Çarşamba, Nisan 18, 2012

Zarafet-Audrey Hepburn

Kitabın kapağındaki fotoğrafı ilk gördüğümde bu kitabın adı ‘Zarafet’ten başka bir şey olamazdı zaten dedim.Zarafetin vücut bulmuş hali Audrey Hepburn yani tam adıyla Audrey Kathleen Rustov...

Audrey bir baronesin kızı babası ise İngiliz bir bankacı.Ella van Heemstra kızını iyi yetiştirse de sevgisini göstermeyen, soğuk ve mesafeli bir anneymiş..Babası evi terkederek kendi deyimiyle Audurey’i hayat boyu sürecek bir güvensizliğe mahkum etmiş.Bu yüzdendir ki her evliliğinde terkedilme korkusu yaşamış.Bu şefkat açlığı onu hep aile kurmaya ve çocukları olması özlemiyle doldurmuş.O çocuklarının olmasını çok istiyormuş(iki evliliğinden iki çocuğu oldu) çünkü sevgiyi sadece almak değil vermek de istemiş.

Savaşı görmüş evlerinden ayrılmak zorunda kalınca tüm varlıklarını kaybettiği için sefaleti de yaşamış.Bale eğitimi bu yüzden yarım kalmış.Savaş bittiğinde barones annesi kızının bale eğitimi tamamlayabilmesi için aşçılıktan tutunda,çöp toplayıp merdiven silmeye kadar her işi yapmış.Ne var ki savaşın vücudunda bıraktığı izler vardı.Kas esnekliği bale kariyeri için uygun değildi ve daha erken eğitime başlamadığı için hiçbir zaman baş balerin olamayacaktı. Bu nedenle balerin olma hayallerine bir gün son verdi.

Para kazanmak için modellik yapıp müzikallerde dans etti.Oyuncu olmak gibi bir ideali yokken kader bir gün oyuncu hem de dünya üzerinde tanınmış bir oyuncu olmak için kapılarını araladı..Başarılı,vasat bir sürü film yapsa da ‘The Nun’s Story filmi Audrey’in hayatında birşeyleri sonsuza kadar değiştirdi.Kendi deyimiyle o film Audrey’in içine yıllar sonra çiçek verecek tohumlar atmıştı.


Çocuklarına daha çok vakit ayırmak için kariyerine ara verdi.'Yaşamak hayata birşeyler vermektir.Eğer bundan vazgeçersen yaşamının bir anlamı kalmaz'.... Bu düşünceyle UNICEF’in iyi niyet elçisi olarak başvurdu ve kabul edildi.Çok da güzel işler yapıp insanların dikkatini Somali de,Etiyopya da aç çocukların üzerine çekti,bağışlar topladı....Ben toplu suça değil, toplu sorumluluğa inanıyorum,Somali bizim sorumluluğumuz....

Kitabı okurken herkesin onu ne kadar çok sevdiğini hissediyorsunuz.Dakik,çalışkan,kapristen uzak,alçak gönüllü,zarif,işini yaparken değerlerinden ödün vermeyen... Son zamanlarını okurken yani iyi niyet elçisiyken yaptıklarını, söylediklerini okuduğumda yüreği ne kadar kocamanmış dedim.Bu yüreği bir nebzede olsun hissedebildiğim için bu kitabı çok sevdim.

Yazar: Donald Spoto
Çevirmen:Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Sayfa:360
Artemis Yayınları

16 yorum:

Tibetin annesi dedi ki...

Yüzüne bakınca huzur bulduğun güzelliklerden... kalbinin güzelliği yüzüne yansıyanlardan...

Gulcin dedi ki...

gercekten zerafet denince benim de aklima direk kendisi gelir. umarim bana da denk gelir bu kitap. biyografik romanlari, filmleri cok seviyorum hele simdi burada okuyunca iyice merak ettim. Cok tesekkurler bu paylasim icin

Nilhan - Küçük Mucizem dedi ki...

Bir kaç defa Deli anne nin bloğunda rastladım. Hatta ondan beridir düşünüp duruyorum "Zarafet " değil de " Zerafet " olmalı gibime geldi :) yıllardır bildiğim kelimeyi yanlış yazdığımı farkettim.
Bir İstanbul Masalı'nı izlediğim dönemde tesadüfen TRT de Sabrina filmine denk gelmiştim. Hala Tiffany'de Kahvaltı filmini izleyemedim.
Merak ettim. Listeye ekliyorum Aylacım.

Ayla dedi ki...

Sibel kesinlikle aynı düşündeyim.Kalbinin güzelliği gerçekten de yüzüne yansımış biri...

Ayla dedi ki...

Gülçin biyografiler benim favorimdir.Sadece filmlerini,müziklerini ne bilim romanlarını bildiğim insanların bu noktaya gelirken hangi yollardan geçtiği,basamakları nasıl tırmandığı bende merak uyandırır.İnşallah denk gelir eminim seveceksin...

Deli Anne dedi ki...

seviyorum ben bu kadını

Ayla dedi ki...

Nilhan ekle ekle bir şöhretin özellikle barones kızının nasıl bu kadar mütevazi bir hayatı seçtiğine hayran kalacaksın.Dün akşam Eray erken yattı yatmaz ama yattı işte çok istedim Tiffany'de Kahvaltıyı ya da The Nun's Story'yi izlemeyi ama kitabı bitirmek ağır bastı.Öyle bir düşüncem var hala hayata geçiremedim.Yani hayatlarını okudğum insanların filmlerini tek tek seyretmek,eserlerini özümsemek.İnşallah bir gün yapacağım..

Ayla dedi ki...

Mümine naifliği,yardımseverliği ve saygınlığı ile gerçekten sevilecek biri...

Yunkabu dedi ki...

The Nun’s Story filmini bir gün birlikte izleyelim mi?

Ayla dedi ki...

Ahretliğim ne çok isterim seyretmek hemde seninle...Ben hayal mayel birşeyler hatırlıyorum ama görüntüler o kadar silik ki...Seyretmek,film üzerine konuşmak seninle başka bir güzel..

nil dedi ki...

Çok severim kendisini, valla listem kabardı, biliyorum hepsini birden okuyacağım, yaz tatilinde...

our twins of N.Y./SEYHAN dedi ki...

Allah sadece dis guzelligi degil, ic guzelligi de vermis hatuna...

Ayla dedi ki...

Nil benim listemi bir bilsen.Onu da okuyacağım not et, bunu da okuyacağım not et...Şu aralar inanılmaz bir açlık hissediyorum kitaplara karşı:))

Ayla dedi ki...

Seyhan kesinlikle öyle:)Bana göre bazı yanlışları olmuş lakin kimse mükemmel değildir.Sevdim onu bu zarifliğiyle...

Didem Yazici dedi ki...

Filmlerini izledikten sonra kendime cekiduzen vermeye, Hepburn gibi zarif gorunmeye calisiyorum ama nafile :)
Kitabi da lokunacaklar listesine bende ekleyeyim !

Ayla dedi ki...

Didem çok başka onun zarifliği hem imrenmişimdir:))Evet eminim okurken keyif alacaksın..