmış. Öncelikle otele adımızı attığımız gün bozduk sessizliği, herkes yeminle anladı çocuğumuzun dolayısıyla bizim Türk olduğumuzu.Diğerleri genelde İskandinav ülkeleri.Gittiğim en sessiz otel, çocuk hiç mi yok derseniz yooooo tonla. Çocuk havuzunun yakındaki şezlonglara gidiyoruz her gün orada ki bir kadın gözüme çarpıyor, hoş o da tatil boyu maaile bizi izliyor*. (kısa bir anektod- kadın bildiğiniz fıstık)

Tamam gözüme çarpıyor dedim de banane zayıflığından,boyundan,posundan,güzelliğinden ,alımlılığından hoşluğundan şunundan bunundan canım valla çocuklarıyla iletişimi gözüme çarpıyor diyecektim eksik yazmışım, düzelteyim dedim. Neyse ne dedim heee iletişim, çocuk ,fıstık aman kadın...

Havuza giriyorlar çocuklar da maşallah hiçbir problem yok. Hiçbirşey için diretmiyorlar, ağlamıyorlar ,arızaya bağlamıyorlar, yerlere kendilerini atmıyorlar sessiz sessiz oynuyorlar,kollukları var çocukların sudalar kadınlarda kitaplarını almışlar kitap okuyorlar (kısa bir anektod daha- fıstık dediğim kadının yanında ki kadının da ayrı bir fıstık olduğunu söyledim mi)Eray da henüz 25 aylık falan.Bizim ki her gördüğünü istiyor, almayınca ağlıyor, ağladıkça yerlere atıyor yani diğer çocukların tam tersi yönde. Bir gün artık akşam yemeğine gitmek için hazırlanmak lazım kahramanımız olan anne havuzlada ki çocuklarına seslendi (iki tane doğurmuş bir de hasbam)galiba hadi gidiyoruz dedi. Çocuklar annesinin sözünü ikilettiyse ne olayım siz söyleyin.Neyse itiraz etmeden çıktılar annesi onları havlularına sardı ,sonra ellerinden tuttu huşu içinde bölgeyi terk ettiler. Tabi ben bu tabloyu görünce heveslendim ne yalan söyleyeyim. Sonuçta ben de bir anneyim benim de kendime göre bir güvenim var tamam kabul ediyorum fıstık değilim ama ben de kendi çapımda idare ederim dedim o gazla ayağa kalktım, saçlarımı açtım saçlarımı sağa sola sallayıp önce öhöö öhöö diyip boğazımı temizledim çok ama çok tatlı bir ses tonuyla (o tını hala kulağımda)

-Eray oğlum hadi gidiyoruz, yarın devam ederiz dememe kalmadan anammmm bir kıyamet koptu havuzda ki herkes çocuğun etinden et kopardığımızı düşünüp bizlere baktı. Herkes bakınca çok fena sindim, şezlonga attım kendimi bir süre bekledim hem eray sakinleşsin hem de ben bir kendime geleyim dedim. Sonra yine başımı çok mağrur bir şekilde kaldırdım bu sefer çok kararlı bir ses tonuyla -Eray yarın devam ederiz dememe kalmadan havuz da bir kıyamet dalgası daha ama bu dalga bu sefer alabora etti beni. İkna edemeyince yaka paça odaya getirdik ,bölgeyi terk edene kadar ortalığı ayağa kaldırdı.

Neyse biz giydindik kuşandık yemeğe indik.Bir masa seçtik oturduk güzel güzel yemek yiyeceğiz kafamı kaldırdım o da ne hay aksi şeytan yine o aile şıkır şıkır giyinmişler birde karşımıza geçmişler. Bir tane çocuk Eray dan küçük, annesi yemekleri parçaladı çocuğun önüne koydu sonra kafasını dönüp bir kere baktıysa ne olayım yine siz söyleyin. Çocuk güzel güzel yedi ben de o ara Eray’ a yediriyordum. Söylememe gerek var mı sonuçta ben de bir anneyim bende heves ettim tamam onlar kadar şıkır şıkır değilim(iki çocukla o şekilde hazırlanmış ya helal olsun valla) ama benim de kendi çapımda var bir havam dedim o gazla yemekleri minik minik parçaladım koydum tabağı Eray’ın önüne.Bundan sonra ki kısmında çocuklarınıza olumsuz davranışlar içeren hareketler söz konusu olduğundan anlatmıyorum.Direkt sonuca bağlanayım tam bir fiyasko, rezil etti beni rezil aldım ben boyumun ölçüsünü...O gün bugündür kimseyle hele de uyruğu yabancı olanlarla aşık atmamayı acı tecrübelerle öğrendim.

*Örnek davranışlar sergilediğimiz için izlemedi bence bizi. Her türlü krize rağmen karı-koca kenetlenip Voltranı oluşturduk ya bizi kıskandı anladım ben onu.Ben mi kıskandım hahhh gülerim size.

Not: Düşüncelerim bugün seyir halinde olduğu için ne bilim geldi aklıma işte. Seyir halinde demişken dün akşam arabada seyir halindeyken aslında cümleyi şöyle kurmak daha doğru olur trafik felç araba stop etmiş seyir halinde olmak için can atarken Eray buldu çözümü öndeki arabaya arkadan çarpıp pommm yapacakmışız.Ama oğlum amca beni döver dediğinde yine buldu çözümü Eray babasını koruyacakmış.Hadi ordan soğan erkeği seni tanımıyor muyuz hemen annenin eteğini arkasına saklanırsın demedim diyemedim ne bilim anne yüreği işte.

Tontalağıma not: Böyle karşılaştırdığıma bakma, sakın şikayet ettiğimi sanma can oğlum. Dünyada ki hiçbir çocuğa değişmem ben seni. Zaten seni sen yapanda bu huysuzlukların:)

Çarşamba, Temmuz 13, 2011

göz gez arpacık

 

Ben cesaret edemezdim çünkü adamın çocuk arabasına binmek gibi bir derdi yok. Dün gel demiş babaannesi seninle pazara gideceğiz ama yürüyeceksin tamam mı?

Her zaman ki nanam demiş he birde hızını kesemeyip söööö demiş(söz vermiş)

Dökülmüşler babaanne- torun yollara üç bilemedin beş adım sonra kucağına al beni demiş. Babaanne artık sen büyüdün ben seni taşıyamam dediği an

Eya çüçük(Eray küçük), eya çüçük diye tüm yol boyu söylenivermiş.Rahat durmuş mu peki diye sorarsanız  ben de size bu soruya soruyla cevap veririm rahat durması mümkün mü?

Kayınvalidem yaptıklarını anlatırken sadece tebessüm ettim yok canım ne münasebet çocuğum yaptıklarını takdir ettiğimden değil gülmelerim sadece ne bilim ben beceriksizliğime yandım

Geçmiş zaman geldi aklıma. Ablamla 20 ay var aramızda ikimizde küçüğüz alırdı bizi pazara da giderdi annem , kıyafet alışverişine de Beşiktaş pazarlarına, otobüsle taaaa 12 saatlik yola Samsun’a giderdi hiç de sorun yaşadığını ben bilmem.

Bana deseler ki al Eray’la otobüsle Göktürkten Ortaköy’e git ciddi ciddi düşünür, tartar ,sonra oğluma bakar masum bakışlara aldanmaz yok yok babayı bekleyelim derim cesaretim inanın hiç yok. Laftan, sözden mantıklı açıklamadan valla hiçbirinden anlamak istemez.

Annem konuşmazdı bile bizle,yapmayın dediğini bile bilmem. Annemin kaş göz koordinasyonu çok iyiydi o ikisiyle bizi çok da iyi idare ederdi.Kaşlar yukarıya kalkarsa eğer yapmayın, etmeyin,  gitmeyin demekti. Yok eğer o kaşlara rağmen yapıp eder ve gidersek gözler girerdi devreye ki o an işte bizim bittiğimiz andı.. Gözler yuvarlarından çıkıp pörtlediyse ve annemin güzel kafası da bu ritme uyup aşağıya yukarıya sallanmaya başladıysa bu da ‘size ben gününüzü evde göstereceğim’ demekti ki olduğumuz yere sinerdik . O gözler, o pörtlemiş gözler hedefi vurur, amacına çokda güzel ulaşırdı.

Yok ben gözlerimi  de pörtletsem, kaşlarıma da dans ettirsem ı ıhhh anlamaz, aslında anlamak istemez.

Bir gün bir hata yaptı (hani diyorlar ya uzmanlar)çömeldim, göz hizasına indim , gözlerine baktım çok tatlı bir ses tonuyla yaptığının yanlış olduğunu anlattım tabii Eray da tınnnnn , duydu ama dinlemedi. Halbuki herşeyin farkında ne yapmak istediğimi biliyor sadece anlamak istemiyor, he kendine yapılanı da hiç unutmuyor.

Bir gün ona göre ben hata yaptım yani Eray’a yaramazlık yaptığı için çok bağırdım, yerde oturuyordum eğildi, göz hizama indi, gözlerini ayırmadan gözlerime baktı çok ama çokkk tatlı bir ses tonuyla eliyle sus yaparak şuşşş anne şuş anne dedi sonra da çekti gitti:)Yani beni benim silahımla vurdu afacan ben hiç itiraz etmedim onu dinledim sustum ama.

Neyse sonuçta her çocuk farklı diyelim konuyu bağlayalım.Eray’ın dinlemesi için anlaşılan biraz daha zamanı var.(çok polyanna gördüm kendimi çokk) Sabır, sabır sabır. Boşa dememişler

Sabırla koruk helva olur dut yaprağı atlas diye....

Bu arada ben bu hanımiğnesine son zamanda çok yükleniyorum farkettim de beceriksiz demeyelim kendisine de zamane çocukları diyip olayı tatlıya bağlalım olmaz mı?

He olma mı?

Not: Babanne torunu sever diye mısır almak için kalk pazarlara git Erayla o kadar çile çek,gel haşla, yesin diye eline ver ama beyfendi bardağa goyyy diye mısırı babaannesiyle gerisin geriye mutfağa yolla. Az ye de evladım totona uşak tut demek isterdim de demeyeceğim yok artık buna da yorum yapmayacağım.

Salı, Temmuz 12, 2011

Biz bu günlerde-4


Bir süredir bu çocuk ne zaman büyüyecek diye dert yanıyordum geleceğe odaklanmak gibi bir eşşeklik yapıp aman bu laf pek bir ağır oldu kayıtlardan silelim geleceğe odaklanmak gibi hata yapıp anı kaçırıyordum. Ne kadar sürer bilmiyorum ama bir süredir şikayet etmeyi bıraktım oğlumu seyretmeye ,anı kaçırmamaya çalışıyorum.Buyrun birlikte seyredelim taataaatamm biz bu günlerde 4 serisi.

Biz bu günlerde pek bi  kendi hakkımızı kendimiz savunuruz...

Evde son günlerde kumanda savaşları yaşanıyor. Taraflar belli bir yanda tontalak, bir yanda babamız.Pazar akşamı tüm gün sokaklarda olması sebebiyle hiç çizgi film seyretmemiş olan tontalak akşam haber saatinde aytuy(arthur) aç der babasına babası da açamam haber saati dediği an kavganın fitili ateşlenir, arada kalacağını anlayan anne hemen tabanları yağlar, mutfaktan onları dinler.Tontalak öyle cabbardır ki aytuy konusunda, babası bile öylece kalır

Anne ise sadece şaşırır yahu minnağım sen hakkını savunacak kadar ne zaman büyüdün

Biz bugünlerde pek bi kafa tutarız herşeye...

Bir süre önce tontalak sinirli o kadar sinirli ki gece vakti kapıları çarpıyor, konu komşuya rahatsızlık veriyor babası da sinirlendi haliyle
-Eray beni yanına getirtme kapıları çarpma oğlum dedi.
-gel baba, gel baba hııı gel baba ( başını sallayarak vücut dili ise görülmeye şayan)

Anne sadece eliyle ağzını kapayabildi he bir de abovvvv diyebildi şaşırdı yahu minnağım sen babaya kafa tutacak kadar ne zaman büyüdün.

Biz bugünler de pek bi annemizden utanırız....

Dün sabah babaanneye tontalığı bırakmak için maaile evden çıkarlar. Annenin elinde koca bir giysi çantası(haftalık getiriyor giysileri),akşamdan pişmiş üç çeşit yemek bir de kendi boyuna eşit annenin çantası.Tontalak ise merdivenlerden tam inecekken anne birden arkasına döner ve koca çantalardan biri tontalağa çarpar tontalak merdivenlerden hoppp aşağıya. Allahtan kedi gibi yumuşak bir iniş yapar.Anne sabahın 07,00 de sokakta çığlık çığlığa bağırır

-Erol koş çocuğumu düşürdüm,erol koşşşşş

Bu arada eray hala yerde sadece annesine şuş(sus) anne şuşş anne diyor ama anne dinlemiyor.Sürekli soruyor eray bir yerinin ağrıyor mu ? -çık çık çıkk şuş anne şuş anne dediği an anne oğlunun lafı karşısında kendini toparlıyor

Anneye kal geliyor o saatler yahu minnağım sen annenden utanacak kadar ne zaman büyüdün.

Biz bugünler de pek bi oyunu kurallarına göre oynarız hatta işimize geldiğimiz gibi davranırız

Baba Eray’a der ki
-oğlum koskoca adam oldun neden böyle yapıyorsun
-baba men çüçüğüm (küçük)

10 dakika sonra
-oğlum sen küçüksün ya bunu alamazsın,
-baba men büükkk abiyim, büüük abiyim

Anne yine şaşırır yahu minnağım sen oyunun kurallarını ne zaman öğrendin hangi ara büyüdün.

Biz bugünler de pek bi kendi seçimlerimizi kendimiz belirleriz....

Pazar günü ilk defa tüm gün baba-oğul annesiz vakit geçirecekler,anne telaşlı babanın sahip çıkıp çıkmaması konusunda.Anne kot şort ve oğluna çok yakıştırdığı için beyaz bir tişört getirir giymesi için. Tontalak sinirlenir giysilerinin arasından penye bir şort, kırmızı bir tişört getirir. Onlarla pek bir rahat ediyormuş.

Anne yine şaşırır , tabiki oğlunun seçimini saygı duyarda:) yahu minnağım sen kendi kararlarını kendin verecek kadar ne zaman büyüdün?

Biz bu günlerde pek bi bilmişiz...

Annanenin bahçesinde hep birlikte gezinirler. Kahramanımız olan anne kendi annesine sorar
-Anne bu domates, bu salatalık peki bu ne der(bibermiş bu arada)
Tontalak kahkaha atar hatta annesinin cahilliği karşısında çık çık çıkk dedikten sonra
-anne o ağaç ağaççç

Anne bu sefer kahkaha atar yahu minnağım sen annene bilmişlik taslayacak kadar ne zaman büyüdün

http://hanimignesi.blogspot.com/2011/04/biz-bu-gunlerde-3.html
http://hanimignesi.blogspot.com/2011/02/biz-bugunlerde-2.html
http://hanimignesi.blogspot.com/2010/12/biz-bu-gunlerde.html

Cuma, Temmuz 08, 2011

Kapıyı çarpar giderim

Ben yaşadım biliyorum neyi mi yangını, evinizde yangın çıkarsa ilk eşya olarak ne alırdınız diyor ya bir mim. Tövbe tövbe dedim ortalıkta dönen bu mimi görünce nerden de gelmiş aklına gelenin.Bu mim beni attı hopp 2000 yılına....

Sene 2000 bayılıyorum cümleye böyle başlamayı.
Sene 2000 en kıymetlimizi, gözümüzün nurunu,biricik kuzenimi kaybettiğimiz yıl
Sene 2000 en uykusuz geceleri geçirdiğim, uyuyamadığım yıl
Sene 2000 üniversiteden mezun olduğum yıl, işsizim, bol bol kitap okuduğum, koyu kahveleri önce içime çekip sonra mideme indirdiğim yıl
Sene 2000 yan komşunun yanında ki evin kundaklanıp yangının bize sıçradığı yıl
Sene 2000 evdeki büyük tadilatın başladığı ama türlü aksiliklerle bitiremediğimiz yıl
Sene 2000 babama göre köşede ki paranın anneme battığı yıl
Sene 2000 ellerimizi göbeğimize bağlayıp temizlik gibisi var mı dediğimiz yıl
Sene 2000 ağlanacak halimize güldüğümüz yıl

Yitirdiğimizin ardından biraz kendimizi toparladıktan sonra evde oturmaya yer açmak için yarım kalan tadilata başlıyoruz, zaten kafamızın da meşgul olması lazım bir yerde. Evdeki boyalar,kağıtlar, pimapenler vs herşey değişiyor. Bir tek çatının aktarılması kalıyor. Herşey gıcır ki tam gıcır, evden gürül gürül temizlik akıyor.Tam da o gün tadilat bitmiş.Cumartesi gecesi çok sessiz, galiba 03,30 suları elimde bir kitap.Sessizliği yan komşunun sesi bozuyor, aslında ben öyle zannediyorum.Çıkmıyorum cama, alışkınım nasılsa .Ermeni bir kadın ile Türk bir adam oturuyor yanımızda sık sık kavga ederler ya karısı da kızınca açmaz kapıyı ya ne bilim yine öyle gecelerden birindeyiz zannediyorum, meraklı bir tipte değilim nasılsa.

Üzerinize ölü toprağı mı serildi sizlerin, yangın var dedi o ses irkildim. Yangın mı dedim cama koştum , evin kapısını inleten yan komşu değil, tanımıyorum. O akşam karşıdaki eve taşınan yeni komşuymuş. Acayip bir tripleks yaptırmıştı karşımıza, tüm boğaz ayaklarının altında evinin sefasını sürmeye gelmişti ilk gecesiydi ya terasına çıkıp ohhh şükürler olsun demeye çıkmış bir bakmış koca bir yangınnnn.

Hemen annemlere sesleniyorum ,odalarına çıkıyorum. Babam hep der ya anne tarafından saraylıymışız biz ,bir yerden bana da bulaşmış demek kapılarını vurmayı da ihmal etmiyorum.Annem kalp hastası heyecanlandırmamam lazım.Tabi o saatte onların odasına girmem hayra alamet değil. Samsundan telefon mu geldi diyor neredeyse ağlayacak, kötü haber mi? Bir telefonla yakın zaman da darmaduman olmuştuk.Yok bu sefer öyle değil anne hemen evden çıkmamız lazım Madlenlerin evinin yanı yanıyor, telaş etme herkes dışarıda kimseye bir şey olmadı hemen çıkalım.Panik oldular hemen üzerlerine birşeyler geçirdiler. Merdivenlerden indik ki babam dönüş yaptı çıkma yukarıya hemen çıkmamız lazım dedim çıktı.Geri döndü elinde askıyla 3-4 gömlek ve kocaman bir vazo......

İndik yan komşunun yanındaki ev eski bina, boştu. Ortaköyde ki tarihi evlerin sonu belli o yıllar. Yıkamıyorlar, kundaklıyorlar .Kime ne olacağının ne önemi var.Evdeki hesap çarşıya uymuyor ahşap bina kül oluyor ,yan komşuya geçiyor. Sürekli itfaiye aranıyor da gelemiyor, mahalleye giremiyor. Ortaköy’ü bilen bilir sokaklar çok dar, arabalar park etmiş geçemiyor.O mahalleye benim bildiğim 4 giriş var hepsini deniyor ,giremiyor. Yan evde gözümüzün önünde yanıyor ,beton bina olduğu için diğer ev gibi hemen yanmıyor sonra hopppp hanımiğnelere uğramadan valla ben gitmem diyor.Öylece bakıyoruz. Alevler çatıyı sarıyor annem polislere bu nasıl sistem ,bir şeyler yapın diye bağırıyor o şekilde akşam haberlerine kapak oluyor. Kaldırıma oturuyoruz ,elden hiç birşey gelmiyor sadece sessizce ağlıyoruz. İtfaiye nihayet girebiliyor mahalleye sahi üzerinden kaç dakika, saat geçti.Neyse.. Önce bizim evden başlıyorlar diğer evlere yayılmasın diye...O saatler insanın en çaresiz hissettiği saatler bekliyoruz. Gün aydınlanıyor, yangın sönüyor her ihtimale karşı bir itfaiye ekibi kapıda bekliyor ve eve giriliyor.Yanan eşya yok ama çatı yandığı için söndürme çalışmalarında tüm su ve pislik içeride . Alt katta vukuat yok ama üst kat kötü halde.Sabah erkenden çatıyı aktaracak olan usta geliyor o da şaşırıyor. Hemen başka ustalara telefon açıyor elinizdeki işi bırakın buranın işi acil diyor. Zor zamanda ki yardımseverliğimizi ben seviyorum. Babam sizlere bir şey olmadı ya herşeye yeniden başlarız diyor, başlıyoruz da .Hem yakın zaman da öyle bir yangın geçirmişiz ki biz bu yangının önemi mi var

Biraz kendime geldikten sonra soruyorum babama neden gömlek, neden vazo. Memur adam ya işe düzgün gitmesi lazımmış. Babamın inanılmaz bir vazo koleksiyonu var en pahalısını seçmiş, zor zamanda satar 3-5 gün idare eder mişiz. Biz çok güldük.O gün biz gerçekten çok güldük . Uzun zaman olmuştu gülmeyeli o gün biz karnımıza ağrılar girene kadar çok güldük. Biz ağlanacak halimize inanın o gün çok güldük.

Sorunun cevabına gelirsek eğer babam gibi o gün şaftınız kaymadıysa sevdikleriniz yanınızda mı diye bakıyorsunuz ,sonra kapıyı çarpıp gidiyorsunuz.

Aman evlerden ırak olsun

Not:Ben de bu mimi babama gönderiyorum. Evde yangın çıkarsa ne aldığını gördük Allah korusun evinden tekrar yangın çıkarsa hangi vazonu ve hamgi gömleklerini alırdın:))

Perşembe, Temmuz 07, 2011

Deprem Taraftarın Yüreğinde

Rahmetli dedem toprağı bol olsun çok iyi bir insandı, çok severdim ben onu.Öldüğünde ki şoku ve üzüntümü ben kimselere anlatamam , her ölüm erkendir ya sevdiklerinin yüreğinde neyse bu çok ayrı bir konu. Tek bir kusuru vardı dedemin. Karadenizli ailelerde bu takıntıdır ben bilirim .Babamın iki kızı olduğu için anneme baskı yapardı üçüncü,dördüncü çocuk yapması için yani maksat erkek çocuğu buldurmaktı. Allah razı olsun babamdan hiç öyle takıntıları olmadı, annemi bu konuda hiç üzmedi hatta annem kırılır diye lafını bile etmedi zaten annem çok genç yaşında kalp ameliyatı olması sebebiyle doğum da yasaktı.Ben biliyorum dedem konuştukça bu konuda annem çok üzülürdü.Babam da her mecra da annem iyi hissetsin diye erkek adamın erkek damadı olur derdi. Oldu da

Düşünüyorum da galiba bundan sebep erkek çocuğu yok ama onun erkek çocuğunu aratmayacak kızı vardı dedirtmek içindi herşey. Balığa çıkardım babamla, futbol oynar ,futbol seyrederdim en fanatik bir biçimde.....İlk zamanlar babamın gözüne girebilmek için de herşey ama daha sonra sevdim ben futbolu, zevk almaya başladım artık babam için değil kendim için seyreder olmuştum.Halamlar maaile Galatasaraylı idi, babam ise Samsunsporluyum dese de Fenerbahçeye de özel bir ilgi duyuyordu.O zamanlar ya GS ya Fenerbahçeli olmam gerekir diye düşünüyordum..Halama ve enişteme anne-baba diyordum ya sanki onlara ihanet ederim diye düşünerek hangi takımı tutacağımı bir türlü karar veremiyordum.Bir gün ben artık FB liyim dedim. Hiç kimsenin baskısı yok sadece bir his.Ne bilim kendimi ben oraya ait hissettim.

Evet FB idim ama GS Avrupa da başarı gösterdikçe alkışladım hatta yetmedi tura çıkıp GS bayrağı bile salladım. O nedenle anlamıyorum bazı insanları. FB yabancı bir takımla oynadığı zaman yabancı takımı tutuyoruz inşallah yenilir diyenleri..FB bile olsa ülkemi temsil ediyordu, Türkiye takımı deniliyordu ya o şekilde düşünen zihniyet benim sinirimi bozardı

Son dönem de görüyorum FB den çok nefret edenler var, artık nedenlerini ben oturup da analiz edecek değilim ama şunu biliyorum son dönemde ki FB düşmanlığında en büyük pay da Aziz Yıldırım’ın kişisel hırsları var .Sevmiyorum o adamı, Fenerbahçe’nin başında olduğu müddetçe de sevmedim.

Birkaç gündür şike skandalından ortalık kaynıyor. Tabi ki suçu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur da Aziz yıldırım, Şekip Mosturoğlu gibi adamlar elde çok ciddi kanıtlar olmadan böyle bir soruşturmaya dahil edilemez, göz altına alınamazlar. Demek ki ciddi kanıtlar var ortada.Öncelikle suçlu Fenerbahçe değil, suçlu maalesef Fenerbahçe adına yasadışı kararlar veren ve bu yasadışı kararları uygulayan ŞAHISLARDIR.

Evet masa başında maç kazanılmaz. Maç alın teri,bilek gücü, teknikle, yürekle kazanılır. Ben ona inanıyorum. Masa başında dönen tezgahlardan Aykut Kocaman ve futbolcuların haberi olmadığını sadece hissediyorum.Onların görevlerini en iyi şekilde yaptığını ,çok iyi şekilde koştuğu , mücadele ettiğini,çabaladığını ben gördüm.Bakın sadece Aykut Kocaman takımın arkasında durdu, o sadece açıklama yaptı bence o düzgün bir insan. Peki diğerleri , diğerleri nerde. İnsanın aklına geliyor batan gemiyi yoksa önce fareler mi terkediyor. Tamam şahıslar suçlu dedik de sadece şahıslar suçlu onlar ceza alsın diye bir durum olamaz bu saatten sonra olmamalı ,Fenerbahçe için de cezalar gelecek, gelmeli de. Avrupa liglerinde gördük geçen seneler de ikinci lige düşmüştü galiba Juventus idi. Kanun önünde herkes eşit ya o zaman cezası buysa düşmeli. Zaten FB taraftarı böyle bir olaydan sonra istemez öyle bir kupayı ,öyle bir şampiyonluğu.

Sabahtan beri bakıyorum internete FB –30 puanla başlasın diyorlar, birinci ligde kalması için formül geliştiriyorlar.FB yi çok sevdiğinden değil elbet çabaları kombine biletler, digitürk, lig tv, maç gelirleri,reklamlar vs vs Allah bilir ne dolaplar çevriliyor arka odalarda. Nefret ettim ben bu formüllerden ya neyse

Ben çok üzgünüm bu olayları kaygıyla izliyorum.Kaygım FB nin küme düşmesi ihtimalinden değil yukarı da yazdım eğer yasa bunu gerektiriyorsa düşmeli de. 104 yıllık onurlu bir tarihi olan FB nin başında olan ,onurlu bir takıma bu lekeyi süren zihniyetten ötürü kaygım. Sonuçta bir spor ,bu bir eğlence... Bu nasıl bir hırs ,bu nasıl bir kirlilik böyle. Tamam kabul ediyorum çok büyük rantlar dönüyor da herzaman derim hep de diyeceğim şerefimi, onurumu kaybedeceğime ben paramı kaybedeyim.İnşallah devamı gelir, sadece Fb ile kalmaz da Türk futbolu böyle pisliklerden kurtulur.

Sabah gazete başlık atmış FENERBAHCE’ DE DEPREM diye. Yok anam babam deprem taraftarın yüreciğinde.

Ha bu arada rüşvetin- şikenin-onursuzluğun adı olmuş teşvik primi

Fenerbahçem benim
Biricik sevgilim
Söyle senden başka
Kimim var benim
Seninle ağlarım(ikinci ligde bile)
Seninle gülerim(ikinci ligde bile)
Söyle senden başka
Kimim var benim ...

Çarşamba, Temmuz 06, 2011

Minik Yürekli Kız


O zamanlar yani mahallenin huysuz Fatma teyzesinin kendisine sümüklü böcek dediği çok eski zamanlar. Çocukları sevmezdi hatta hiç sevmezdi. Çocuğu ise hiç olmadı. İlk kocası dönmemiş savaştan kayınbiraderi ile evlendirilmiş ondan da çocuğu hiç olmamış. Evde tek başına yaşardı ,yaşlıydı ya kendi kendine yıkanamazdı. Onun annesini ya da halasını çağırırdı. Anlamazdı bu kadar huysuz olan bir kadına annesinin neden yardım ettiğini.Hiçbirşeyi beğenmezdi ,sürekli kusur bulurdu o nedenle annesinin o teyzeyi neden yıkadığını, neden yemek yaptığını, neden ilgilendiğini hiç anlamadı hem uzaktan akrabası bile değildi.Küçücük çocuk aklıyla insanlık diye kavramı hem nasıl anlayabilirdi . Sürekli sarımsak kokardı evinde annesi pişirdiği yemekten göndermek için onu yollardı o önce istemezdi sarımsak kokulu eve gitmeyi midesi kaldırmazdı ama ne yapsın çaresiz giderdi. Sıkılırdı ya bazen evinde gelirdi annesine oturmaya hemen şu böcükleri evden at diye bağırırdı, söylemiş miydim Fatma teyze çocukları hiç sevmezdi.

O zamanlar yani mahallenin huysuz teyzesinin kendine sümüklü böcek dediği için  ağladığı çok eski zamanlar. Halası çok severdi onu,üst katında otururdu diğer üç evladından hiç ayırmazdı hatta annesi gibi anne derdi ona. Hem anne demek için onu doğurmak mı gerekti.Halası onu ağlarken görünce içi parçalanırdı ,onu teselli ederdi. 'Sümük bir zeka göstergesidir ,zeki çocuklar sümüklü olur ağlamak yerine sevinmelisin 'derdi. Sen zeki olduğun için sümüklüsün dediğinde inanmıştı, söylemiş miydim halası onu kendi evladı gibi çok severdi.

O zamanlar yani annesinin evde ve bahçesinde bulunan çiçeklere kızım,yavrum dediği için çiçeklere kızdığı  çok eski zamanlar. Annesinin çiçeklerinin garip garip isimleri vardı hiçbirini birbirinden ayırmazdı. Hepsiyle tek tek konuşur yavrum diye seslenir sularını verirdi. O ise o ilgiyi kıskanırdı kendisinden başka hiçbir canlıya annesinin yavrum diye seslenmesini kabullenemezdi.Çiçekleri çok sevse de kendi evinde bir gün bile çiçek yetiştirmedi .Kimbilir.... Söylemiş miydim onun annesi çiçeklerini yavrum diye severdi.

O zamanlar yani bahçelerinde bulunan kiraz ağacında yeni yeni olan kirazları kendilerinden önce yediği için kuşlara kızdığı çok eski zamanlar .Bahçeli bir evde büyümüştü Bahçesinde yeşil, kırmızı erik , kiraz ve gül ağacı vardı. Yan komşunun bahçesinin de bulunan ıhlamur ağacının her sabah kokusuyla uyanırdı.Kırmızı eriği ekşiliğinden sebep yiyemezdi. Bir tek kiraz kalıyordu kendisi için onlar daha ağaca çıkamadan kuşlar sebeplenirdi ya kızardı ,söylememiş miydim bahçeli evini o çok özledi.

O zamanlar yani nerden duydu hiç bilmiyor hafızasının en ücra köşelerine yolculuğa çıktı yine de hatırlamıyor ‘herkesin kalbi kendi yumruğu kadardır 'lafını duyduğu an ağladığı çok eski zamanlar.Elleri çok küçüktü ya onun elini yumruk yapıp yapıp ağlardı, yüreğime çok az sevgi alabilirim, kimleri önce sevsem diye düşünürdü, işin içinden çıkamazdı. O kadar çok sevdiği kişi vardı ki onun.O minik yüreği acı çekerdi derdini kimselere de açamazdı.Hayat hiç adil değil diye düşünürdü. Hatta kendine çok büyük haksızlık yapıldığı için içerlenirdi.Söylemiş miydim o minik yürekli kız büyüdü ama elleri hala çok küçük.

Büyüyerek öğrendi. O bu süre zarfında nice insanlar tanıdı elleri kocaman olsa bile yürekleri karanlık,onun ise elleri küçücük olsa bile yüreği aydınlık

Cuma, Temmuz 01, 2011

Siz hangi çeşmeden içtiniz? 4.gün

Vaktimin çok bol olduğu dönemler de severdim araştırmayı.Her hafta bir konu seçerdim kendime.Eski yunan felsefesi ise bir filozof seçer onu araştırırdım, eğer yunan mitolojisi ise bir tanrı seçerdim onu incelerdim, bir şair -yazar ise hayatını ve şiirlerini okurdum.....

Yunan mitolojisine bir ara fena sarmıştım, hoş şimdi sorsanız çok azı aklımda .O yüzden sevdim Efes müzesini hem de çok


."Dalgalı denize atar atmaz onları
Gittiler engine doğru uzun zaman
Ak köpükler çıkıyordu tanrısal organdan;
Bir kız türeyiverdi bu ak köpükten.
Önce kutsal Kythera'ya uğradı bu kız,
Ordan da denizlerle çevrili Kıbrıs'a gitti.
Orada karaya çıktı güzeller güzeli tanrıça,
Yürüdükçe yeşil çimenler fışkırıyordu
Narin ayaklarının bastığı yerden.
Aphrodite dediler ona tanrılar ve insanlar,
Bir köpükten doğduğu için."

Yukarıda ki heykel güzelliği ile nam salmış Aphrodite (Aşk ve Güzellik Tanrıçası olan Aphrodite'in simgesi güvercindir)


Yukarıda ki heykel ise Eros(İ.S 2 YÜZYIL), Olympos tanrıları arasında sayılmaz buna karşın en eski tanrılar arasında yer alır.Zeus’un armağanı oku yayı ile tanrılar ve insanlar arasında aşk ilişkisini kurar.Aşkın gözü kördür ya hani onun için Eros’un da gözleri örtülüdür.Hesiodos’a göre ölümsüzlerin en güzelidir.Aşk tanrısına göre yüzü çok hüzünlü değil mi?


Dinlenen Savaşcı heykelin adı; Domitian tapınağının önünde bulunan Pollio çeşmesinin yanında bulunmuş.Çeşmenin önünde dinlenir pozisyonda oyulmuş.Savaşçı sol elinde kalkan ve kılıç tutmaktadır, Sağ elinde ise başka birşey tuttuğu sanılmaktadır.Heykelin büyük kısmı kırılmasına rağmen yüzünde canlı bir ifade varmış....

İmpratoriçe Livia

Aslında çok fazla heykel ve hikayem var ama ben birkaç tanesini seçtim yazmaya da eklemeye de vakit yok. Meryem Ana evine gitmeden lüften  bize bir dondurma molası için izin verin ben hemen döneceğim.


Şu gezimiz boyunca gittiğimiz her yerde %90 babası taşıdı tontalağı.Ama o ne yaptı hiçbir kaldırımı atlamadı. Bir kaldırım görür görmez boğazı terlemiş güya(yürüse belki terleyecek ya neyse) siler gibi yapıp offff anne yoruldum dedi numaracı böcek. Bir de utanmadan dondurma istedi her yerde .Günde bir dondurma hakkı olduğu için diğer zamanlarda canımızı yaladı:))

Buyrun Meryem Ana'nın son yıllarını geçirdiği eve gidelim önce bahçesinde yürüyelim.




Ev düz ayak bir yerde değil, arabayla epey bir yukarılara çıktık.Ev keşfedildiğinde evin çatısı çökmüş ve geriye sadece duvarların kalıntıları kalmış.Bu kalıntıların 9. yy da Meryem Ana'ya adanan kilisenin kalıntıları olduğu söylenmektedir. İçeri de çekim yasak ama şu an ki dışarıdan görünümü aşağıdaki gibi.


Meryem Ana son günlerini bahçesinde bulunan çeşmenin şifalı sularını içererek geçirmiş(M.S30-35) Bu suyun ve şöminedeki küllerin mucizesine rastlanmayan çok az insan varmış.Bu arada doktorların ümit yok dedikleri kanser hastalarından ,felçlilere kadar bir çok insanın şifa bulduğu söylenir. Ben söylemiyorum öyle söylüyorlar neyse şimdi fotoğrafta üç tane çeşme var siz hangisinden içerdiniz.Acele etmeyin bir düşünün


Ben ortadan ,Erol sağdan, Eray ise hepsinde içti:) Tam suyumuzu içtik gidiyorduk ki orada nöbet tutan asker dedi ki biliyor musunuz? solda ki çeşme parayı, ortadaki sağlığı, sağda ki çeşme aşkı temsil eder. Ben sağlıktan bilmeden içmişim. Aman be tabii her şeyin başı sağlık sağlığım olmadan aşkı ,parayı neyleyeyim dedim yürümeye başladım bir manevra ile geri döndüm diğer iki çeşmeden de bir avuçcuk içtim :)))Ne olur ne olmaz dimi ama

Efendim hala bahçedeyiz ve yürümeye devam ediyoruz. Aaaa dilek bağlama yeri.Ben bağlamadım ne bilim inanmıyorum belkide ondan .O kadar çoktu ki şaşırdım


Artık Meryem Ana evinden çıkıyoruz  son kez bahçesine bakalım Yedi uyuyanlara geçiş yapalım


Yedi uyuyanlar 7 Hıristiyan genç adamın putperestlerin zulmünden ve gazabından kaçarak köpekleriyle sığındıkları bir yer, burada yüzyıllarca uyurlar. Daha sonra 3. yy ortalarından Roma İmparatoru Decius tarafından bulunarak öldürürler. Fakat daha sonra tekrar canlandıkları söylenmektedir.Bu dirilişten sonra İsa'ya inanan birçok kişi bu yerde gömülmek istemiş ve gömülmüşlerdir.Bunun sonucunda birçok manastırdan oluşan büyük bir mezarlık oluşmuş ve gittikçe büyüyen mezarlık hac merkezi haline gelmiş.Mezarlıklar Selçuk'a bakan Panayır Dağı!nın eteğindeymiş.


Buradan Artemis Tapınağına geçelim.Artesemis Zamanında Efes'in en önemli kutsal alanıydı.Artemis Tapınağı dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilmekteydi.Çok merak etmiştim buraya giderken ama aşağıdaki fotoğrafın dışındaki yapılar yok ,sadece taş bir sutün.Olsun gittik de görmedik demedik.


Efendim hoopp oraya gidelim buraya gidelim dediğime bakmayın yorulduk,sonuçta aralarında mesafe var .Araba da yorulduk, yürüdük yorulduk, taşıdık yorulduk vs. O yüzden bize biraz daha müsade edin totomuzu bir kaldırıma daha iliştirelim ondan sonra epeyyyy bir uzak olan Zeus mağarasına(Güzel Çamlı) gideceğiz.


Geldim geldim Zeus mağarası uzak olduğu için gidip gitmeme konusunda kararsız kaldık. Ben gitmeyelim dedim Erol ise Kuşadasını da görürüz boşver gel gidelim dedi.Sonuçta ayağı yanık hamam* böceği lakabını biz boşuna almadık. Dere tepe düz gittik adam sırtında taşıdı tontalağı ama hiçbir şey yok normal bir mağara işte.Adını Yunan mitolojisinde  tanrıların en büyüğü olan Gök tanrısı Zeus tan almış.Afrodit'in (yerli malı Banu dan bahsetmiyorum güzellik tanrıçasından) bu mağarada yüzerek güzelleştiği söylenir.Meryem Ana da bir rivayete göre bu sularda yıkanmış.Bu sebepledir ki Zeus mağarası suyunun kadınlarının teninde güzelleştirici etkisi olduğuna inanılır.Burada da bir dilek ağacı vardı,yüzen kadınlar olduğu için saygısızlık edip fotoğraf çekmedim. Buyrun paşamız yolcuğunu bakın nasıl yapmış.


Bize müsade bir havuza gidiyoruzzzzz.(uzz dediğime bakmayın ben size şu an şirketten sesleniyorum)


Benim beye dedim ki öbür ayda bir Urfa patlatalım mı? o bana gözlerini patlattı. Sadece gidemeyiz diyecekti gözlerini patlatmaya ne gerek vardı hayret bir şey. Ertesi günde bir şey yok .Öğlene kadar havuz sonra yola çıkma 400 km mola vermeme, zoraki Bursa da yemek molası sonra da eski hayatımıza dönüş:)Bir dahaki gezide buluşmak dileğiyle.Esen kalın.

*Ayağı yanık hamam böceği:) Nilhanın bir lafı benim çok hoşuma gitti çokkk