Perşembe, Mart 31, 2011

Peki ne yapmalı

‘Ne var ki, geleceğin daha fazla karanlıktan başka vaadi yok(P. Coelho Elif kitabından)

Geçen yaz kayınvalidem Eray’ı dışarıya çıkardım herkesle çok iyi anlaştı dedi. Hatta şuradaki komşu pek tanımam sadece bir merhabalığımız var camdan seslendi Eray’ı bizim eve ver biraz sevelim demeye kalmadan ben haykırdım. ’Çocuğumu vermedin di mi anne’ yok dedi ürkmüş halde verir miyim Ayla ama çok ısrar etti çok tatlı maşallah biraz sevelim sana getiririz dediler.Sakın anne sakın dedim çocuğumu kimselere verme, tanımadığın ya da tanıdık da olabilir kimselerle yalnız bırakma ,nasıl insanlarla iç içe yaşıyoruz hiçbirimiz bilmiyoruz sakın anne benim çocuğumu kimselere verme diye ne kadar haykırdım bilmiyorum tek bildiğim tüm vücudum titriyordu. Eve geldiğimde de zaten hüngür hüngür ağladım gözlerim şişene kadar.

Çünkü o sıralar yine şu an ki gibi bir çocuğun cinsel istismarı ve öldürülüşü gündemdeydi ve tartışılıyordu .O tartışmalardan ve o masum çocuktan o kadar etkilenmiştim ki bir şey düşünemiyordum,en ufak bir olay ağlamak için beni tetikliyordu. Evet kabul ediyorum bazen inanılmaz derece umutsuzluğa kapılıyorum ve nasıl bir dünyada çocuk yetiştiriyoruz diye isyan ettiğim de oluyor. Şu an çocuğumu kontrol ediyorum ama ya sonra. Yani kreşe, okula, dershanelere, kurslara gidince nasıl olacak.Hayatın her kademesinde onu takip edemeyeceğiz aşikar.Hadi bir manyaklık edip takip ettik, sürekli kontrol altında tuttuk o zaman bu çocuğun sağlıklı bir birey olması ne kadar mümkün. Bir aile olarak ne yapabilirizi düşünmeye başladım o dönemler.Onu sürekli takip edemeyiz ama iyi bir eğitim vermeyi deneyebiliriz dedim.Yoksa bende meraklı değilim 2,5 yaşındaki bir çocuğu bezini almak veya üstünü değiştirmek için 15-20 dakika ikna yoluna gidip izin verir misin demeden paldır küldür çocuğa dalıp değiştirmeyi.Ne yapmalı o zaman.

‘Çocuğun yaşı ne olursa olsun bedeni ona aittir ve istemediği zaman dokunmamalı ve öpmemeli.İstemediği zaman tepki vermeyi öğretmeli yani çocuk hayır demeyi bilmeli. Tepki verdiğinde de suçluluk duymaması gerektiğini anlatmalıyız'

Ben annemle babamla çok rahat sohbet ederdim, rahat açılırdım.Hatta hala annem-babam benim en büyük sırdaşım, en keyifli sohbet arkadaşımdır.Bu rahatlığı onlar aşıladı bana bir şey yaptığım da suçlamadan, sen beceriksizsin demeden, umudumu kırmadan,alay etmeden dinlediler evet bazen sohbetlerimizde onların benim arkadaşım değil de anne-baba olduklarını bana ses tonlarıyla hissettirdiler sonuçta bir yere kadar arkadaşlar o yerden sonra ebeveynler.Derdimi o nedenle bir yere kadar arkadaşıma anlatır gibi bir yerden sonra babama anlatır gibi anlattım şükür ki bir sorunla karşılaşmadım.

Bunu neden anlattım çocuklarımızın iyi bir sohbet arkadaşı olmalıyız demek için .İstemediğin sürece sana kimse dokunamaz eğer aksi olursa bize haber vermelisin denilmeli. Şimdi çocuğu korkutarak, sen sus nerden bileceksin şeklinde büyütürsek kötü bir şey başına geldiğinde bunu anlatmasını beklemek çok saçma olmaz mı?

Herşey o kadar ince çizgi halinde ki çocuklarımızı koruyalım derken aşırıya kaçmamakta da fayda var.Çünkü bazen çok fazla korumacı davranıp çocuklara yanlış mesajlar verdiğimizde oluyor.Düşünün sürekli insanları kötüleyerek, çevresindeki insanlara karşı güvensizlik aşılayarak, korkutarak,sürekli gözönünde tutarak, denetleyerek ,cinselliği tü kaka diye anlattığımızı.Böyle yaparak sadece kendine güveni olmayan, pısırık, sorunlu bir çocuk yetiştirmiş olmaz mıyız.

Bazen karamsar olsam da, çaresiz kalsam da geleceğin aydınlık günler vaad ettiğini umut etmek istiyorum.

Not:Blogumda hala tüm yazılar birbirine giriyor, paragrafları siz kafanıza göre verin nasılsa ben müdahale edemiyorum

Salı, Mart 29, 2011

göremesekte bazen herşeyin bir nedeni var:)

fotoğraftaki tontalak

Oburiks'in çok düşkün olduğu bir bobosu(ayı) var. Bobo'nun Eray doğana kadar bir ismi yoktu;evin bir köşesinde öylece sesini hiç çıkarmadan ikamet ederdi, biraz yaşlıca kendisi. Bu bobo aslında babanın yani şöyle ki baba uzun seneler önce dershaneye gider ve orada bir sınav da birinci olunca kendilerine birincilik ödülü olarak oyuncak ayı verilir.Ben bunu ilk duyduğumda bir kitap, bir çeyrek altın verselermiş bari ayı ne alaka demiştim

Herşeyin bir sebebi vardır ya işte bobo da vakti zamanı gelince Oburiksime can yoldaşı olsun diye verilmişti babaya. Tabii o zamanlar biz bunu idrak edecek yetiye sahip değildik şu an olayları daha iyi kavrayabiliyoruz ailecek:)

Evde envai çeşit ayı, köpek, horoz,winnie yani Ali baba’nın tüm çiftliği olsa da bobonun yeri Eray’ın gözünde, kalbimde, ruhunda çok başka yerde.Zaten isim babası da benim tontalaktır. Biz o sıralar gel aşağıya ayı çık yukarıya ayı derken baba kelimesinden mi türetti ya da bir yerlerden mi duydu bilmiyoruz Bobo demeye başladı ayısına.Ahh ne oyunlar oynar bobosuyla diğerleri kıskanır bilirim ama gel gör ki Oburiksimin gözü hiçbirini görmez. Onu yıkar, uyutur,kendi elbiselerini giydirir.Üff anne kaka der yanıma getirir , tüm pis işlerini bana gördürdüğü için bana altını aldırır.Bize kızdığı zaman ilk önce bobosuna koşar, sarılır ve haykırarak Bobommm der sanki senden başka hiçkimsem yok benim der gibi bir sarılış bu:(

Eray’ın çok sevdiği bir oyuncak demek istemiyorum Bobo’ya haksızlık etmiş olurum:) çünkü tontalağım ruh hali,düşünceleri bobo da vücut bulduğu için en sevdiği arkadaşı diyelim kısaca. En sevdiği arkadaşı için bir süre önce ninni yazdı.Ahhh sözlerini bir duysanız ne kadar anlamlı.Mustafa Sandal’ın onun arabası var şarkısı yanında vız gelir tırıs gider o derece yani.Lafı uzatmayayım bestesini yazacağım buraya ama lütfen iznimiz olmadan, telifini ödemeden kullanmayalım,çünkü çok büyük bir emek var bu ninni de

Not: Annenin-babanın veya ailenin diğer fertlerinin hiçbir katkısı yoktur bu biline

Söz ve beste :Tontalak
Şarkının ismi :Bırn bırnn(araba)

Dedenin bırn bırnnnn
Babanın bırnn bırnnn
Zezenin(teyze)bırnnn bırrrn
Dedenin bırn bırn bırrn(diğer dede)
Vaaaaaaaa :)

Ah birde ayağına yastık alıp, bobosunu yatırıp üstünü örtüp kadife sesiyle bu şarkıyı söylemesi yok mu(hangi makamda söylediğini çözemedik) bundan daha büyük bir huzur olur mu Allah aşkına.

Bu arada kıskanç anne ninni de kendisine yer açmak için annenin de bırnn bırnn var der.Tontalak der ki; ıhhh annenin bırn bırnı yokmuş ,annenin çamaşır makinesi varmış:) Eee haklı çocuk bir şey diyemedim ki baba arabayı, anne de makineyi sıklıkla kullanıyor ya:)

Son not:Bir de anne ve babaya ithaf ettiği anne- baba möööö diye bir şarkısı var ama henüz bu şarkıyı yayınlamak için kendimi hazır hissetmiyorum:)

İmdat

Yeni yazı yayınlayacağım ama tüm yazı birbirine girmiş halde çıkıyor .Hiçbir paragraf veremiyorum, neden olabilir acaba.İmdat

Pazartesi, Mart 28, 2011

Aç aman çocuk zaman bilmez

“Aç aman çocuk zaman bilmez ‘derler ya, işte bu söz tam da bizim durumumuzu anlatıyor son dönemde.Gece geç yatıyor, çok fazla uyumuyor bizi çok yoruyor diye buralarda anlatıyorum ya erken yattığında da bizde moraller bozuluyor:)Anam siz nasıl bir ailesiniz öyle çocuk geç yatsa höykürüyorsunuz, erken yatsa böğürüyorsunuz bu çocuk nasıl yaranacak size diyebilir siniz? Hatta belki de diyorsunuz:)hadi ama itiraf edin.

Oburiks bazen kendince bize bir güzellik yapar ve erken yatar, erken dediysem 22,00-22,30 arası. Oh ya daha ne isterim di mi? Alırım bir kahve henüz tek sayfasını bile okumak kısmet olmamış yeni kitabımla meşk ederim .Ya da kocanın ne zamandır biriktirdiği ve oturup da bir tanesini bile seyretmeye fırsat bulamadığımız film arşivinden en afilisinden bir tanesini seçip ,çıtlaklarımızla birlikte ayağımızı uzatıp seyredelim.

İşte maalesef kazın ayağı öyle değil hem de hiç değil.Evi apar topar toplar zıbarıp yatarım, çünkü gece başımıza gelecekler konusunda ihtisas sahibiyim.Tamam ihtisas sahibiyim de bünye alışmış bir kere 00.30-01.00 yatmaya, bünyenin alıştığı saate kadar döner dururum, hatta bazen dönmekten sinirler o kadar harap olur ki o saatti mutlaka aşarım(Eeee sende yatma uykun gelene kadar denilebilirdi bu sefer yatmadım diye pişmanlık başlar)

Akşam eğer 22,00 da yattıysa mutlaka 03,00-03,30 gibi kalkar bizim tontalak. Yok su içmek, süt içmek vs için değil, onları saymıyorum bile. Resmen sabah olmuş da inanılmaz derece de uykusunu almış yani dinç oğlu dinç vaziyette.Önce anne galkkk der ben duymamazlıktan gelirim.Bir süre böyle devam eder. Sonra artık benim duyduğumdan emin ise anne galk bambayı aç(yok henüz rica etmeyi bilmiyoruz emir kiplerinden gidiyoruz) der. Anne hiç oralı olmaz ama bir noktaya kadar.

Çünkü öyle bir çığlık atar ki rahmetli Pavarotti’nin oktavı bizimkinin yanında halt eder. O çığlık gecenin sessizliğinde öyle bir yankılanır ki oy ki oyy oyyy. Mecburen konu komşunun azabından korkulduğu için lamba açılır ve macera başlar. Artık o gün keyfi ne istedi ise onu yaptırmaya çalışır. 10 gün önce babasından nay nay istedi mesela küçük beyimiz o saatte oynayacakmış biz de elimizi şaklatacakmışız..Bazen kayuyu izlemek ister, bazen evde dolaşmak , salonda oturmak ister.Cumartesi gece ise babaannesini istedi:)

1.5 saat Eray’la debeleniriz ,sonra küçük bey gün ışımaya dönmeye başlayınca yatmak istediğini ama annesi ile babasının ortasında yatmak istediğini bize bildirir. Uykusuzluktan helak olmuş biz kabul ederiz. Hiçbir şey olmamış gibi totosunu döner yatar. 06,30 da alarm çaldığında anne saatin yanlış kurulmadığından adı gibi emin olsa da ruhu, kalbi yani tüm benliği ile inkar yoluna gider kocaya çemkirir’ yine saati yanlış kurmuşsun’.

Sonra önce sen kalk savaşı başlar:)’ Sen kalk ben de kalkarım hemen’, ‘yoooo ben centilmen adamım önce hanımlar’...Amacının ne olduğu bile belli olmayan savaş 06,45 de karı-kocanın yataktan fırlaması ile sona erer. 15 dakika içinde hazırlanılıp 07,00 de zombi gibi evden çıkılır ve yüreğimin beni götürdüğü yere demek çok istesem de maalesef sinir katsayılarımın arttığı yere yani işyerime doğru yol alınır.

Aslında ben bu yazının başlığını iki ucu moklu değnek diye çok atmak istesem de...neyse. Siz anladınız onu:)

Oburiksime bir sözüm olacak  deli fişek zamanlarında ‘anne eğer benim için ne yaptınız' dersen bilesin o laf benim canımı çok acıtacak.Seni karnımda 9 ay taşıdığımı sayma, doğduğunda seninle daha fazla zaman geçirebilmek adına 38 haftanın başına kadar çalıştığımı sayma, çok az uyuduğumuzu hiç sayma(uykuyu sevmiyorsun),hastalandığında oturup tüm gece başında bekleyip sürekli ateşini ölçtüğümüzü ve o halde işe gittiğimizi sayma, üç lokma yiyeceksin diye atılan taklaları da sayma,haftasonu seni gezdirebilmek için hafta içi gece iş yaptığımızı sayma ,daha bundan sonra başlıyor herşey bakalım neler göreceğiz şu an bizde bilmiyoruz onları da sayma ... ama bu blogdaki emeğimi ve bu bloga girebilmek için attığım envai çeşit taklaları say be güzel oğlum:)( Yasaklar ülkesinde yaşıyoruz benim can oğlum, senin anladığın yaşta durumumuz ne olur bilmem, şu an yasak olan bloga yazı yazmaya çalışıyorum artık hevesim çok fena kaçmış halde)

Cumartesi, Mart 26, 2011

belki çizemem ama çekebilirim:)

mutlulugun fotoğrafı

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba'nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?"

Nazım Hikmet Ran

Perşembe, Mart 24, 2011

akşam hiç müsait değildim efendim cezaya kaldım

Ay geldim kusura bakmayın akşam bir ara yoktum çünkü oburiks tarafından cezaya bırakıldım.Nasıl mı ? o zaman okumaya devam.

Herzaman ki gibi 19,30 civarlarında huşu içinde akşam yemeğimizi yerken dersem sakın inanmayın zira cümle içinde geçen huşu tontalak sayesinde bizim eve uğramaz, kapımızın önünden geçmez ve hatta mahallemize bile girmez oldu.Hoplaya zıplaya yemek yerken anne herzaman ki gibi lokmaları çiğnemeden yuttuğu için yemeğini erken bitirdi .Ne için efendim diğer ev halkı rahat rahat çiğnesin midecikleri kolaycaçık sindirsin diye.Evet hiç tevazu göstermeyeceğim kahramanız olan anne fedakar bir karakterdi.

Mutfak da oynayan oburiski ne dürttü bilmem girişte duran babasının çantasının yanına gitti , açtı ve çantada annesine ait olan sıfır km ,el değişmemiş (Paulo Coelho-Elif) kitabı aldı.Oburisk’in şefakatli elleriyle kitabı okşamasından çok korkan anne kendinden hiç beklenmeyen bir çazgırlıkla ‘o kitabı sakın alma’ diye bağırdı, üstelik bir hışımla oğlunun elinden çekti.Evet anne centilmenlik dışı bir hareket yapmıştı. Çık çık seslerini duymadığımı sakın zannetmeyin zira benim kulaklarım çok iyi duyar,hem hangisiz sütten çıkmış ak kaşıksınız ki canım. Neyseee. Bu durumu sindiremeyen tontalak o kadar sinirlendi ki gözü hiçbir şey görmez oldu. Annesini belinden ite ite mutfaktan hole çıkardı.Gitt diye bağırdı bir de üstüne sertçe kapıyı kapadı.

Evet bu manzara biraz anneye tanıdık gelmişti ama biraz.Oburiks yemekte çok yaramazlık yaparsa avukatları(kıyamaz onlar) yokken babası inemediği yüksek mama sandalyesini hole çıkararak 2 dakika burada duracaksın cezalısın der.Ama ne karanlıkta bırakır ne de kapıyı üzerine çat diye kapatır.

 Anne mutfak kapısının yanından başlayan ve yukarıya doğru çıkan merdivenlerde oturdu.Karanlık ve çok soğuk (tamam birazcık soğuktu ya tamam ya soğuk felan değildi)holde cezasının bitmesini bekledi hem de hiç gıkı çıkmadan.Mutfaktan gelen kahkahaları duyan anne diğer ev haklının kendisiyle dalga geçmesinden ötürü diş biledi ve intikam yeminlerini kana kana içti.

Bir süre sonra kapı aralandı ve ‘anne’ diye bir ses duyuldu. Kahramanımız anne kafasını başka tarafa çevirdi. Tekrar aynı ses’anne’ dedi ama o kadar yumuşak ve şefkatliydi ki anne bu sefer bu sese kayıtsız kalamadı.

-Efendim oğlum
-anne
-Eray sen beni çok üzdün oğlum, tamam ben hata yaptım annanen gibi anneler hata yapmaz ,annelere küsülmez de demiyeceğim( varan 1 annane bizi duyuyor ve laf çakılarak intikamın ilk perdesi sahnelendi)Neden oğlum kapıyı suratıma kapadın neden beni karanlıkta bıraktın
-anne(inanılmaz şefkatli bir ses)
-Eray kalbimi kırdın -anne galk anne galkk dodo doo (doktor)
-hayır gitmem ben doktorlara hem psikolog ücretleri ne kadar pahalı sen biliyor musun?
-anne dodo anne dodo -tamam doktora gitmeyeceğim ama seni tek bir şekilde affederim benden özür dilersen( anne tontalağın bunu anlamayacağını düşünerek hebele gübele konuşuyor ya sonra şok yaşatır annesine)
-nanam(tamam) anne nanam( ama bu kayunun dediği gibi bir nanamm)

Annesini iki yanağından öper ve sarılır. Yine koşarak babasının çantasına gider, karıştırır mp3 kulaklığını bulur. Kulaklığı kulaklarına takar, her ne kadar anne kalbim kırıldı dediyse de oburiks annesinin sol kolunu dinler(olsun ya sonuçta kalp de sol tarafta değil midir sonuçta hedefe yakındır), boğazına ve kulaklarına bakar.Sözün özü ruhen ve fiziken annesini tedavi eder.

 Artık ne diyelim efendim herkes ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine , bir masal da burada biter.

Adab-ı Muaşeret

makarna

20 gün önce istiridye makarna yemek için benden kaşık istedi tontalak. Oğlum kaşıkla yiyeceğin bir şey yok ki demiştim,ısrar edince de vermiştim. Sonra Eray’ı izlemeye başladım. Çataldaki makarnayı kaşık içinde döndürmeye çalışıyor garip garip birşeyler yapmaya çalışıyordu.Bir süre sonra çaktım köfteyi:)

Kraliyet soyundan gelen teyzesini spagetti yerken görmüş olmalıydı:)

Aman unutur dedim ama unutmamış kolay da unutacağa benzemiyor .Geçen hafta makarna yerken tekrar kaşık istedi bende ne yapacağını bildiğim için hemen fotoğraf çektim. Eray ama o bu makarnadan değil desem de ı ıhhh kraliyet soyundan gelen teyzesi gibi nuh diyor da peygamber demiyor.

 Babam hep der ananız saraydan gelme diye ablamda ona çekmiş olmalı ben mi babası gibi avam kamerasındanım.

Geçen sene Oburiks daha bizden gibiydi ya neyse geçen seneden birkaç fotoğraf ekledim aradaki farkı görün diye oğlum çok değişti çok.

Makarna nazik bir şekilde serçe parmak havada olacak biçimde tek tek alınır:)

MAKARNA

makarnalar incitilmeden kibar bir şekilde ağıza atılır

MAKARNA1

makarnaların kaçma ihtimaline karşı tedbir alınır, elle makarnalar ağıza tıkıştırılır ama söylememe gerek yok di mi kibar bir biçimde.

 MAKARNA2

afiyet bal şeker olsun oburiksim:)

MAKARNA3

Çarşamba, Mart 23, 2011

...ve insan bazen duymak ister

Bir keresinde hatırlıyorum babam bizlere sevgi sözcüklerini kullanmaktan hiç çekinmedi diye yazmıştım. Evet bu doğruydu her defasında anneme ve kızlarına en şaşaalı kelimelerle sevdiğini söylerdi bir şekilde.Hatta babam hala anneme der ama biraz formatı değiştirdi eeee yılların birikimi var o kadarcık da olsun di mi?

‘Huysuzsun, sinirlisin, şöylesin, böylesin ama ben seni çok sevdim’

Annem mi?Bu sorunun cevabı biraz karışık. Durun rahat bir köşeye çekileyim ohhh azıcık da ayaklarımı uzatayım ve buyrun çekinmeyin misafirim olun hep birlikte çocukluğuma uzanalım.

I ıhhh annemin kelimelerle bizi sevdiğini söylediğini hatırlamıyorum hafızamı zorluyorum ama hatırlamıyorum.Annemin babasız ve çetin koşullarda büyümesinden mi yoksa es es subaylarını imrendiren otoriterliğinden mi bilinmez sevgi sözcüklerini kullanmazdı ama hareketleri ile bize sevdiğini çok güzel hissettirirdi. Örgü makinesi vardı hatırlıyorum birkaç bir şey örer satar sonrada bizi sinemaya-tiyatroya götürürdü o parayla.Sabahın köründe yani 05,30 da kalkar mükellef bir kahvaltı hazırlardı mıy mıy hanımiğnesi ve ablası üç lokma yesin diye.Her anne gibi olmasa da çoğu anne gibi gözümüzün içine bakardı, bizim canımız yanınca bilirdim annemin de canı yanardı .Biz ağladığımızda da oturup bizimle ağlardı evet ya sevdiğini söylemezdi hem herkes aynı mı olmalıydı , hareketlerinden anlardık annem bizi bir sürü severdi. (Nokta atışı yapıp attığı terlikleri ve süpürgenin sapını bu hareketlere dahil etmiyorum ama)

Babama rağmen bende annem gibiydim yani sevgi sözcüklerini kullanmakta olabildiğince cimri.Evet farkındayım dim dedim çünkü bir şey oldu ve ben aşık oldum.Damat kayınpeder toprağından mıdır bilinmez Erol da babam gibi sevgi sözcüklerini kullanmakta inanılmaz cömertti(bir süredir kullanmasa da olsun bea)Bir keresinde ‘eğer sevdiğini söylersen burnun düşmez inan bana’ demişti.Benim onu sevdiğimi yüzde milyon kere bildiği halde bunu duymak istediğini hissettirmişti bana, ne hissettirmesi be nerdeyse alenen söylemişti. Kendimden biliyordum hem ben, sevildiğimi bilsem de duymak inanılmaz keyif vermiyor muydu bana. Eeee o zaman nasıl bu kadar bencil olabilirdim diye kendimle hesaplaşmaya bile girdim o zamanlar.Öğrendim zamanla sevgi sözcükleri kullanmayı hem de pek ala. Hatta o kadar işi ilerlettim ki annamı, babamı,ablamı hayat arkadaşımı bırak ahretliğimle konuşmamızın çok alakasız bir yerinde seni seviyorum biliyor musun ya da şirkette ki bir arkadaşıma telefon açıp Ayşom cadısın ama seni cadılığına rağmen çok seviyorum biliyor musun bile der oldum sıklıkla

 Her akşam oğluma seni bir sürü seviyorum diyorum. O da bana anne ı ıhh men men diyor eliyle sertçe göğsüne vurarak ve kollarını iki yana açarak Yok ben seni daha çok seviyorum diyorum o da anne men men diyor ve her akşam bu sebepten ötürü oğlumla aramızda kavga bile çıkıyor .Olsun be benim de oğlumla kavgamız da bu sebepten ötürü olsun.

Not: Yine yaptın yapacağını hanımiğnesi oğlumla en çok ben seviyorum kavgası yapıyoruz her akşam diye yazacaktın oysa.Yine en başta söylemen gerektiğini en sonda söyledin nereden girip nerelerden çıktın ,neyse hanımiğnesini de böyle kabul edeceğiz başka çare yok gibi:)

 Sevdiklerine sevgi sözcüklerini söyleyemeyenlere notum:Tecrübe ile sabit burun düşmüyor:)

Salı, Mart 22, 2011

'Biz o gün onları yenerdik de'

İşte. Hala ne gülerim ben bu lafa

Babam mahallemizin futboldan sorumlu devlet bakanı ay pardon mahalle takımımızın antrenörüydü.Biz de antrenörün kızları:)Her ne kadar Fatih Terim’in kızları kadar süksemiz olmasa da vardı bizimde kendi çapımızda bir havamız.

Ortaköy de yazları 17-18 takımla birlikte yaz turnuvaları yapılırdı ve bize de ne çok eğlence çıkardı. Takımımızın adı Reşat Ağa spor idi.Annem pek ilgilenmezdi fakat halam zaten kafa kadındı ve çok da meraklıydı.Eee nasıl olmasın kardeşi antrenör oğlu da takım da top koşturunca.

Halamın üst katımızda oturması bizim için avantajdı çünkü annem maçlara halam gidiyorsa gitmemize izin verirdi. Onun dışında babanızın ayağına dolanırsınız adam sizinle mi ilgilensin top koşturanlara mı baksın der halam gitmediği zamanlar izin vermezdi. Gidemediğimiz zamanlar da evde oturup yüzümüzü sallandırırdık ablamla.

Maçlar geç biterdi annem beklememize izin vermezdi yatardık fakat uyumazdık.Babamı ve maçı çok merak ederdik.Gece mahalleye tezahürat yapılıp giriliyorsa eğer bilirdik ki yenmişiz ablamla yatakta zıplardık.Yok eğer Allah rahmet eylesin Kezban teyze ile Osman amcanın bakkalı vardı hemen evimizin dipinde orada fısır fısır bir sesler duyarsak yenildiğimizi anlardık. Öyle zamanlarda babamın eve girişi bile farklı olurdu.

Yine yaz turnuvaların birinde Reşat Ağa spor yarı finale kadar geldi. Sahil sporla oynayacaklarını bildikleri için moraller fena halde bozuk. Çünkü Sahil spor hem çok güçlü bir takım hem de antrenörü RıdvaKalınn Dilmen hani lakabı Şeytan olan:)Reşat Ağa oyuncuları öyle tedirgin ve ön yargılı ki maça başlamadan zaten kabullenmişler kaybedeceklerini.

İşte çocuklarının gözünde babaları kahramandır ya bu konuşmaları duyunca sinirlenirdim. Eee ne olmuş yani onları şeytan çalıştırıyorsa sizi de babam çalıştırıyor demiştim bir oyuncu abiye:)Babam sürekli motive ediyor oyuncularını.Buralara kadar geldik hep birlikte biliyorum sizlerde onlar gibi çok iyi bir takımsınız, size inanıyorum diye motive ediyor oyuncularını.Ama nafile Şeytan Rıdvan'ı gördükçe gözler herkes dağılmış halde.Top cambazı dediğim Selçuk abim bile çok tutuktu o akşam. Maç öyle bir skorla bitti ki inanılmaz
17-2

Yok yanlış yazmadım bir basketbolun ilk periyodu da değil.Skor 17-2. Ay ben ne çok üzüldüm babamı gördükçe. Babam onurlu adamdır ve her onurlu adamın yapacağı gibi o gün antrenörlükten istifa etti:)Çok yalvardılar bırakma bizi diye ı ıhhh bir kere babamın gönlü, hevesi kırılmıştı.Bir daha da asla dönmedi.
 
Uzun bir zaman bu konu evde hiç açılmasa da babamın tarihinde koca bir leke gibi dursa da:)zaman her şeyin ilacı ya:)bir süre sonra dalga geçilmeye bile başlandı aile içinde.Her aile içinde bu konu açıldığında hep aynı cümle Biz o gün onları yenerdik de işte...

Tekzip:)22 yazmışım ablam uyardı 22 değilmiş çaktırmadan babamı aradım söyler miyim hiç bloga yazıyorum diye henüz delirmedim:) Nedense hafızam yanıltı bu sefer beni hiç de öyle şeyler olmazdı bana neyse,düzeltmeden rahat edemedim.

Cuma, Mart 18, 2011

Diş nasıl fırçalanır:)

diş fırça
Sorunun cevabı fotoğraflarda saklı

Yemeklerden sonra dişler fırçalanır Eray.Ne kadar yuvarlak ve yanlış bir cümle olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.Şimdi bu cümleyi uzun zamandır değiştirmeye çalışıyorum ama tontalak ilk öğrendiğinden şaşmaya niyeti yok gibi duruyor. 3 kere ana öğün 3-4 kere ara öğün desek ee bir de ağzına bir iki fındık attı iki çubuk yedi desek her lokmadan sonra banyonun önünde nöbet tutuyor diş fırçalamak için.Eray her yemekten sonra fırçalanmaz bir kere kahvaltıdan sonra bir de yatarken fırçalanır diyorum ı ıhh diyor dişlerini gösteriyor anne öğğ öğğ diye diretiyor.Artık ikna etmek için öne,arkaya,ters salto yani taklanın envai çeşidini kullanıyoruz ama ı ıhh bana mısın demiyor(du).Birkaç gündür daha iyi şükürler olsun ki.

Şimdi birşeyler öğrettiğimde daha dikkatli cümleler kullanmaya çalışıyorum çünkü ilk duyduğundan vazgeçirebilmek çok zor:) Önceleri kolay olmadı çünkü oyun oynamak istedi macunla, fırçayla. Babamız tontalağın yanında akşamları dişlerini fırçaladı bu bir süre böyle devam etti.Sonra macunsuz fırçayı eline verdik kendi denedi bir süre, sonra macun sürdük ama önce biz senin dişlerini biraz fırçalayacağız sonra sana vereceğiz dedik.Sonra suyu ağzına alıp tükürmesini gösterdik:)aşama aşama gittik yani:)Şimdi alıştı önce biz izin isteyerek dişlerini fırçalıyoruz çünkü her yeri fırçalayamıyor sonra eline veriyoruz kendi halinde takılıyor biraz. Sonra suyu ağzına alıp ağzını çalkalaması ve o suyu (bazen yutuyor ama) tükürmesi var ki işte o görüntüye hastayım çok


. diş fırça1

Perşembe, Mart 17, 2011

Tontalağın Avukatları 1-Vizyonda

Sürekli gözümün önünde olduğu için hiç büyümüyor gibi geliyor da aslında bal gibi de büyüyor her açıdan. İşine gelmeyen şeylere cevap vermemeyi öğrendi mesela ama nasıl.AZ SONRA.

Hanımiğnesi bir düşün ve hemen cevap ver senin en sinir olduğun şeyler nelerdir deseler ilk aklıma neler gelir bakalım.Hımmm mesela şirkette bazen olur tipitip müşterinin şikayeti vardır anlatır anlatır anlatır daha ben ağzımı bile açamamışken hırsını alamaz telefonu yüzüme kapatır.O ses var ya hanii dıt dıt dıtt olan işte o ses beni insanlığımdan alır başka bir mübarek varlığa dönüştürür. Hani telefon benim şahsi malım olsa alıp duvara çalasım gelir.Sonra el şakaları hiç hazmetmem hem de hiç.Erol bu huyumu bildiği için benimle uğraşmak, eğlenmek istiyorsa sinsi sinsi yaklaşır sonra enseme bir tokat patlatır (zaten bir tek o cesaret edebilir)sonra da gözlerimde çakan şimşekler ve dilimdeki tatlı sözcükler ile kendi ile uğraşmak zorunda bırakır.Emrivaki hareketlerden de hiç hoşlanmam hem de hiç .Bunlar benim ilk aklıma gelenler.Reklamlar bitti şimdi film başlıyorr.

Geçen hafta çalışırken bir telefon geldi arayan babaannemiz.Ayla duyuyor musun Eray’ı dedi. Bebem gel dodo(doktor)bebem gel dodo sürekli bu kelimeleri tekrarlıyor. Hayırdır dedim neden sürekli doktora gidelim diyor dedim bir an korktum. Korkma dedi beni doktora getirecekmiş , oyuncağını yüzüme fırlattı dudağım birazcık kanadı o kanı görünce beni doktora götürmek istiyor dedi.Anne verir misin Eray’ı bana dedim sadece
-Eray neden babaannenin yüzüne oyuncak attın
-anne bebem dodo anne bebem
-Eray sen bebeni doktora götüreceğine önce o oyuncağı fırlatmamayı öğren oğlum neden attın o oyuncağı diye fırçalamaya başlamışken
-adii(hadi) anne babayyy
-Eray sakın yüzüme telefonu kapama
-adi anne babayyy
-Eray sakın telefonu kapama o muhteşem sesi duydum dıtt dıttt dıttt

 Aaaa diyebildim sadece,en sinir olduğum şeyi 2,5 yaşındaki oğlum yaptı bana.Çıldırmadım tabii ama bunu yapmaması gerektiğini biraz daha büyüdüğünde öğrenecek ,öğrenmek zorunda.Daha çok küçük dedi iç ses bunu bilemeyecek kadar çok küçük, dış ses cevap vermeden durur mu? Ne küçüğü be işine gelmeyen şeyi dinlememek için telefon kapattığına göre çok da büyümüş bence. Aman onlar çarpışa dursun benim aklımda başka bir şey var şimdi

Bu olayın ardından akşam eve gittiğimde kayınvalidem kapılarda karşıladı beni biliyor huyumu. Bak sakın çocuğu azarlama Ayla hem yanlışlıkla oldu. He bilirim ben o yanlışlıkları dedim. Bir şey dedim mi ı ıhhh demedim desem ne olacak ki avukatları yok mu yani bebesi ,annanesi aaa birde dedeleri hemen ilk duruşma da beraat ettiriyorlar tontalağı.Aklımdaki şeyi uygulamanın vakti geldi dedim içten içe. Çünkü kelimeler işe yaramamıştı, derdimi anlatmayı başaramamıştım.Bu zamana kadar şans oyunlarında şansını denememiş hanımiğnesi bilet alacaktı en büyük ikramiye kendisine çıkacaktı sonra o avukatları tiko para ile satın alacaktı. Uzun bir süre düşündü sonra yok dedi bunlar para ile de satın alınamazlar ki. Tontalağa gönül bağı, sevgi bağı ile öyle bir kördüğüm ile bağlanmışlar ki paranın sıcak yüzü bile işlemez bu avukatlara.

Artık başka çözüm bulamayan biçare hanımiğnesi neylesin avukatların çarketmesini beklesin. Avukatların çarketmesine kadar daha maceralarımız sürecek bizi izleyin ama ÇOK SONRA:)

Göçebe Hayatlar

Son günlerde kendimi çok çaresiz ve yetersiz hissediyorum. Sürekli kendimi sorgularken buluyorum. O yüzden belki de daha iyi nasıl oluru sürekli araştırıyorum, kafamdaki sesleri bastırmak için planlar-programlar yapıp kendime nefes alacak zaman bırakmıyorum.

Bir süredir tontalak o kadar huysuz ki elimden hiçbir şey gelmiyor kendimi köşeye sıkışmış gibi hissediyorum. Daha ne istediğini bile anlayamadan ağlama krizlerine giriyor sürekli konuşmaya çalışıyorum ama o kadar inatçı ki dinlemiyor. İşte böyle zamanlar hemen büyüsün istiyorum. Sanki büyüyünce herşey daha kolay hale gelecek ya da sanki benim sorumluluklarım asgari düzeye inecekmiş gibi geliyor. Gibi diyorum çünkü böyle olmayacağını biliyorum en azından çocuk büyütmüş deneyimli kişiler böyle olmadığını her fırsatta yüzüme yüzüme vuruyor.

ÇOCUK BÜYÜYÜNCE DERTLERİ DE BÜYÜYECEK

Eminim öyledir çocuk büyüyünce dertleri de büyüyecektir ama ben şu an onu düşünmek is te mi yo rum.

Çok uykusuzum.Sanki yatsam bir ay gece gündüz uyusam ancak dinlenecekmişim gibi geliyor.İlk doğduğu andan itibaren uyku sorunumuz var ve bunu bir türlü aşamıyoruz. Sürekli doktorlara gittik hep aynı sonuç ’bazı bebekler uykuyu sevmez’.Gece 00.30-01.00 de yatıyor gece 3-5 kere kalkıyor 08.30 ayakta.

Uygulanabilecek her yolu, metodu denedik buradan bunu duymak isteyenlere sesleniyorum evet biz beceremedik. Kabullendik bu durumu dedim hep ama bu yazıyı yazdığıma göre kabullenememişim demek.

Yine de şükür halimize düne göre daha iyi durumdayız. İlk 6 ay sabah 07.00 de yattı,şaka değil 07,00 de yattı.Yaşına kadar 04.00-04.30 da yattı annem hep bizde kalıyordu çünkü o saatte yatıp işe kalkmam çok zordu. 02.30 kadar annemle bakıyorduk sonra hile,tehdit ve cebirin her yolunu deneyerek beni zorla yatak odasına yolluyordu.Hala annem baktığı haftalar bizde kalır haftasonu evine gider.Eray uyku anlamında zor bir çocuk.

Kayınvalidem ise evinde bakmayı tercih eder yalan yok soğuklar olunca bize geldi bu sene. Gelmediği zamanlar 06.30 da oğlumu kaldırıyorum 07.00 de yollardayız akşam eve ancak 21.30 gibi geliyoruz. Bir düzenimiz henüz yok. Cumadan beri toplayamıyorum kendimi. Haftasonu televizyon seyrederken birden 'Erol biz ne zaman yerleşik hayata geçebileceğiz, göçebeler gibi hayat yaşıyoruz, yoruldum ben' dedim. Sadece suratıma baktı tek laf etmedi. Cevabını bilse belki birkaç laf ederdi ama bugünlerde geçecek namına yalandan da olsa bir iki lakırtı etmedi, beni umutlandırmadı.Öylece birbirimizin suratına baktık derinden ve usulca.

Galiba hanemdeki krediler yavaş yavaş tükeniyor. Sabah 08-18.00 iş,bir saat yollarda debelenme sonra evdeki mesai, temizlik, yemek, tontalağım ile ilgilenme,gece yatış, gece bilmem kaç kere kalkış, çocuğuma yeteri kadar zaman ayıramamanın vicdani yükü, yetersizlik duygusu, sadece kendime yapabildiğim acımasız eleştiriler,iki kafadarın(annane- babaanne) tontalağın her istediğini yapması, tontalağımın kendini kelimelerle ifade edemediği zamanlardaki çırpınışları,iki kafadarın düzenlerini bozmanın bende yarattığı derin üzüntü...

Bunları kimselerle paylaşmayıp sessiz çığlıklar atıyorum içten içe. Paylaşmıyorum çünkü verilen nimetlere nankörlük yapıyormuşum gibi hissediyorum. Kimbilir kaç anne çocuklarının dermansız hastalıkları ile uğraşıyor ya da kimbilir kaç anne evladına verecek bir lokma ekmek bulamadığı için ağlıyor.Onları düşününce bunlar deve de kulak.

Evet ne dedim sessiz çığlıklar atıyorum. Ha bir de ne yapıyorum sevdiklerim bu çığlıklarımı duymuyor diye bir de trip atıyorum.

Bakın ben ne kadar özelim demek için yazmıyorum bunları. Biliyorum ben özel bir insan değilim hiçbir zaman da olmadım. Benim gibi hatta benden daha zor durumda olan nice nice anneler var. Nankörlük hiç değil hergün Allah’a şükrediyorum verdiği nimetler için, öpmeye- koklamaya bile kıyamadığım emaneti için. Hele de şikayet hiç değil.

Bugün bunları bana yazdıran koca bir yorgunluk.

Çarşamba, Mart 16, 2011

Eyvah oğlum HATA yaptı

beşiktaş-fener maçı

Cumartesi maçtan sonra yemek yemek için bir alışveriş merkezine girdik. Eray’ın et ile arası çok iyi olmasa da döneri çok sever ,onun için döner ısmarladık tontalağa.Erol da bize bir şeyler almak için gitti ben de o arada Eray’a yemeğini yedirdim ,hiç gıkı çıkmadan yedi.

Bilerek mama sandalyesine oturttum ki kalkamasın karnı doyunca yaramazlık yapıp yemeği ağzımızdan burnumuzdan getirmesin. Tam da düşündüğüm gibi oldu biz yemeye başlayınca o kalkmak, gezmek istedi, çok huzursuzlandı. Jet hızıyla önce sağ, sonra sol en sonunda da löp mideye şeklinde yemekler yenilmeye çalışıldı (yemeğin çiğnenerek yenildiğini unuttuk ailecek) Erol ellerini yıkamak için kalktı.Eray da bana anne üff üff dedi elini burnuna getirmiş sallayarak.(ben hala yemek yemeğe çalışıyorum)Aaaa kaka mı yaptın Eray dememe kalmadan hı hıı dedi. Baban gelsin hemen kalkarız olur mu dedim. Anne üfff üff diyor, yüzünü ekşitiyor, sürekli totosunu tutmaya çalışıyor.... belli ki kötü haldeydi.Erol hemen gidelim Eray kaka yapmış baksana çok rahatsız oldu çocuk dedim. Erol da eraya dönerek kaka mı yaptın oğlum dedi. Hıı hıı dedi.

Apar topar masadan kalktık bebek bakım odasını arıyoruz.İlk defa o alışveriş merkezine gittiğimiz için görevliye sorduk, saolsun bize eşlik etti.Eray’la odaya girdik ki anne kaka ı ıhh dedi. Erol, baksana Ayla Eray yapmadım diyor,kandırmış bizi diyor ben hiç oralı değilim ki. Benim oğlum süttün çıkmış ak kaşık bir de üstüne kanatsız bir melek. Bir bakarım ki yapmamış. Bir de bana diyor ki elini yok anlamında sallayarak anne kaka ı ıhhh .Sadece ne yani bize yalan mı söylemiş dedim öylece kaldım.

Tamam kaka yaptığı halde sorduğumda yapmadım derdi ya da üstü ıslandığı halde üstün ıslanmış mı dediğimde üstünü değiştirmemek için ı ıhh derdi ne bilim aç olduğu halde sorduğumda aç değilim derdi.Ama hep ben sorduğumda. Bu başkaydı çocuk mama sandalyesinden ve bulunduğumuz ortamdan ayrılmak için kaka yaptım dedi.Organize bir biçimde ve üstelik rol keserek.

Valla ne yapacağımı şaşırdım.Nasıl bir tepki verilmeliydi.Tüh daha önce bu yerden hiç gelmemişti, ben çalışmamıştım,hazırlıksız yakalanmıştım. En iyisi hiç tepki vermemekti. Hiç tepki verilmeden yola devam edildi de edilmesine hanımiğnesi çoktan start dedi kafasındaki senoryaların akmasına.

Hep derim ya ilk eğitim ailede başlar diye acaba biz de mi bir şey görmüştü ya da çocuğu istemediği birşeye zorlayarak (mama sandalyesinde oturmak istemiyor)yalana mı teşvik etmiştik. Ya da ne bilim kendimizi yemeğe kaptırarak Eray’ı yok mu saymıştık o da dikkat mi çekmek istemişti. Sonra bir bilene danışıldı, araştırmalar yapıldı.Sözün özü şu;

Bu dönemde çocukların söyledikleri yalan olarak değil, HATA ya da YANLIŞ olarak değerlendirilmelidir. Çünkü çocukta gerçeklik duygusu gelişmemiştir. Ancak 6 yaşından sonra yalan olarak değerlendirilebilir. Çocuk 3 yaşında öyküler uydurur, taklitler yapar ve bundan da hoşlanır. Bu dönemde çocukların hayal güçleri oldukça geniştir. Olmamış olayları olmuş gibi anlatırlar. Bunda korkulacak bir durum yoktur.Bu dönemde çocuklar gerçek ile yalanı ayırt edemezler. Ancak ayırt edebilecek yaşa geldiğinde halen hayal ürünü anlatıyorsa ve bunu alışkanlık haline getirmiş ise bir sorun var demektir’

Ah hanımiğnesi yolun daha çok başındasın bakalım daha kaç fırın ekmek yemen gerecek.

Salı, Mart 15, 2011

Fenerbahçe Ülker&Beşiktaş Cola Turka-Fanatiklik üzerine

beşiktaş-fener maçı2
Fenerbahçe çok kötü başladı maça hatta o kadar kötüydü ki devreye kadar 51 sayı yedi adamlar. Beşiktaş dış atışta çok iyiydi hele de Andrew James Ogilyy vardı ki adam maçın en skorer ismiydi .3 periyotta Fenerbahçe topladı kendini ve işte o saatten sonra maça heyecan geldi bla bla bla..

Bunlardan bahsetmek değil maksadım.Anlamıyorum spor denilen şey erkeklerin mi tekelinde. Buralar sizin arka bahçeniz de bizim mi haberimiz yok. Ne yani sanki doğal ortamınızdaymışsınız gibi böğürme, höykürme ve ağza alınmayacak lafları ulu orta söyleme hakkını size kim veriyor. Tüm erkeklere değil elbet söylediklerim bunları yapanlara. Bir insan ailesini çoluğu çocuğunu alıp ahlak sınırları içinde güzel zaman geçirmek için sizler gibiler yüzünden buralara gelemeyecek mi?

maç17

Cumartesi şaştım kaldım resmen.Maçın yarısında Fenerbahçe’nin kendisini toplamasıyla kıran kırana bir maç seyretmeye başladık ama çekişme arttıkça oyuncular arasındaki gerginlikte arttı. Doğal olarak bu gerginlik direkt izleyicilere sirayet etti. Bizim arka sıramızda bir aile vardı ki inanın görülmeye şayan idi. Maçın başından beri babaları sürekli küfrederek maçı izledi gerginlik arttıkça kullandığı kelimelerin çirkinliği de arttı. Ve bu baba 11-12 yaşlarında bir kız çocuğu ondan daha küçük bir erkek çocuğu, bir genç kız ve anneleri ile maça gelmişti. Bir baba bu kadar çirkin lafları çocuklarının yanında yüzü kızarmadan nasıl edebilir .Hem de ne için efendim hakem teknik faul kararı verdiği için, hem de en için efendim hakem hatalı yürüme kararı verdiği için ,hem de ne için efendim faul yapıldığı halde faulu vermediği için....

 Erol ‘a sadece arkadaki çirkinliği gördün mü dedim. Evet birde utanmadan maaile gelmiş yazık dedi.Şimdi bu adamı uyarsan ne olur uyarmasan ne olur. Kendi çocukların ahlakını düşünmeyen adam benim çocuğumun ahlakını mı düşünecek Allah aşkına.Bir de olayın başka bir boyutu var.Ne bakıyorsun dediği için bıçaklanan ya da içip içip sadece suçu sabah namazına yetişmeye çalışan gencecik bir adamı vurursun vuramazsın diyerek öldüren bir zihniyetle yaşıyoruz maalesef. Bunları düşünürken birden gözüm 12-13 yaşlarında bir erkek çocuğuna takıldı hakeme öyle laflar saydırıyordu ki hele de o işaret parmağını bir sallaması var ki(laflardan ziyade o parmağa nedense çok takıldım) yüzünde gördüğüm öfkeyi kelimelerle anlatmam mümkün değil,ben sporun bu yüzünü görmek istemiyorum.Artık son periyotta Fenerbahçeliler yabancı madde de atmaya başladı sahaya, bu görüntülerle maç daha da çirkinleşti. Beşiktaşın seyircisi yoktu ,olsa kimbilir neler olurdu. Bu nasıl bir fanatikliktir böyle hiçbir zaman anlayamayacak bu biçare hanımiğnesi.

beşiktaş-fener maçı1

Eray ise maçta çok yaramazlık yaptı.(Devreye kadar uslu durdu yalan yok)Anne ,babaya bu sefer sen ilgilen ben seyredeyim dediği için baba da Eray’ın peşinden koşturdu durdu. Baba da anneye maçın sonunda maçı hiç seyredemedim diye sitem etti:)Anne de babanın durumuna üzüldü artık bir daha ki gelişimizde ben ilgilenirim diye söz verince tontalak zıpladı anne bi daha goll ıhh ıhh dedi(elini sallıyor) Efendim neymiş tontalak bir daha maça gelmeyecekmiş:) Babadan cevap gecikmedi sanki bir daha seni buralara getiren var da:)

 maç20

Baba adam gibi dur dedi, tontalak bu lafı sindiremedi çok üzüldü. Anne hiçbir müdahele de bulunmadı ya uslu duracak ya da babanın azarını sindirecek üçüncü halin imkansızlığından dem vurmayayım yine.

Pazar, Mart 13, 2011

Çarpma Testi

Bu görüntülerde manken değil deneyimli yarış pilotu kullanılmış olup ,trafiğe kapalı alanda çekilmiştir.

video
Pilsan Apache modelinin dayanıklılık testi:)

video

Pilot :Tontalak
Co Pilot :ErolK
Kameraman:hanımiğnesi

Cuma, Mart 11, 2011

süt+ak kaşık+masumiyet=hanımiğnesi

eray boya
Eray'a bir süre boyaları kullanmama cezası verildi, sebebi fotoğrafta saklı

Ah bu çocuk beni öldürecek yok yok kahrımdan değil gülmekten...Yanında bir olay meydana geldiğinde hıı dikkat etmedi demek diye düşündüğüm şeyler bir gün gelip ayağıma dolanıyor.

İşten eve döndüğüm bir gün tontalağın bebesi(eray babaanneye bebem yani bebeğim der) çok imalı bir şekilde Ayla oğlun(böyle durumlarda hep benim çocuğum olur )bugün beni çöpe atmaya kalkıştı dedi. Çok şaşırdım ve sadece çöpe mi diyebildim. Evet ne demek istediğini anlamadım ama elimden tuttu ve bebem çüpe çüpe at dedi.Öyle imalı dedi ki acaba arkasından Eray’ın yanında ah şu Eray’ın bebesi yok mu çok yaramazlık yapıyor onu çöpe atmalı, onu çöpe atmalı mı diye konuştuğumuzu mu düşündü bilmem ama belli ki üzülmüştü:(

Gagdetlik konusunda annesinden bir farkı olmayan hanımiğnesi olaya el attı, olay mahallini inceledi, tanıkları sorguladı.
-Peki neyin üzerine bunu sana söyledi
-bir şey yapmasına izin vermedim, o da sinirlendi
-hıı o zaman sen yaramazlık yaptın Eray’a göre
-onun üzerine elimden tuttu, mutfağa götürdü çöp kutusunun yanında beni göstererek çüpe çüpe at dedi.

Atik, çevik bir o kadar da zeki olan hanımiğnesin de ampuller yandı.1,5 ay vardır babaanne ve dede ile yemek yemek için alışveriş merkezine gitmiştik. Yemek yerken rahat durmak gibi bir özelliği olmadığı için yerinden fırlıyor koşmaya başlıyordu, tekrar oturtuyorum tekrar koşmaya başlıyordu bu olay bir süre devam etti. Temizlik yapan görevli de artık bizim hareketliliğimizi farketmiş olmalı ki yanından koşarken tontalağı durdurdu anneni üzme , anneni dinle yoksa seni de bu tabaklar gibi çöpe atarım demişti.Eray hiçbir tepki vermeyince ben de anlamadığını düşündüm halbuki sonradan kullanmak üzere hafızasına depolamış tontalak:)Aslında bebemize o gün bu olayı anlatmıştım da herkesin hafızası Eray gibi mi unutulmuş bile:)

 Bakalım bu çocuk başıma daha ne çoraplar örecek.

Perşembe, Mart 10, 2011

Tazmanya Canavarı 2,5 yaşında

eray

Tontalağım artık 2,5 yaşında.Aslında ben bu yazıyı blogumun kapandığı gün yazacaktım yani kafamda öyle tasarlanmıştım.Sabah işe geldiğimde bu siteye erişim mahkeme kararı ile engellenmiştir yazısını görünce keyfim kaçmıştı, belki de bu konu o günü hatırlattığı için bir türlü elim varıp da yazamadım.

Geçen hafta şehir dışından gelen arkadaşlarımız eve gireli daha yarım saat bile olmamışken Ayla, eray ne kadar yaramaz böyle dedi. Yaramaz mı henüz hiçbir şey yapmadı ki diyerek güzel başlarına gelecekler konusunda pis pis sırıtarak aslında bir nevi uyarmıştım.Hani dedi hatırlar mısın bilmem bir Tazmanya canavarı vardı, hızlıca gelir, bulunduğu yeri anında darmaduman ederdi işte Eray da aynı onun gibi baksana 5 dakika içinde oda ne hale geldi dedi. Ahhh bilmem mi her gün başka bir bölümü çekiliyor bizim evde diyerek hep birlikte kahkahalar atmıştık.

Sonra arkadaşımın 15 aylık kızına gözüm ilişti tekrar tekrar karar verdim kız çocukları çok başka. Annesin yanında usul usul oturdu, yemek yerken hiçbir sorun çıkarmadı, gece uyudu, gezmelere gittiğimizde problem yaratmadı .Erayla metroya tek başına binebilir miyim? binersem başıma ne olaylar gelir diye düşündüğüm zaman geldi aklıma. Arkadaşıma bırak metroyu Duru’yla Hindistan’a bile tek başıma gidebilirim dedim, anlayın o derece yani:)Arkadaşım da her saat başı besmele çeker gibi Allah kolaylık versin arkadaşım annenlerin ve senin gerçekten işi çok zor dedi durdu artık Eray gözünü nasıl korkuttuysa.

Neyse konumuz bu değildi şimdi 2,5 yaşında Eraya bir bakalım hep birlikte:) 2 yaş dönemi kendilerini bağımsız bir birey olduklarını farkına varmaya başladıkları bir dönemmiş ya.Bu bağımsızlık duygusu artık çevresindekilerle çatışmaya her konuda inatlaşmaya da sebep olurmuş. İşte biz bu dönemi tam da hakkını vererek yaşıyoruz Allah için.

-uykun var mı Eray
-vaaaa
-peki o zaman uyuyalım oğlum
-ı ıhhhh
-ama uykum var dedin
-vaaaaa(bu va ben sana yok demedim ki der gibi ama)
-o zaman uyuyalım
-ı ıhhhh

babasıyla her akşam uyutmak için 5 parande atıp iki kerede amuda kalıyoruz, yalan yok ara sıra köprü kurduğumuz bile oluyor .

Bir de men sorunsalımız var ki lütfen onu hiç sormayın bana:)Anne men açim, anne men yapimm. Düşünün o süpürecek, o yıkayacak,o arabayı kullanacak, o asansörün düğmesine basacak, evde bozulan kırılan bir şey varsa eğer babaya özenip takım taklavatı alıp o tamir edecek.Mesela kapı çaldı es kaza ben açtım.Evde bir kıyamet kopar ki dışarıdan duyan çocuğun etinden et kopardığımızı bile düşündürür o derece yani. Gelen kişi gerisin geriye yollanır, bin özür dilenerek kapı yüzüne çat diye kapanır, kapıyı Eray’ın açması sağlanarak krizin önüne bu şekilde geçilir.

Artık isteklerini de çok net bir şekilde söyler oldu . Arabada baba haber dinliyorsa baba nay nay aç diye diretir, anne evde televizyon seyrediyorsa anne aykü(kayu) aç diyerek bize ortak oluyor her konuda.

Dışarıya çıkmaya karar verirsek eğer önce dualar edilip Allahtan sabır-güç-kuvvet-derman dilenilir sonra ya Allah ya bismillah denilerek Eray ile cenge girilir. Bezini aldırmaz, bezini alırsan pantolon giymez, pantolan giyerse gömlek hiççç giymez .Eray’ı ikna turları 15-20 dakikamızı belki de daha fazla zamanımızı alır. Benim anlamadığım konu şu; anne agga diye başımdan ayrılmaz beni yer bitirir minnacık bırakır hadi gidiyoruz o zaman dediğimizde giyinmek istemez.Neyse...

Beslenmemize gelirsek bak burada duralım işte.Allaha şükür baba gibi etobur değil, anne gibi otobur olduğu için gerçekten çok şanslıyız. Bir brokoli ya da karnabahar yer ki ımmm ımm diye diye bunlardan nefret eden kişiye bile yahu biz bunun tadını yanlış mı hatırlıyoruz yoksa bu kadar lezzetli bir şey miydi bu diye düşündürür adama.

Eğer önüne sebze-tavuk koyarsak sebzeyi, tavuk-et koyarsak tavuğu, et-balık koyarsak eti, sadece balık koyarsak açlıktan yavrucak balığı yer. Hepsini bir köşeye makarnayı bir köşeye koyarsak da maalesef makarnayı seçer:)Beslenmede bazı problemler hiç mi yok var elbet.Mesela 1,5 yaşından beri peynir hiç yemez buradan alması gerekeni süt ve yoğurt ile takviye ederiz. Haaa süt demişken bu aralar onunla da başımız belada. Aslında bu konu tamamen bizim düşüncesizliğimden kaynaklandı evet kabul ediyorum bu konuda hata ettik.Aptamilin devam sütüne devam ediyorduk doktor artık onu kesin günlük süte geçin dediğinde ben bu geçişin çok kolay olacağını düşündüm ne kadar çok yanılmışım. Günlük süt verdiğimizde anne çüpe at çüpe at diyor maalesef.Devam sütünü çok önce bırakmalıydık.

Fiziksel aktivitelere gelirsek eğer tazı gibi koşar, pire gibi atlarız.Her akşam koltuğun tepesinden aşağıya atlama faslı var ki işte o beni çıldırtıyor.

El becerileri ise gerçekten iyi bu konuda annesine değil, babasına çekmiş olması beni yine sevindiriyor.Çünkü anne bu konuda gerçek anlamda koca bir sıfır.Kreşe gittiğinde örtmen bir not yazıp anne şöyle bir ödev yapsın diyecek diye şimdiden ödüm bile kopuyor:)

Dil gelişimi bence yaşıtlarına göre zayıf.Yeni yeni kelimeler öğreniyoruz da öğrenmesine bazen işaretlerle anlatmayı seçiyor belki de kolayına geliyor bu durum.Bu aralar en çok anne bambayı (lamba)aç diyor bu cümlesine bayılıyorum:) Hele de bir yenge(bu kelime bana hep itici gelmiştir) demesi var ki bir kelime bir insan evladının ağzına bu kadar mı yakışır.Yeni kelime demişken bir itirafta bulunmak da şart oldu.Geçenlerde yanında ohaaaa deme eşşekliğinde bulundum. Şimdi bir şey duyduğunda ogaaa diyor. Allahtan oha diyemiyor da tepki verdiğinde millet anlayamıyor doğal olarak da aaaaa oha mı dedi o ,ne ayıp ne ayıp diyemiyor. Neyse üzerine bu konuda hiç gitmediğimiz için yavaş yavaş unutuyor.

2,5 yaşındaki çocuklar oyuncaklarını paylaşmaz diyorlar ya hani Eray keyfi yerindeyse genelde paylaşır tek paylaşmadığı şey lokmasıdır.Kendini savunmasını hiç bilmez baba bu konuda anneye çemkirir kız gibi çocuk yetiştiriyorsun(artık bu ne demekse) diye.Mesela biri onu iterse karşılık vermez önce bana bakar ben hiçbir şey yapmıyorsam iten çocuğun annesine ya da babasına gider iten çocuğu gösterir işaret parmağını sallayarak annesinden ona kızmasını ister,eğer annesi çocuğuna kızarsa Eray için olay kapanmıştır tekrar arkadaşıyla oynamaya gider.

Aslında bu konuda kafam gerçekten çok karışık. Bizim ya da o çocuğun ailesi olmadığında ne olacak, hep dayak yiyip eve mi gelecek.Kendisini korumasıyla –şiddet göstermesi arasındaki ayarı tutturmak gerçekten çok zor.Kendisini koruması gerektiğini anlatırken ya yanlış mesaj verip çocukları itip kakarsa diye korktum hep o nedenle başkalarına vurmasını engelledim ama bu seferde kendisini koruyamaz oldu maalesef.(Bu konu aile gündemimize alındı, tez zamanda çözüm üretilecek)

Şu aralar bana göre tembel kayınvalideme göre uyanık Eray.Babasıyla basketbol oynadığında babası zıplaması , biraz da kendisini zorlaması için potayı biraz yükseğe astı. Adam kendini hiç zorlamıyor ki sandalye,koltuk ne varsa oraya çekip topu atıp gol diyor bir de men attim men attim diye seviniyor:) çakal.

2,5 yaş için boya-kilo da gayet yerinde. O zaman ne diyelim, Ta ta ta tammm kısaca 2,5 yaşında biz böyleyiz:)

Çarşamba, Mart 09, 2011

Hapı yuttum:)

Kendimi bildiğimden beri doktorlardan ve ilaç içmekten hiç ama hiç hoşlanmadım.Çok hasta olan biri değildim zaten ama olacağım zaman hemen doğal yollardan önlemini alır şiddetli geçirmezdim.Başım da çok ağrımazdı,nadir ağrıdığı zamanda da hap almazdım çünkü hapı yutma ile ilgili ciddi sıkıntılarım vardı.İki koca bardak su içsem bile o hap üst damakta hapışık halde kalır,beceriksizliğime yanardım.

Hatırlıyorum hamileyken doktorum vitamin ve kan hapı takviyesi verdiğinde kadının yüzüne uzun uzun bakmıştım.Nabız atışlarım değişmiş, kan ter içinde kalmıştım.İlaç içmek için çok güzel bir nedenim var, bu ilaçları kendim için değil bebeğimin sağlığı için alıyorum diyerek kendime telkinlerde bulunarak tek gün bile atlamadım. Eray doğunca bu ilaçlardan kurtuldum diyerek nerdeyse evde parti bile verecek oldum.Doktor yeni doğum yapmış olmam sebebiyle vitamin ilaçlarına bir süre daha devam etmemi söyledi ama nasılsa Eray doğmuştu ne gerek var diyerek içmedim(bu bir sır annem bilmiyor)

Bu ilaç içme fobisi mi diyelim bir şey olduğunda beni doktora gitmemi bile engelliyordu. Birkaç yıl vardır eminim midemde yanma, ağrı, ağza gelen acı su, acı tat .....epey çektim. Önceleri belli belirsiz idi ama giderek katlanarak artıyor, yaşam kalitemi inanılmaz etkiliyordu. Yediğim çoğu şey de dokunmaya başlamıştı. Herkes ama herkes artık bir doktora gitmem konusunda hem fikirdi.Ben sürekli haftaya giderim, şu an yoğunum diyerek geçiştiriyordum taa ki geçtiğimiz aralık ayına kadar.Bir gastroenteroloji uzmanına gittim, muayeneden sonra endeskopi istedi. Endeskopi sonucuna göre helicobacter pylori pozitif çıktığı için başıma gelmesinden en korktuğum şey geldi:) 14 gün boyunca antibiyotik programı verdi. Bu ilaçlar bitince herşey bitmedi çünkü midemde hem gastrit hem de onikibarmak barsağından mideye kaçan reflü, mideden yemek borusuna kaçan reflü..... artık kaç çeşidi varsa bu reflünün her çeşidi bende mevcut idi. Bulbus deformasyonunu hiç söylemiyorum canınızı o kadar da sıkmayayım:))

İlaçlara başladık da başlamasına bu sefer tek tük olan öksürük giderek artmaya başladı. Aslında geçen ay grip olmuştum ve ilk defa gripten sebep rapor alıp bir hafta evde kalmıştım,bir de üstelik antibiyotik kullanmıştım.. 30 kusur yıldır (küsüratlar teferruat onların önemi yok)ilaç almadığım için acısını çıkarmak istercesine sanki birileri benim için butona basmıştı:)Grip geçti ama öksürük çabuk geçmez diyerek kendimi telkin ettim ,önemsemedim herzaman ki gibi.

Pazartesi doktorda randevum vardı.Kullandığım ilaçlar demir tutulumunu engellediği için kan testleri yapılacaktı .O ara doktorun yanında hay aksi şeytan öksürüverdim:)epey bir süre.(kimden neyi saklıyorsam:)Hemen başka testler ,akciğer röntgeni vs bir dünya test verdi.Hastaneye 14,30 girdim 17,30 da zor attım kendimi dışarıya.

Allah şükür röntgen, tahliller iyi çıktı ama reflüden sebep ilaç kullandığım için bu öksürüğün olmaması lazım alerjik öksürük olabilir 1,5 ay sürmesi çok uzun bir süre diyerek antihistaminik özelliği olan başka bir ilaç verdi. Kan ile ilgili değerler pazartesi yetişmediği için bu sabah gittim, sonuçları gösterdim değerler çok düşük diyerek 3 kutuda kan iğnesi verdi Allahıma binlerce şükür:)bir de yanına vitamin takviyesi ohhh afiyet bal şeker olsun bana kilo olarak geri dönsün. (mide iyileşirken kanım düşüyor olaya bakar mısınız,çünkü ilaçlar demir tutulumunu engelliyor kansızlığa sebep oluyor)

Bana edilecek en büyük beddua Allah kutu kutu ilaçlar içirsin sana emi olurdu herhalde.

Bazen diyorum acaba birinin ahını mı aldım diye:)

Şimdi programı şöyle ayarladık doktor ile aslında 2 aydır kullanıyorum ama yeni ilaçlar eklenince şöyle oldu.(ben biliyorum ne kadar çok merak ediyorsunuz dimi:))
 06,45 de kalktığım için
06,50 Antepsin mide ilacı (kahvaltıdan bir saat önce alınmalı 2 aydır kullanıyorum Nisan sonuna kadar devam

07,35 Nexıum mide ilacı( kahvaltıdan 15 dakika önce alınmalı yoksa işe yaramıyor,en iyi ihtimalle yıl sonuna kadar , o da en iyi ihtimalle dedi )
07,50 Kahvaltı
08,10 Gaviscon( en iyi ihtimalle yıl sonuna kadar)
09,30 Becozyme c forte vitamin(50 gün boyunca kullanılacak,kan iğnelerine takviye ne demekse artık)
13,00 Öğle yemeğinden hemen sonra Gaviscon
18,00 Antepsin (akşam yemeğinden bir saat önce)
19,00 yemek
19,30 Gaviscon
20,00 Becozyme c forte
21,30 Avil öksürük için( 2 kutu bitirilecek,2 kutu bittiği halde geçmezse ayvayı yedim başka şeylere bakılacak.Mutlaka akşam içilmesi lazım sersemletici özelliği var, sersem bene çok da yabancı değil nasılsa) 23,30 gaviscon gece kalkarsam
 03,30 gibi yine gaviscon(uykuyu bölmek yok dedi doktor ,dinleme şart kendini şartlandırma eğer o saatte gözleri açarsan iç dedi de tontalağın gece 5 kere kalktığını nerden bilsin doktorum civanım)

 Ferrum ampul 5 gün- günde 1 kere
10gün- gün aşırı
17 gün -haftada iki kere

İğneyi vuracak muhterem insana şimdiden kolaylıklar diliyorum, çünkü iğneden de hiç hazmetmem. Sağlıcakla kalın.
Doktorun kapısında oturmuş sıranın bana gelmesini beklerken bir ses geldi 'hanım kızım miden çok rahatsız olduğu için mi bu kadar zayıfsın' diye.İkinci kere tekrarladı o mübarek zat lafını bende bana mı dediniz demeye kalmadan tabi ya sana dedim. Amca(60 yaşlarında) ben mi zayıfım dedim sırıtarak.Tabi ya zayıfsın neden şaşırdın.Hiçç hiçç dedim de vallahi yapışacaktım adamın o mübarek ellerine ver öpeyim diye:)2,5 yıldır yani erayın doğumdan sonra hiç ama hiç kimse zayıfsın bana dememişti:)

Salı, Mart 08, 2011

Kısır döngü

8 mart yani bugün kadına verilen saygı günü mü? yoksa saygısızlık mı?
 bence koca bir saygısızlık biz neyi kutluyoruz Allah aşkına kadın katliamını mı?
 kadınların hala töre cinayetleri adı altında öldürülüşünü mü?
yoksa toplumun yarısından fazlasının evde,sokakta,işyerinde yani kısaca her yerde eğitim düzeyine bakılmaksızın fiziksel ve psikolojik şiddet görmesini mi?
 kız çocuklarının etinden,sütünden,derisinden yararlanmak için eğitim hakkının ellerinden alınıp okula gönderilmeyişini mi?

Bunları görmemezlikten gelirsek kutlayalım, meydanlarda davullar zurnalar eşliğinde halaylar çekelim de çekmesine Olay bu kadar basit değil işte. Göstermelik kutlamalara karnımız tok bizim.

 Aslında bu kısır döngü taaa baba ocağında başlıyor annelerimizin telkinleriyle.Kız çocuğu öyle yapmaz ayıp,böyle yapmaz günah denilerek baskılanıyor. Erkek çocuğu da tersine erkekler ağlamaz, erkek güçlüdür, erkek yapar ,erkek eder ,aman da oğlumun pipisi var denilerek egolar tavan yaptırılıyor.Kadın baba ocağından koca ocağına (!)geçince hiçbirşey değişmediği gibi fiziksel, psikolojik şiddetin babasını görüyor.

İşyerinde durum farklı mı peki aynı eğitim düzeyinde, aynı şartlarda olursa olsunlar erkek kadından daha fazla kazanıyor ya da terfi sözkonusu ise tercihlerini erkeklerden yana kullanıyorlar ne acı. Kadın fiziksel şiddet gördüğü zaman şikayetçi olsa da durum değişmiyor.Sözüm ona her evde olur böyle şeyler denilerek ,biraz pışpışlanarak,biraz korkutularak* arabulucular(aile fertleri olur, polisler olur anasını satayım(!) bir arabulucu hep olur) işi hallediyor.Kaç kere savcılığa suç duyurusunda bulunduğu halde bu uyarılar dikkate alınmayıp öldürülen kadınlarımız var memleketimde çok dehşet verici. Hala 96 yaşındaki yaşlı annanelere, babaannelere tecavüz ediliyor.**

Hala memleketimde sadece suçu sevmek olan sevdiği adamla evlenen kızlarının töre cinayetleri var . Hala memleketimde bir eşya gibi alınıp satılan kadınlarımız var.Hala memleketimde meclise bakın milletvekili sayısı üçü beşi geçmez. Bu kısır döngünün zinciri bir yerlerde kırılmalı ama nasıl?

Evet zor bir süreç ama hiç olmayacak bir şey değil bence.Eğitimle olmayacak şey yok.İlk eğitim ailede başlar bunu herkes bilir. Bundan öncekiler belki yapmadılar ya da yapmalarına izin vermediler.Bugünün zulmedenlerini de bir anne yani bir kadın yetiştirmedi mi?O nedenle kız erkek farketmezler evlatlarımız geleceğimizdir bizim. Geleceğimize sahip çıkalım ve evlatlarımızı topluma,insana,çevreye, tabiattaki her türlü canlıya duyarlı bir birey olarak yetiştirelim.En azından bunu yapalım diğerleri çorap söküğü gibi gelir nasılsa... yani en azından umut ediyorum

Aman kimse bana dünya kadınlar günü demesin lütfen Göstermelik kutlamalara karnım tok benim.

*Dul kadın etiketi yememek, ekonomik özgürlüğün yok geçinemezsin vs vs gerekçelerle **Aslında Prof.Dr.Orhan Çeker’e (demek sadece öğretimle olmuyor prof olabilir insanda ...neyse)çok sormak isterdim acaba bu babaannemin basma eteğinin köşesi mi açıkta kaldı da tecavüzcü tahrik oldu diye.

Pazartesi, Mart 07, 2011

Alevli Günler

alevli gü

Yazan: Irmak Bahçeci
Yöneten : Yıldıray Şahinler
Dekor&Kostüm: Barış Dinçel
Işık Tasarım & Uygulama: Efe Sümer
Oyuncular: Cem Davran, Erkan Can ,Yıldıray Şahinler,Bahtiyar Engin,Tuğçe Kıltaç

Çocukluğundan bu yana hiç ayrılmamış biri muhasebeci, biri kasap ve diğeri Türk kültürü profesörü olan üç kafadar.Herşey Türkoloji profesörünün kanser olmasıyla ve dört aylık ömrünün kaldığını öğrenmesiyle başlar..Türk profesörü Şamandır ve inancı gereği ateşten geldik ateşe gideceğiz felsefesiyle:) diğer iki arkadaşından öldükten sonra yakılmasını vasiyet eder.Yalnız tek bir engel vardır, şaman profesörünün kimliğinde din hanesinde İslam yazmaktadır ve mevzuat gereği yakılmanın önünde bu hane engeldir.

 Üç kafadarın düzene karşı verdiği mücadelesini komedi tarzında anlatan şahane bir oyun. Başından sonuna kadar enerjisi çok yüksek, çok güzel bir oyundu.Oyuncuların performansları birbirinden harika.Tempo bir an olsun durmuyor. Cem Davran antin kuntin dizilerde oynadığı için nasıl olacak merak etmiştim ama adam müthiş oynadı.Oyunun konusu,dekoru, oyuncuların performansları vs vs kısacası herşey çok güzeldi .Ben çok beğendim, tavsiye edilir.

Cuma, Mart 04, 2011

Voltran

voltran

Çocukken akşam baban eve gelsin de görürsünüz siz gününüzü tarzı dialoglar bizim evde hiç yaşanmadı.Hatta babam bizim işbirlikçimiz bile sayılırdı, anneme karşı voltranı oluştururduk hep birlikte.Çevremdeki ailelerin tersine babadan korkarak büyümedik o yüzden, aksine annemden tırstık hep.

Babam Yıldız Porselen de çalıştı yıllar yılı ,orada çalışmanın da verdiği bir zaafla acaip bir vazo, tabak, kül tablası, saat koleksiyonu vardı, çocuklar için inanılmaz bir ganimet olandan hani...Vazo mu kırdık hemen baba aranırdı işten.
-baba biz şey yaptık
-ne kırdınız söyleyin
-lacivert el işi vazo yani üzerinde şu şu çiçek modeli bulunan
-ne onu mu buldunuz bari baskı olanı kırsaydınız neyse hallederim ben
-ama çaktırmadan getir eve

Anne ilk etapta zilyon tane vazonun içinde kırıldığını anlamazdı bizde hemen yerine koyardık da koymasına toz alacağı zaman nasıl anlıyorsa anlardı .Bu vazo yeni, vazo mu kırdınız siz.Gak guk ederdik ama iki dakika sonra itiraf ederdik. Artık yeni olmasından mı ,parlak durmasından mı vazoyu işleyen kişinin imzasından mı bilinmez o bir sır bizim çözemediğimiz bir sırdı anlardı annem hayret ederdik. Sonra akşam babamla tartışırdı bu çocukları böyle sen şımartıyorsun, senden yüz alıyorlar diye.Çocuk dediğin babadan korkar yokkk ama sen gelince bunlar daha çok delleniyor derdi, dellenirdik de çünkü keith(voltran baba) bizim yanımızdaydı.

Hiç mi şansımızın yaver gitmediği durumlar olmadı, oldu elbet olmaz mı? Annem bir gün bize yemek hazırlardı x abla çağırmış yardıma ihtiyacı varmış siz yemeğinizi yiyin, kaldırın ben gelirim birazdan dedi.Galiba o dönemler ortaokula yeni başladım yani galiba ,hafızamı zorluyorum ama ı ıhh zamanı hatırlayamıyorum.Masada yemeği yedik, tepsiye iki yemek tabağı bir salata iki de kase koydum elime aldım ki ablama çemkirdim neden ben topluyormuşum diye.Çünkü ablam beni acaip kullanırdı köle gibi çalıştırırdı.Tepsiyi aldım onun eline verdim sen getir mutfağa sen hallet dedim.Yok dedi söz bir daha ki sefere ben halledeceğim bu sefer de sen getir. Olmaz inanmam dedim benim elimde tepsi bu sefer o bana ben ona artık kaç kere öyle yaptık bilmem iki tarafta karşı taraf tutuyor zannetti tepsi ortada kaldı şangur şungur bir ses ile.Eyvahh annemin yemek takımı bozuldu .

Babanın işyerinin numarası zaten hafızada.
-Muzaffer beyi bağlar mısınız?
-Ayla sen misin
-X amca sen misin( X amca bekçi o gün onun nöbeti var ve aynı memleketteniz)
-evet evet napcan babanı ne kırdınız yine
-bir şey kırmadık bir şey söyleyeceğiz sonra babama dedim ki hani beyaz tabakların üstünde (galiba) pembe çiçek deseni olan hani şöyle böyle olan dedim babam demez mi onlar artık üretilmiyor.

Ablamla zılgıt çekmeler,vara viro demeler, iki el dizde dövünmeler .... Çöpe attık tabakları annemi bekliyoruz kaderimize razı bir şekilde ama gel gör bizi süt dökmüş iki kedi.Evde bir sakinlik hakim insan evlatlarını tanımaz mı ,çaktı köfteyi ama bizden itiraf yok henüz. Sonra çöp atarken görmüş ee bastı tabii fırçayı. Çok sonra anladık ki annem bize birşeyler kırdık diye kızmazmış dolap çevirdiğimiz içinmiş hepsi, ee birde dikkatli olmadığımız için de var bir kuble tabii.

Ben evlenene kadar babasının kızı, ablam size annesinin kızı idi. Sen bir yana dünya bir yana derdi ,zaten babam sevgi sözcüklerini ne bizden ne annemden esirgemedi hiç.Hep merak ederim acaba ablama da der miydi? Bence derdi:)Evlenince bir şey oldu ,bazı olaylara farklı pencerelerden bakmaya, annemi daha çok anlamaya ve hak vermeye başladım.Zamanla ben annemin kızı ablam da babasının kızı olmaya başladı.Hatta annesi kılıklı bile dedi babam bir keresinde.

 Babam özel günlere de önem verirdi. Mesela sevgililer günününde anneme, ablama ve bana gül getirirdi, bazen tek renk ,bazen farklı renklerde aşkı temsil ettiği için kırmızı gül annemin olurdu:) Eylül ayında evlendim, 14 şubatın ertesi günü babamlara gittim evde iki tane gül vardı, hani benim çiçeğim dedim ,babamda ne çiçeği ARTIK çiçeği sana senin sevgilin alsın dedi. Evdeki herkes kahkaha atarak gülüyor ama ben ama ben şok geçirmiştim.Evet hatırlıyorum belli etmemeye çalışmıştım , boğazım düğümlenmiş ,sıcak basmıştı o an ki duygularımı şu an kelimelerle anlatmam mümkün değil ki... Aklımdan neler geçiriyorum bir bilseniz neden böyle oldu diye.

artık ben babam için dış kapının dış mandalı mıydım?
ya da ne bilim kütüğümün daha önce adını sanını hiç bilmediğim köylere gitmesi sebebiyle miydi?
babamın soyadını bıraktım ondan mıydı?
 ya da Erol belki kıskanır diye miydi?
acelen yok ,hemen evlenme demişti, acaba bana mı kırılmıştı?
şimdi benim bir tarafım el mi olmuştu?

Biri şimdi bana bu blogda yazı yazma çek git dedi ya işte daha çok yazasım var hatta bıraksalar akşama kadar bile yazabilirim. Tuhaf hissediyorum kendimi eviminin kapısı var iken penceresinden girmek zorunda gibi işte ben bunu hazmedemiyorum. Aslında bu zihniyete çok güzel methiyeler düzebilirim de düzmesine ama terbiyem müsait değil.
Hem on yanım el olsa ne yazar babam desem yeter yanımda biter:)

Perşembe, Mart 03, 2011

Üçüncü halin imkansızlığı- İnadına yazmaya devam etmeli

Annem eve misafir geldiği zaman tanımlayamadığım bir cisme dönüşür. O kadar gerilir ve gerer ki ...Yok misafir sevmemesinden değil elbet, mükemmelleyetçiliğinden kaynaklanır.Düşünüyorum da bekarken gerçekten peygamber sabrı varmış bende de bu kriz anlarını kolayca atlatabiliyormuşum.Artık yaş ilerliyor ve krediler*yavaş yavaş tükeniyor ,eskisi değilim artık yani sabrım maalesef hiç yok

Daha önceden İstanbul da yaşayan sonra iş sebebiyle Kayseri’ye taşınan arkadaşlarımız geldi dün(Çarşamba), pazara kadar bizdeler. Erol onları havaalanına almaya gitti bizde evde kaldık hazırlıkları tamamlamak için.Kendi misafirleri olmadığı için herhalde annem çemkirmez bana dedim ama ne kadar çok yanılmışım. Bir yandan Eray’ın çekiştirmeleri bir yandan annemin gerginliği imdattt dedirtti bana.

Gece 23,00 bizde olacakları için biliyorum yemek yemezler ama yinede çalıştığım için ertesi güne yemek yaptık birkaç çeşit, geldikleri zaman çayın yanına börek veririz diyerek ıspanaklı börek ,kek yaptım ama nasıl bir sorun ,sağ bacağıma yapışmış bir tontalak ile..Geldiğim gibi mutfağa girdim ve hiç çıkmadım

-ayla yukarıdaki çamaşırlar toplandı mı?(aslında topla demek istiyor,toplanmadığını bal gibi biliyor)
-yok anne henüz toplamadım(hanımiğnesi annesini avucunun içi kadar biliyor da bilmemezlikten geliyor)
-hıııı toplamışsındır diye düşündüm
-hanımiğnesi ya yukarıdadır ya aşağıda, ya yemek yapıyordur ya çamaşır topluyordur bunun üçünçü bir hali yoktur
-ne diyorsun sen
-ben demiyorum anne aristo diyor
-iyice saçmalıyorsun artık,delirdin sen delirdin
-delirtildim ben delirtildim

bir an sessizlik biliyorum ki anne gergin , çamaşırlara taktı ve rahat huzur vermez hanımiğnesine. Ertesi gün pişmek üzere hazırlanan izmir köftesi dolaba atılıp sebze niyetine karnabahar fırına verilir. Çamaşırları toplayıp mutfağı öyle temizleyeyim bari yoksa annem yer bitirir beni denir Aşağıdan yukarıya bağırır anne

-aylaaa mutfak temizlendi mi, süpürüldü mü?
-anneeeeeeeeeeeee
-bak kızım sen beni hep yanlış anlıyorsun,arkadaşların evde ne kadar pis demesinler
-ancak senin arkadaşların der bunu benimkiler demez, bizim jenerasyon emin ol çok rahat anne çokkkk mutfağa girer hanımiğnesi,anne rahat durur mu?

-aylaa banyo havlularını değiştirdin mi?
-değiştirmeceğim işte -ayla banyo silindi mi ?
-silmeyeceğim işte
-ayla böreğe baktın mı?(salonda erayla ilgileniyor salondan bağırıyor)
-yansınnnn bırakk

Gece boyu Allah için can ciğer kuzu sarması gibi çok güzel anlaştık annemle Misafirlerimiz tahmin ettiğimiz gibi 23,00 geldi .Arkadaşlar gelince annemin gerginliği geçer gider ama başka bir şey başlar. Kaşları, gözleri oynatmaca ve hanımiğnesini o şekilde taciz etmece...Daha adam çaydan son fırt alıp çay tabağına koymasıyla geçen salisenin onda biri zamanda gözler yuvalarından çıkarcasına işaretler başlar, çayı doldur şeklinde.İnsanların karşısında el pençe durmamı bekler . Bazen görürüm bazen görmemezlikten gelirim işaretlerini.Görmezden gelirsem bu sefer de hafif hafif öksürerek uyarmalar başlar.Yine tınlamazsam yalnız bir yerde yakalarsa beni vay geldi başıma, akibetimden endişe ederim.

 Ama yinede bilirim annem benii çokkk sever, bilirim iyiliğimi ister.Böyle zamanlarda huysuzlukları var elbet olsun o kadarcıkkkk kusur kadı kızında da var..Allah eksiklikleri hiç hissetirmesin inşallah . Bu akşam için dua edin bana

 *Sene 2002 şu an çalıştığım yerde başlamışım işe.Eften püften bir sürü sıkıntı ile geliyorum eve. Herşeyi sıkıntı ediyorum aslında işimi sevmiyorum o yüzden herşey batıyor bana. Bir gün babam dedi ki Ayla hanım çok gençsin daha ,böyle şeyler için hayata dair kredini tüketirsen gerçek anlamda sorunlarla karşı karşıya gelirsen ne yapacaksın.Bu sorunlarla başetmek için hanende kredin kalmayacak. O nedenle kredini ne için tükettiğine dikkat et demişti.Daha az şikayet eder olmuştum hatta babamın dediği gibi işyerindeki sorunları evin kapısındaki paspasın önünde bırakıp eve girmiştim girmesine de o zamanlar ne demek istediğini sonraki zamanlarda hissederek anlamıştım.Allah sana da çok uzun ömürler versin bilge adamım.

Çarşamba, Mart 02, 2011

Neden şimdi

Üzgünüm hem de çok üzgünüm. Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi üzgün,kırgın, ve sessiz. Sabah işe geldiğimde ‘bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir yazısını görünce gözlerime inanamadım. Evet mahkemenin böyle bir karar verdiğini biliyordum da bilmesine ama yine de bir umut vardı içimde. Yok kapatamazlar yahu kendini bilmez üç beş kişi için bunu yapmazlar diyordum.Halbuki ne kadar çok yanılmışım yaptılar işte.

Zaman geçtikçe üzüntümün yerine öfke aldı aynı ortaokulda hissettiğim öfke gibi.Bir beden eğitimi öğretmenimiz vardı hiç sevmezdim kendisini çok antipatik bir adamdı.Bir kişi hata yaptı diye sıra dayağına çekmişti bizi,hepimize birer tokat atmıştı hem de en Osmanlısından. Başkasının hatası için dayak yemeği uzun müddet içime sindirememiştim .Bugün aynen öyle hissediyorum sıra dayağına çekilmiş bir öğrenci gibi.

Evet birçoğunuz gibi o kadar emek harcayıp biriktirdiğim anılarımın uçmasına içim elvermedi ve wordpresse aktardım yazılarımı ne olur olmaz diye.Bir gün ablam bir kabahat işledi annem kimin yaptığını bilmiyor , çok sinirli ablam vınn diye kaçtı herzaman ki, ben dimdik karşısında duruyorum annemin o kadar da küçüğüm ki. Annem bana vurdu çünkü çok sinirli, ablam ise annem yatışana kadar gelmedi. Annemin sinirleri yatışınca durumu öğrendi’ ee güzel kızım neden ben yapmadım demedin ya da neden kaçmadın ablan gibi ‘dedi. Ben suçlu değildim ki neden kaçayım hem sen mi yaptın demedin ki dedim .Wordpresse girerken bugün aynen öyle hissettim. Ben suçlu değilim, neden buralara sığınayım ki.

Yalan yok denedim ama gerçekten denedim. Wordpresse girdim uzunca baktım sayfaya, inanılmaz üşüdüm, çok soğuk geldi bana. Hani bir eve misafirliğe gidersiniz de yardım etmek için mutfağa girersiniz ya ...Her zaman yaptığınız işleri ilk defa yapıyormuşsunuz gibi eliniz ayağınıza dolanır ve kendinizi bir tuhaf hissedersiniz.Hah işte tam da öyleydim ben o sayfada.Yabancı bir evin yabancı mutfağına girmiş gibi ...

Neden dedim neden şimdi.Tamda kendimi artık buralara ait hissediyorken neden şimdi. Çok eskiden blog açmama rağmen yazmadım, yazmayı sürdürmedim çünkü kendimi ait hissetmiyordum .3-5 ay önce herşey değişti. Düzenli yazmaya başladıkça izleyicilerim-izlediklerim oldu, yazılarıma ses verenler yazılarına-ses verdiklerim oldu, acılarıma ortak olanlar-acılarını içimde hissettiklerim oldu, komik yazılarını karnım ağrıyana kadar güldüklerim oldu, vay be yetenek budur işte dediklerim oldu....neden şimdi.

Öğlen tatilinde arkadaşlarımla şirketin kafesinde buluşur bir kahve içer onlara şebeklik yapar eğlenirdik hep birlikte. Daha geçen gün dememiş miydi Ayla artık hiç gelmiyorsun buralara seninle sohbet etmeyi özledim diye.Gak guk etmemiş miydim, şey öğlenleri biraz yoğun oluyorum gibi diyerek lafı geçiştirmemiş miydim. Öğlen tatillerimi artık benimsediğim insanların hayatlarına kendileri izin verdiği ölçüde ortak olmayı seçmemiş miydim .Neden şimdi.

Yazımı word sayfasına yazdım, şirketin başka bir bilgisayarından giriş yapabiliyorum ne saçma di mi oradan aktaracağım.Sitem yöneticisine de gidip şey ben bloguma giremiyorum da numarayı değiştirebilir miyim de diyemem çünkü kendisi şirketin Genel müdür yardımcısı olur.Evden yazamam çünkü oğlumun hakkına giremem zaten annesini özleyerek geçiriyor tüm gününü. Böyle sürdürüp sürdüremeyeceğimi bilemiyorum.

Salı, Mart 01, 2011

Dokunma hayallerime

DOKUNMA BLOGUMA

Dokunma evime!
Dokunma anılarıma!
Dokunma özelime!
Dokunma hayallerime!
Dokunma geçmişime ve bugünüme!
 Dokunma terapi merkezime!

Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, yani hanımiğnesi hiç düşünmeden koyarım tepkimi.Anlıyor musun? Tepkimi koyarım ve dönüp arkama bakmam bile.
http://hanimignesi.wordpress.com/

Bizim evin erkekleri

tüm pis işlerini bana gördürür.Mesela küçük bey burnunda pislik mi var anneee öğğ öğğğ al al der inanılmaz iğrenir ya da kaka mı yaptı anne üfff der elini sallayarak koşar yanıma. Büyük bey mi? onu birazdan anlatacağım.

 fenerbahçe5

Cumartesi sinemaya gidelim dedi Erol ama önce onu ben dürttüm itiraf ediyorum.Uzun zamandır beklediğim ve uzun zamandır kendim için gitmek istediğim bir filmdi. Son zamanlarda bakıyorum Erol daha vizyona girmeden bak bu filme gideriz diyor benimkilere sıra gelmiyordu, bir de zevkler bu kadar mı farklı olur o da ayrı bir yazı konusu.

Bazen evde de olur bana beklediğim bir film, bir program varsa öyle içine girerim ki çevrem de ne olur ne olmaz hiç duymam o ara. Annem, kayınvalidem beş kere seslendik gerçekten duymadın mı der şaşkınlıkla bakarlar bana .Film başladı yine öyle oldu aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor modun da tüm çevremle olan bağlantımı kestim, o an zaman mefhumu hak getire. Galiba 20-25 dakika sonra olmalı Erol’un dürtmesiyle bulunduğum ortama dönüş yaptım.

 -Ayla baksana yanımdaki kadınlar çok konuşuyor, filme konstare olamıyorum
-öyle mi hiç dikkat etmedim
 -hiç susmadılar ki, bir şey desene şunlara (maşa hanımiğnesi)
-senin dilini kedi mi kaptı hem sen neden uyarmadın bu kadar rahatsız olduysan.
-uğraşamam
-beni biliyorsun di mi Erol
-biliyorum Allahım yok tekrar geçiş yapamıyorum filme ,o kadar çok konuşuyorlar ki kulaklarıma inanamıyorum.

Neyse bir süre sonra ara oldu,Erolla konuşuyoruz. 40- 45 yaşındaki dört kadın eğer bu saate kadar sinema da sessiz durmaları gerektiğini öğrenememişlerse bu saaten sonra ben öğretmem Erol ,eğer birşeyler demem gerekiyorsa hanımlarrrr hamama lüften der konuyu özetlerim hem saygısızlığa hiç gelemem biliyorsun beni dedim

Film başladı herşey aynı filme dönemiyorum kadınlar vır vırrrr vırrr konuşuyor, koltukta doğruldum derin bir nefes aldımm Erol çaktı davayı hemen yana döndü lüften biraz sessiz olur musunuz? filmi izleyemiyoruz dedi,tanıyor çünkü yumuşak huylu(!)karısını...Tamam haklısınız dedi ve böylece filmi izlemeye devam edebildik Allah razı olsun kadınlardan.

Sinema çıkışı aklıma geldi yahu bu kadar ne konuştular öyle. Filmdeki kadınları tartışıyorlarmış estetik mi yaptırmış şurasına, saçının rengi şöyleymiş, kilo vermiş vs vsss. Aaaa inanmıyorum dedim Nina’nın psikolojik çöküntüsünü tartışıyorlar olsa anlayacağımda konuların böyle olduğunu bilseydim kesin Hamama lüften hanımlar derdim.

*Akşam elektrikler kesilmiş bloglar hakkında konuşuyoruz Erol'la.Ayla sinemadaki kadınları da anlatsana dedi,anlatırım da anlatmasına sana da çakarım ama:) Blogu açtığımdan beri kocacığım benden birşey istemiş yapmam mı ama:)