Çarşamba, Aralık 31, 2014

Dıgılık

Arkadaşımın evi- Bebekli ev hayatı

-Çok yorgun ve keyifsiz hissediyorum.Hayırlısı ile şu iş günü bir bitse de toparlayacağım kendimi.

-Annemin stoklarında zeytinyağlı yaprak sarması kalmamış. Akşam ablam mesaj attı sen de durumlar nasıl. Saydım üç poşet yaprak sarması var. Birini çıkardım bu akşam için anneme getirdim kaldı iki. Acilen annemle bir gün ayarlayıp stokları çoğaltmamız lazım.

-Patlıcanları yazdan közleyip buzluğa atmıştı onunla da salata yapacakmış. Buzluğa giren patlıcan güzel olmaz demiştim ya hiç alakası yok, tadı hiç bozulmamış. Keşke bende daha fazla közleyip atsaymışım. Gece mide ağrısı çekeceğim şimdiden belli oldu. Hey irade denen şey bana yemek konusunda neden uğramazsın.

-Annem önemsiyor böyle günleri o yüzden sabahtan beri harıl harıl çalışıyor. Biraz önce annemi aradım ne yapıyorsun ne kaldı diye. Köfteyi yoğurdum da dıgılık yapıyordum dedi.Yani Türkçe meali köfteyi yoğurdum, yuvarlıyorum :) Ahh bu annemin lafları da olmasa ben neye güleceğim bugün..

-Yeni yıldan beklentim sadece sağlık ve huzur. İnşallah sevdiklerinizle birlikte sağlıklı ve huzurlu bir yıl geçirirsiniz.

Salı, Aralık 30, 2014

Bir varmışsın bir yokmuşsun

T. beyin yeğeni (amirim) vefat etti dün akşam. Bu öğlen karşıda cenazeye katıldık. İnsanların içleri cayır cayır yanarken biz donduk. Gerçekten çok soğuktu bugün.

Benden dört yaş büyük bir kadın üç çocuk bıraktı ardında. İlkokul 4.sınıfa giden kızını okuldan aldıktan sonra yemek koymuş önüne.Sonra da kendimi iyi hissetmiyorum biraz uzanacağım demiş. Ve bir daha da hiç kalkmamış. Küçük kızı annesine seslenmiş, seslenmiş olmadı dürtmüş, korkmuş ve sonra yakınlarına haber vermiş. Annem kalkmıyor demiş. Yavrucağın aklına ne gelsin ölüm.. Sapasağlam bir kadın.

Büyük kızı ağlama diye telkin edenlere nasıl ağlamam anne bu ya dedi. Sonra da anne bu ya, anne bu ya diye dakikalarca ağladı. En çok da bu manzara etkiledi beni. Doğru ya nasıl ağlamasın anne bu ya.

 Görünür sebep: Kalp krizi. Kırkına gelmemiş bir kadını aldı ve ardında üç çocuk bıraktı.

Ayla dedim orada bak dön üzüldüklerine,kırgınlıklarına, öfkelerine.. Değer mi?

Bugün bir varmışsın saniyeler sonra belki yok olmuşsun..


Pazartesi, Aralık 29, 2014

Çizgi roman aşkına


Cumartesi sabah anneme kahvaltıya gittik sonra da Eray'ı 10.00 da etüde bıraktık. İki ders Türkçe bir ders İngilizce vardı. Türkçe de dikte çalışması, İngilizce de ise p sesi ile başlayan kelimelerle ilgili ders yapılacaktı.

Eray'ı bırakır bırakmaz S.abla ile kahve içmek için Özdilek Alışveriş merkezinin önündeki Starbuck'a gittim. Bir ara Alışveriş merkezine girip Ayı paddingtonga bilet aldım. S. ablayı beklerken kendimi bir tuhaf hissettim. Tuhaf derken eski günlerdeki gibi. Dertsiz aşım, ağrısız başım durumları yani. En büyük sorumluluğum okul ya da iş olduğunu en büyük sorunumun ay yarın ben ne giyeyim olduğu günler. Sohbet güzeldi.

Erol Eray'ı etütden alıp yanıma getirdi. Eray ile S. abla sohbet ederken ben de mektup yazdım. Hem de ahretliğime. S. abla ben göndereceğim zaten seninkini de içine koyarım dedi. Eray da çizdirdi bir şeyler..

S. abla kalkınca bizde Eray ile alışveriş merkezine girdik. Yarım saat olduğu için filme Eray kah beni çekti, kah ben Eray'ı çektim, kah birlikte selfie yaptık, azcık gezdik derken sinema saati geldi.

Ayı paddington'ı Eray çok sevdi.Neredeyse gözlerini kırpmadan seyretti. Peru'yu terketmek zorunda kalan bir ayının hikayesi anlatılıyordu film de. Lucy teyze depremden evleri yıkılınca küçük ayıyı sahip çıkacak birini arar. İlk aklına gelen de yıllar önce onları Peru'da ziyaret eden İngiliz kaşiftir. Küçük ayıyı İngiliz kaşifi bulmak için Londra'ya gönderir. İşte tüm macera böylece başlar. Ama gel gör ki hiç bir şey düşündüğü gibi değildir. İngilizler küçük ayının farkında bile değildir. Taa ki istasyonda anne Brown'a rastlayana kadar. Bundan sonrasını da artık bir zahmet kendiniz görün :)

Yalnız küçük ayının seslendirmesini Esen Yenerler yapmış. Bence çok kötü bir seslendirme olmuş. Bir kere duyguyu verememiş. Bunun dışındaki seslendirmeler çok güzeldi. Bir de anne Brown rolündeki Sally Hawkings'in performansını çok beğendim. O kadar naif oynamış ki.. Kıyafetleri de tam benim tarzım, bayıldım :)

Sinema çıkışı Arda abiye kitap almak için D&R gittik. 11 yaş çocuğu ne okur pek bilmediğimden çocuk bölümündeki görevliye sordum. Sağolsun hemen yardımcı oldu bana. Macera kitabından hoşlandığı için macera kitabı aldım.

Eray bey durur mu ben kitap seçerken kendine çoktan seçmiş bir kitap. Bayılıyor çizgi romana. Uzun zamandır var bu tutkusu. Çok çıkartmışızdır Erol bir kolundan ben diğer kolundan havaya kaldırarak kitapçıdan çıktığımızı. Çünkü seçtiği çizgi roman bazen yaşına uygun olmuyor,yapıştıysa eğer bırakmıyor, lafla da ikna olmuyor. Neyse ki bu sefer bulmuş kendi yaşına uygun bir şeyler. Bende aldım, o kadar çok sevdi ki kitabını her yere taşımaya başladı. Akşamları ise başucuna koyuyor.

Sonra da GeoEray'ı yapmak için eve geçtik.

Cuma, Aralık 26, 2014

Hedefi tam 12 den vurmuş bir ok


Eray'ın okulda öğrendiklerini evde tekrar ettirmek için yollar arıyorum bazen.Genelde eğlenebileceğini düşündüğüm yollar oluyor bu. Bazen yapmak için can atıyor bazen de tam tersi. Aslında bulduğum şeyi yapıp yapmaması Eray'ın o akşam ki psikolojisine bağlı.

Eray bulmacaları seviyor. Hoş dün bulmaca çözmek istemedi ödevsiz gün olduğu için oyun oynamak istedi. Minicik bir bulmacayı çözmek için ayak diredi. Ben işte bulmaca hazırlayacağım diye emek harcadım ya inat ettim. Hatta galiba ayy ne güzel annecim hazırlamışsın, getirmişsin, benim iyiliğimi düşünmüşsün gibi takdir cümleleri de beklemiş olmalıyım. Evet itiraf ediyorum dün akşam Eray haklıydı. Unutuyorum bazen karşımdaki çocuğun 6.5 yaşında olduğunu. İnatlaşmam da ne bilim tuttu inadım işte. Pişmanım.

Bana sen benim öğretmenim değilsin dedi.Öğretmenimin verdiği ödevleri yapıyorum sen bana ödev hazırlayamazsın, sen kendini öğretmen mi zannediyorsun diye devam etti. Ödev değil eğlence desem de maşallah lafları ok gibi. Hedefi de şaşırmaz ha..Hedefi tam 12 den vurdu.

Sonra koklaştık, öpüştük, sarıldık, unuttuk gitti. Ana-oğul arasında oluyor böyle şeyler bazen.



Dün İngilizce kelimeleri nasıl tekrar ederiz diye düşünürken kelime avı fikri ortaya çıktı.Sonra internete baktım bir sürü bulmaca var. Yalnız şöyle de bir sorun var.Aralarında Eray'ın öğrenmediği kelimeler vardı.Ahretliğime sordum. Bingo. Bana bir adres söyledi. O adrese istediğin kelimeleri giriyorsun ve bulmacayı oluşturuyor. Sana sadece çıktı almak kalıyor :) Çok sevdim bu siteyi ..

Her hafta hazırlamaya karar verdim. Ve Eray'ın eşref saatine denk getirip bulmacayı çözdüreceğim. Zaten rahat çözüyor sadece zamanı iyi ayarlamaya dikkat etmem lazım.


Bugün hızlı başladı. Müzik iyi geliyor bana bu arada. Güzel demiş Feridun di mi?

Belki güneş bir gün bizim için doğar
Belki korkuları hayallerimiz boğar
O masal günü gelinceye kadar ; susuyorum


Çarşamba, Aralık 24, 2014

Bu nasıl yaman çelişki anne


Yarışma tarihleri belli olmuş. 27-30 Mayıs 2015/Almanya. 70'in üzerinde ülke katılacakmış. Varın siz düşünün Erol'un heyecanını. Hiç sesli dile getirmese de dereceye girmek istiyor bence. Ona umut bağlayanları hayal kırıklığına uğratmaktan çekiniyor tabii bu da onda stres yaratıyor. Bu kadar stres yapma dedim geçen gün. Olursa olur. Kaybetsen ne olacak ki orada yaşayacağın deneyimi düşün. Aslında böyle düşününce sadece oraya gitmek bile büyük bir kazanım. Desem de yine yapacak heyecan, stres, uykusuzluk...Hadi bana da geçmiş olsun..

Pazartesi Eray futbol oynarken takımdan atılmış. Aaaa dedim neden ki. Takım arkadaşlarının gol yemesine sebep olduğu içinmiş. Pıt diye oyundan atmak mı lazımdı annecim hem ben sebep olmadım dedi. Oğlum bu işler böyle dedim. Bir gün gol atarsın omuzlarda taşınırsın, ertesi gün gol atamazsın yuhalanırsın. Bazen kahraman olursun bazen de günah keçisi. Çok da takılmamak lazım. Sen kendini biliyor musun çocuğum o zaman tarzsın aman adamımsın..

Bu aralar Eray pek bir gayretli okulda. İngilizce dersinde stickerlar havada uçuyor, tebrikler alıyor, davranış notları tavana vuruyor. Öğretmenimiz biraz önce mesaj attı ilk üç saat mükemmeldi bugün diye. Geçen gün teneffüste iki arkadaşı konuşurken öğretmenimiz kulak misafiri olmuş. Eray derste hiç konuşmadı fark ettin mi? bu durum çocukların bile garibine gitmiş. Dedim ki öğretmenimize çünkü paçası sıkıştı. Tabii ki son zamanlardaki değişiminin var bir sebebi. Bu ben, Erol, Eray, annem ve öğretmenimiz arasında bir sır. Demek ki neymiş Eray bey isteyince oluyormuş, artık beni kandıramazsın. Bu arada bir şeyi kaç gün yapınca alışkanlığa dönüşüyordu?



A. telefon açtım bugün. Cumartesi müsaitseniz Mete ile tanışmak istiyoruz dedim. Çok heyecanlıyım çok. Bilerek üç ay bekledim. Şöyle ele avuca gelsin de doya doya koklamak istedim. Şu dünyada bebek kokusunun üstüne bir koku tanımıyorum. Giderken abisi Arda'ya da kitap alacağız Eray'la. Annesine sordum macera kitaplarından hoşlanıyormuş. Şimdi de benim paçam sıkıştı. 11 yaş çocuğu için hangi macera kitabı uygun olur ki..

Gece son sayfayı kaparken içime bir kurt duştu. Koşa koşa aşağıya indim baktım hayır olamaz dedim. Annem de neden böğürüyon ne oldu dedi. Anne almamışım ya dedim.Ne almamışsın dedi. Ne olacak kitap. Kitapları alırken 2-3 tane alıyorum ki kargo ücreti ödemeyeyim. Serinin 4. kitabının II. bölümünü aldım sanmıştım ama almamışım.

Kargaların ziyafetinde işler iyice karıştı. Birinci ve ikinci kitap da bir cümle ile geçen insanlar şimdi ana karakter oldu. İlk okuduğumda banane ben bunlara alışamam istemem diye burun kıvırdım ya üç beş sayfa sonra kankalarım oldu. Rutinlerimin, alışkanlıklarımın değişimi düşüncesi beni çok zorlarken değiştiği anda ama hemen, anında adapte olmamı nasıl açıklamalı. Soruyorum anneme bu nasıl yaman çelişki.

Pazartesi kargodan  katamino geldi. Eve girer girmez Eray'a müjdeyi verdim sevinçten çıldırdı. Ödevlerden sonra oynayacağını söyledim var ya ödevleri heyecandan zor bitirdi.Şimdilik satrancı bıraktık kataminoya sardık. Ama şöyle bir sorun var, İçinden kitapçık çıkmadı. Yani zor oluyor ne yapacağımızı bilmek.

Küçük beyi televizyondan, ıpadten kurtardık sayılır ama başka birini kaybettik. Annem. Ciddiyim. Kadın otursun hemen ıpadi eline alıyor subway oynuyor. Bir de söyleniyor bende parmağımı oynatıyorum ama ben elime alınca ıpad tutukluk yapıyor çocuk çarpıyor. O yüzden de az altın alıyormuş.

Dün akşam Eray'la ders yaparken gizli gizli ıpadi almaya çalıştı. Eray'da gördü, şarjı az vermem diye tutturdu. Annem de sen oynamıyorsun ki ders çalışıyorsun oynayacağım dedi. Eray ben izin vermiyorum dedi. Annem de oynayacağım diye inat etti. Eray'da benim iznim olmadan alamazsın dedi. Ben o ara şaşkınım tabii. Annem ciddi ciddi ipad için kavga ediyor. Kendime gelince kavgaya son verdim. Düşündüm, düşündüm..Bu böyle olmaz anneme de baklava açmaca, börek sarmaca ne bilim elini oyalayacak bir faaliyet bulmam lazım...

Bu arada pencere kenarındaki tabağım ayaklığına kavuştu:)

Pazartesi, Aralık 22, 2014

1A-5 / 2B- 3

Cuma akşamı Eray ders yaparken boğazım ağrıyor, boğazım ağrıyor deyip durdu. Akıllı ben bunu hasta olacağına yordum. Meğersem çocuğumun sıkıntısı başkaymış. Spor salonunda teneffüste maç oynarlarken 2/B den bir çocuk Eray'ın boğazına yapışmış. Dikkatlice bakınca boğazın da hafif morluk izi vardı. Nöbetçi öğretmen görmedi mi dedim. Yoktu ki dedi. Hiç şaşırmadım.

Öğretmenine söyledin mi dedim. Kendi aramızda halledebileceğimizi düşündüm dedi. Her şeyi öğretmene taşımamak doğru bir hareket bazı şeyleri arkadaşlarınla aranda halledebilirsin ama bu o konulardan değil, bu konularda öğretmenini bilgilendir tamam mı dedim. Tamam dedi.

Aslında çok öfkelendim o kadar öfkelendim ki anlatamam. Eray sen ödevine devam et ben birazdan geleceğim dedim sonra da öğretmenini aradım. Bu nöbetçi öğretmen konusuyla ilgili öğretmenimizin yapacağı bir şey yok aslında ama yine de bilgilendirdim. Cumartesi günü müdür yardımcısı ile konuşacağımı olmadı yazılı şikayette bulunacağımı da ekledim. Ayla hanım gerçekten de hep size denk geliyor dedi.

Son okula gidişim de bahçe kapısından tam içeri girmiştim ki 4. sınıfta okuyan üç çocuk  Mert ile Eray'ı sıkıştırmıştı. Bir çocuk Mert'i yere yatırmış tepesindeydi diğer iki çocuk da Eray'ın yakasını çekiştiriyordu. Mert'i öyle görünce nasıl koştum anlatamam.Korktum da Mert ufak tefek üstündeki iri kıyım bir çocuk. Çocukları ayırdım nöbetçi öğretmen hala ortada yok. Danışmaya gittim ilk gördüğüm öğretmene bu okulun nöbetçi öğretmenleri ne yapıyorlar acaba dedim. Sonra nefes almak için dışarı çıktığında gördüm. Bir banka oturmuş cep telefonuyla oynuyordu.

Cumartesi Eray'ı etüde bırakınca müdür yardımcı ile görüştüm. Bir değil, iki değil, üç değil dedim. Kaç kere bizzat şahit oldum. Çocuklar kavga eder, iter, kakar bunlar olabilecek şeyler adı üstünde çocuk bunlar olmayacak şey nedir biliyor musun çocuklar birbirine kontrolsüz zarar veriyorken ayıracak kimsenin orada olmamasıdır dedim.Konu öğretmenin bir çocuğa vurmasını engellemesi değil yanlış anlamayın biz iki-üç anne otururken bile kaşla göz arasında bir çocuk diğerine vuruyor.O kadar hızlı oluyor ki anlamıyoruz bile. Konu daha büyük zararı önleyecek kişinin orada olmaması..

Maalesef Eray'ı yetiştirirken bir konuda yanlış yaptık. Herkesi kendimiz gibi bildik. Aslında ben şahsen bizzat kendim bildim. Erol beni uyarmıştı ama dinlemedim. Haklılığını çok sonra gördüm. Eray'a sana biri zarar verdiğinde it oğlum diyorum bugünlerde o da bana itmek doğru bir davranış değil ki diyor. Karşı taraf sana zarar verdiğinde kendini koruma amaçlı itebilirsin diyorum yine de itmiyor. Spor salonundaki manzara gözümün önüne geldi birden çocuk boğazına yapışmış ve Eray canı yandığı halde itmiyor.

Hiç unutmam bir gün arkadaşlar bize oturmaya geldi. Eray 4 yaşlarında o zamanlar. Eve girer girmez çocuğun babası hadi oğlum Eray'ı devir, güreşin dedi. Bakalım kim kimi ezecek. O kadar şaşırmıştım ki horoz mu bunlar güreşsin dedim. Bırak çocuklar güzel güzel oynasın. Aaa olur mu bunlar erkek çocuğu vurmayı, kırmayı, kavga etmeyi bilecekler dedi.

Biz o zamanlar tabii evladımıza şiddet çözüm değildir, konuşarak sorunlar halledilebilir şeklinde bilgiler veriyorduk. Ama şunu atlamışım vurmayı, kavgayı erkeklik sayan bir toplumun varlığını ve bu toplumun içinde yaşadığımızı. Sonra o çocuğun öfkesini kontrol edemediğini gördüm, kardeşine kontrolsüz bir şiddet uyguladığını, annesinin çaresizliğini dinledim.

Çocukların hareketlerinde tasvip etmediğimiz bir şey olduğunda aile olarak önce kendimize bakmalıyız diyemedim. Elma ektiğinde armut toplayamazsın da diyemedim. Bu tür duyguların bumerang gibi aileye döndüğünü de söyleyemedim. Hak vermesem de dinledim.Çözüm bulamayacak olsam da dinledim. Bazen insan hak verilmek için değil, çözüm aramak için değil sadece rahatlamak, yükünü boşaltmak istediği için dinlenilmek ister. Bunun için sessizce dinledim.

Neyse biz  iyiyi, güzeli verelim de...


Bu arada spor salonundaki maçta 1-A 2-B yi yenmiş. Bir golü de Eray bey atmış. 2-B den A. kaleciye topu eline alamazsın demiş. Eray da kaleci o alabilir demiş. A. da alamaz diye Eray'ın boğazına yapışmış.Yani olay böyle vuku bulmuş. Oğlum A'nın boğazına yapışması her halükarda yanlış o tartışılmaz da  kaleci eğer kale çizgisini geçtiyse alamaz ama geçmediyse alabilir dedim. Kalecileri kale çizgisini geçmemiş ki :) İyi ki kaleci konusunda tartışma çıkmış(keşke hiç çıkmasaydı o ayrı) ya ofsayt konusunda çıksaydı nasıl anlatırdım. Ofsaytın ne olduğunu anlıyorum da anlatamıyorum bu nasıl bir iştir...

Etüt çıkışı Eray mutluydu çünkü İngilizce öğretmeni derste Eray'ı tebrik etmiş. Neden dedim. Verdiği kağıtları hızlıca yaptığı içinmiş. Cumartesi etüdüne yol uzaklığından getirmek istemesem de Erol ne öğrenirse kardır bir harf bir harftir diyor galiba haklı. Eray için faydalı oluyor. Baktım da İngilizce öğretmeni çok güzel şeyler yaptırmış..

Sonra Erol'un işyerine gittik aslında ayaklarım geri geri gitti. Baktım kuzum babasının işyerine gitmeyi çok istiyor ayaklarımı ileriye attım. Biraz zor oldu. Hiçbir kavga, gürültü bilmem ne olmamasına rağmen eski işyerime gitmek zor geliyor bana. Güzel güzel ayrıldım evet de kırgınlıklarım var kapanmayan.Belki de zorluğu ondan.

Erol'un işvereni ile Eray sohbet etti. Her toplantıda sizlerden, çocuklardan konuşuyoruz dedi. Eray da siz beni o zaman neden tebrik etmediniz dedi. T. bey de evet etmedim ama neden etmeliydim dedi. Futbolda 2-B yi yendik dedi. Kaç kaç bitti maç diye sordu. Biz 5 onlar 3 bir tanesini de ben attım dedi. Sonra da tebrik etti.

B. bir ara buraları özledin mi dedi. Hayır dedim kısa ve net. Belki de çok net hayır dediğim için o kadar çok şaşırdı kız. Yalan değil ki özlemedim, ayrıldığım için bir kere bile pişman olmadım.Orada özleyeceğim tek kişi Eroldu. O da akşamları çok şükür geliyor eve :)


Not: Fotoğraf bu cumartesi Erol'un işyerinden. Neden pizza kulesi gibi poz verdiğimizi hatırlamıyorum :)Bir de fotoğrafa baktıkça şunu diyorum. Yaşlandık be Erol'um. Yaş oldu 36..( 20/12/2014 )

Benim seçimim benim mutluluğum


Kitaplıkta artık yer kalmadı. Aslında çok uzun zaman önce doldurmuştu kapasitesini o nedenle yazın yaptığımız büyük tadilatta bazılarını elden çıkardım. Ellerim titredi kutulara koyarken. Her kitabım kıymetlidir benim. Yalnız okudukça yine birikti, kitaplar orada burada .Canımı sıkıyor bu durum. Ek bir kitaplık lazım.

Hala yeni yere yapamadık bir şeyler. Aslında istediğim şey belli. Orayı okuma köşesine çevirmek. Pencerenin altına boydan boya küçük kitaplıklar koymak. Sağ köşeye okuma koltuğu , yüksek olan köşeye çalışma masası, diğer yarım duvara yer minderleri.. Bir de tablolar astık mı ya da aile fotoğrafları yeme de yanında oku...

Düşündüm, taşındım veee hayalimi ertelemeye karar verdim. Mesela tontalak kendine ayrı bir ev kurana kadar:) Nasılsa evden ayrılana kadar çıkar bir şeyler. En iyisi kendimi hiç kandırmamak. Bekleyebilirim diyorum şöyle bir 20 sene falan. Belki de daha az kim bilebilir. Hem o zamana kadar emekli de olmuş olurum. Tek sıkıntı yukarı kata çıkmak için üşenir miyim? ya da dizlerim bana ihanet eder mi? Allah sağlık versin de inşallah öğreniriz bakalım.

O yer oyun odası olacak.Tontalağın odasında çok fazla oyuncak var. Çok oyuncak çok uyaran demek. Tüm oyuncakları oraya yerleştireceğim. Odasında sadece uyuyacak ve ders çalışacak yani inşallah. Ders çalışacak dedim de artık büyük bir çalışma masası da almak lazım tontalağa. Bir de kitaplık. Yakın bir zamanda izne çıkacağım o zaman rahat rahat hallederim diyorum. Yoksa olmuyor vakit bulamıyorum.

Bir gün tontalağım benim için ne yaptınız derseniz al sana ekleyeceğin bir şey daha. Hayalimden vazgeçtim çocuğum daha ne yapayım. Sesini duyar gibiyim. Ben mi vazgeç dedim sana. Haklısın çok haklısın bunlar benim seçimim, benim mutluluğum bu söylediğim sadece bir şaka..

 

Perşembe, Aralık 18, 2014

Kariyer(!) de yaparım çekmemiş salatada

Seviyorum ben sırt çantası kullanmayı.Yakıştırıyorum da kumaş pantolon-etek-gömlekle (spor giyimi sevsem de işte olmuyor maalesef) işe giderken sırtıma sırt çantasını takmayı. O kadar rahat ki. Dolduruyorum işine her şeyi ayy şu da evde kaldıydı derdim yok.Makyaj malzemem, el-yüz kreminim, tarağım, kitabım, cüzdanım, bozuk para çantam, fotoğraf makinem, gözlük kabım, streç filmim...

Bu arada kaç kişi çantasında streç film taşır? Cevap hakkımı kullanıyorum ben ve benim gibileri. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüğüm ve bu uğurda beynimi yediğim için streç filmi akşamdan çantaya atmam çok da garip değil.



Kalktım 06.15 de o gün. Salatayı yoğurt biraz mayonez çok az da sarımsakla buluşturdum. Makarna salatası durdukça çeker yapan bilir. Okula götürmeden önce yoğurtlu karışımı bir daha üstüne dökerim diye başka kapta işe götürdüm. Eee salatanın ağzını açınca streç film bir daha kullanılamaz ya da ben kullanmam hopp çantaya...

Öğlen tatilinde işyerindeki mutfakta kimse görmez inşallah diye işe giriştim. Aksilik ya o gün çok hareketli bir gün. Gelen giden eksik olmuyor. Çaycımız S. beye dedim mutfağın kapısını kapayalım da kimse görmesin. Bir yandan da söyleniyorum çocuk büyüsün de dertleri de büyüyecek diyen insanlar sizlere içten içe kızdığım için çok üzgünüm.

Tam işe koyuldum dank kapı açıldı. Neyse ki gelen babam. Yahu evde yapıp getirseydin ya burada neden yapıyorsun dedi. Eray'ın annesi çekmiş makarnayı okula yollamış dedirtmem baba dedim. Kariyer de(!) yaparım, çekmemiş salatada. Senin gibi mutfak işinden anlayan adam bunu bilmez mi? Tamam ne istersen yap diye çıktı mutfaktan.Nasıl da biliyor benimle çene yarıştırılmayacağını.

Salatayı streçlemeden önce S. ve T .beye göz hakkı ayırdım. Ben öyle gördüm. Komşuluk hakkı, göz hakkı diyen bir kuşağın ürünüyüm. Lafı gelmişken baby boomerslar kurban olurum size. Var ya ne varsa sizde varmış.

Ya şimdi. Maalesef kendimizi hayat gailesine öyle bir kaptırdık ,öyle hızlı yaşamaya mecbur edildik ki apartmandaki komşularımın bazılarını tanımıyorum bile.O nedenledir ki birinci kattaki komşumuz kapıyı tıklattığında elinde aşure merhaba ben birinci katta oturuyorum, aşure yapmıştım da dediğinde ağzım yırtılırcasına gülümsemem...

Sonra salatayı koşturarak gidip okula danışmaya bıraktım.

Akşam olduğunda tam çıkacakken odada bulunan T. Bey'in oğluna kızdım. Çantamda bulunan streç filmi çıkardım bak kızdırma beni bununla gelirim yanına dedim. O ne abla onun çantada ne işi var, adam dövmek için mi kullanıyorsun dedi .Yok be korkma ürünleri kullanım amacı dışında başka bir iş için kullanmam dedim. Eee o zaman bu niye çantada olabilir ki. Boşver uzun hikaye sadece şunu bil

 Kariyerde(!) yaparım çekmemiş salatada...

Ve arkamı döndüm. Bir mesai saatini de çok şükür bitirdim.

 

Satranca sadece oyun demek haksızlık olur bence


Bu aralar baba-oğul satranç oynuyor.İşime de geliyor bu durum Eray televizyon seyretmiyor böylece. Aslında çok da seyrettiği söylenemez kuzumun zaten akşama kadar okulda, okuldan dönünce de ödevler. Sonra minicik bir zaman kalıyor ona. Ama satranç oynamayı o kadar seviyor ki televizyon seyretmek ve ipad oynamak aklına bile gelmiyor.

Şimdilik babasını yenemiyor. Ya pat oluyorlar ya da babası yeniyor. Babası yendiği zaman tebrik etmek için tokalaştığında keşke ben yenseydim diyor.Bu kadar da açık sözlü bir çocuk.

Her gün biraz daha iyi oluyorsun babanı yeneceğin günlerde gelecek inşallah diye teselli ediyorum onu. Hem önemli olan öğrenmek ve güzel vakit geçirmek değil mi diye de soruyorum. Öyle de annecim ama bende kem küm. Anlıyorum duygularını artık emeklerinin karşılığını almak istiyor, bunun nesi kötü..

Birkaç gün önce Eray kaçamıyor bir türlü. Anne yardım eder misin bana bir hamle ver dedi. Ben bilmiyorum ki oğlum oynamayı dedim. Baktım, baktım evladım darda yardım edememek canımı da sıktı şu taşı oynasan dedim.Annecim o taş öyle hareket edemez dedi.Bu taşı oynasan.. Annecim o zaman babam beni yer dedi. O taşı oynasan. Annecim şu taş beni tehdit eder dedi. O taş, bu taş, şu taş derken yardımcı olamadım.

Sonra dedim ki ders 1 Ayla'cım:  her şeyi bilemezsin her şeye yetemezsin. Bazen seyretmesini de bilmeli. Canını sıksa bile..

Eroldan hamle istedi. Erol da ben senin rakibinim olmaz dedi. Ne olur babacım...Babası da oynaması gerektiği taşı gösterdi. Sıra Erol'a gelince bir taşını aldı. Eray da kızdı. Sen bana öyle yap demeseydin o taşı alamazdın dedi. Aslında o hamle ile alakası olmadığını Eray da biliyordu da belki de ne bilim bir bahanenin arkasına saklanmak istedi. Hangimiz saklanmadık ki...

Sonra dedim ki  ders 2 Eray'cım: Baban da olsa rakibine güvenemezsin ha güvendin mi o zaman sonuçlarına katlanmalısın..

Eray takıldı bu duruma. En sonunda banane taşları eski haline getirelim ben o taşı oynamayacağım dedi.Tabii babası izin vermedi. Bana baktı

Ona dedim ki Ders 3 Eray'cım : Zamanı geri alamazsın. O yüzden kullandığın cümlelere de yaptığın hareketlere de dikkat etmelisin. Bazen bazı şeyler telafi edilir gibi görülür ama aslında sadece üstü örtülmüştür.

Öyle işte

Bu oyun için sadece satranç deyip geçmek haksızlık olur bence..

Pazartesi, Aralık 15, 2014

Vekaleten annelik

video

Efendim geldik bir yıl daha yerli malı haftasına.Yaş 6.5 ama tontalağın okulda kutlamasının 4. yılı olacak inşallah. Kutlama yarın okulda. Anneleri de davet etmişler etmesine de ne yazayım ki ben bilemedim şimdi. Çalışan annelerin evlatlarına yazık ama..

Doğru bu onların sorunu değil, doğru bu kimsenin sorunu değil. Bu bizim sorunumuz fakındayım. Annesi çalışmasaydı. Her şeyin farkında olsam da duygularıma söz geçiremiyorum bazen. Diyorum ki bir çoğunun annesi yanındayken tontalak ne hissediyor acaba.Sormaya da cesaret edemiyorum evladıma. Bazen bazı meseleleri hiç kurcalamamalı..

Sonra da diyorum ki en azından şanslı. Annem olmadı ablama vekalet veriyorum.Vekaleten annelik kısacası. Anneannesi, teyzesi, babaannesi yanında olamayan birçok çocuk da vardır eminim. Onların anneleri de demiyor mudur bizim gönderecek anneannemiz, teyzemiz bile yok nasıl da gönderiyor anasını, bacısını..

Bir iki tane olsa neyse de bizim okulda bu tip organizasyonlar çok sık oluyor. Annelerle kahvaltı, bayram kutlaması,öğretmenler günü kutlaması, yerli malı haftası ve daha aklıma gelmeyen birçokları. Şimdi ben hangi birine katılayım.. Değil ki kocam Sabancı'nın veliahttı..

Aman neyse. Hüzne bodoslama dalmaya çok müsait bir yapım var zaten bugün, bahane arıyorum.O yüzden güzel konulardan bahsetmeli.Mesela tontalağım elma olacak yarın.Hafta sonu hastaydı. Ateşe rağmen hemencecik rolünü ezberledi. Allahtan kısaydı..

Dedim ki mantığını kur. Elma dalını eğmiş. Eğerse ne olur oğlum yere değer. Dilim dilim soyduğun elmayı ne yaparsın bir tabağa koyarsın. Tabağa koyduğun elmayı da afiyetle yersin. Sonra yediğin elma can, kan olur ve o elma dilinde nasıl bir tat bırakır ;)

ELMA
Elma dalını eğmiş
Eğmiş de yer değmiş,
Dilim dilim soyarım
Bir tabağa koyarım
Elma yiyen allanır
Ağzı dili ballanır
 
Ha makarna salatası yapmak da bana düşmüş bu arada .Söylemesi ayıp güzel de yaparım.Akşam haşlar gün doğmadan yapar sabah yanımda getirir işyerinin dolabına koyarım.Öğlen de bir koşu okula bırakırım.
 
Ablama yarın için vekalet verdiğime, makarna salatasının ulaştırılması sorununu kafamda çözdüğüme göre çalışmaya devam.
 

Cuma, Aralık 12, 2014

Herşey bir şarkı ile başladı

Dün hayat beni küçük küçük hediyelerle ödüllendirdi. Ufak ufak güzellikler birikmeye başlayınca öğlen bir bakmışım coştum yine dalgalanıyorum ben modundayım.Ne zamandır böyle hissetmemiştim. Nasıl iyi geldi bana anlatmam. Şarj oldum ya bugünde full çekiyorum.

Dün sabah Ay yerini güneşe terk etmeden düştük yollara. Arabada işyerine gidince hemen Kolpa'nın gurur benim neyime şarkısını dinleyeyim diye aklımdan geçirirken bir de ne duyayım radyoda saniyeler içinde o şarkı çalmaya başladı.Zaten bu hafta takmıştım bu şarkıya, geçen haftada grup 84'ün Faili Meçhuluna..

Galiba bugün güzel bir gün olacak dedim kendime. Yani her şey bir şarkıyla başladı. Hoş şarkıya tezat ben her türlü ilişki de gururun olması gerektiğine inananlardanım da neyse konumuz bu değil.

İşe vardıktan sonra odamızdaki üç koltuğu almaya geldiler kumaşlarını değiştirmek için. Ne zamandır söylüyordum. O kadar kötü görünüyorlardı ki moralimi bozuyordu bu durum. Hoş yazmadım hiç ama adım adım ilerledim bu odayı düzenlemek için. Koltuklar gelsin de o çabamı da anlatırım sonra..

Whatsapptan kayınpederim bir not kağıdına yazdığı bir referans numarasının fotoğrafını çekmiş bana atmış. Bir de not eklemiş saat 18.00 dan sonra gelecekler haberin olsun. Bir de baby boomerslar teknolojiden uzaktır, teknolojiyi benimsemez derler.Hah şimdi ben çatır çatır whatsapp, facebook kullanan baby boomers kuşağı kayınpederime mi yoksa size mi inanayım. Zaten Y kuşağını bir sene ile (aslında 3 ay ile) kaybetmişim kafam çok bozuk.

18.00 den sonra gelecek olan ne anladım baba dedim karşılık olarak. Meğersem kayınpederim bize süper düper bir çamaşır makinesi almış .Çok havalı bir şey yalnız havası batsın. Bizim çamaşır makinesi uzun zamandır uzatmaları oynuyordu.Kazanı düşmüş (iki dakika sonra havalanacakmış gibi bir) ses çıkarıyordu, su akıtıyordu yani daha neler neler. Ama hakkını yemeyeyim her şeye rağmen güzel yıkıyordu. O sebeptendir ki karı-koca ses çıkartmadık. Baktık biz bir şey yapmıyoruz kayınpederim bize sürpriz yapmış. Bu konuda tek korkum daha öncede yazdığım gibi çamaşır makinemizin asi mizacı. Kesin giderken yanında birkaç elektronik cihazımızı da alır.

Giden koltukların yerine geldiler bizde 2-3 gün misafirler.

Öğle yemeğinde sevdiğim yemekler çıktı sonra. Yediğim içtiğim bende kalsın düne ait güzellikleri anlatmaya devam edeyim.

Öğle tatilinde S. hanımla görüşmeye gittim. Okulun Pdr si ile yani.Güzel geçti görüşme. Şimdi yazmak istemediğim bir konu hakkında fikrini sordum, bu yıl sonunda yapmak istediklerimi ima ettim bakalım umutluyum. İnşallah güzel olacak evladım için.

İşimin başına dönmüş sırıtık bir halde otururken bir mesaj geldi telefonuma. Genel duyuru olarak kullandığımız gruptan. Öğretmenimiz tüm balıkların akvaryumda olduğunu müjdelemek istemiş. Ha bir de bu uygulama ile M. ve Eray'da harika bir değişim yaşadık demiş.Zaten eskiye göre güzel yazıyor benim kuzum. Oluyor be bilogcan. Gerçekten oluyor. Bu gibi durumlarda sadece biraz sabır ve birazda anlayış lazım. Aslında benim taktığım şey güzel yazmaması değildi yazabilecekken yazmaması..

İş çıkışı kart basmak için sırada beklerken el dekorda çalışan bir bayan bugün sizde bir farklılık var dedi. Efendim dedim.Yani saçınızdan mı, kıyafetinizden mi şu an bulamıyorum ama genç kız havası var, ışıldıyorsunuz dedi :)Makyaj yaptım ya ondandır dedim. Bu akşam karanlığında makyaj seçilmiyor zaten ben ondan olduğunu zannetmem dedi.Sonra aklıma geldi az daha kadına coştum yine dalgalanıyorum ben modundayım diyecektim ki dilimi ısırdım sadece teşekkür ettim..

Unutulduğum kavşağa gitmek için minibüs beklerken ne olsun. Minibüs yarı yarıya boş geldi.O kadar boş olmasına şaşırdığım için iki üç adım geri gittim tekrar baktım tabelaya evet doğru Sarıyer minibüsü ve bindim..Dışarıda akan hayatı seyrettim..

Sonra mail geldiğini haber veren telefonum dıtladı. Aslında bir yorum. Yazdıkların o kadar güzel ki okumadan geçmem demiş bir arkadaş. Blogunda düzenli yazı yazmıyor bu aralar. Eskiden düzenli yazardı. Gerçekten değişik bir duygu bu. Birilerinin senin yazdıklarını merak etmesi, sevmesi..

Her zamanki saatimizden 15 dakika erken gittik eve mesela. Annemde şaşırdı neden erken geldiniz dedi. Ödevsiz günümüz ya trafik rahattı derken birden oynamaya başladım. Yaşasın bugün ödev yok rahat rahat birlikte vakit geçirebileceğiz tontalakla...Yemekten sonra çay demlendi, kek koyduk ortaya biraz da kuru yemiş..

Eray uyuduktan ve ütüler bittikten sonra maillerime baktım. Normalde akşam bloglara bakmam da bir yorum beni Deep'in bloguna yönlendirdi. Deep'in bloguna girer girmez tanıdık bir yüz karşıladı beni. Bu hayata gelme sebeblerimden en özeli.Yani tontalağımın yüzü. Şaşırdım. Bloguma ait bir link de vermiş Deep mutlu hissettirdi beni..

Saat 23.15 gibi de yattım. Acaba 00.00 olmasını mı bekleseydim (bende kül kedisiyim ya) diye döndüm durdum yatakta. Sanki o 45 dakikayı heba etmiş gibi hissettim. Sonra da bir ses Ayla ışıldıyorsun, genç kız gibi görünüyorsun laflarına aldanma biyolojik saatin  X kuşağı olduğunu söylüyor dön arkana yat gitsin dedi .Ve yattım...


Perşembe, Aralık 11, 2014

Üstün Cesaret Sertifikası 2


Dün Dörtlü Karma ( DaBT-IPV) aşısı oldu tontalak. KKK aşısı 5 yaşta yapıldığı için dün yapılmadı. Akşam sordum ne yaptınız diye. Hiç aşı olduk işte dedi. Ağladın mı peki dedim.(aslında sorunun cevabını biliyorum) Ağladım ama kahkaha atmaktan ağladım dedi.Önce kaçmak istedim abinin biri beni yakalayınca oturdum. Sonra da çok güldüm çok hiç acımadı, bittiğini bile anlamadım dedi.

Öğretmeni de aynen böyle demişti. Önce kaçmaya çalıştı ama oturunca gülmeye başladı hatta o kadar çok güldü ki gözlerinden yaş geldi dedi.Bugün de fotoğrafta görüldüğü gibi (tüm çocuklar aldı)üstün cesaret sertifikasını almış.

-Gözlemim geldi: Anası gibi orta denge kavramı olmayan kuzucuğum nasıl da gülümsüyorsun  fotoğrafta.Ha saçlarındaki teri fark etmedim sanma.Saçın öyle terliyse kim bilir sırtın nasıldır. Bir de arkandaki cam açık kesin sınıfın kapısı da açıktır. Teneffüste olduğunuza göre karşınızdaki 2/A nın kapısı ve camı da açıktır. Yani bu pozu biz X kuşağının dediği gibi cereyanlarda veriyorsun bana. Off akşama burnun yine tıkanacak desene. Neyse kötüyü çağırmayalım, evrenin mesajı doğru tarafından anlayacağını umarak evrene güzel mesajlar salalım-

Yine dün bir veli whatsapptan iki okulda menenjit vakası görülmüş, menenjit aşısını yaptırdınız mı diye sorunca hatırladım. Bizim doktor kesinlikle tavsiye etmişti. Koruma yüzdesi diğer aşılara göre düşük lakin ne kaybedersiniz ki ama koruduğu yere denk gelirse (Allah korusun tabii) çok şey kazanırsınız demişti. O gün Eray hasta olduğu için yaptıramamıştık sonra geliriz dedik ama gitmedik. Kendime kızdım hatırlayınca. Bu aşı işini en kısa zamanda halletmem lazım


NoT: 10/12/2014 Dörtlü Karma (DaBT-IPV) aşısı yapıldı.

Fener ışığında bir anı


Dün tüm gün elektrikler yoktu. Akşam eve gittiğimde de gelmemişti. Elektrik arızayı kırk kere aradım. Son aradığımda donduk evde elektrik ne zaman gelecek diye söylendim. Şans bu ya iki arıza varmış biri yapılmış diğeri yer altında olduğu için uzun sürmüş.Yeraltındaki arızalar hemen yapılamazmış. Biraz daha sürer dedi adam..

Eray elektriğin gelmesi uzun sürecekmiş gel ödevini fener ışığında yapalım dedim. Pek itiraz etmedi hatta bu durum tontalağa değişik bile geldi. Annem, ablam, Erol ,ben, tontalak yani hepimiz bir odanın içine tıkıştığımız ve hepimizin çenesinin düşüklüğünden mütevellit ödevler bu sefer kesintiye uğradı.

Bir ara Erol koca kafa önüne dön de ödevini yap dedi Eray'a.Ben benzetmelerden,karşılaştırmalardan, lakaplardan nefret ettiğim için Erolllllll dedim. Sonra bir anı takıldı ağıma.

Oğlum baban sana koca kafa diyor ama doktor ona ne dedi biliyor musun dedim? Ödeve bir süre ara verdi. Sene 2008. Sen benim karnımdasın ve o gün seni başka bir doktor görüntüleyecekti. Girdik odaya kadın baktı baktı sonra ımm omm gibi sesler çıkardı sonra doktorunuz herşey yolunda mı demişti dedi. Bende evet dedim.Bu kadın neden böyle bir soru sordu ki diye huzursuz oldum. Neden sordunuz ki dedim.Şey gak guk çocuğunuzun kafası vücuduna göre çok büyük dedi. Nasıl yani bir sorun mu var dedim.Ya neyse neyse doktorunuz size açıklama yapar dedi ve bir daha da konuşmadı.

Odadan gözlerim dolu dolu çıktım babanı sokmamışlardı odaya beni görünce ne oldu dedi. Ben de Erol oğlumuzun kafası kocamanmış dedim. Herşey Allahtan Eray'cım biz seni her türlü severdik de doktor birden söyledi ya korkmuştum. Bir de o dönem de hamileler birazcık hassas oluyorlar.Ben nasıl düşündüm biliyor musun minicicik bir beden (ellerimiz iki yana açtım) kocaman bir kafa.. Eray kahkaha attı bu lafa..

Sonra sonuçları alıp iki kat aşağıya indik babanla. Asansör kullanmadık yürüye yürüye indik ve hiç konuşmadık. Gözlerim dolu dolu ama gözyaşlarımı hapsettim gözlerime aşağıya inmelerine izin vermedim. Dedim ki bunda da vardır bir hayır, bunda da vardır bir hayır...

Doktorun yanına girdiğimizde doktor hemen bir terslik olduğunu anladı ve ne oldu dedi. Ben de ultrason doktorunun dediklerini, gizemli hallerini, rahatsız edici tavrını anlattım ve ekledim bize oğlunuzun kocaman bir kafası var dedi. Doktor Ayla baksana oğlunun babasına dedi ve ben babana baktım. Baktım ama neyi görmem gerektiğini bilmediğimden şaşkın halde tekrar doktora döndüm. Ayla'cım oğlunun babası da koca kafalı böyle bir adamın oğlunun küçücük bir kafaya mı sahip olacağını zannediyordun dediğinde o zaman işte gözyaşlarımı serbest bıraktım.

Doktor beni rahatlatmak için sürekli babana koca kafalı dedi bende güldüm yani hem güldüm hem ağladım. Baban da hassas bir durum olduğu için ortada kızsa da benim için bir şey demedi. Sonra da ekledi yani kısacası ortada anormal bir büyüklük yok babasının kafası kadar olur en fazla.. Bu lafı söylediğimde artık Eray kahkahadan kıpkırmızı oldu..

Doğacağın gün geldi çattı. Seni kucağıma ilk verdiklerinde ne dedim biliyor musun? Erol baksana küçücük bir kafası var oğlumuzun...

Anıyı anlatmayı bitirince Eray girdi devreye..Babacım bu durumda sen %100 koca kafalıysan ben %80 koca kafalıyım ( benim de genlerimi düşünmüş olmalı) dedi.Bu laf odadaki herkesi güldürdü. Sen benim oğluma koca kafa der misin al bu laf da kapak olsun sana dedim Erol'a ama sadece bakışlarımla..

Ha bu arada ben
-Lakaplardan
-Benzetmelerden
-Karşılaştırmalardan
-Alay etmekten ve edilmekten

nefret ettiğimi yazmış mıydım hiç? Bunu yapan kocam dahi olsa affetmem :)))

Çarşamba, Aralık 10, 2014

Rüya değilmiş dostum

Haftada üç ses ne demek dedim öğretmenimize. Cumartesi birinci dönemin ikinci veli toplantısı vardı o zaman söyledim. Bu kadar hızlı gitmeye gerek var mı diye de ekledim. Ben evdeyken bu kadar sıkışmış hissettiysem onlar acaba ne hissetti. Öğretmenimiz çocuklar ne veriliyorsa alıyorlar sıkıntı yok dedi demesine de o sabah kendi de konuşmuş yönetimle.Yavaşlayacağız. Hatta başa dönüp dikte çalışmalarına ağırlık vereceğiz dedi.

Cumartesi nöbeti Erol'a denk geldiği için Erol katılamadı toplantıya.Tek tek öğretmenlerle konuştum. Çok şükür ki büyük sıkıntılar yokmuş. Öğretmenlerin ortak olduğu nokta Eray'ın dağınıklığı, zamanında defter, kitap, araç- gerecini çıkarmaması, sonra toplamaması, öğle yemeğinde çok oyalanması. Şimdi bu konularla ilgili tontalak beyle konuşuyoruz bakalım.

Geçen sefer İngilizce öğretmeni çok şikayetçiydi Eray'dan özellikle Türk olan İngilizce öğretmeni. Bu sefer derslere katılıyor sorun yok (bu dağınıklık konusunu en fazla dile getiren hocamız) dedi. Yabancı olan İngilizce öğretmeni ise çok yaratıcı bir çocuk dedi gülerek.O öğretmenin dersinde genellikle çiziyorlar, birşeyler üretiyorlar ya doğal olarak o derse ilgisi daha iyiymiş.

Örnek verdi. Doğum günü kutlamasıyla ilgili bir resim çizin demiş. Eray da çizmiş sonra öğretmeni sormuş. Bu ne. Belediye demiş.Öğretmen sormuş belediye ne alaka.Doğum günü kutlaması için yeri belediyeden kiralamışlar :) Çok merak etmiştim oğlumun belediyeyi nereye bağlayacağını ama fena bağlamamış di mi? Belediye kutlamadan sonra çöpleri de temizleyecekmiş.(resimde yerlerde çöp varmış) Boru değil belediye sonuçta tabii temizleyecek de keşke kimsecikler yere çöp atmasaydı..

Sonra Müzik öğretmeninin bulunduğu sınıfa girdim. Eray çok komik ve çok eğlenceli bir çocuk dedi. Geçen gün öğretmeni koridorda görmüş öğretmenim diye yanına koşmuş ve ondan bir makas almış. Bu makas lafını duyunca bir garip oldum. Biz öğretmen gördük mü ilikli ceketi tekrar iliklemeye çalışan bir dönemin evlatlarıyız yahu makas lafını duyunca nasıl garip olmam.


Beden öğretmeni iyi gidiyor eğleniyoruz dedi. Daha ne desin. Ha bir de Eray'ın çok orijinal fikirleri var dedi. Çok merak ettim bu çocuk okulda ne konuşuyor ya da ne yapıyor da  hemen hemen tüm öğretmenler aynı şeyi söylüyor. Beden öğretmeni bile..

Seramik ve resim öğretmeni zaten Eray'ın fanlarından. Uzun uzun anlatmaya gerek yok sorun yok. Sadece resim dersinde biraz ağırmış. Öğretmeni şikayet olarak söylemedim bu konuda belki sizde konuşabilirsiniz dedi. Aslında Eray tersine çok hızlı çizer hatta ben azcık yavaş çizersen daha iyi olur derim lakin beni dinlemez. Okulda ağır olmasının sebebini galiba tahmin ediyorum.Konuyu öğretmen belirliyor ya ondan. Biliyorum o istediği şeyi yazmak, çizmek istiyor. Çizemeyince güya ayak diriyor:) Öğrenecek istediğimiz şeyler kadar istemediğimiz şeyleri de yapmaya mecbur olduğumuzu.

Düşünce becerileri öğretmenine çocuklar oyun öğretmeni diyor.Oyun öğretmenim, oyun öğretmenim, oyun öğretmenim.Eray için parlak bir zekaya sahip dedi. Sadece üretkenlik dersinde söyleneni yapmıyormuş. Mesela yana yatmış bir 8 var (kitabı açıp oradan gösteriyor) normalde bu 8 den bir şey üretmesini isteriz ama Eray 8 dışında her yere çiziyor aslında değişik şeylerde çiziyor lakin ben değerlendirmeye alamıyorum önemli olan 8'i kullanmak dedi. Bunun dışında değerlendirme notları çok güzel..

Düşünce becerileri demişken hafta sonu o dersten ödev geldi. Biri bana birinci sınıf ödevini anlamakta zorlanacağımı söylese rüya görüyorsun dostum derdim. Kendine çok güvenen bir insan olmadım hiç lakin bu konuda kendime güvenirdim ne yalan diyeyim. Belki de bu yüzden havam fıs diye sönüverdi.

Şimdi resimde 7 ördek var. Bu ördekleri üç çubuk ya da çizgiyle ayıracaksın birbirinden. Bu çizgiler ördeklerin üzerinden geçmeyecek ve ördekler aynı çizgiye denk gelmeyecek.(ilk okuduğumda içimden aynen şu cümle geçti: anam bunlarda çok şey istiyor) 6 tamam da 7 olmuyor. 7. mutlaka başka ördekle aynı çizgide kalıyor.

Ay çıldırdım. Bunun gibi 7 sayfa daha vardı.Erol'da çıldırdı. Ya bırak olmuyor işte dedi. Eray da konuşuyor yanımızda 'ben size olmuyor demiştim'..Olmayacak ödevi öğretmen neden göndersin bunun mutlaka bir püf noktası vardır dedim sonra da yardımla püf noktasını bulduk. Meğersem bir ördeği üçgen içine hapsedecekmişiz.

Ya bunları da gördük. Ama savunmam hazır. Benim zamanım da düşünce becerileri diye ders vardı da ben mi devamsızlık yaptım..

Bu arada Eraylar matematik dersinde iki basamaklı doğal sayılardalar. İki basamaklı sayılarda olduğunu öğretmeni söylemişti ama ne bilim gözümde daha minicik ya acaba anlayacak mı diye de merak etmiştim. Dün o konuyla ilgili test gelince gördüm ki anlamış. İçimden ay benim oğlumun bir onluğu yedi birliği de varmış onu mu çözüyormuş desem de dışımdan ciddiyetimden taviz vermedim. Nasıl anlatsam ki bir onluğu yedi birliği çözerken ki hissiyatımı :)))

Ha bir de annem sen gelmeden Ayla matematik ödevini yaptıracaktım ama anlamadım ki dedi.(iki basamaklı doğal sayılar) Ya birinci sınıf bunlar anne ya ne anlamaması demedim, oluyor bazen böyle şeyler dedim. Nasıl demem buna benzer bir filmi yakın zamanda görmüştüm...


Not: Eraylar bugün aşı olacak. Akşam kim ağlamış, kim cesurmuş havadisleri alırız tontalaktan. Eminim anlatacak çok şeyi vardır..

Salı, Aralık 09, 2014

Herkesin bir duygusu vardır

Hafta sonu yüzme için kesin kayıt yaptırmamız gerekiyordu fakat yaptırmadık.Nisan ayına erteledik, bence iyi de oldu. Eray duyunca benim gibi düşünmeyeceği kesin ama. Yaptırsaydık düşünüyorum da kendimizi çok sıkışmış hissedecektik. Aslında yüzme saati değişmeseydi soğuğa rağmen yaptırırdık kayıdı lakin gitmişler Eray'ın grubunu 14.00-15.00 arası yapmışlar. Neyse vardır bunda da bir hayır..

Cumartesi akşamı Erol tontalağa yarın tiyatroya gidelim mi dedi. Tontalak da tiyatroya gitmeyi özlemiştim hep gezme hep gezme olmaz zaten diyerek babasına destek verdi. Göktürk Kültür Merkezinde Haylazlar Adası oyununa gittiler. Ben evde kaldım.Birilerinin fedakarlık yapıp evi biraz toplaması gerekti.

Çok mutlu bir şekilde eve döndü. Oyunu çok sevmiş öyle dedi. Ben gitmemiş olsam da tontalak anlattı ben dinledim hem mola vermek bana da iyi geldi.

- Bir çok ülkeden gelen çok yaramaz çocuklar var. Çocuklar çok yaramaz
-eeee
-Bir uçak kazasında bir adaya düştüler.
-ayyy inşallah bir şey olmamıştır çocuklara
-adadan kurtulmak için dedeye (adanın sahibi imiş dede)verdikleri sözleri yerine getirmeleri gerekiyordu.
-İnşallah yerine getirirlerde adadan kurtulurlar kim bilir anneleri ne kadar merak etmiştir
-hayırrrr verdikleri sözleri yerine getirmiyorlar ki
-Alçak köfteler. Bir kere verilen söz yerine getirilmelidir ne kadar yanlış bir hareket. Hem insanlar bir daha o kişiye inanmaz( anne mesaj vermeyi de ihmal etmiyor bu arada)
-dede son bir kere daha şans veriyor onlara.
-hatalarını düzeltmek için di mi
-evet

Ve hatalarını düzeltmişler. Mutlu son. Ben hep derim hep diyeceğim mutlu sonları çok seviyorum.

Hey adamım sorun nedir? (Sorun şu ki kaskı, dizlikleri takınca sert bakması gerekiyormuş)

O tiyatronun konusunu anlatırken bir yandan da babası dizliklerini, kaskını taktı. Hava o kadar güzeldi ki baba-oğul fırsatı kaçırmak istemedi. Arkadaşları da çağırıp bisiklet binmeye gittiler. Yok ya öyle olmadı arkadaşlar bizimkileri arayıp çağırdı. Ben de evde kaldım. Birilerin fedakarlık yapıp biraz daha iş yapması gerekti..

Bu sefer kavga ederek geldiler. Sadece bisiklete binmemişler babalar ve oğullar şeklinde futbol da oynamışlar. Eray düşmüş ve eli çizilmiş(aslında yarılmış diyebiliriz çünkü çizikten derin) Canı acımış ya babasına kızıyordu. Sen futbol oynayalım demeseydin ben düşmezdim, illa futbol mu oynamak gerekiyordu bıdı bıdı bıdı.. Var ya bu çocuğun çenesi aynı ben..

Erdemle annesinin bize geleceğini duyduğunda ancak sustu. Erol Beykoz'a geçti. Biz de biraz okuma ödevi yaptık Erdemler gelene kadar. Sonra çocuklar oynadı bizde kahve eşliğinde sohbet ettik. Durmak bana iyi geldi..

Akşam da otururken Erayla aramızda olan özel bir konu ile ilgili sohbet ettik. Birden aaa neden üzülecekmişsin ki, üzülmeye değmez dedim. O da bana
 
'öyle deme annecim herkesin bir duygusu vardır'

dedi. Resmen zınk diye durdum. Anlatmak istediğini anladım.Haklısın dedim. Bazen bu hataya düşebiliyoruz.

Bizim değmeyeceğini düşündüğümüz önemsiz bir konu başkası için çok önemli bir konu olabiliyor mesela. Ya da aman canım senin derdin dert mi benimkinin yanında diye küçümseyebiliyoruz olayları. Yapmamak gerek. Tontalağın da dediği gibi herkesin bir duygusu vardır sonuçta...


Not: Haylazlar Adası
07/12/2014- Göktürk Kültür Merkezi

Fıkra gibi

05/12/2014- Uzaylı galaksiyi ele geçirmek istiyor çalışmasından

Sene 2004. Erol'la bir tur şirketi aracılığıyla Karadeniz turuna çıkmıştık. Çok yorucu bir turdu, canımız çıkmıştı ya neyse. Sabah 06.30-07.00 gibi kahvaltı edip, yola düşüyorduk.Şehir şehir gezip akşam 21.00 gibi otelde oluyorduk.Sonra da nerede yattığımızı bilemiyorduk.

Bir gün Orta Karadeniz semalarındayken bir benzinci de mola verdik.10-15 dakika sonrada hareket ettik. Rahat bir 10 km gitmişken arkadaki adam rehbere bağırdı karımm yokkkk, karımı benzinci de unuttuk..

Arkaya bir döndük kadın harbiden yok.Adam ancak farkına varmış karısının yokluğunu. Fıkra gibi. Tabii benzinciye dönüp kadını aldık garibim kenarda bekliyordu bizi. Kadının otobüsüne binerken ki yüz ifadesini asla unutamam.Karı-koca o olaydan sonra gezi bitene kadar sessizliğe gömüldü.

Üzülmüştüm kadın adına. Tamam herkes çok yorgundu ama unuttuğu cep telefonu değil karısı nasıl unutur ya da nasıl yokluğunu fark edemez Erol demiştim.Ha bir de tur rehberinin her mola dönüşü sağınıza-solunuza bakın karınız-kocanız-sevgiliniz-arkadaşınız yanında mı diye uyarısı yok muydu o olayı asla unutturmadı kimselere.

Bu anı dün akşam 4.Levetten biraz ileride sanayi kavşağında beklerken aklıma geldi. Yok dedim Erol beni unutmaz :)

18.30 da varmıştım kavşağa.18.40 oldu Erol yok. Normalde saniye bile geçmeden ararım Erol'u çünkü beklediğim yer beklemek için uygun değil. Aramayacağım tuttu, bir müşteriye takıldı galiba dedim yani anlayışlı olasım tuttu.Akacak kan damarda durmaz hesabı yaşanacak şeyler yaşanmalıydı.

Sonra telefon çaldı. Arayan Erol. Ayla ben Ortaköy deyim unuttum eve gideceğimizi bir cafeye geç bekle beni dedi.Ben Ortaköy'den 4. Levent'e doğru yola çıkarken o saatler o da 4.levent'ten Ortaköy'e yola çıkmış. Hayret yolda da karşılaşmadık hiç :)

Ablam da kimseyi beklemiyor ya iki kere kim o demiş. Erol'u karşısında görünce şaşırmış. Ablamın hem şaşkınlığı hem de evin sessizliği Erol'a ayyy Ayla orada dondu dedirtmiş. Haklı da dondum. Tuttu inadım cafeye de geçmedim. Bekledim.

Beklerken de annem bizim evden sanayi kavşağına telefonla bağlandı muhtemel bir tartışmayı başlamadan sonlandırmak için.Bak adama sakın kızma, unutmuş işte falan filan. Ya ne kızacağım anne ya dedim. Bilmiyorum mu sanki yoğunluğumuzu, yorgunluğumuzu, üç bilinmeyenli denklem güzergahımızı...

Erol beni unutmadı işte sadece günleri karıştırdı.Günlere göre ikametgahımız değiştiği için günü şaşırınca beni yolda unutmuş gibi oldu yoksa kocam asla unutmaz beni :)

Bak aklıma şimdi ne geldi 10 sene önce o kadın kendini teselli etmek için ne bulmuştu...


Not: Eray cuma günü bir defter yaprağına çizdi.  Uzaylı galaksiyi ele geçirmek istiyor çalışmasından yani adını böyle koydu. Uzaylının yanındaki adamın adı Porr  ya da öyle bir şey. Bu por ile uzaylının gizli güçleri varmış o yüzden güneşin sıcağına dayanabiliyorlarmış (sarı olan alan güneş, üzerindeler) Por'un silahı bildiğimiz silahlardan değilmiş, elektrikliymiş o yüzden dalgalar veriyormuş. O anda arka fonda bir göktaşı düşüyormuş (sonuçta boru değil uzay burası herhalde göktaşı olacak) Bir köşeden de dünya bize bakıyor. Ben en çok çizimlerini değil çizerken anlattığı hikayeleri seviyorum demiş miydim hiç. Anlatırken çok tatlı oluyor çok

Perşembe, Aralık 04, 2014

Beş duyu organı ile hissedilen huzur


Canım sıkkındı bu hafta. O yüzden pek yazamadım.Bazı insanlar canı sıkkınken anlatmak, dökülmek, dışa dönmek ister ben ise tam tersi. Dışa dönük ben o zamanlarda içe dönüyorum.

Bu hafta park gezilerine ara verdim.Yazın bir ağaç altı,arka bahçe,bank artık neresi denk gelirse okurdum ama hava soğudu. Tek başıma kitap nerede okurum diye düşünürken boş duran kalite kontrol odası gözüme takıldı. Bu oda bana nasıl huzur veriyor anlatamam.

Dizlerimi peteğe dayayarak hissettiğim sıcaklığı
Bol köpüklü kahvenin kokusu ve tadı
Cıvıldayan kuşların sesleri
Yemyeşil bir manzaranın görüntüsü
Ve en önemlisi düşüncelerimi, kaygılarımı, üzüntülerimi boşaltabildiğim bir kurgunun içine dalışım, an'dan kopuşum.

Resmen o saatler beş duyu organı ile hissediyorum huzuru..

Hoş huzurumu sağolsun Gerorge'cum ara sıra bozuyor. Tam bir karaktere bağlanıyorum adam onun kafasını uçuruyor. Tamam bazen oh olsun dediklerim de var aralarında. Mesela bugün okuduğum Joffrey'in sonu. Allah beter etsin diyeceğim de bize ölülerin arkasından kötü konuşmanın günah olduğu öğretildi.

Salı, Aralık 02, 2014

Aysel teyze

Gece Aysel teyze vefat etti.

Pazar günü taburcu olmuştu.Artık yapılacak bir şey yok demiş doktor. İster kalsın ister alın evinize götürün. Aysel teyze evini istemiş. Erol pazar günü annemi Aysel teyzenin yanına götürdü  o yüzden eve gece geldi.İyi ki de götürmüş, iyi ki de görmüş annem. Yoksa içinde hep ukde kalacaktı.

Birkaç gün içinde öleceğini bilerek aklı başında yatmak nasıl bir duygu düşünemiyorum bile. Korkuyorum diye çok ağlamış.Beni yalnız bırakmayın, gitme Züleyha sakın diye çok ağlamış. Dün akşam tamam daha anlatma artık anne diye kendimi mutfağa attım. Gece de haberi geldi. Ablam ağlayarak annemi aradı..

Uzak akrabamız lakin geçmişimizin yakın komşusuydu.Evin arka pencereleri birbirini görürdü. Yoktu o zamanlar mesajlaşmak, telefon açmak.Biri bir şey söylemek isterse pencereye çıkar Züleyhaaaa diye bağırırdı. Halamın üç çocuğu, ablamla biz ve Aysel teyzenin iki çocuğu kuzen gibi büyüdük.

Çoğu zaman birlikte yer birlikte içerdik.Uzak akrabamız yakın akrabamızdan yakın olmuştu bize. O nedenledir ki Selçuk abim 1.5 sene önce öldüğündeki tepkim.İnanamamıştım. Annem haber vermek için aradığında telefonda 'Selçuk abin öldü demeyeceksin anne'diye bağırmıştım. O kadar bağırmışım ki diğer odadan Erol koştu yanıma geldi. Nasıl bağırmayayım kuzenim gibiydi. Samsun'a gidene kadar ağladım. Ölenin arkasından çok ağlamak iyi demezler ama ne yapayım dayanamadım. Uzun süre kendime de gelemedim.

Selçuk abi Aysel teyzenin oğlu. Zaten o gidince şen şakrak Aysel teyzeden eser kalmadı. Her gün biraz daha eridi. Benimle yaşıt diğer çocuğunu da 30 yıl önce yani 6 yaşlarında kaybetmişti. Allahım onu evlat acısıyla iki kere sınadı.

Annem arkadaşını son yolculuğunda yalnız bırakmamak için birazdan Samsun'a doğru yola çıkacak. Aysel teyze oğlunun ve kızının yanına gömülmek istedi.


 Not: 02/12/2014 -Aysel teyze vefat etti

Pazartesi, Aralık 01, 2014

Haftasonundan özetler vol. kaçtı yine unuttum


Akıllılık ettim ütüleri cuma gecesi bitirmekle. Televizyonda Güldür güldür programını duya duya yaptım hem de. Hoş ütüledim de ne oldu.. Hafta sonu çamaşırlar yine yıkandı yine kurudu yine birikti. Off bu döngü..Öncesinde tontalağın yazma ve İngilizce ödevini yaptırdım ki hafta sonuna yığılmasın ödevler.

Cumartesi sabahın köründe kalktım. Hazırlandık anneanneye kahvaltıya gittik sıcak sıcak simitlerle birlikte.Gidene kadar bir simidin yarısını yemiş olabilirim sonra kahvaltıda diğer yarısını, kahvaltıdan kalkmak üzereyken biraz dahasını. Ahh bu pişmanlıklar.

Saat 10.00 da etütteydi tontalak..Ben her zaman ki koltuğuma kuruldum kahve eşliğinde kitabımı okudum. Bu Arya'nın da başına gelmeyen kalmadı. Daha kimlerin eline geçecek bakalım. Gece nöbetçilerinden Yoren, bir elime geçirsem ne yapacağım bak seni dediğim kalpsiz Gregor Clegane, abisine bağlılık yemini etmiş Balton, yıldırım lordu Lord Beric, şimdi de Tazı..

Etüt çıkışı anneannede yemek yedik sonra doğruca sinemaya. Madagaskar penguenleri izledik. Eray çok çok beğenmiş, kendisi öyle dedi. Bana sorarsanız eh işte. Skipper Kowalski, Rico, Private adlı penguenlerin hepsine ama hepsine çok güldü tontalak. Kuzey Rüzgarı diye bir örgüt vardı ki ajanları çok havalıydı. Havaları batsın. Dublaj ve müzikler bence başarılı.

Sinema çıkışı  Eray'a spor ayakkabı baktık ama içimize sinen bir şey bulamadık.Harcadığımız zamana acıdım.

Eray tutturdu eğlenceli bir şeyler yapalım diye. Bir baktım ki bilmem ne atölyesinden ablalar gelmiş çamurla heykelcikler yaptırıyorlar. Kaydımızı yaptık. Verdiler eline çamuru başladı modele göre heykelciği şekillendirmeye. Sevdi her zaman ki gibi.

Sonra ailecek yemek yemeğe. Eve döndüğümüzde elektrikler yoktu belli ki uzun zamandır elektrik yokmuş ev epeyce soğumuş. Üşüdüm..

Erol elinde kocaman ışıldakla girdi odaya.Okuma ödevinin bir kısmı ışıldak eşliğinde yapıldı.


Tam elektrik geldi derken annem aradı. Babam rahatsızlanmış.Tansiyon fırlamış, hapı işe yaramamış. Bir kızdım telefonda hastaneye nasıl gitmezsiniz diye. Babam biraz daha bekleyelim ha geçti ha geçecek dedikçe tansiyon çıktıkça çıkmış. Erol bi koş bi yetiş dedim. Babam daha da fena olunca annem ambulans çağırdı.Tansiyonu iğne ile düşürdüler. Çok şükür şimdi iyi ama sabah gözlerini görünce canım sıkıldı. Kıpkırmızı.

Erol'la birlikte pazar günü tüm gün dip kıyı temizlik yaptık. Mola verdikçe Eray'ın okuma ödevini yaptırdım. Alışverişe de baba-oğulu gönderdim.

Yemekte tavuk olmasından memnun olmadı tontalak. Pek beyaz eti sevmiyor.(tavuk çorbasına bayılır o ayrı) O  kırmızı etçil ya da otçul.Söylene söylene yedi beyefendi.

Pazartesiye ezberlenmesi gereken bir İngilizce diyalog ödevi vardı. Eray'a bu sefer öğretmeni Tobby rolünü vermiş.(Geçen sefer Freedie idi) Evde prova yaparken ben hikayeci oldum babası da geriye kalan diğerleri yani Bella, Freedie vs... Biraz da cd den izledik oldu da bitti.It's a monster. I am scared....

Sonra Eray annecim bana kar na baa har yapar mısın dedi kelimeyi yanlış söylememek için heceleyerek. Alışverişe gittiklerinde almışlardı ertesi gün pişirilmek üzere. Ama onun canı o an çekmiş. Yapmaz mıyım dedim. Suyun içine biraz tuz katarak haşladım öyle yedi.

Anne-oğul sıcak çikolata keyfi yapmaya ne dersin dedi karnabaharı yedikten sonra. Yatmaya yakın çikolatası az sütü çok sıcak çikolata yaptık. Yoldan çıkarıyor bu çocuk beni..

Yatmaya giderken çok ağladı tontalak. Uyumamak için değil babaannesinin annesini çok özlemiş ondan. Haziran ayında kaybetmiştik kendisini. Neden öldü ki diye ağladı. Ben onu çok seviyordum ölmeseydi ne güzel oynardık diye ağladı. Son zamanlarda büyükanne kimseyle pek konuşmuyordu ama tontalak konuşunca ona laf atıyordu. O da onu seviyordu. Ölmek diye bir şey olmasaydı keşke dedi. Neyse ki babaannem hala hayatta diye de şükretti. Çok üzüldüm bende.. Çünkü tontalak üzüntüsünü de sevincini de dolu dolu yaşayan bir çocuk. Dolu dolu ağlaması beni mahvetti. Kendisini toplayınca annecim büyükannene kaç yaşında öldü dedi. 100 yaşını geçiyordu dedim. Yokkk artık dedi çatlak.. Sonra lafı toparladı. Annecim büyükanneyi mezarında ziyaret edebilir miyiz? Belki biraz daha büyüyünce..

Hastalık geçti de şu öksürük yapıştı bünyeye gece boyunca beni deli etti...


 Madagaskar Penguenler- 30/11/2014


Not: Darüşafaka'nın 150 yıl kamu spotuna bayılıyor tontalak. Artık ona ne hissettiriyorsa. Pazar sabahı kahvaltıda dedi ki; Annecim- babacım siz ölünce ben bu okula gidebilir miyim? Gülelim mi? ağlayalım mı bilemedim..


Cuma, Kasım 28, 2014

Savunma modu

 
 
Baba-oğul tartışırken tontalak der ki;
 
-Babacım sende pıt diye hemen savunma moduna geçiyorsun.
 
---------------------------
Sırasının üstünü bazı arkadaşları tontalak görmeden kalemle çiziyormuş. Geçen gün ikizlerden birini kocaman bir daire çizerken görmüş.
 
-Oğlum gördün madem hemen öğretmenine söyleseydin ya sonra hep senin yaptığını zannediyor.
-Annecim illaki hemen öğretmene mi şikayet etmek lazım. Önce anlatmayı denesek olmaz mı?
-Olur tabii. Anlattın mı?
-Anlattım
-Anladı mı peki.
-Anladı tabii, neden anlamasın silgiyle hemen sildi.
 
Demek ki neymiş bazen annelerde çocuklardan bir şeyler öğrenebilirmiş.
------------------------------
 
Deyimleri, atasözlerini konuşmalarında kullanmayı pek seven tontalak arada yanlış yerde kullandığı oluyor.
 
-Annecim basketbol maçına götürün beni ne olurrrrr.
-Olur tabii neden olmasın.
-bir kere Hayati abi ve çocuklarıyla gitmiştim ya çok eğlenmiştim
-aaaa sen o günü hatırlıyor musun?
-Evet avucumun içi gibi hatırlıyorum hem de:)
 
Öğrendiği zaman da affetmez..
 
-Babacım bilgisayarı açar mısın, orada resim çizeceğim
-Oğlum karışık bir şey o bilemezsin.
-Avucumun içi gibi biliyorum ben onu..
 
------------------------------------
 
İş başımı aşmışken birşeyi araştırmamı isteyen tontalak
 
-Offfff Eray işim var nereden bulacağım şimdi onu ben
-YouTube aç annecim, youtube dan bulabilirsin..
 
----------------------------------
 
O gün tontalak ters tarafından kalkmıştır.Annesine fotoğrafını çektikten sonra ki tepkisi..
 
- annecim o fotoğrafı facebooka meyısbuka koyayım deme sakın...
 
-----------------------------------
 
Keyfi gıcır olduğu bir gün
 
-Annecim seninle birlikte selfie çekmeye ne dersin ?
 
--------------------------------------
 
Anne ve baba bir konuda anlaşamaz(Eray'a alınacak oyuncağın fiyatı konusunda)
 
-( ellerini havaya kaldırarak) tamam tamam tartışmayınnn oylama yapalım o zaman
 
:)))
 
 
Not: Video bu öğlen tatilinden. Sincapların bugün bir dertleri, heyecanları vardı belli hiç susmadı çünkü dilleri. Keşke biraz daha uzun çekseymişim...
 
 

Çarşamba, Kasım 26, 2014

Yaz güzel yazını kurtar balığını

Dün akşam Eray okul çıkışı anneannede olacağı için iş çıkışı direkt oraya geçtim. Eve vardığımda saat 18.10 idi. Evin işe yakın olması ne güzel bir nimet Yarabbi. Yol savaşçısı, zaman avcısı ben bunu bir kez daha anladım.

Eve gider gitmez babası gelene kadar ödevlerini yaptırdım.Saate baktım 19.45. Şaşırdım. Daha dünya kadar zaman var gecenin bitmesine.Yine uzaklığa hayıflandım.

Annemin bahçesine çıktım. Nefes alabilmek için. Arada oluyor böyle. Sonra bir şey almak için mutfağa girdim. Arkamı döndüğümde beni izleyen parlak bir çift göz. Birden gördüm ya korktum. Zaten kendisine de dedim. Korkuttun beni kedicik. Tombalak bir şeydi biraz da nasıl demeli mesafeli. Ben konuştukça dinledi yalan yok ama bana mırrr bile demedi. Galiba onun da aklı başka yerdeydi. Üşüdüm çok içeri girdim.


Baktım ki whatsapp'tan mesaj gelmiş. Bir fotoğraf ve bir not. Yaz güzel yazını, kurtar balığını. Kocaman bir kartondan fanus yapılmış asılmış duvara. Ve balıklar fanusun dışında uzakta. Çizgiyi taşırmadan güzel yazı yazanın balığı fanusa yaklaşıyor.Yaklaşıyor, yaklaşıyor taa ki fanusun içine girene kadar. Ve zavallı balıkçık kurtuluyor. Bir veli de karşılık vermiş esprili bir şekilde. Eee bizim balığa yazık o zaman..

Tüm çocuklara yazık aslında.

Bu aralar sıklıkla ilkokul öğretmenimi anar oldum. Sevim öğretmenim.

Derse iştirakımızı sağlamak için bizi hediyelere boğmazdı. Onun dersinde uslu(!) durduğum için sticker aldığımı da bilmem. En düzenli dolabı seçip hediye verdiğini ya da İngilizcenin yıldızlarının seçilip çikolataların gözümün önünde yendiğini de hatırlamam.Öğretmenimizin bize bir aferin demesi ya da defterimizin üst köşesine bir yıldız iliştirmesi yeterdi. Bize sorumluluklarımız ve görevlerimiz bir karşılık alınılarak öğretilmedi. Ben öğrenmek, öğrendiğimi pekiştirmek için parmak kaldırdım. Çünkü o bilinç bize taa küçükken yerleştirildi.

Tamam kabul zaman bizim okuduğumuz zaman değil, çocuklar da eski zaman ki çocuklar değil. Bir noktaya kadar çocuğu motive etmek adına yapılan şeyleri anlamaya çalışıyorum da lakin öyle bir hal aldı ki artık bence suyu çıktı.

Örnek davranış sergileyen öğrenci kukla kurbağa Fridie'yi haftasonu eve götürecek, dolap düzenliyse hediye kazanılacak, her parmak kaldırdığında yıldız tablosuna sticker yapıştırılacak, düzenli defteri olan tahtaya çıkıp o fotoğraf karesine girecek, çizgileri taşırmadan yazan balığını kurtaracak, çizgiyi taşırdıysan eyvah balık nalları dikecek...

Adım başı şunu yaparsan şunu alırsın mesajları. Ya almadığında ne olacak. Çocukların sürekli kendi aralarında bir yarışın içine sokulmaları. Kızım hayat zaten bir yarış demesin kimse sakın.Motive edilen çocuklar tamam da ya diğerleri. Bir şeyleri kazanamayan çocukların hissettiği duygu nedir?Parmağımı önce ben kaldırdım hani benim stickerım dermişim.. Tabi ki başarısızlık.

Başım bir dünya kalktım annemden. Sonra tontalağı babaanneye götürmek için yola çıktık. Bugün ve yarın TEOG sınavı olacağı için okullar tatil ya çocuk bizimle sabahın kör karanlığın da yollara dökülmesin, sabah uyusun dedik. Giderken arabada da tontalak ile çok güldük.

Annecim eskiden sayıları kaça kadar sayabiliyordum diye sorması fitilledi sohbeti. Ben de başladım anlatmaya.

-Bi, ki ,çü diyordun biliyor musun dedim. Çok güldü.

-Peki anneye ne diyordum dedi.Arkamdan anniiiii diye bağırıyordun dedim. Anni diye höykürdü.

-Peki babama ne diyordum dedi. He işte bu en komik tarafı. Babana da annii diyordun ve baban çok bozuluyordu dediğimde gülmekten kıpkırmızı oldu. Erol devreye girdi bu sefer. İlk baba dedin oğlum annene bakma sen. Tamam sonra anniii dedin bana ama önce baba dedin deyince bu sefer ben araya girdim. Oğlum bebekler belli aydan sonra ba ba ba, de de de gibi sesler çıkarır babanda hep baba dediğini sandı neyse kırmayalım çaktırma.. Kahkaha atmaktan sesi çatallandı.

-Peki babaanneme ne diyordum dedi. Babaannene bebeğim lafından türeme bebem derdin acayip de tatlı dilliydin dediğimde çok hoşuna gitti.

-Peki anneanneme ne diyordum. Oğlum bunda bilemeyecek ne var. İki tane anni anni birleştir oldu sana annianii.. Gülmekten kırıldı.

-Peki teyzem (zeze derdi), peki bu, şu, o derken o kadar eğlendik ki babaanneye hangi ara vardık anlamadım.

Gece kırk kere uyandım. Tamam üstü açılmış mıdır, terlemiş midir diye kontrol edilecek bir tontalak yoktu evde. Lakin kaç yılın alışkanlığı bu ya bir gece de kırılır mı?


Not: Maşallah güzel okuyor Eray. Şu an Y harfindeler. Yaniiii artık Ayla'yı okuyup yazabiliyor. Yoksa sen okuma ustası mısın diyorum okudukça.Çok hoşuna gidiyor bu laf.



Salı, Kasım 25, 2014

Dördüncü Bölüm: Hacı Bektaş-i Veli Müzesi ve Talas

Kırkbudak Şamdanı

16.45 de girdik müzeye. Yani kapanmasına tam 15 dakika kala. Alelacele önce Hacı Bektaş-i Veli'nin türbesine girdik ve dua ettik.Sonra artık ne görebildiysek gezdik. Orada en rahatsız edici bölüm daha müzenin  kapanmasına 7-8 dakika varken görevlinin kaba saba hareketleriyle ziyaretçileri taciz etmesi. Haydeeee kapatıyoruz gibi söylemleri. Maneviyat dolu yerlere görevli diye dikilen adamlara bence dikkat edilmeli..

Kırkbudak şamdanı Bektaşilerde erenler meydanına konulan kırk kollu büyük şamdanmış. Sonra aceyle girişin hemen sağındaki çilehaneye baktık.

Çilehane

Çile dönemi ; dervişlerin manevi yetkinliğe ulaşabilmek için kendilerini dünyevi ihtiyaçlardan yoksun bıraktıkları içe kapanış dönemiymiş. Çile ile nefsini terbiye eden kişi kamil insan durumuna ulaşırmış. Bu gördüğümüz çilehane Hacı Bektaş-ı Veli zamanından günümüze ulaşan tek yermiş ve Külliye'nin çekirdek kısmını oluşturuyormuş.Hacı Bektaş-ı Veli'nin kırk gün kırk gece burada kaldığı söylenir.

Gönül isterdi ki o kadar uzun yoldan geldikten sonra biraz daha görmek, bilmek, hissetmek. Lakin din don saat 17.00 oldu ve biz çıktık.  Dönüş yolculuğumuz çok sessizdi. Eee herkes çok yorgun tabii.

Sabah süper kalktım yataktan. Hastalığım daha iyiydi. Ohh dedim bugün keyifli gezerim. Tam kahvaltıya oturdum ki aklıma ne geldi. Günlerden pazartesi. Yani bizim programın yattığının kanıtı. Programda Kayseri'deki müzeleri gezme işini cumartesiden pazartesiye kaydırmıştık gitti canım Etnoğrafya müzesi.

Bir umut baktık ama kapı duvar. Müzelerin pazartesi (bazı yerlerde perşembe) kapalı olacağını adım gibi biliyorken nasıl unuturum diye kendi kendimi yedim :) Sonra aman deyip şehir turu yaptık. Talas'a çıktık mesela. Talas Seyir Tepesinde fotoğraflar çektirdik.


Zaten Kayseri-Kapadokya çevresini üç günde gezmek imkansız. En az 7-8 gün. Biz ilk defa 2009 yılında tontalak küçükken kalabalık bir grupla gitmiştik. Soğuk hava da önce tereddüt etmiştim ama sonra iyi ki de gitmişiz demiştim. Tontalak kültürel açıdan olmasa da kalabalık olarak gezmemize bayıldı.


2009-Zelve Açık hava müzesi
 
 
 
2014- Göreme Açık hava müzesi- Baba- oğul el ele
 
Zaman hızla akıp gidiyor blog. 2009 da babasının kucağındaki bebek 2014 yılında arkadaş olmuş yanına. Allah sağlık ve ömür verirse eğer 3-4 yıl sonrada aynı bölgeye görmediğimiz yerler için tekrar plan yapacağız. Bu sefer de annesinin kolunda annesinin boyunu aşmış bir delikanlı olarak poz verecek inşallah yanında.

Bir dahaki gezimizde görüşmek üzere hoşçakalın efenim :)

Kayseri-Nevşehir gezileri : 14-17/11/2014

Diyalog


Dün en sonunda başkan seçimi oldu sınıflarında. Hastalıklardan sebep bir türlü toplanıp seçim yapamamışlardı. Başkan Ahmet Alp, yardımcısı da Beyza olmuş.Teyzesi oyunu kime verdiğini sorduğunda hiç söylenir mi, söylemem gizli olur dedi. Hoş ben adaylara baktığımda kime attığını tahmin edebiliyorum :)

Biliyorum ki tüm çocuklar başkan olmak istiyordu o gün sınıfta. Kim olmak istemez ki. Öğretmenleri başkan seçimi yapacağız seçme-seçilme-demokrasi gibi kavramları öğrensinler diye ama başkan bir yıl süreyle başkanlık yapmayacak demişti. Ve eklemişti o kadar küçükler ki o yüzden sırayla başkanlık yapacaklar. Nedense bu haber beni gülümsetti..Gerçekten bazı şeyleri anlayamayacak kadar çok küçükler.

Dün çalışırken Eray ile babaannesinin bir diyalogu aklıma geldikçe güldüm. Kıkır kıkır hem de. Karşı masamda ki Talip beye de anlattım, birlikte güldük. Hayat ne garip. Babamın iş arkadaşları benim de mesai arkadaşlarım oldu. Buranın bahçesinde koşarken amca-teyze dediğim kişiler şimdi benim için bey-hanım oldu. Dedim ya hayat çok garip.

Sonra başka bir diyalog aklıma geldikçe sinirlendim. Bunu Talip beye anlatmadım tabii. Nedense insanlarla beni gülümseten, sevindiren,coşturan diyalogları paylaşmayı seviyorum da üzen diyaloglardan neredeyse hiç bahsetmiyorum. Galiba sevinçlerin paylaştıkça çoğaldığına inanıyorum da acıların paylaştıkça azaldığına inanmıyorum.

Eray ile babaannesinin diyalogu aklıma geldikçe tekrar güldüm. Sonra başka bir diyalog aklıma geldikçe yine sinirlendim. Eray'ın babaannesi ile diyalogunu hatırladım, tebessüm ettim. Sonra o diyalog aklıma geldikçe yine sinirlendim. Kendimi tanıyorum o iki duygu arasındaki geçişler öyle sert olmuştur ki yüzümde acaba Talip bey dün ne düşünmüştür.Bir odada tek başına çalışmayı seviyorum ben. Geçişleri kontrol etmek zorunda kalmıyorsun en azından.

Şimdi efenim diyalog bu ya bir katırlar bir de eşekler varmış. Katırlar gezerken eşekler çalışırmış. Bak sen. Bu diyalogun baş kahramanı da bir uydurukçuymuş. Diyalogun sonunda gökten üç elma düşmemiş. Neden düşsün. Diyalog baştan sona yalanmış.  

Sonra Eray ile babaannesinin diyalogu aklıma geldikçe güldüm. Hafta sonu akşamı;

-İyi geceler, tatlı rüyalar oğlum
-İyi geceler babaannecim beni rüyanda gör
-tamam oğlum sen de beni rüyanda gör

(Merdivenlerde durur rahat bir dakika düşünür tontalak)

-Tamam ya babaanne herkes rüyasında ne isterse onu görsün

Ve sonra bir diyalog aklıma geldikçe...


İlk oy kullanma : :) 24/11/2014
Yer: Tontalağın ilkokulu
Seçim: Sınıf başkanı seçimi
İlk Başkan: Ahmet Alp

Pazartesi, Kasım 24, 2014

Üçüncü Bölüm: Göreme Açık Hava Müzesi- Özkonak yeraltı şehri


Aynalı kiliseden çıktıktan sonra Göreme Açık hava müzesine doğru yol aldık. Giriş 20 lira. Benim müze kart sürem dolmuştu, Erol'un devam ediyordu. Hemen oracıkta bir müze kart edindim. Eğer gezmeyi seviyorsanız kesinlikle çok karlı bir alışveriş oluyor, tavsiye ederim.40 tl ücreti ve bir yıl geçerlilik süresi.

Çocuklar ücretsiz bu arada. Geçmeleri için bir bilet verdiler onlara ve okutup geçtiler. Bir görseniz havaları oldu 1500. Altı üstü bir bilet değildi onların nazarında,birey olduklarının en güzel kanıtıydı kanımca. Tüm gün sakladılar. Özkonak yeraltı şehrinde bile onu gösterdiler:)

Göreme Açık hava müzesinden bahsedelim efenim. 2. yüzyılın sonlarında iki piskoposluk bölgesi bilinmekteymiş. Bunlardan biri bölgede uzun süre Hristiyanların merkezi olacak Kayseri, diğeri de Malatya. 3.yüzyılda kuvvetli şahsiyete sahip rahipler bu bölgeyi dini düşünce ve yaşantının canlı yaşantısı haline getirmişler.

4. yüzyılda Kapadokya üç büyük azizin (Kayseri psikoposu büyük Basil, kardeşi Nyssalı Gregory ve Nazianuslu Gregor ) memleketi olarak bilinirmiş. Bütün Hristiyanlık fikirleri, bu hocalar tarafından birleştirilerek yeni bir şekil verilmiş. Aziz Basil'in davranış ve doktrinleri bugün bile Hristiyan toplumları için önemliymiş.

Aziz Basil, çok sofu bir hayatı tercih etmemiş, köy ve kasabalardan yeteri kadar uzakta, toplumların manevi sığınak yeri olarak küçük yerleşim yerleri kurmuş(kayalara evler oymuşlar). Buralarda bir vaizin nezaretinde günlük dini ibadetler yerine getirilmiş. Fakat bunlar Mısır ve Suriye'de olduğu gibi diğer Hristiyanlardan ayrı özel ve imtiyazlı gruplar haline sokulmamışlar. Aziz Basil'in Kapadokya kiliselerinde yapmış olduğu en önemli reform cemaatle dua usulünü yeniden kurmasıymış. Bugünkü Göreme Açık Hava Müzesi bu eğitim sisteminin başlatıldığı yermiş. Soğanlı, Ihlara, Açıksaray aynı eğitim sisteminin daha sonraları görüldüğü yerlermiş.

İlk girdiğimizde Aziz Basil Şapeli çıktı karşımıza. Sonra aklımda kaldığı kadarıyla kiliseler; Elmalı Kilise, Barbara kilisesi, Yılanlı kilise, Çarıklı kilisesi ve Karanlık kilise. Karanlık kiliseyi gezemedik. Çünkü ekstra 10 tl istiyorlardı. Zaten çocuklar bir oradan bir buraya koşturdukları için dışarıdan baktık ve döndük. Kilisenin içlerine ait hiçbir fotoğraf yok bende.Çekim yasak. Ama uyan kişi ne kadar var o tartışılır..
 
Şimdi fotoğraflarla Göreme Açık hava müzesi. Buyurun birlikte gezelim..
 
 
 









Burası yemek yenilen yer. 40-50 kişi sığabilirmiş.
 
Göreme Açık hava müzesinden sonra düştük yine yollara. Çok acıkınca yolda bir yerde mola verdik. Galiba Zelve idi orası. Gözlemeci gibi bir yere girdik. Her yer duman altı. Arkamıza bakmadan kaçtık. Birkaç fotoğraf da o çevrede çektik.
 
 
 
 
Yolda tekrar sıra sıra gözlemeciler gördük. Çocuklar başladı mızıldanmaya biri der ben dürüm isterim diğeri der dürümün içine et isterim. Olanla yetinmeyi bilmelisiniz dedik, onlarda yemeyiz dediler. Sonra temiz olduğunu düşündüğümüz bir yere girdik. Ah adını tutsaymışım ya aklımda, gözlemeleri çok lezzetliydi. Yemeyiz diyen çocuklar elimizde olana yumuldu. Tontalak çok lezzetliymiş zaten ben gözlemeye bayılırım bile dedi. Ufonun karşısında mayıştık. Sıcağı hissedince aslında ne kadar üşüdüğümüzü fark ettik.
 
Arabaya bindik tartışma başladı.Zaman kısıtlı. Ben Derinkuyu yeraltı şehrine gitmek istiyorum, Erol Hacı Bektaşi veli müzesine. İkisi de uzak. Derinkuyu yeraltı şehrine yetişemeyeceğimiz kesinleşince artık başka geziye dedik.
 
Hacı Bektaşi'ye gitmeden önce Özkonak yeraltı şehrine uğradık. Müze kart geçerli. Yeraltı şehirleri Kapadokya'nın en ilginç kültürel zenginlerinden biri. Bu şehirler yumuşak tüfün oyulmasıyla oluşturulmuş.Yeraltı şehirlerin yapılış amacı ise; tehlike anında halkın geçici olarak sığınmasını sağlamakmış. Yeraltı şehirleri aynı zamanda yörede bulunan hemen hemen her eve gizli geçitlerle bağlantılıymış.
 

 
 
Bu yeraltı yerleşim yerlerinde uzun süre olağanüstü zamanlarda kullanılmak üzere oturma birimleri, ahır, erzak depoları, kiliseler, şırahaneler, öğütme taşları bulunmaktaymış. Ayrıca havalandırma delikleri, katlar arasında haberleşmeyi sağlayacak sistem ve savunma amaçlı sürgü taşları da varmış. Özkonak yeraltı şehrinde Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerinden farklı olarak katlar arasından haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktaymış.
 
Özkonak yeraltı şehrine girerken bir uyarı ile karşılaşıyorsunuz. Astım ve kalp hastalarının girmesi yasak. Oraya girince nedenini anlıyorsunuz :) Küçük bir yeraltı şehriydi o nedenle çarçabuk gezip, çıktık. 8 katlı Derinkuyu içimde kaldı ya neyse. Yine yollara düştük.
 
Eyvah güneş batıyor, müzenin kapanmasına çok az kaldı. Acaba yetişecek miyiz?
 
 

 To be continued