Cuma, Haziran 27, 2014

İş çıkışı park

Dün iş çıkışına yakın Eray geldi işyerime. Dedesi yaz okulundan almış biraz anneye uğrayalım demiş. Bu arada servise vermedik tontalağı. Üç kişi aralarında paslaşıyor çok şükür. İçin çok rahat. 17.10 da anneannede oluyor. Servis olsaydı 18.30 dan önce eve giremeyecekti. Biraz yanımda oturdu resim yaptı. Gitme vakti gelince de arızaya bağladı. Ben daha yeni geldim diye ağlamaya başladı. Tabi götüreceğim yerden habersiz. 
 
Çalıştığım yerde birden fazla çocuk parkı var. Lakin bir tanesi var ki pek keşfedilmemiş. Sessiz, sakin ve huzurlu. Eray parka gideceğimizi duyunca sustu. Başladık yürümeye. Sonra ilk fotoğrafta olduğu gibi birden durdu. Ne oldu Eray'cım neden durdun dedim
 
Yazık bu merdivenleri yapmak için ne kadar çok ağaç kesmişlerdir
 

dedi.Sonra neyse ki hepsini kesmemişler diyerek koşarak yoluna devam etti. Havayı içine çekti. Ne güzel bir doğa değil mi bu annecim dedi. Benim çocuğumdan galiba öğreneceğim çok şey var


Parka girdik nerede oynayacağını şaşırdı. Sonra tek tek hepsini denedi.


Sıra dengede durmaya gelince ayakta durmakta zorlandı. O tahtalar bastıkça sağa-sola sallanıyor. İlk etapta başaramadı. Anneannecim sizin ne biçim bir belediyeniz varmış baksana nasıl bir şey yapmışlar dedi. Sonra da ekledi ıhhh Ortaköy belediyesiymişmişmiş... Çareyi emeklemekte buldu. Sonra yavaş yavaş ayağa kalkıp tamamladı.


Gitme vakti gelince sorun çıkarmadı galiba yoruldu. Anneanneye geçip bir güzel yıkandı.


Kaç gündür taslakta duran başka bir yazı var. Ama bir türlü tamamlayamadım. Galiba sıcaklar beni de vurdu :)

Perşembe, Haziran 26, 2014

Fıkra gibi diyalog



Baba-oğul akşam kavga etmiş ikisi de sinirli girdi odaya. İkisi de birbirinin yüzüne bakmıyordu, küsmüşlerdi. Barış elçiliğine soyunayım dedim. Aaaaa küslüğü bırakın artık ama hadi barışın dedim. Erol konuşmaya başladı.

Senin oğlun bana ne dedi biliyor musun? sen kötü bir babasın

Eray hemen savunmaya geçti.

Sen kötü bir baba demeseydim de hayvansın mı deseydim ha havyan mı deseydim o zaman daha çok kızardın bana.

Ben kim barış elçisi olmak kim bu tontalak karşısında. Sustum.


Not: Eray yaz okulunda çizmiş. Resimdeki etekleri zil çalan kişi tabi ki benim ve apartmanımız. Pencerelerini sarıya boyamasının sebebi de güneş camlara vuruyormuş:)

Salı, Haziran 24, 2014

Ejderhamı Nasıl Eğitirim 2

21/06/2014 Ejderhamı nasıl eğitirim 2 -Metrocity
 
Cumartesi yüzme sonrası anneanneye kahvaltıya gittik. Kahvaltıdan sonrada Eray'ın uzun zamandır istediği filme girdik. Ejderhamı nasıl eğitirim 2.
 
Ben önce haftaya gideriz diye ısrar ettim.Devam filmi olduğu için birinci filmi seyretmemiştik. Bu akşam gideriz eve mısır patlaklarımızı da alırız yanımıza birincisini seyreder haftaya da ikinci filme geliriz dedim. Yok dedi adam. Bir şey olmaz ikinciyi seyredelim dedi. Sonrada aslında küçük beyin okulda birinci filmi seyrettiği ortaya çıktı. Hain köfte dedim içimden. Tabi bir şey olmaz kendi seyretmiş.
 
İlk defa o sinemaya gittik, acaba güzel midir diye sorgularken bir de ne göreyim ikili deri koltuklar, dev ekran, klima tam kararında.Beklentimin çok üstündeydi salon. Rahat ettik. Eray ikili koltuğa gidip fotoğrafta görüldüğü gibi yayıla yayıla seyretti. Bende ayaklarımı bağdaş yaptım koydum mısırımı da üstüne. Vallahi evde bu kadar rahat edemezdik.
 
Film Vikinglerin ejderha yarışları ile hızlı bir şekilde başladı. Ve tempo film boyunca hiç düşmedi. Arada sürprizlerde vardı. Film müziklerini beğendim. Bence dublaj başarılı idi. Sadece filmin sonuna doğru savaş sahneleri vardı. Sözün özü ben filmi çok beğendim, tavsiye ederim.
 
Normalde film sonunda tontalağa ben sorarım nasıl buldun diye.Sormama fırsat bırakmadan 'annecim harika bir filmdi' dedi. Anlayın filmi ne kadar çok beğendiğini.
 
Bu aralar sadece sinemaya gidebiliyoruz. Aslında yapacak çok etkinlik görüyorum da sabah saatlerinde oluyor. Ve hafta sonu sabah saatlerinde yüzme var programımızda. Neyse ki hafta sonu olarak yüzme bu hafta son. Tekrar eylülde başlayacak. Yani daha çok zaman ayırabileceğiz diğer sanatlara..
 

Pazartesi, Haziran 23, 2014

Kişisel gelişim kitapları

Akşamdan her şeyi hazırlıyorum ki sabah iki ayağım bir pabuca girmesin. Kitabım bitmişti sabah aklıma geldi ayarlamadığım. Koşa koşa yukarıya çıktım. Okunmamış kitapların arasına baktım hangi kitap olsun diye karıştırdım.

Bunun için havamda değilim...
Bunun için psikolojim uygun değil..
Bunun zamanı değil...

Evet evet zamanı değil. İnanırım okunan kitapların bir zamanı olduğuna. Belki de çok seveceğin bir kitabın o kişi için uygun zaman gelmediği için beğenilmediğine. Düşünün 20'li yaşlarda bir kitabı okuyorsunuz ve diyorsunuz ki 'evet güzel ama bir şey eksik. Belki 30'lu yaşlarda okusaydınız o eksik hiç olmayacaktı.

Sonunda Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafetle Gezer'i aldım elime. Arka kapağı okudum aşağıya inmeden önce..

Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.


Yakın zamanda intihar etmek üzere olan bir adamın hikayesini okumuştum dedim kendi kendime lakin her hikaye farklıdır sonuçta diyerek kitabı çantaya attım. Öğle tatilinde çıkardım çantadan. Açık havada, bankta oturmuşum ilk sayfayı açtım.
 
Adam bir adım daha diyor.
 
Her adım attıkça düşünceler, geçmiş hortum gibi adamı içine hapsediyor. Ne kadar çok diğer kitaba benziyor dedim. Sonra aklıma bir soru takıldı. Sahi diğer kitabın adı neydi? Düşündüm, düşündüm, düşündüm bulamadım. Eve gidince bakarım dedim döndüm kitaba
 
İkinci sayfaya geçtim.
 
Bir adım...
 
Varlığım, doğumumdan bile önce başlamış bir yenilgiler dizisiydi. Babam beni kendisini tanımaya layık görmemişti. Annem ona hamile kaldığını söylediği an terk etmişti.
 
Bu adamı da babası terk etmiş dedim. Hikaye ne kadar benzer. Ya neydi bu arada okuduğum diğer kitabın adı? Çıldıracağım taktım. Kitaba tekrar döndüm

Annem, umutsuzluğunu bir Paris barında unutmaya, beni ortadan kaldırmak ortadan kaldırmak niyetiyle mi gitmişti.

Yok artık dedim. Diğer kitapta bu cümlenin geçtiğini o kadar net hatırlıyordum ki... Sonra ortalarını, sonunu karıştırdım. Her cümleyi, kelimeyi yine hatırlıyorum. Ne kadar çok diğer kitaba benziyor dediğim bu kitap aslında diğer kitabın ta kendisiydi. Kitaptaki her cümleyi, kelimeyi hatırlayıp da kitabın ismini hatırlayamamam ise çok endişe verici:)

Kitabı arkadaşım vermişti aslında. Bak beğeneceksin, oku demişti. Kişisel gelişim kitaplarını okumayı hiç sevmem. Bu kitap kişisel gelişim kitabı ama roman tarzında. Üç ay önce okuduğumda şunu düşündüm ben bu kitabı pek sevmedim. Galiba gelişim kitapları için zaman benim için zaman hiç gelmeyecek :)



Uzadıkça kirpiye dönen saç modeli


Bu fotoğrafı görünce ister istemez dedesi kılıklı dedim. Şortun yakası paçası başka yerde. Babamda işten dönünce şortunu aynen böyle giyer, hiç rahatsız olmaz taa ki annem yahu şu şortu artık doğru giy diyene kadar. Saçları da aynen benim babamın saçları. Uzadıkça kirpiye dönen model.

Geçen hafta pazartesi yarım günü saymazsak bugün yaz okulunda ilk günü. Merak ediyorsun hiç bilmediğin bir yere teslim edince. Allahtan ulaşabileceğim epey bir numara vardı elimde. Aradım ilk gün ya bir sorun olup olmadığını merak ettim dedim. Üşenmedi kız gitti yanlarına whatsapptan mesaj yolladı bana. Sorun yok yazdı. Bu fotoğrafı da endişelendiğimiz için aleyhimize delil olarak kullandı. Yüzmeden çıkmış, giyinmiş. İşini halletmiş ya varsın şortun ağzı da başka yere baksın.

Servis sorunumuz var geçen gün hatta yazmıştım. Hafta sonu yattım kalktım hep onu düşündüm. Bugün bir arkadaşa ben nasıl öyle bir hata yaptım dedim. Sen de insansın, unutabilirsin, hata yapabilirsin dedi.

İnsanlar hata yapabilir
Ayla da bir insandır
Ayla da hata yapabilir

Zaten geçmişimi düşündükçe kendimle ilgili hatalarım çoktur benim. Lakin konu Eray olunca kendime yükleniyorum elimde değil.Belki de her şeyi çok düşünmekten. Ya da her şeyi tek ben düşünmemden.

Servis şöförü ile görüştüm cumartesi günü tekrar. Dedi ki Ortaköy'e gelmem 1.5 saat bulur. İnanılır gibi değil. Sabah 1.5 saat, akşam 1.5 saat. Kıyamam. Tanıdık bir kaç taksi şoförü ile görüştük. Herhangi birine de teslim edemem. Çıkış saatinde uzakta bir yerde müşteri bırakırsam ya yetişemezsem dedi. Sorumluluk almak istemedi haliyle.

En sonunda Erol bende dayanamam o kadar saat dolaşmasına üç kişi aramızda paslaşırız dedi. Zaten takmıştı servis sorumlusunun lakaytlığına. İki dede ve bir baba. Bakalım yapabilecekler mi? Hepsi de çalışıyor, hepsinin de mesai saati. En azından deneyeceğiz. Denemeden vermek istemiyorum o servise.

Ha bu arada ilk defa beslenme hazırladım Eray'a. Yani annem hazırlamış ben koydum beslenme çantasına. Öğle yemeği var ama ikindi kahvaltısı yok. Eray çok alışık ara öğünlere. Bugün patatesli sigara böreği ve süt var menüde. Ara öğünlere aslında meyve koymak istiyorum ama anneanne hazırlamış, emek vermiş bize de ellerine sağlık demek düştü haliyle.

Unutmadan not almalı uzadıkça kirpiye dönen saçlara bu hafta sonu bir berber el atmalı. Nasıl da saçları çekti dedesine. Fotoğraftaki mi kim? Hiç bilmiyorum akşam nasılsa öğreniriz galiba arkadaş yapmış kendisine:)

23/06/2014- Geçen hafta yarım günü saymazsak yaz okuluna başladı.


Cuma, Haziran 20, 2014

En sevdiğimden


Bizim evin erkekleri mücveri görünce yüzlerinde güller açar. Tontalak son yaptığımda ayyyy anne en sevdiğimden yapmışsın çok teşekkür ederim demişti.Bu cümle çok hoşuma gitti. Tontalak ismini hep unutur. O yüzden mücverin adı en sevdiğimdendir.

Annecim en sevdiğimden yapar mısın?
 
der ben anlarım. Yaparım yapmasını da sonra tabağı kaçırırım. Mücver konusunda tontalağın da babasının da kararı yok.
 
Fotoğraftaki mücveri çok önceden yapmıştım. Bloga ekleyeceğim aklıma gelseydi daha şekilli daha güzel sunumlu yapardım. Olsun bu da böyle olsun. Doğal, sade, ev hali...
 
Sunum derken eski günlerim geldi aklıma. Yani yemek bloğu olarak yola çıktığım günler. Sene 2007. İşten eve dönmemiz 19.00.Yemek hazırla, ye, kaldır derken saat oluyordu 20.30. Sonra gündüz araştırılmış, karar verilmiş tarifin uygulanması. Malzemelerin hazırlanması. Erol'un tepemde hadi ne zaman hazır olur diye beklemesi, söylenmesi. Rahat 22.00 bulurdu pişmesi.
 
Ağzının suyu akan Erol tadına bakmak için öne atılırken ben tarifi korumaya alırdım. Daha bunun fotoğraf çekimi var. Söylenirdi, tartışırdı. Işık o saatte her zaman yetersiz olurdu. Bir de fotoğraf çekmenin tekniğini bilmediğinde eklenirse. Elli pozdan fazla çekerdim.
 
Çekim işi bitince yapılan tarifin tabaklara bölüştürülmesi işine geçerdim. O zamanlar aile apartmanında otururdum yaptığımı dağıtırdım.(saat 23.00 de falan)Erol en çok bu kısmına uyuz olurdu. Bize bir şey kalmadı, bize bir şey kalmadı der dururdu. Evde tutmazdım yaptığımı. O zamanlar form tutmak diye bir şey vardı hayatımda. Kıyamam Erol'da bundan payını alırdı.
 
Her akşam merdivenlerden çıkarken bir kapı aralanır, Erol'un amcaları 'yenge bu akşam ne yapacaksın ' diye sorardı. Asla söylemezdim. Sürprizi bozmazdım.
 
Sonra işi genişlettim. Yaptığım kek, kurabiye ise işe götürmeye başladım. Bir gün teknisyenlerden biri ' Ayla hanım kurabiye yok mu' diye sorduğunda dur çekmece de olacak dediğimde namımın işyerine yayıldığını anladım. Güzel yapar mıydım o tartışılır tabi.
 
Sonra bu tarif işi birden bıçak gibi kesildi. Önceleri kimse nedenini anlayamadı. Aslında çok geçerli bir sebebi vardı. Ben tontalağıma hamileydim. Ve kokulara hassasiyetim had safhadaydı. Zaten rahat 3.5 ay midemde yediğim hiç birşey durmadı. Yemek bloğu rafa kalktı. Sonrası malum.
 
Bir mücverin ettiğine bak nerelere götürdü beni. Tarife geçelim değil mi artık. Çoğu şeyi ölçüyle yapan ben mücveri göz kararı yaparım. Fena da olmaz hani.
 
-Küçük ise üç kabak, orta ise iki kabak
-Taze soğan
-Maydanoz
-Dereotu(genelde bizim evde olmaz, olursa eklerim)
-Un
-1 yumurta
-tuz
-Baharatlar (artık ağız tadına göre değişir)
- Az biraz kabartma tozu( ben bazen atarım, bazen atmam)
 
Kabaklar soyduktan sonra rendelenir. Suyu sıkılır. Yeşillikler ,baharatlar ve en son un eklenir. Cıvık ise un takviyesi yapılır. Kızgın yağda kızartılır. Bu kadar kolay. Yoğurtla servis edilince de yemede yanında yat.
 
Ben mücveri yoğurtla yemeye bayılırım. Tontalak ise yoğurdu asla bir yemeğin üzerine koymaz. Ayrı bir kasede yer. Karıştırmayı sevmez. Herkesin bir ağız tadı var.
 
Bizde mücver sezonu açıldı. Kayınvalidemin bahçesindeki kabaklar olmaya başlamış. Bu hafta iki kocaman kabak getirdi. Tazen soğan, maydanozda bahçeden. Hemen bir mücver yapıldı, bu yaz daha da yapacağa benzer. Her zaman söylerim hep söyleyeceğim  Allah ağız tadıyla, sağlıkla, huzurla yemeği nasip etsin, bu da bize yeter. 

Perşembe, Haziran 19, 2014

Yalnızlığın Allah'a mahsus olduğuna karar vermiş olmalılar ki


Karne hediyesi olarak babası akvaryum söz vermiş. Akvaryum sipariş verilmiş, her şey hazırlanmış 'Ayla akvaryumu nereye koyalım' diye sorunca haberim oldu. Baba-oğul bu aralar çok işler karıştırıyor.İşlerine karışacak olursam hatta tontalak 'sen bizim baba-oğlumuza karışamazsın' bile diyor.

Aslında iyi de oldu. Mimo'yu o küçücük fanusun içinde görünce yüreğim daralıyordu. Akvaryum kuruldu, Mimo yeni evine taşındı bir görseniz nasıl yüzüyor. Benim hiç balığım olmadı bilmiyorum ya da tamamen psikolojik sebeplerden ötürü Mimo'nun sevinçten deliye döndüğünü bile düşündüm. Uzun evet çok uzun bir süre Mimo'yu seyrettim. Sonra da iyi ki bu akvaryum alınmış dedim.

Akvaryum alındı Mimo mutlu biz mutlu şeklinde işten dönerken 'Ayla sen Eray'ı hemen hazırla saat 20.00 de kapanıyor orası' dedi.Neresi kapanıyor, nereye gidiyorsunuz, aloooo.. Pet shop'a gidip Mimo'ya arkadaş alacaklarmış. Baba-oğul yalnızlığın Allah'a mahsus olduğuna karar vermiş.

Eray bizi kapıda bekliyordu beni görünce üzerime atladı. Babaannesi Ayla bugün akşam olmadı balık alacakmışsınız ya dedi. Gel buradan yak şimdi babaannede biliyor konuyu. Evde artık her şeyi en son ben öğreniyorum. Performans yerlerde anlayacağınız.

Baba-oğul gittiler turuncu bir balık ile geri döndüler. Ha birde derecede almışlar. Suyun sıcaklığını ölçeceklermiş. Daha öncede suyu temiz olsun diye bilmem ne, havalandırması(adı ne bilmiyorum), dekoru, çalısı-çırpısı, taşı-toprağı, onu bunu derken resmen mimo'nun yerini saraya çevirmişlerdi. Derece de son damla oldu. Benimle bu kadar ilgilenmezsin, benim rahatımı bu kadar düşünmezsin dedim Erol'a.Vallahi de dedim kendim bile ağzımdan dökülen bu laflara şaştım. Sonra 'kıyamam hanımiğnem sana da, gittin sen Mimo'yu mu kıskandın diye kendimi teselli ettim.

Eee ismi ne olacak diye sordum.Eray çan onun adı dedi. Çan mı ne alaka, nereden geldi aklınıza. Babası koymuş ismi. Japon balığıymış ya Chen isminden Türk ismine çevirmişler ve çan olmuş. Uyuzluğum tuttu. Zaten her şeyi en son duyuyorum ve tüm ilgi balıklarda ismini beğenmedim dedim. Hoş babaannede bana katıldı bu konuda. Valla ben çan man demem. Düşünün sabah uyanmışım    'günaydınnnn çannnnnnnnn' dediğimi. Hayır olmaz, olamaz

Bu benim huyumdur. Eray'ın ismini koyarken bile böyle yaptım. Harıl harıl isim arıyoruz. Erol bir sürü isimle geliyor. Elim koca göbeğimde

Ertuğrullllllllllllllll oğlum zıplama
Süleymannnnnnnn beni yanına getirtme
Fatihhhhhhhhhhh beni bağırttırma

şeklinde kombinasyon yaptım ve Erol'un önerdiği isimleri bir yere oturtamadım. Hoş yine onun istediği oldu. Her ne kadar ortak dese de aslında onun fikri. ERol dan ER 'i aldı , AYla dan Ay 'ı aldı ve taaaa taaaa tammmm  karşınızda ERAY.. Önerdiği birçok isimden daha çok içime sindi

Erayyyyyyyyyyyyyy aşkımmmmmmm

Güzel oldu güzel.Neyse yine konuyu dağıttım. Eray'ın da içine sinmemiş olacak ki 'annecim ismi Altın olsun mu' dedi. Altın rengine benziyor ya oradan geldi aklıma diye de ekledi.

Altınnnnnnn nasılsın, günün nasıl geçti kuzummm


Hımmm güzel gibi dedim. Babaannesi çandan iyidir dedi.3-1 oy ile ismini Altın koyduk. Altın ile Mimo'yu tanıştırdık yalnız bir sorun var Mimo Altın'a hiç rahat vermedi. Gıcık oldum tüm akşamım onları seyretmekle geçti. Sabah kalkar kalkmaz baktım sanki birbirlerine alışmışlar gibiydi.

İşte böyle ailemiz her geçen gün büyüyor ve baba-oğul'un bu büyümeye her gün daha çok katkı sağlayacağını düşünüyorum. Yani bu film burada bitmez arkadaş.

Salı, Haziran 17, 2014

Atağımız gelmiş

İki çiçek arasında bir böcek

Pazartesi sabahı ben hasta değilim benim yüzmeme engel olamazsın annecim diye bana bağırdı tontalak. Ateşini ölçtüm ateş yok.Durumu da iyi görünüyor ilk gün yaz okuluna babasıyla gönderdim. Gönderdim ama bir de bana sorun içim içimi yedi.

Erol bekledi bir buçuk saat falan. Ayla zaten içeri almıyorlar hiç birşey göremiyorum dedi ve işe geçti. Allahtan yaz okulu Erol'un işine çok yakın. Sabah ilk olarak yüzmüşler. Kendi hazırlanmış benim kuzum.

Saat 11.30.Daha fazla dayanamadım aradım okulu, durumunu merak ettim. Telefona çıkan kişi yüzdüler, şimdi de sahadalar beni birazdan arar mısınız dedi. Aradım. Yüzme bitene kadar gıgını çıkarmamış, yüzme bitince kendimi iyi hissetmiyorum demeye başlamış. Erol hemen okuldan aldı.

Nasılsa doktora gideceğiz Ayla fazla beklemeyelim ben Eray'ı doktora götüreyim, randevu işini sen hallet dedi. Hallettim. Aslında ateş çok yükselmiyor 37.5-38.00 civarı. Ben klima çarptı falan sandım. Doktor kontrol etti, biz telefonda konuştuk. Bu arada Eray doğduğundan beri bensiz doktora gidişinin ikinci seferi.

Atağımız gelmiş. Yani Pfafa. Ateş çok yükselmedi bu sefer ya ondan anlayamadım dedim. Annesi büyüyor hastalık büyüdükçe şiddeti azalıyor dedi. Zaten 7-8 yaş civarı tamamen geçer demişlerdi. Yani inşallah. Tarihlere baktım en son atağını 20 şubatta geçirmiş. Büyüdükçe ateş araları da açılıyor çok şükür.

Reçeteye ilaçları yazdı ama ateş 40-41 lere çıkmadıkça ilacı vermeyeceğiz dedi. Antibiyotik kullanmıyor zaten bu hastalık da işe de yaramıyor. Prednol kullanıyorduk(kortizon). Aslında bu ilaç da tedavi yöntemi değil. Sebebi bilinmiyor o ilaç ateşi kesiyor ve ateş aralığını uzatıyor. Şu an beklemedeyiz. Kendileri çok masum değil. Allahtan bir yıl içinde sadece üç kere kullanmışız.

İlk Pfafa olduğunu öğrendiğimde verdiğim tepkiyi hatırlıyorum da.13 Ağustos 2010 tarihinde Pfafa ocağımıza bomba gibi düştü yazmışım. Ağlamıştım. Bana kızmışlardı. İnsanlarda ne hastalıklar var demişlerdi. Doğruydu da. Allah dermansız hastalık verip de derman aratmasın. Ama bende anneydim ya.

Adını sanını duymadığım bir hastalık, sebebi bilinmeyen bir hastalık, kendiliğinden 4-8 yıl içinde geçeceği söylenen bir hastalık. Bakmayın hastalık seyri şimdi hafif seyredebilir ama 3 yaşında çocuğumun canını okuyordu. Ben anneydim ya.Telaş etmem, kaygılanmam, üzülmem hatta ağlamam ilk öğrendiğimde doğal değil miydi?

Ha birde hangi modeller vardı biliyor musunuz? Ateşle uğraşıyoruz ne ettiniz de çocuğu yine hasta ettiniz diyen insan modeli. Ahh bir bilseler. Ünlü üstad, yazar, çizer Sezen Aksu'nun dediği gibi ben  tontalağımı pamuklara sarmalar sarardım. Gözümden sakınırken onu hasta etmek. Ben anneyim ya onu nasıl hasta ederim.

İlk şok geçtikten sonra tabi ki öğreniyorsun hastalıkla yaşamayı. Önceleri anlamıyorsun. Yahu şimdi ateş soğuk algınlığından mı, Pfafadan mı yoksa başka bir şeyden mi? çok bilirim kağıt kalem elime alıp hesap yaptığımı haaa atağımız gelmiş olmalı dediğimi. Doktor zaten bakınca anlıyor boğazının durumundan. Tahlil vermiyor. Verse ne yazar tahlilde bir şey çıkmıyor ki. Sadece CRP denen şey yüksek çıkıyor o da herhangi bir şeyden yüksek çıkmış olabilir. Alıştık, hastalığı tanıdıkça güçlendik. Ben anneyim bu arada çocuğum için nasıl güçlenmemeyim:)

Şükür şu an durumu iyi. Evde dinleniyor. O ısrarcı hasta değilmiş, yüzmeye gidebilirmiş. Göndermedim. Ben anneyim ya ben daha iyi bilirim:)

Ha bu arada yaz okulunun yarım günlük macerasında Eray'a nomelboy çok zor gelmiş. Oğlum nomelboy ne demek anlamadım ki dedim. Çok da güzel anlattı göstererek.

Nomelboy= voleybol imiş.


15/06/2014 - 37.5-38 civarı dolanan ateş
Teşhis : Pfafa
Doktor reçeteye ilacı olmadı iğneyi (prednol) yazdı. Lakin beklenecek. 39.5-41 olmazsa eğer kullanılmayacak.


Not: Dün sabah etek giydim aynada kendime bakıyorum. Eray'da beni seyrediyor. Biraz memnuniyetsiz görünüyor olmalıyım ki tontalağım devreye girdi. Annecim sen biraz zayıflamışsın, bana öyle geldi. Ne diyeyim ki dedim seni bana veren Yaradan'a şükürler. Kendimi iyi hissetmem için yaptığı hareket çok hoşuma gitti.

Düdük çalar ince ince


Karne aldıkları gün karne programından önce küçük bir gösteri yaptılar. Her sınıf bir şarkı söyledi. Eraylar düdük çalar ince ince şarkısını gönlümüze nakşetti. Video çekmedim bu sefer. Video- resim çekiyorum diye baktım ki anın tadının kaçırıyorum ,eğlenmeye karar verdim. Tempo tuttum, eşlik ettim, çok eğlendim.

Dün akşam gitar elinde baktım bu şarkıyı mırıldanıyor Eray'cım videoya çekebilir miyim diye  sordum. Gerek yok dedi. Pes eder miyim? Karne gününde çekememiştim, büyüdüğünde ne güzel bir anı olur. Düşünsene. Kocaman adam olmuşsun ve biz çocukluğuna ait bu şarkıyı izliyoruz. Fotoğraf albümlerine bakarken çok eğleniyoruz bir de canlı canlı videolara bakarken  ne çok eğleneceğimizi bir düşün. Çocuğum artık pes etti. Tamam ama bir kere çekeceksin dedi. Nasıl da biliyor huyumu. Eray baştan alalım, Eray şu açıdan alalım, Eray burada ışık daha iyi....

İlk başta gönülsüzdü. Söyledikçe havaya girdi. Vee ortaya bu video çıktı. Tarkan'a sesleniyorum buradan kork Tontalaktan :)  Karşınızda düdük çalar ince ince şarkısı..

Düdük çalar ince ince,
Yolcular binince.
Gidiyor, çufu çufu çuf.
Uzaklarda gözü,
Git güle güle, gel güle güle,
Çok bekletme bizi.

Otomobil fırlar birden,
Kalkarken yerinden,
Katıyor tozu dumana,
Uzaklarda gözü,
Git gül güle, gel güle güle,
Çok bekletme bizi

Vapurlar suya dizilir,
Denizde süzülür,
Gidiyor dumanına bak,
Uzaklarda gözü,
Git güle güle, gel güle güle,
Çok bekletme bizi.

Yolcular rahat uçakla,
Aldırma hiç korkma,
Gidiyor, göğe bakıyor,
Uzaklarda gözü,
Git güle gül, gel güle güle,
Çok bekletme bizi.
 
 


13/06/2014 Karne günü- Düdük çalar ince ince yani Taşıtlar şarkısı söylendi

Pazartesi, Haziran 16, 2014

Haftasonundan özetler



-Bugün eve erken gitmeliyim dediğim zaman mutlaka bir aksilik olur. Cuma akşamı da öyle bir gündü.O yüzden bu cümleyi kendime yasaklıyorum. Erol 18.45 de aradı. Ayla ben iyiyim bende bir şey yok dedikten sonrada ekledi. Kaza yaptım, geç gelirim. Şükür kendinde bir şey yokmuş dedikten bir süre sonra Eray 'babam nerede kaldı annecim' diye sordu. Erol'da bir şey yok ya önemli değil dedi ya bende Eray'a söylemekte sakınca görmedim. Eray'cım baban kaza yapmış biraz geç kalacakmış. 'Annecim babacım yaşıyor mu peki 'dediğinde vurgun yemişe döndüm. O şekilde algılayacağını hiç düşünemedim. Allah'a şükür baban iyiymiş oğlum sadece araba biraz hasar almış dediğimde 'iyi tamam o zaman' dediği andaki ruhsal değişimin hızına yetişemedim.

-Erol eve geldi ayrıntıları öğrendik.Adam ters yöne girmiş.Güm arabanın sağ arka kapısına bindirmiş. Tutanaklar tutulurken abicim sakın ters yönden geldiğimi yazma demiş. Erol da olur mu öyle şey dedikten sonra adamımız abicim sende hiç yolu kontrol etmeden girdin ama dediği için kendisini haftanın pişkini ilan ettim.

-Arabaya binmeden önce tontalakla arabayı kontrol ettik. Tontalak babacım araba birazcık yamulmuş ama bu yamuk çok önemli değil, olur böyle şeyler diyerek olayı özetledi.

-Cumartesi sabahı yine yüzme. Bu sefer yola her zaman ki saatimizden erken çıktık.

-Yüzme sonrası İstinye Parka geçtik. Önce sinema için biletler alındı.Yemek yedik.Yaz okulu için eksiklikler vardı onları aldım. 13.30 seansına girdik.

-Filmin adı Oz büyücüsü. Koltuklar rahat, salon serin olunca göz kapaklarıma mukayyet olmadım. Ayakkabılarımı çıkardım, kıvrıldım ve ilk yarı resmen uyudum. Ne yapayım gerçekten çok yorgundum.Film nasıldı diye sorarsanız ikinci yarı fena değildi:)

-Film çıkışı çocuklar dondurma lafını duyunca oleyyyyy diye bir çığlık attı. İstinye park resmen sallandı. Çocukları mutlu edebilmek ne kadar kolay, keşke o mutluluğu sürdürebilmek de bu kadar kolay olsaydı.

-Eve gelişimiz 17.00 buldu. Sonra maraton zamanı. Temizlik, çamaşır yıka-as. Resmen topuklarım acıdı.

-Uzun zamandan sonra akşam evimizde kahvaltı edildi. Eray mızıldandı çünkü alışık değil.

-Pazar sabahı tontalak babasıyla yüzmeye gitti. Çünkü ahretliğim ailesiyle kahvaltıya (o saatte ancak  brunch olur) gelecekti, hazırlık yaptım.

-Yüzmede öğretmeni Eray'ı tebrik etmiş.Öğretmen herkes su altında 20 saniye nefesini tutacak demiş. Eray nefesini 20 dakika tutmuş:) Öğretmen de tebrikler demiş. 20 dakika değildir oğlum desem de oğlum ısrarcı, ben onun yalancısıyım.

-Çocuklar güzel oynadı oymamasına da Eray pek durgundu. Bir ara uzandı. Ateşini ölçtü babası 37.5. Galiba dün sinemadaki klima çarptı.  Ne çabuk ateşlendi desem de blogumu açıp baktım üstünden 42 gün geçmiş. Zaman yine hızla akıyor.

-Eray dinlensin diye akşam babalara gidemedik. Telefonla kutladık. Benim için iki tane özel gün vardır. Biri doğum günleri diğeri de evlenme yıl dönümleri. Onlar kişiye özel olduğu için belki de. Diğer günler pek anlam ifade etmez benim için. Ama kutlarım. Bilirim ki benim için anlam ifade etmese de karşı taraf için edebilir. O yüzden en yakın zamanda telafi edilecek.

-Üç, dört makine ütüyü Erol'la paslaşarak bitirdik. Lakin bende bittim.

-Eray'ın ateşi gece 37.3-37.5 civarında dolandı. Hafif ateşli olsa da rahat uyudu.

-Sabah ben kesinlikle hasta değilim. Sadece benzin depoluyorum benim yüzmeme engel olamazsın anne dedi. Ölçtüm ateşi yoktu. Hiç istemesem de yaz okuluna gönderdim. Lakin şu an içim içimi yiyor.

-Nasıl ben tongaya bastım dedim birine. Her şeyi o kadar sık eleyip dokurum ki. Ortaköy'e servis var mı diye sordum evet dediler ve bir daha da bir şey sormadım. Okullara kayıt yaptırdığımda ilk sorduğum sorudur benim. Güzergahını, ne kadar yol alacağını inini cinini... Ama burada hiç bir şey sormadım.Basiretim bağlandı sanki ya da ne bilim büyük anneannenin ölümün acısı düşünmemi engelledi. Kayıt yaptırdıktan sonra aklıma geldi. Adam bana demez mi bir saati geçer diye. O kadar kısa mesafede neden o kadar sürüyor diye sordum. Çünkü 1. leventten yola çıkıyorlar Etiler-Ulus-Arnavutköy-Ortaköy. Beyefendi akşam trafiğinde Etiler'e girerseniz çıkamazsınız ne alaka dedim. Valla içinize gelirse demeye getirdi. Bir çözüm yolu bulmalıyım ama nasıl.

Yine bir çözüm arayışı ile haftaya girdik. Haydi hayırlısı.


Anneden oğula


Söz verdim bugün okulda. 15.00--16.00 gibi anneannen ile işyerime gelebilirsin dedim. Gelir gelmez de daldı atölyeye.

Hissiyat farklı. Benim küçüklüğümün geçtiği yerde şimdi oğlum vakit geçiriyor. Aynı benim çocukluğumda olduğu gibi o da burada huzur buluyor.

Şimdi de ofiste yanımda. Annecim ağaç oldum ağaç ne zaman bisiklet kullanmaya gideceğim diye başımı yedi.18.00 olunca fırlayacağız parka. Şimdiden bize müsaade..
 
diye yazmışım cuma günü ama gitmişim ahretliğimle ortak bloguma eklemişim. Diyorum ki bu yazı nerede. Hafta sonu öyle yoğundum ki düzeltmeye bile vakit bulamadım. 
 
Anneyi ziyaret 13/06/2014


 

Cuma, Haziran 13, 2014

Üç koca yıl ve mezuniyet

 
Bugün bir kez daha zaman ne hızlı akıyor dedim. Dün gibiydi sanki kreş aradığım zamanlar. Halbuki üzerinden neredeyse üç koca yıl geçmiş. Bugün karne almasıyla birlikte resmen anaokulundan mezun oldu oğlum. Eray her zaman ki gibi rahat, ben her zaman ki gibi heyecanlıydım. 
 
Dün anaokulu öğrencilerini birinci sınıflara çıkarmışlar. Seneye burada okuyacaksınız demişler. Eray annecim barnak (parmak) kaldırarak konuştuk, sıralara oturduk dedi. Sonra da ekledi
 
Biliyor musun annecim kendimi aynı bir belediye başkanı gibi hissettim
 
dedi. Güldüm. Hala gülüyorum. Biliyorum bu söz gelecekte aklıma geldikçe de güleceğim.
 
Kötü bir hafta geçirdim bu hafta. Kötü olmama sebep olan şeylere bakıyorum da dönem dönem değişkenlikler arz ediyor. Dün (üç beş ay önce) yazmışım bir yere 'beni bu hayatta en çok belirsizlikler yordu' demişim. Bugün ise demişim ki  'kendi morallerine göre şekillendiriyorlar ortamı benciller. Gıcık bir durum değil mi ama. Birilerinin moral durumuna göre ortamın şekillenmesi. Hem gıcık bir durum hem de haksızlık. Hatta resmen kul hakkı.
 
Yarın kötü olmama sebep şeye ne yazarım bilmem. Lakin fotoğrafa bakıp şunu söylüyorum. Sağlık-sıhhat olsun da her şey gelir ve geçer.
 
Bugün çok iyi hissediyorum kendimi. Tontalağımı bana veren Yaradan'a şükürler.
 
 
Karne : 13/06/2014

Çarşamba, Haziran 11, 2014

Emirci


Bu aralar harcama yapmamıza fena halde takmış durumda.

-Annecim bu reklamlar neden var biliyor musun?
-Neden var
-İlla alsınlar diye. İlla aldıracaklar ki kendileri zengin olacak bizler ise fakir olacağız
-Eee ne yapmak lazım o zaman
-Bence bu reklamlara bakıp almamalıyız kendimiz istiyorsak eğer almalıyız. (ihtiyacımız var ise demek istiyor bence)

-Okul, yaz okulu, yüzme okulu, şu okulu, bu okulu.. annecim neden paranızı boşa harcıyorsunuz.


Bu aralar huysuz lafına fena halde takmış durumda.Otobüste bir abiyle sohbet ediyor laf nasıl geldiyse bana geldi.

-Benim annem biraz huysuzdur abicim.

Erdem ile arabada çok şımarıklık yapınca Erdem'in babası kızdığında;

-Erdem çok huysuz bir ailen varmış senin.

Teyzesi ile sohbet ederken anneannen mi huysuz Eray diye sorduğunda;

-Huysuz olan annem teyzecim, anneannem emirci. Şunu yap, bunu yap, şunu yap, bunu yap...


 Bugün boynum,sağ omzum fena halde tutulmuş durumda. Diyalogların sonunu getiremeyeceğim. Bugün işyerinde zaman geçmez bana.

Salı, Haziran 10, 2014

Benim hala umudum var

 
 
Dün akşam babası sordu;
 
-oğlum ben yokken beni özledin mi?
-özledim babacım,sen neredeydinnnnn
-memleketimizde Kastamonu da
-senin memleketin di mi orası
-Eray senin de memleketin oğlum orası
-hayır ben Kastamonulu değilim
-nerelisin peki
-ben üç yerliyim babacım.Samsun ( ben Samsunluyum ama ondan sebep değil. Kurtuluş Savaşının
fiili başlangıcı olduğu yer), Çanakkale (Eray oraya aşık Çanakkale için vatan kapısıdır der) ,Ankara ( Atatürk orada yattığı için)
 
Ne mutlu ki bize vatanını,milletini, bayrağını, tarihini, değerlerini seven- saygı duyan ve sahip çıkan bir oğlumuz var. Bizim ev küçük-büyük Türk bayrağı ile doludur. İstiklal marşını ise neredeyse her akşam internetten dinler.Hiçbir zorlama olmadan kendi isteğiyle. Sadece bu bile onunla gurur duymama yeter.
 
(Video 13 Mart 2014 tarihinde çekildi- şu aralar daha güzel ezberledi
 
07 Şubat 2014- Türk bayrağını sokakta gururla taşırken
 
Ben bugün bayrağımızı direkten indiren fotoğraflara değil, Türk bayrağını gururla taşıyan çocuğun fotoğrafına bakmak istiyorum. Çünkü benim hala umudum var.
 
 

Tatlı su balığım


İlk su üzerinde durmaya başladığı zamanlar yani burada 5 yaşında.Video 1 Eylül 2013 tarihinde Marmaris de çekildi. Kayıtlarda bulunsun istedim. Çabuk kollukları attı. Zaten suyu hep sevdi.

 
Bu seneden video yok. Çünkü şu an yüzdüğü yerde çekim yasak. Daha iyi yüzüyor(yüzüyor derken yine de tek başına bırakılamaz) lakin önünde kat edeceği çok yol var. Biz şu an yüzdüğü yerde lisanslı yüzsün yani takıma girsin istiyoruz. Sebep sporu yaşam biçimi haline getirmek.
 
Yalnız çok zor. Takımda çocukları olan annelerle konuştuğumda anladım. Sabah 05.30 da başlayan antrenmanlar, sürekli ama sürekli çalışma, disiplin.. Bakalım zaman ne gösterecek.
 
 
 

 Not: Video 1Eylül 2013-Marmaris. Geçen sene Marmaris-Alaçatı-Cunda'ya gitmiştik. Çok güzel geçmişti. Bu sene tatil yok bana :( Eray çözümü buldu. Yazın işten çıkıp kışın işe tekrar girecekmişim.

İşte şampiyon geliyor

 
 
Bisiklet kullanırken. Yalnız çekim bir harika. Anlayın artık kabiliyetimi. İnsan bu kadar beceriksiz olmaz. Telefonumun kılıfı ekranın üstünü kapamış. Neyse biz öğrenilecekler listesine bir çizik attık ya gerisi hava cıva..
 
Not: Bisiklet kullanırken şöyle bağırıyor: İşte şampiyon geliyorrrrr
 
 

Pazartesi, Haziran 09, 2014

Sürahi nineyi kaybettik


Cumartesi sabahı Erol'un Sürahi ninesini, tontalağımın ise büyük büyükannesini kaybettik. 98 yaşın üstündeydi. Dört gün makineye bağlı kaldı. Doktorlar artık yolun sonunda her şeye hazırlıklı olun demiş.

Artık yolun sonu mu yeni bir yolun başlangıcı mı orası tartışılır. Mekanın cennet, toprağın bol, ruhun şad olsun Sürahi ninem..


Not: Tontalağım büyük büyük annesini 07/06/2014 sabahında kaybettik

Cuma, Haziran 06, 2014

Kazanılmış haklara dokunma


Evet çok iddialı bir başlık olduğunu farkındayım.Erol'la neredeyse tek bir konuda anlaşamıyoruz. Kazanılmış haklar konusu.

Eray bir süredir cezalı babasının işyerine gidemiyor .Hak etti herif bunu savunacak değilim. Son gittiğinde öyle yaramazlıklar, şımarıklar yapmış ki babasını zor durumda bırakmış. En son olarak da oranın bölüm müdürüne senin anan var mı anan demiş. Erol'a yooo kibarlıkta nam salmış oğlum böyle bir üslup kullanmış olamaz dedim. Sen öyle zannet dedi. Şaşırdım.

Pazar akşamı Eray babacım artık benim cezam bitmedi mi? dedi. Erol'da uzun bir süre oldu artık işyerime gelebilirsin ama aynı şey tekrarlanırsa inan bana daha uzun süre gelemezsin dedi. Sonra da ekledi. Oğlum o nasıl bir laftı, hiç senin anan var mı anan diye sorulur mu? herkesin tabi ki annesi vardır dedi. Eray'dan cevap gecikmedi.

Babacım ne var ki bu laf da. Herkesin annesi olduğunu bende biliyorum. Annesi ölmüş olabilir, annesi kaçırılmış olabilir o yüzden sormuştum.

Düşündüm de haklı da. Herkesin anası yanı başında değil ya. Neyse cuma günü yani bugün için baba-oğul anlaştılar.

Dün akşam eve dönerken arabada Erol'a 'Eray'ı yarın sen okuldan alacaksın unutma' dedim. Ha o işte bir değişiklik oldu dedi. Nasıl bir değişiklik oldu? Dün Eray yapmaması gereken bir şey yaptı bende cuma günü işyerime gelemezsin dedim dedi. Ben tabi başladım bıdı bıdıya.


Kazanılmış hakkı geri alamazsın.Eğer çocuğu bir şeylerden mahrum edeceksen başka şey bulunmalı. Bu çocuk oyuncağı değil ki.Bence çok tehlikeli.Bir kere çocuğun gözünde verdiğin sözü tutmamış bir anne-baba olarak görünürsün.Unutmamalı davranışlar sözlerden daha etkili.Çocuk bu davranışı mı rol-model almalı. İkincisi eğer başka şeyden mahrum etseydin ceza, uyarı olurdu bana göre ama kazanılmış hakkına dokunmada bir tehdit var.Üçüncü olarak bu davranış hiç etik değil hem de hiç

Çocuklar var ya bu analardan- babalardan çok şey çekiyorlar :)

Neyse Erol pes etti.Kazanılmış haklar konusunda bir anlaşmaya vardık. Yani umuyorum. Bugün okul çıkışı Allah izin verirse tontalağı babası alacak işyerine götürecek. Sabah çok heyecanlıydı. Arabalardan mı sebep bilmiyorum orayı çok seviyor.

İnşallah bu sefer işi ileriye götürmez tontalak.Yani senin anan var mı anan diye sorduğunda evet yanıtını alırsa ananı da al git demez.  Yani umarım.

Fotoğraflar geçen seneden...


Perşembe, Haziran 05, 2014

Özgür insan başka türlü karar verme imkanı olan insandır


Bizim evin bu haftaki gündemi yaz okulu.Hafta başından beri yaz okulu aradım. En azından bir beş hafta tontalağı göndereyim dedim. Aslında on hafta göndermekti de niyetim kıyamadım. Allah kısmet ederse ilkokula da başlayacak Eylül'de. Ne zaman dinlenecek.

Yaz okulu fikri aklımda yoktu aslında yani varken uçmuş. Cuma günü Eray'ın okulundan iki haftalık yaz okulu yapılacağına dair broşür ve program gelince fikir aklıma bomba gibi düştü.Okullar yakında kapanacak. Eee biz ne yapacağız.

Erol'a sordum gönderecek miyiz diye.Dedi ki göndermeyeceğiz de ne yapacağız, mecburuz. Haklı annem rahatsız üç ay bakamaz.Programa baktım iki saat İngilizce, iki saat şu, bu diye sıralamışlar. İçime sinmedi.

Kitap okuyorum. Kitabın bir bölümünde Rosa Luxemburg'un bir sözü geçiyor. Diyor ki ;
 
Özgür insan başka türlü karar verme imkanı olan insandır.
 
Bu söz ne kadar hoş derken bende şimşekler çaktı? Neden okulumuzun yaz okuluna göndermek zorundayım ki. Neden başka alternatif düşünmedim gibi sorular sordum kendime. Sonra anladım Erol'un mecburuz lafı tüm düşüncelerime bir sis gibi çökmüş. Mecburiyetler insanı köleleştirmiş.
 
Yok efendim mecbur değiliz dedim birden. Ben zaten bu yıl İngilizcesi olsun, pul yapıştırsın tarzı okula göndermek istemiyordum. Büyüyor. Eğleneceği, sportif aktivitelerin çok olduğu bir yaz okuluna göndermek istiyordum. Zaten böyle bir iki yer vardı aklımda araştırmaya başladım. Fiyatlar aldım, programlara baktım.
 
Bir arkadaşım Ayla bende göndermek istiyorum fiyatlar nasıl dedi. Bence uygun gibi dedim. Sonra aslında uygun falan değil, ilk duyduğumda uygun geldi ama şunu söyleyeyim bu fiyatlara bizi alıştırdılar. Gözümüzde bu fiyatları normalleştirdiler. İnsanların mecburiyetlerini kullandılar dedim. Evde olan kadın çocuğum tüm yaz evde oturmasın eğlensin mantığıyla, çalışan kadın hem eğlensin hem kim bakacak düşüncesiyle bu fiyatları normal kabul etti. Ne yapsın. En azından nasıl bir yaz okulu olması gerektiğini seçebileyim, başka türlü karar vereyim...
 
Aklımda olan yaz okullarından birini aradım. Fiyat ve program sitenizde yok bilgi alabilir miyim? dedim. Anlattı şunumuz var bunumuz var diye. Yani her zamanki klasik geyikler işte. Tamam o zaman hafta sonu uğramaya çalışacağım dedim. Hemen size randevu kaydı oluşturuyorum dedi. Oluşturun oluşturmanıza da bizim özel bir durumumuz var( Erol'un anneannesi hasta, durumu ağır) o gün gelemeyebilirim dedim. Olsun gelmeseniz de sorun olmaz dedikten sonra ekledi. Ayla hanım aslında gelmenize gerek yok. Gerekli evrakları ( Sağlık raporu, kimlik fotokopisi) internet üzerinden gönderirsiniz, parayı da mail order ile tahsil ederiz bu şekilde hallederiz, zahmet etmeyin. Peki ben ne demiş olabilirim.
 
Eminim X hanım hallederseniz bunda en ufak bir şüphem bile yok. Amaaaa takdir edersiniz ki beş haftasını orada geçirecek olan 6 yaşındaki oğlumun nasıl bir yerde duş aldığını, yemek yediğini, ortamın güvenli olup olmadığını, hijyeni vs vs.. Bunun gibi size birçok neden sayabilirim görmek isterim.
 
Kızdan bir süre ses gelmedi :) Sonra haklısınız tabi dedi. Erol'a arabada kesin bu kızın çocuğu yok dedim.Yoksa bu kadar düz mantık düşünemezdi. Olaya azcık duygu katardı. Zaten eledim bu yeri. Bugün bir yere mantıken karar verdik. Hafta sonu da gidip gezerek kalben karar vermeye çalışayız.
 
 
Ha bu arada Eray'a da fikrini sordum dün akşam. 5 hafta yaz okuluna göndermeyi düşünüyoruz seni iyüzersin, zıplarsın, hoplarsın sen ne dersin dedim. Zaten bizim okulun yaz okulu sıkıcı öğretmenleri sıkıcı. Öğretmenler onu yapma, bunu yapma hep bıdı bıdı . Adama bir dokun bin ah işit durumları. Sonra plana devam ettim. İki hafta baban izin alır onunla takılırsın, bir hafta da Beykoz'a babaanneye gidersin. Bu planlara tepkisi ise.  Oleyyyyyy..
 
İnşallah verdiğimiz karar oğlum ve bizim için hayırlı olur.
 
Çok güzel bir söz değil mi?
 
Özgür insan başka türlü karar verme imkanı olan insandır.
 
Not: Fotoğraflar geçen sene yaz okulundan Haziran-Temmuz 2013

Çarşamba, Haziran 04, 2014

Yansıma

Emirgan'da tek kare. İngilizce öğretmeni ile.

Bu sabah abla masaları siliyor bende rahat silsin diye evrakları topluyordum ki aaaaa diye bir çığlık attım. Ne oldu diye sordu. Kitabımı unuttum.Ay ödümü kopardınız bende önemli bir şey oldu zannettim dedi. Sabahtan beri masaya bakıyorum, bakıyorum masada bir şeyler eksik ama ne olduğunu da bulamıyorum. Meğerse kitabım eksikmiş çok üzüldüm dedim. Üzüldüğünüz şey bu mu gerçekten dedi.

O ne bilsin rutinlerimin bozulmasından hiç hoşlanmadığımı. Tüm günümün eksiklik hissi ile dolup taşacağını.Öğle tatilinde ve minibüste iken( 4.leventte kadar orada Erol'la buluşuyoruz) kitap okuma zamanım, beynim öyle programlandı.

Benim için nasıl bir bağımlılık olduğunu daha iyi anlasın diye örnek verdim.Karşılığımda aldığım cevap çok hoşuma gitti. Bazı insanlar böyle çok hazır- cevap.

-Şöyle düşünün sigaraya çok düşkün birinin o gün sigara içememesi gibi.
-O zaman bugün oruçlu olduğunuzu düşünün.

Bugün ruhumu besleyemeyeceğim, niyetliyim. Ah keşke sahura kalsaydım

---------------------------------------------------------------------------------------------------

Eray sorun çıkartma potansiyeli çok olan bir çocuk olsa da sorun çözme potansiyeli bir o kadar da yüksek bir çocuk. Mimo evimize cuma günü bir poşet su içinde ve fanusla geldi. Eve girer girmez annem öğretmen iki balık göndermiş Ayla dedi. Olur mu tek balık var orada dedim sonrada ekledim bu kadar küçük fanus için iki balık fazla zaten. Yok annem durur mu illa inat edecek iki balık dedi. Yok ben durur muyum inat ettim tek balık dedim. İki balık. Tek balık. İki balık. Tek balık.

Tontalak çok sakin bir şekilde geldi ve anneannesine dedi ki;

Anneannecim orada tek balık var aslında. İki balık zannetmenin sebebi balığın yansıması. 
 
İşte budur. Söylenecek tek şey buydu onu da tontalak söyledi. Benim yapamadığımı oğlum yaptı. Bazen acaba hangimiz çocuk diye kendime sormadan duramıyorum.

Mimo demişken tontalak balığına çok güzel bakıyor.Dün sabah yem verecekken yemler  halıya düşmüş. Anneannesi yemleri eline almış,yemleri balığa vereceğini zanneden Eray ortalığı ayağa kaldırmış.

Sakın anneanne Mimo'ya verme yemi, yere düştü mikrop kapar balığım.  
 
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
 
Sorun çıkarma potansiyeline örnek vermeden geçmeyeyim. Annem dün 16.10 da beni aradı sesi telaşlıydı. Ayla Eray beni babam alacak diye binmiyormuş servise hostesi arar mısın dedi. Hostesi aradım o da garip bir kadın babası alacakmış almayalım mı dedi. Sinirlerimi kontrol ettim önce öyle bir şey olsa size ya da öğretmenine haber vermez miyim dedim, servisle eve gidecek. Binmiyor ama ağlıyor dedi. Telefona verir misiniz kendisini.
 
Çocuk ikna olmuyor telefon da beni bas bas bağırttı. Benim de sinirlerimin bir kapasitesi var. Topu babasına attım o halletti. Tüm öğretmenleri de başına toplamış binmeme sebebine bakar mısınız?
 
Servis solucan gibi gidiyormuş, babası alsınmış
 
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
Dün akşam Eray'ı uyutma sırası bendeydi. Evet evet sıraya koyduk. Çünkü Eray ile giden kişiden daha sonra (sızıp kalınıyor) haber alınamadığı için kimse uyumaya götürmek istemiyor. Adaletli olsun diye Erol'la sıraya koyduk. Normal de pek kriz çıkmadan uyumaya gideriz, kriz çıkacak gibiyse eğer hemen bir çözüm üretiriz. Lakin dün serviste çok uyumuş bu durum akşam uykusuna da sirayet etti.
 
-Annecim çok susadım ağzım aynı bir çöl gibi
-Annecim midemden garip garip sesler geliyor, karnım gurulduyor galiba acıktı
-Annecim çişim geldi
-Annecim bugün okulda ne oldu biliyor musun anlatmamı ister misin
-Annecim hikaye anlatsana
-Annecim su yetmedi, susadım
-Annecim tekrar çişim geldi
 
Beni çıldırttı, uyumak bilmedi bende kızdım. Eray affeder mi?
 
Off Allah'ım neden böyle huysuz bir annem var benim.. 
 
 
Not: Fotoğraflara girmeyi reddetmişti ya hani piknikte. Tek kare. O da İngilizce öğretmeni ile. Yerini alsın kayıtlarda.
 

Salı, Haziran 03, 2014

Diyet

Bu da başımıza geldi. Ablamdan ilk duyduğumda yok artık dedim. Şimdi de olabilir mi? acaba diyorum.

Geçen hafta içi yemekle sorunu olmayan çocuğum yememeğe başladı.Annem sürekli telefon açtı sanki telefonda bir şey yapabilecek mişim gibi. Eve gidince sordum hiç eştahım (iştah) yok annecim dedi. Canım sıkıldı.Hasta mı olacak dedim genelde hastalık öncesi yemez ama yok görünüşü de iyi. Mevsim geçişi mi dedim mevsim daha ne kadar geçecek hazirana girdik.

Cumaları Eray anneanneye geçiyor bende işten çıkışta anneme geçtim. Annene yine dertliydi, Ayla bir şey yemiyor kızım. Sonra ablam girdi devreye. Eray neden yemek yemiyormuş biliyor musunuz bugün onunla biraz konuştuk da. Kafalar teyzeye döndü, fonda da gerilim müziği.

Eray kilo vermek istiyormuş dediğinde ağzımdan sadece ama sen kilolu değilsin ki cümlesi dökülüverdi. Evet annesi doğru söylüyorum. Okulda bir bisiklet varmış, o bisiklete sığmıyormuş, zayıflayıp o bisiklete binecekmiş. Arkadaşları hep biniyormuş, Eray'ı kilolu olduğu için  çekemiyorlarmış dedi.

Yine aynı konu (bkz) ben bu konunun kapandığını zannetmiştim. Halbuki ne kadar yanılmışım. Çocuğum için o bisiklete binebilmek ne kadar önemliymiş anlamamışım. Oturdum konuştum artık ne kadar becerebildiysem. Sağlıklı büyümesi için beslenmenin öneminden bahsettim, kilolu olmadığını tersine Allah'a şükür sağlıklı bir şekilde büyüdüğünü anlattım.Küçücük bir bisiklete sığabilmek için büyümemeye değer mi diye sordum. Neleri kaçırabileceğini düşünmesini söyledim.Artık ne kadar dinledi bilmem.

Hafta sonu ise eskisi gibi yani yemeklerini güzel güzel yedi. Sonra düşündüm. Gerçekten de diyet mi yapıyordu zayıflamak için. Gel de kafaya takma.

Ha bir de hafta içi sürekli sordum ona eştahım yok dedi. Bu konuları benimle değil de neden teyzesi ile konuştu. Gel bunu da kafaya takma.

Naciz vücudum toprak olmadan önce kitaplarım senindir tontalağım


Eray bu aralar kitaplıkta duran bir kitaba taktı. Kitabın adı Diploması. Yazarı Henry Kissinger. Eğitimim sebebiyle böyle kitaplar bolca bulunur kitaplığımızda. Pazar akşamı ben ütü yaparken kitabı alıp yanıma geldi. Annecim bu kitap benim olabilir mi dedi? Sana uygun bir kitap değil ki hem ne yapacaksın bu kitabı.

Almanya hakkında bir şeyler öğrenebilirim belki.. Belki Osmanlı hakkında.
 
Haliyle şaşırdım. Emanet olarak verebileceğimi söylediğimde çok ısrar etti. Ne olurrrrr annecim benim olsun dedi. Ben de emanet olarak verebileceğimi, biraz karıştırabileceğini söyledim. Sonra düşündü ve dedi ki
 
Annecim sen öldüğünde, toprak olduğunda peki bu kitap benim olabilir mi?
 
Adamın planlarına bak yahu desem de hayatın bir gerçeği. Topraktan geldi insan yine toprağa dönmeyecek mi? O zaman benim tüm kitaplarım senin olabilir dedim. Çok sevindi eşek. Sonra üzüldüm bu kadar beklemesine gerek olmadığına karar verdim. Eray'cım okuma-yazma öğrendiğinde söz bu kitap senin olacak dedim. Söz mü annecim diye yineledi. Söz dedim. Yaşasın diye çığlık attı.
 
Sonra kitabı inceledi. Annecim bu kitap İstanbul fethinden öncede var mıydı dedi. Yok o döneme ait değil Eray'cım o çok daha uzak bir geçmiş. Bu kitap biraz daha yakınlarda yazıldı dedim. Sayfaları çevirmeye başladı. Bu kim annecim. Amerika Birleşik devletlerinin o zaman ki yılardaki başkanı. Sordu da sordu. Bu diyalogun hissettirdiği duygu bambaşkaydı.
 
Apolitik bir çocuk olmayacak bu belli. Olmasını da istemem zati. Siyasetle ve tarihle o kadar içli-dışlı ki. Aslında bizim evde siyaset ve belli başlı konular Eray uyuduktan sonra konuşulur.( çok küçük bu konular için) Nereden öğreniyor acaba desem de bir yerlerden kulak kabartıyor demek.
 
Geçen gün Cumburbaşkanı Gül konuşuyor. Eray mutfaktaydı salona geldi. Girer girmez demez mi?
 
İrduğanın (Erdoğan) arkadaşı Gül değil mi o ne anlatıyor?
 
Pazar sabahı yüzmeye giderken de birden babacım biliyor musun Çanakkale vatan kapısıdır dedi. Ya da çok ağır bir mermi vardı ya hani onu taşıyan kimdi babacım? Ububatlı Hasan bayrağı dikerken kolunu kaybetmiş biliyor musun annecim? şeklinde bilgiler de verebilir.
 
Geçen gün Cumhuriyetten önce Osmanlı vardı, sonra Cumhuriyet oldu, Cumhuriyetten sonra ne gelecek annecim diyerek beni dumura uğrattı. Mantığa bak.
 
İşte böyle çok erken olduğunu düşünsem de tontalak tarih ve siyasetle çok ilgili.(hatta ülkelerle de, bu aralar Almanya'ya sardı.Sen Almanca biliyor musun babacım, Almaya'yı kim yönetiyor annecim)
 
Bu aralar hep bir araştırma halindeyim. Çocuğumun sorduğu soruları geçiştirmek istemiyorum. Sürekli Google amcaya bir danışma hali mevcut bizde. Dün akşam yatarken Eray dedi ki neden yağmur yağmadan hemen önce gök gürültüsü olur. Ben de sana yanlış bilgi vermek istemiyorum hatırlat da yarın akşam bu konuyu araştıralım dedim. Hay demez olaydım.
 
Kendin hatırlayamıyor musun, neden ben sana hatırlatıyorum. 
 
Bu arada ünlü üstad, yazar, çizer Nazan Öncel'in dediği gibi çok ukala dümbeleği..
 
 
Not: Ukala dümbeleği demişken aklıma geldi. Pazar yüzme çıkışı Eray'cım çok merak ediyorum neler yaptınız yüzmede anlatsana dedim. Bugün örtmen kulaç atmayı öğretti, işte şöyle atılacakmış dedi. Evet evet köşeden gördüm seni yapmaya çalışıyordun dedim. Gördüğüysen neden anlattırıyorsun o zaman bana dedi.
 
Takvim Fulya teyzesinden hediye. Eray hediyesini çok beğendi çok,tekrar teşekkür ederiz Fulya teyzesi.
 
 

Pazartesi, Haziran 02, 2014

Haftasonunun Özeti

01/06/2014 Babaannesinin bahçesinde kiraz toplarken
 
-Cuma geç yattı eyvahlar olsun kalkamayacak dediğim çocuğum tam olarak 06.30 kalktı. Hem de enerji dolu. Kalkamayan kişi Erol ile bendim. Hadi kalkın güneş doğdu, sabah oldu diyerek yatakta zıp zıpladı taa ki bizi kaldırana denk. Saate baktım 06.39 olmuş. Allah'ım hafta sonu saat kurduğum vakitte ne zaman çalacak.
 
-Cumartesi sabahı çok huysuz ve terstim. Herkes nasibini aldı.
 
-Yüzme öncesi hafif birşeyler yemesi gerekiyor, zaten iştahlı da olmuyor o saatte bir bardak sütü ve bir yumurtayı mideye indirdi.
 
-Bu hafta sonunun en güzel haberi Eray yüzmede bir üst seviyeye geçti. Yani şu an kırmızı da. Tontalak bu haberi pek önemsemedi onun için aslolan yüzebilmek.
 
-Yüzme sonrası arabada bir muz yedi.Usul öyleymiş. Oğlu ve kızı takımda olan kadın öyle dedi. Bir muz veya bir bardak süt. Ben kadının yalancısıyım.
 
-Kahvaltıya Erdemlere gittik. Erdem'in annesi de yüzmeye geldiği için eve dönünce hemen bir şeyler hazırladık. Allah'a şükür o günde karnımız doydu.
 
-Eray maşallah çok güzel kahvaltı etti ( Hafta içi pek bir şey yemedi sebebi sonra anlatılacak)
 
-Erdem bir sebepten ötürü annesinden ceza aldı ve cezası biz oradayız diye akşama erteledi. Eray çok üzüldü. Hatice abla Erdem'e lütfen bir şans veremez misin dedi durdu. Kadının canını yedi. Sonradan durum anlaşıldı. Hatice abla Erdem'e sakın akşam bisiklet kullanmama cezası verme mesela televizyon izleme cezası verebilirsin dedi.Erdem'le bisiklet kullanamayacak olma düşüncesi ödünü kopardı. Neyse ki Hatice teyzesi zaten öyle bir ceza vermeyecektim diyerek Eray'ın yüreğine su serpti.Yine de Eray bir kez daha şansını denedi. Hatice abla Erdem'e bir şans daha veremez misin?
 
-Eve geçtiğimde Erol evi silip süpürmüştü. Ben de toz al, banyo temizle, geceye kadar üç makine çamaşır yıka-kurut, yemek yap. Çok yoruldum.Bir de uzmanlar yatağa yorgun girmeyin diyor ya eee bu nasıl olacak. Soruyorum.
 
-Tontalak saat 21.10 da uyudu. Normalde cumartesi akşamları 22.30 kadar oturma hakkı var ya baktım ayakta uyuyor oğlum gel yatırayım seni dedim, itiraz etmedi. Şaşırdım. Artık nasıl yorgunsa. 05.00 de kalkar vay geldi halimize dedim yalan yok.
 
-Eray uyuyunca geçtim televizyon başına. Sadece bir dizi takip ediyorum.(o da yarım yamalak çamaşır as, mutfak topla kuşa dönüyor dizi) Erol başladı yine çok saçma çok saçma bu dizi demeye. Ama bir yandan da diyor ki sesini açsana. Güldüm. Hafta içi ve pazar akşamı televizyon seyretmediğim (çizgi film hariç) için tek cumartesi akşamı kalıyor seyretmesem de olur aslında ne bilim sanki kafamı dağıtıyor. Lakin gerçekten çok saçma..
 
-Pazar sabahı bir şey duydum. Alarmın sesi. Saate bir baktım 08.00. Nasıl oldu da Eray bey uyumuş, panikledim.Gidip ateşini kontrol ettim. Maşallah sorun yok, derin uyuyor. Sadece bir gün önceki duam kabul görmüş.
 
-08.45 de yola çıktık. Bir yumurta ve sütü mideye indirdi. Çıkışta yine bir adet muz
 
-Eray'a birkaç tane kısa kollu tişört almam lazımdı. Beykoz'a kahvaltıya geçmeden yolumuz üstünde ki mağazadan alalım dedi Erol. Çok acım diye itiraz ettim lakin girdik. İki şort, iki tişört aldım. İyi ki bizim beyi dinledim.
 
-Babaannede çok yedim. Kendime kızdım.
 
-Kahvaltıdan sonra Eray hemen bahçeye daldı. Babasıyla kiraz topladı. Ağacından koparıp koparıp yedi.Yağmur yıkamıştır diye ses etmedim. Öyle mutluydu ki mutluluğunu bölmek istemedim.Sonra kirazı bir babasının ağzına bir kendi ağzına attı. Durur muyum hani bana hani bana dedim. Gerçekten kiraz da çok güzeldi.
 
-Bahçedeki salatalıklar olmaya başlamış. Eray ilk siftahı yapacak diye babaannesi koparmamış. İki salatalıktan birini kopardı.Yıkandı ve kütür kütür yedi.
 
-Yarım saat oğlum hamak keyfi yaptı. Yatarken kuş seslerini dinlemeye bayılıyorum annecim dedi. Sonra toprakla oynadı, babaannesinden tohum aldı,onları ekti.Her yeri çamur oldu. Kirlenmek güzeldir dedik.
 
-Akşam 17.00 kadar oturduk kalkma vakti gelince tontalak kalkmak istemedi. Çok ağladı.
Anneanne'ye doğum günü için sürpriz yapacağız dedik o bile ikna etmedi. Zar zor kalktık. Neyse ki çabuk unuttu.
 
-Tontalak çikolatalı pasta istediği için doğum günü için çikolatalı pasta aldık.
 
-Anneanneye sürpriz yaptık. Pastayı küçük bey üfledi. Anneannesine kaç yaşına girdin diye sordu. 56 yaşına girdim deyince ooo sen çok yaşlanmışsın anneanne dedi. 
 
-Eve girer girmez babasıyla tontalak ödevleri yaptı. Nasıl oldu bilmiyorum unutmuşuz.
 
-Tontalak abur cubur verebilir misin anne bugün hiç yemedim dedi. Çikolatalı pasta neydi peki diye sordum. Keşke pastayı hiç yemeseydim dedi. Bu arada pasta yemeyen-sevmeyen çocuğum akşam beni çok şaşırttı, yedi. Abur cubur konusunda ısrar etmedi. Bana ısrar edemeyeceğini çok iyi bilir. Anneanne ve babaanneye ise ısrar etmesi gerektiğini nasılsa amacına ulaşacağını da bilir. Bu çocuklar sınırları çok iyi biliyor. 
 
-Dünyanın ütüsünü yaptım ütüler yine de bitmedi. Aman be deyip ilk defa yarım bırakacaktım Erol devam etti.
 
-Yatmadan önce 45 dakika kitap okudum, iyi geldi. 
 
-Kısaca anlatmak istediğim aslında hafta sonunun hakkını verdik. 
 
 
Not: 31/05/2014 tarihinde yüzmede Tontalak seviye atladı. Kırmızı..
 
 
 

Adını Mimo koyduk


Tanıştırayım balığımız Mimo.  Hani bir gün bir yazımda anlatmıştım öğretmenleri bir hedef belirlemiş bu hedef sonunda da balık söz vermiş diye. İşte Mimo Eray'ın ödülü.

Oturup düşündüğümde ne gerek var dedim. Okul'da öğrencileri bu şekilde teşvik etmelerinden yana değilim. Bu ödüller çocukları hırsla tanıştırıyor, sorumluluk bilincini örseliyor. Velinin biriyle konuştuğumda balığı çok istiyorum çok çalışmalıyım deyip sadece o dersi çalışan çocuğun olduğunu duyduğumda şaşırmıştım.

Eray balığı geç alanlardan.Çünkü fıtrat gereği mi desem yoksa başka sebeplerden mi desem çocuğum bu ödül-ceza olaylarını pek sevmez. Normalde yapacağı bir şeye aaa yaparsan sana şunu alacağım derseniz ters teper. Yapacağı varsa bile yapmaz.

Evet içten içe balığı istedi ama bir yandan da bilerek çabalamadı hatta bazen gerek yok dedi. Üstelemedim.Öğretmeni bu konuyla ilgili aradı. Ayla hanım Eray'ın balığı almasını çok istiyorum, kural gereği verdiğim ödevi yerine getirmezse veremem dedi. Bende vermeyin o zaman dedim. Şaşırdı.Herkes her şeyi kazanacak değil ya, madem bir hedef belirlediniz ve bunu yapmayan çocuklar var o zaman vermemiz çok mantıklı. Çocuklar kaybetmeyi de bilmeli.( tabi bu örnek doğru bir örnek değil bence)

Biz evde çalıştırdık ve çalıştırırken bu ödev senin sorumluluğun şeklinde cümleler kurduk. Ödül için çalışması gerektiği gibi saçma sapan cümleler kurmadığımız için balık lafını ağzımıza bile almadık. Belirlenen hedefe ulaştı. Öğretmeni balığını cuma günü vermiş. Sevinmiş. İşten eve döndüğümde içi içine sığmıyordu. Onu öyle görünce yazmama gerek var mı bende sevindim.

Bir saat bekledi. Sabırsız oğlum sabırla bekledi. Ve sonunda dayanamadı dedi ki 'annecim başarım için beni tebrik etmeyecek misin?' Önce aklıma gelmediği için özür diledim, tebrik ettim, sarıldım, öptüm...

Teyzesi gelince ee balığın ismi ne dediğinde Eray'la ben birbirimize baktık. Eray ne olsun dedim. Hani bizde bir cd vardı ya Kayıp balık Nemo işte Nemo olsun dedi. Olabilir neden olmasın ama benim bir fikrim var Nemo zaten var acaba başka bir isim mi düşünsek. O zaman mimo olsun dedi. Teyzesi Nemo daha güzel bence Nemo olsun dedi. Oylama yapmaya karar verdik.

Nemo ile Mimo isimleri oylamaya sunuldu. Anneanne balık Eray'ın o yüzden ismi o koymalı Eray'ın seçimine saygı duyuyorum diyerek elini  Mimo için kaldırdı. Ben de Nemo zaten var Mimo ismi bana daha sıcak geldi diyerek elimi kaldırdım. 3-1 oy çokluğu ile balığımızın adı Mimo oldu.

Şirkette yemeği olması sebebiyle cuma akşamı Erol geç geldi . Sabah nasıl kalkacağız diye huzursuz oldum çünkü hala annemdeydik.Eve geldiğinde ah Erol ah bu kadar geç gelinir mi Eray'ı, beni ve Mimo'yu bu akşam sefil ettin dedim. Erol Mimo mu? Mimo ne? dedi.

Mimo bizim balığımız, artık biz dört kişilik bir aileyiz.

İlk evcil hayvanımız Mimo
30/05/2014 tarihinde ailemize katıldı


Not: Hadi Eray sevindi de bana ne oluyor. Ben küçük bir fanusun için balık görmeye dayanamam psikolojimi bozar, üzülürüm dedim durdum ya eve geldiğinden beri çok mutluyum. Mimo'ya çok alıştım. Sabah kalkar kalmaz bende Eray'da hemen Mimo'ya koşuyoruz. Bu arada oğlum Mimo'ya çok güzel bakıyor.