Çarşamba, Mart 07, 2012

Bisiklet

Sene eski jenerasyonun ortaokul yeni jenerasyonun 6,7.ci sınıf dediği yıllar.Çok sevdiğim bir bisikletim vardı benim hemide süspansiyonlu. Yani sene süspansiyonlu bisikletimle mahalledeki kızlara caka sattığım çok eski yıllar.

O yıllar erkeklerin bisikleti vardı ama çevremdeki bir kız dışında bisikleti olan bir kız hatırlamıyorum.Binerdim ona yokuş aşağıya sürerdim ahh ben o bisikletimle ne bahtiyardım. Bir başak olarak çocukluğumda bile çok temkinliydim.Bisikletime biner mahallede tini mini hanım şeklinde çok sakin yol alırdım.Sonra bir gün bir deli kaçtı içime dönüşüm yaşadım hem de bile bile.O dik yokuştan çok hızlı indim galiba elimin birini de bıraktım virajı alamayıp annemin ahretliği olan Gülten hanım teyzenin önce evinin önündeki kaldırıma çarpıp sonra evinin önüne sert bir iniş yaptım.Kalkamadım yerimden iki dizimin hali vah pek bir perişan. Çevreden koşup yardım edip eve getirdiler beni,hemen dizlerime pansuman yaptılar.Di mi hatırladım bak şimdi bizim zamanımızda tentürdiyot diye bir şey vardı.Ahh o benim nasıl korkulu rüyamdı. Annem o halimi görünce çok kızdı bana,anlamadım zaten hiçbir zaman düşmüş canı yanmış çocuğa neden bağırılır ki.... Sadece kızmakla kalacağını düşünmekle ne kadar yanılmışım

Okuldan dönüyorum bir gün bak hala sızısı var dizlerimde..Yokuş aşağıya bisiklet süren bir kız gördüm. Aaaaa erkek Çiğdem değil mi o. Benden 2-3 yaş küçük ama cüssesi var ya beni ikiye katlardı.Hımmm bisiklet almış galiba.Uzaklardan daha yakınlara geldiğimde bir de ne göreyim benim bisikletim değil mi o.Hemen yanıma gidip hesap sordum heyyy benim bisikletimi neden aldın?Artık senin bisikletin değil o annen bana verdi hem de heptenlik.Hiç bir şey diyemedim ki koştum eve bahçedeki çiçekleriyle yavrum, kızım diye konuşan anneme sormadım adeta haykırdım.Erkek Çiğdem benim bisikletimi almış güya sen vermişmişsin, görseniz gözlerim nasıl dolu dolu.. Evet ben verdim dediğinde ağlamaya başladım.Git al geri onu diye ne çok yalvardım. Verdiğim şeyi geri alamam artık o Çiğdem’in dedi.Annem almam dediyse almaz o yaşta bile ben bunu bilirdim.

Çocukken anneme hep kızdım,bana ceza verdiğini düşündüm.İşin garip yanı büyüdüğümde de bu fikrim değişmemişti.Yani ben o gün cezalandırılmıştım.Sonra 2008 ağustos ayında bir melekle tanıştım.Onun ilk kucağıma aldığımda sadece onunla tanışmakla kalmayıp yabancı olan birçok duyguya da nice to meet you hemşerim dedim.İyi geçinmek lazım sonuçta anneliğimle birlikte anladım ki bu duygular da bir ömür boyu benim hep peşimde.Bu duygular öyle bir sorumluluk yüklüyor ki insana her türlü fiziki ve duygusal arbadeden çocuğunu korumak zorunda hissediyorsun yani kanımca.

Sonra annemi anladım ben yooo yaptığı doğru demiyorum sadece annemi anladım.Yavrusunu koruma iç güdüsüyle böyle bir karar almıştı o gün eleştirmiyorum çünkü demek ki o zamanlar başka bir metot da bilmiyordu.Eray 3 yaşına gelene kadar herşey rayındaydı akşamları bizimle gündüzleri güvendiğim ya annanenin ya da babaannenin evinde.Düştüğü zaman kaldırdık, ağladığı zaman hemen yanında bittik.Okul’a başladığında işte her şeyin rengi değişti. Bizden ayrı bilmem kaç saat bir yer de vakit geçirecekti ve inanın bu kararı vermek hiç kolay olmadı.Sonra Eray için en iyisinin bu olduğuna karar verip okula yazdırdık.Tabi ki bu duruma da alıştık.

Okulun ilk günleri Eray’ın çantasında bir kağıt geldi.Pet shop’a bir gezi düzenlenecekmiş izin formu vardı.Elimde kağıt kalakaldım salonda.Erol’a daha çok küçük sahip çıkamazlar di mi,göndermeyelim di mi şeklinde yönlendirici sorular sordum.Erol bence gitmeli bu ona çok iyi gelir,hem alışsın dedi.Peki ben biraz düşüneyim dedim kağıda baktım bir süre.Sonra hani şimşek çakar ya beyninizde öyle bir durum oldu ve ben bir şey hatırladım.Tuğba’nın blogunda Eray daha küçükken bir yazı okumuştum yoo okumadım ki ben adeta yaşadım. Defne’nin okulunda bir gezi düzenlenmiş herkes katılmış bir çocuk dışında.Herkes geziye gidince o çocuk okulda tek başına kalmış.Tuğba onun ifadesini,yalnızlığını,hayal kırıklığını öyle güzel yansıtmıştı ki sonra o an o dakika ben bir karar aldım.

Çocuğumu bir fanusun içinde büyütmeyeceğim

dedim.Çocuğum önce Allah’a sonra öğretmenine emanet deyip kağıdı imzalayıp okula gönderdim.Lay lay lom anlattığıma bakmayın gezi 13,00-15,00 arasında olacaktı.O saatler de var ya bir milyon kelebek yüreğimden havalandı ve iki saat boyunca da kanat çırptı.O saatler nasıl geçti ben bilirim.3 yaşında ki çocuğum ailenin herhangi bir ferdi olmadan geziye katılmıştı.Sonra minik kuşum yuvaya yani anneannenin evine dönünce kelebeklerde yüreğime iniş yaptı. Birçok kez katıldı gezilere bende ki hissiyat şimdilik aynı ama.Yani o saatler yüreğimde milyon tane kelebek havalanıp kanat çırpıyor hem de delice.Biliyorum bunu da alışacağım yani biraz daha büyüyünce:)

Annesi olarak telaşlanıyorum diye koruma iç güdüsüyle bir çocuğu fanusun içine hapsetmek bence çocuğa yapılan en büyük haksızlık.Ha bir de bırakın çocukların dizleri de kanasın.

Not:Yarın tontalak efendi halk ekmek fabrikasını gezecekmiş okulda ki arkadaşlarıyla beraber, bakalım oralar ne kadar temiz.Araştırmacı-gazeteci tontalak efendi inanın bize hemen ispiyonlar:))Bu konu Domatessuyu beni mimlediğinde geldi aklıma, bilse dün nelere gidip geldim ben:)

16 yorum:

Sanem dedi ki...

Çoğumuz yapıyoruz zaman zaman ama çizgiyi iyi ayarlamak lazım gerçekten. Fazla korumacılık hem anneye hem de çocuğa zarar veriyor bence de. Çocuk kendine olan güvenini geliştiremiyor.Çok sonra çıkıyor acısı.Dolaylı olarak anne de üzülüyor bu duruma.Nedenini bile bulamıyor bazen.Şanslıysa buluyor.O kadar üstüne titredim çocuğumun ama olmadı.. bıd bıd bıd...

Sevgi dedi ki...

yapcak birşey yok.. böyle böyle hem onlar alışacak hem biz.. büyüyünce özgüvenli olmaları için bazen yabancı ülkelerdeki aileler gibi davranmak zorundayız..

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

ilk gezi formunu ve daha bir çoğunu imzalarken bende hep gitmeli mi? gitmemeli mi? diyorum. Ama sonra okulda bir başına diğer çocukları beklediği sahne geliyor aklıma :( gitmeli tabi. Ama o saatler giderken arıyorlar okula varınca arıyorlar. Fırsat vermeliyiz dimi çocuklara. Birde çocuk dediğinin dizleri yara olmalı :D

abide dedi ki...

Bizimkiler daha gezi yapmadılar ama hernekadar içim rahat olmasada özgüven açısından gitmesine izin verirdim.Amaa babası izin verirmiydi bilemiyorum :)
Ayla'cım bisiklet deyince hep aklıma düz yolda giderken iki ayağımızıda kaldırıp direksiyona koyma çabalarımız geliyor az düşmedik arkadaşımla birlikte her tarafımız yara bere içinde kalırdı(erkek çoçuklarından görürdük)

nil dedi ki...

Ayla ; benim postuma cevap gibi olmuş:)))))

Senin gibi hareket ettiydim ben de, okula başladık iki hafta geçmedi, yaz okulunun son günü hepsi havuza gidecekler ben izin vermezsem bir öğretmen bir berk kalacak, izin verdiydim ama o gün yaşadıklarımı sen çok güzel anlatmışsın, vee veee annemin neden bazı gezilere izin vermeyişini anladım o duyguları yaşarken.

Bisiklete üzüldüm:( O yalnız kalan çocuğa da...

"nice to meet you hemşerim" annelik bu kadar güzel anlatılamazdı :)))

Ayla dedi ki...

Sanem o kadar haklısın ki.Zaten bir bilse o kadar titrediği için oluyor bazı şeyler.Çocuklar özgür bırakılmalı,tabii dediğiniz gibi bunun çizgisi de iyi ayarlanmalı.Öyle şeyler görüyorum ki çocuklar inanılmaz bir korumacılıkla büyüdüğü için kendi fikirleri gelişmemiş,tercih hakları olmamış,sosyal ortama girdiğinde nasıl davranması gerektiğini kestiremeyen...

Ayla dedi ki...

Sevgi öyle ben öğrenmeye çalışıyorum,herşeyi doğru yaptım diyemem ama zor olsada bazı şeyler için kendimi zorluyorum hem kendim hem çocuğum için.Bazı şeyleri de düşe-kalka öğrenecekler

Ayla dedi ki...

Bahar o yaralar çocuklara neler öğretiyordur kimbilir..Hayat hiç kimse için kolay değil ayy bunalamam,daralamam sonra yapar demeden Evet çocuk fırsat verilmeli.Bende imzalıyorum ama bana sor nasıl ona da alışacağız inan en yakın zamanda:)))

Ayla dedi ki...

O zaman abide babayı ikna etmek sana düşüyor:))Ben çok cesaretli bir çocuk değildim ki abide.Bisikletime biner tını mını hanım şeklinde yol alırdım evet dikkatsizlik falan düşer çok kanar,morardım dizlerim ama o hareketlere ben hiç yapmadım:)Haa bir kere yapacaktım oldum ben bisikletimden oldum:))

Ayla dedi ki...

Nil teşekkür ederim:))Bazı şeyler var ki empati ile malesef anlaşılmıyor galiba anne olmakta böyle birşey.Yaşadığın zaman bazı şeyleri anlamlandırıyorsun kanımca.Evet annemin yaptığını anladım ama hak verdim diyemem.Bisikletim baksana ukde kalmış içimde bende off unutamam.

O yanlız cocuk kaç gün aklımdan çıkmadı biliyor musun?İyi ki Berk yüzmeye gitmiş ahh eminim annesi o gün en çok eğlenmiştir.

elif-kayra dedi ki...

iyi olmuş bende çok düşünerekten vermiştim izni :) ama onlarda tecrübe edinmeli

Ayla dedi ki...

Elif böyle böyle alışacaklar ayaklarının üzerinde durmaya bazen bizim için durum zor olsa bizde bak alışıyoruz sonuçta

Nilhan - Küçük Mucizem dedi ki...

Ay ben ne ruhsuz bir anneymişim yarabbi. Seninkinin onda biri kadar ya hissettim ya hissetmedim ben.

Ayla hanım Ayla hanım sizler ayağı yanık hamamböcüğü gibi gezerken iyi de, tontalak gezi yaparken mi kılı kırk yarıyorsunuz. Oysa hiç düşünmeden yollarsın diye düşünmüştüm. Hani gezmenin harika birşey olduğunu bilen ebeveynler olarak. Ama iş anneliğe gelince olmuyor di mi :D

hakikaten tendürdüyot hepimizin korkulu rüyasıydı :D

Ayla dedi ki...

Nilhan bunun ruhsuzlukla ne alakası var eee be kadın,insandan insana hissiyatlar değişiyor işte..

Hem hanım biz ayağı yanık hamam böcüğü gibi gezerken tontalak neredeydi tabiki o da bizimle beraberdi.Yoo yooo düşündüm dedim sadece yoksa hiçbirşeyden eksik kalmıyor tontalak:))Ama Nilhan huyum bu kaygılanmadan da edemiyorum işte.Hem çocuğunu nereye kadar koruyacaksın(!)ki.O yüzden iyidir kararında serbest bırakmak ama ne olur içten içe de kaygılanma hakkımı elimden almayın:))

Düştüğüm zaman zaten ilk sözün suyla temizle geçer:))Ahhh o korku yok muydu

otuzundansonra dedi ki...

canım kadınlar günün kutlu olsun,sevgilerrrr

Ayla dedi ki...

Saolasın seninde kutlu olsun,sevgiler benden sana...